• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Şiir öncesi olarak şiir

“Şiir öncesi dediğim yer, şiirin oluşmaya başladığı, sözcüklerin arandığı bir önce ve bu öncedeki arayışın şimdisi… O kadar ki, zamanın adeta durduğu, bu yüzden de yer sözcüğünü kullandığım bir genişlik.”

ERHAN ALTAN

@e-posta

DENEME

9 Temmuz 2026

PAYLAŞ

Deniz Tutanlar Sigortası 2

Öteki hastalık sigortaları, deniz öteleri. Yani. Karaya

çıkış uçurum gibi, ışıklanmış Güney, dikiş gibi, eklem,

ki ellerin de geldiği, veya ama nasıl; hassas ayar gibi ve

çift göz: sözcüğün aydınlık arka planının önünde orada.

Güzel, diyelim, bununla nihayet bazı şeyleri

kastedebiliriz, neredeyse yatıştırıcı, devam edilecek

bir uzak arama. Hastalık sigortalarına tutunmamak.

Mesafeyi arttırıyoruz. İsteğe göre deniz öteleri

olmaya. Bir üyelik dalga hareketine açık hale getiriyor,

havada geri düşmeye. Şimdi tam burada, eğer eve

yerleşirsek bir şeyler olacak. Buradan itibaren, yani.

Pencereden bakıyoruz, ayaklar üstünde. Bir ışık lekesi

çimlerde boşluğu yakalatıyor. Ve sigortalıyor bizi.

 

Tuşluyorsun kendini

manzaranın ortasına,

beş, sıfır, yedi, yedi,

veya iki, altı, altı, iki

ve çayır, ağaç, çit, çit teli,

bunları sen düşündün mü ki?

Henüz sakin.

Bir diğer sayı için ses mi arıyorsun?

Belki şimdi yalnızca

bir yedi daha,

ve rota, deniz, deniz, bir çizgi, evet,

deniz rotası,

ve evler, çok yüksek, yani gökdelenler

hemen üstünde bulutlar, sonra güneş,

aydınlanıyor,

ve henüz her şey sakin,

Şimdi aydınlık ve dört diyebilirsin,

ve zayıf, renklenmiş bir buhar,

yavaşça açılıyor …,

nasıl yapıyorsun ki bunu,

nasıl üzgün oluyorsun

saçılan ışığın

çeşitli türlerine,

nefes alıyorsun ya,

dinliyorsun içini,

bakıyorsun içine

zayıf,

camsı bir parlaklıkta,

kaykılıyorsun olduğunca

biraz arkaya,

gürültüler çıkarken,

bambaşka,

titreşen gürültüler,

bir kadın orada,

bir teker, bir kenar, bir hah! orada,

bir kol çatırdıyor,

bir ayak kalkıyor,

bir hava akımı bu ortama uyumlanıyor,

olacak,

çokça beyazla,

açılan hatlarla,

biri senin ağızdan gelir gözüküyor,

bir çağrıya dönüşebilir,

iyi bir duyguya,

ama biraz bulanık,

ve bak, hemen

bir sonraki sayı, o da

kanat çırpıyor, anımsanan

bir ad gibi,

melodisiz

yüklenmek zorunda olmadan.

 


Farhad Showghi ile bir Toledo bursuyla bulunduğum Berlin’de, Aurélie Maurin yönetimindeki Junivers etkinliklerinin son üç gününde tanışma olanağı buldum. Daha önce hiç duymadığım türden poetikası ve (bu poetikasını adeta koşullayan) dikkatli sükûnetini hiç elden bırakmayan kişiliğiyle karşılaşmak bir şans oldu benim için. Özgün ve tutarlı her poetika ayrı bir yere ışık düşürür ve ayrı bir dünya dönüştürme makinesi sunar. Showghi’nin şiirindeyse bu yer şiir öncesi, hatta dil öncesi olarak adlandırmak istediğim bir muğlaklık bölgesi. Kendisi zaten bir dilsel muğlaklık alanı olan şiirin de öncesindeki muğlaklığa götürüyor bizi.

Peki, nasıl bir yer bu şiir öncesi dediğim yer? Şiirin oluşmaya başladığı, sözcüklerin arandığı bir önce ve bu öncedeki arayışın şimdisi… O kadar ki, zamanın adeta durduğu, bu yüzden de yer sözcüğünü kullandığım bir genişlik. Henüz şiire gelmeden, hatta bir dil veya sözcük öncesinde bir şeyin anlam ve sözcüğünü aradığı bu ara, ister istemez arayışın öznesinin de kendisini aradığı ara. Özneden ne kadar bahsedilebilir diye de sorulabilir; dolayısıyla o arayışın öznesi (diyelim), aslında bir ben öncesi. Teknik bir tabirle ‘refleksif öncesi ben’ diye adlandırılan bu durum, zihnin bu öz-farkındalık evresine ulaşmadan önceki, davranış ve deneyimlerine eşlik eden direkt ve otomatik algısına karşılık geliyor. ‘Ben şu an bunu yaşayan kişiyim’ arka plan duygusunun temeli. Ne zaman ki bir sözcükte veya sözcük dizisinde veya ağında karar kılınıyor, o zaman şiir bu öncede belirmeye başlıyor.

Burada benim aktarabileceğimden çok daha iyisini Showghi son kitabı olan Daha yakın çevre[1] adlı kitabının arka kapağında yazmış:

Sözcük, istediği gibi uzaklaşabilir şeyden. Evet, rahatça uzaklaşsın. Her zaman dil olması gerekmiyor. Bir ara yine şeye yaklaşacak, hatta belki de şaşırtarak yapacak bunu. Anıların üzerlerindeki etkisi sürekli dalgalanırken şeyler, birden fazla kimliğe sahip olabilir, birbirleriyle gevşek bağlantılar kurabilir ve ortadan kaybolabilirler mi? Benden uzaklaşarak yazan ben, nihayet bana yabancı olan şeyleri söyleyebilecek. Yakın çevre buna yeterince olanak sunuyor. Kim anne, kim çit, kim baraj, yakacak odun, balıklarla gölge? Gerçeklik, algı yoluyla şiirin manzarasına giriyor. Bilen sözleri bir kenara bırakıyorum. Diz kapakları ve omuzlarla idare etmeye çalışıyorum, hiçbir fikri takip etmek zorunda olmayan akışlarla.

Gramer nasıl sözcüklerin birbirleriyle kurdukları ilişkiye dair kaba bir ‘çerçeve’ sunuyorsa, sözlükler de sözcüklerin hayatına dair asgari bir iletişim yararı sunarlar. Oysa bizi ummadık anlam alanlarına bağlayacak geçmişi ve şimdiyi içinde barındıran sözcükler fazlasını taşırlar. İşte Showghi, bu temelin oynaklığını daha da artırmak üzere henüz anlamın sözcüğü bulmadığı, bir çokluk içinde arayışta bulunduğu önceye gidiyor. O süreçte şeylerin sözcüklerle temasını, nasıl birlikte bir ağ kurmaya yöneldiklerini izliyor. Şiiri kuran zihnin bu refleksiyon öncesi, buradan bir nesneye, düşünme nesnesine de yönelebilir, duruma yönelik bir ağ oluşumuyla sürecin kendisinin gözlemlenmesine de dönebilir. Showghi genellikle bu ikincisine yöneliyor.

Peki, böylesi bir şiir nasıl yazılır? Öyle ya, refleksif öncesi ben’i izleyebilmek pek kolay bir iş değil ve adeta laboratuvar koşullarının yaratılmasını gerektiriyor. Bu en hassas membranın titreşimini duyabilmek için dış dünyanın dışarıda bırakılması, oda kapısının da kapatılması gerekiyor. Bu da yetmez; ruh halinin de uygun olması, yani başka bir konuyla meşgul olunmaması gerekiyor. Şeyler ve sözcüklerin birbirleriyle teması, dış ve iç motivasyonların böyle ihmal edilebilir düzeye indirildiği bir durumda izlenebilir ancak zihinde. Aslında bu çizdiğim manzara herhangi bir sanatsal yaratım sürecinde de farklı olmasa gerek. Ancak Showghi yalnızca buraya odaklıyor objektifini, kendisinin de objektifin arkasında bir miktar belirsizleşmesi kaçınılmazlığıyla.

Farhad Showghi.
©Fotoğraf: Tobias Bohm

Kolay değil önceyle sonranın bu buluşması. Refleksif öncesi benliğin, kendi düşünce, duygu ve davranışlarını bir dış göz gibi gözlemlemesi de gerekiyor. Bir çelişki gibi duran bu gerek koşul, bir öz-bildirim yetisini gereksiniyor. Bir çelişki belki, ama pratikte yaşıyoruz bunu. Sabah uykuyla uyanma arası saatlerde rüyayla gerçeklik arasında gidip gelebildiğimizi, dahası rüyaya müdahale edebildiğimizi görmüşüzdür. Ama bu müdahalelerin gücünün sınırlı olduğunu, gelişmeleri tam istediğiniz gibi yönlendiremediğimizi de... Dahası, sözcüklerle şeylerin temasları arttıkça, çeşitli öğelerin birbirini koşulladığı bir ağ halini de alan bir hareket olur bu. Showghi’nin refleksif öncesi ben’i böyle bir hareket hali de içeriyor ve bu direksiyonsuz diyeceğim hareketle birlikte sözcüklerden oluşan bir doku beliriyor. Mutlaka sonrasında şairin elinde gözden geçiriliyor, bazı yanları öne çıkarılıyor ve akışkanlaşıyor.

Terminolojiler bitmek bilmeyen bir çabayla sözcükleri kavramlara sabitlemeye çalışırlar. Bilimsel, hukuksal, siyasi vs. terminolojiler, ‘yanlış anlamayı’ sıfırlama çabasında sabit kavramlara hapsedici bir kullanımın sisifos çalışmasıdırlar. Bunda o kadar ileri gidilir ki, terimler ancak uzmanlaşarak kullanılabilir. Şiirsel kullanımda bu genellikle böyle değildir. Sözcüklerle şeylerin örtüşmemesi, hep bir sorgulamada kalmaları şiiri diğer edebiyat türlerinden de ayırır. Showghi’nin şiirlerinin Almancaları, sözcüklerle şeylerin buluşmalarının tazeliğini, muğlaklığını ve güvencesizliğini taşıyor. Varlığa en çok bu kadar yaklaşabildiğimiz anlamına da geliyor bu. Benim çevirim bunu Türkçesinde ne kadar yansıtıyor, bilemiyorum; ama yansıtması gerekiyor, zira Showghi bu süreci gösteriyor.

Bu yıl okuruyla buluşan Daha yakın çevre’yi[2] 2008 yılında çıkan kitabı Büyük mesafe’yle[3] birlikte düşündüm. Her ikisinden birer şiir seçtim: Büyük mesafe’den “Deniz Tutanlar Sigortası 2” ve Daha yakın çevre’den “Tuşluyorsun kendini”.

Araştırma yönteminin, poetikasını verdiği bir şiir yazıyor Showghi. “Tuşluyorsun kendini”, kendi yazılma sürecini aktaran, dolayısıyla da şiirin aktardığının yazılma süreciyle ve şairin poetikasıyla örtüştüğü bir şiir. “Tuşluyorsun kendini” dizesi (eski telefonlardan tanıdığımız) kendine ulaşmanın mesafesini ve zorluğunu anlatan bir alegori. Tuşlar gibi sayarak ve sayıların ritmik tınılarına eşlik eden nesnelerle girmeye çalışılıyor bir dünyaya. Nefes, sesler, parlaklık, gürültüler, görüntüler yer değiştiriyor ve “yavaşça açılıyor” dizesiyle birlikte önce’ye geçiliyor. İzlenimci bir tavırla “çağrı” sözcüğüne kadar kayıtlar alınıyor. Buradan itibaren bulanık da olsa bir yüklenme başlıyor ve şeyler sözcükleriyle yükleniyor.

“Tuşluyorsun kendini” bir başlığı olmayan, kalın harflerle yazılan ilk satırının başlık yerine geçtiği, başlıkla başlıksızlık arasında bir çözüm bulmuş bir şiir. Daha yakın çevre’deki tüm şiirler böyle. Buna karşın “Deniz tutanlar sigortası 2” bir başlık. İki kitap arasında on sekiz yıl var ve bu durum kanımca Showghi’nin baştan sınırlanmayı kabul edemeyeceği kadar yöntemine yerleştiğini, bu yüzden başlığın getirdiği çerçeveyi kaldırdığını gösteriyor. Biçimsel araçlar başka bir konu. Son derece kısıtlı ve lokal bir kullanım söz konusu. Bu da kendi içinde tutarlı. Dil öncesi arayışın olduğu yer aynı zamanda bir şiir öncesi olduğundan, burada şiirsel araçların varlığı bir çelişki oluştururdu. Öte yandan şiir niyetiyle çıkılıyor yola ve şeyler sözcüklerini bulduktan sonra bir düzenlemeden geçiriliyor. Dizelerin serbest nazım düzeninde durmalarının nedeni bu. Gündelik dilsel akışa en yakın form bu. İlk beş dizedeki ses benzerliklerinin de sayı sayarak kendine ulaşma aracı olmaları işleviyle, üretimle sonradan düzenlemenin örtüştüğü bir kullanım.

“Deniz Tutanlar Sigortası 2” da (“Tuşluyorsun kendini” gibi) ben’in refleksif öncesi ben’e olan mesafesini ve zorluğunu görselleştirmek üzere telefon görüşmesi analojisini kullanıyor. Sözcüklerle şeylerin, düşünülenlerle dilin ayrıklığı Showghi’de poetik koşul ve sonuç olmakla kalmıyor; siyasi bir tutum da oluşturuyor. Şiir Batının sigorta güvencesi zihniyetiyle Güneyin dalga hareketinde kalan göçmenleri arasındaki karşıtlıkla da ilerleyen bir şiir. Bilen bilir, göçmenlerin dil duygusu bir türlü yerine oturmaz, dilsel titrekliği hiçbir zaman geçmez; hep adlandırılamayan ama yaşanan bir flulukta kalınır. Ve burada siyasileşen poetika muhtemelen bakışı odaklayacak bir başlığı gereksinmekteydi.

Politik olan nedir bu poetikada? Sözcüğe dolaysız temas, sözcüklerle şeylerin bir ve sabit olduğu, örtüştüğü kanısını içerir. Oysa arayış halinde bir anlam, olanakları da içerirdi. Ve bu, sözcüğün arayışına eşlik eden gerçeklik için de böyledir. Gerçekliğe, her bakışta yeniden kurulacağı biçimde bakmayı olanaklı kılardı. Böyle bir dünyada kolayca birbirimizin gözünü oymak için harekete geçmezdik.

Erhan Altan, Farhad Showgi.
©Fotoğraf: Jürgen Jakob Bäcker

Kanımca bir akrabası var Showghi’nin şiirimizde: sözcüklerin işitsel ve imgesel bağlantılarını güçlendirip işlevlendirerek dili, mecralaştığı bir yere getiren Murat Üstübal’ın girişimi de benzer biçimde dili bildik sabitlenmişliklerden kurtarma yönünde bir girişim. Showghi geriye dönerek, Üstübal ise ileriye giderek yapıyor bunu.

1961 yılında Prag’da Alman bir anne ve İranlı bir babanın oğlu olarak dünyaya gelen Showghi iki yaşına kadar Çekoslovakya’da yaşar, ardından 1966 yılına kadar Batı Almanya’da kalır. Daha sonra babasıyla birlikte İran’a taşınır, orada bir Alman okuluna devam eder. 1978 yılında Almanya’ya döner ve tıp eğitimi alır. 1989’dan beri Hamburg’da yaşamakta ve psikiyatrist olarak çalışmaktadır.

Mesleğinin yanında biyografisindeki kaçınılmaz diller-arasılık, belki içinde bulunduğu sürekli çeviri zoru da, onu bir çeviri öncesine, dolayısıyla dil öncesine yönlendirmiş olabilir. Belki ben de bu nedenle, yani bu şiir öncesi çeviri öncesine oldukça benzediği için kolayca sokuldum bu bakışa. Kendim de bir dil göçmeni olduğum için, iyi bildiğim bir flulukla, dahası çevirinin genel ve daim fluluğuyla da örtüşen bir bakış bu. Bu kadar yakın odaklanma ve arayışta kalma herhalde şairlerden başka bir de çevirmenlerin yaşadığı bir durum.

Her ne kadar geçmişin izleriyle belirli bir düzleme inerek yazıyorsa da şiirini, burası aynı zamanda bildiğimiz anlamda tarihin uzaklarda bir uğultu olarak kaldığı bir yer. Hatta zamansız bir yer. Bu yüzden belki, Showghi’nin şiirine ne klasik ne de modern demek mümkün.

 

 

NOTLAR

[1] Farhad Showghi, ‎ Die nähere Umgebung, kookbooks, Berlin, 2026.

[2] Farhad Showghi, ‎ Die nähere Umgebung, kookbooks, Berlin, 2026.

[3] Farhad Showghi, Urs Engeler, Die große Entfernung, Weil am Rhein, 2008. Yeni baskı: Farhad Showghi, Urs Engeler, Ende des Stadtplans und Die große Entfernung,     Weil am Rhein, 2021.

Yazarın Tüm Yazıları
  • Farhad Showghi

Önceki Yazı

DENEME

Ne kitaplar aradım, zaten yoktular!

Açık bir yayın dünyasının değil, daha çok sınırlı, kontrollü ve parçalı bir dolaşım alanının bulun(a)mayan ürünleri olarak Türkiye’de iş insanı (oto)biyografileri ve şirket tarihçeleri... 

AKANSEL YALÇINKAYA

Sonraki Yazı

DENEME

Sanatın sansürle imtihanı

“Sanatçı üzerinde sürekli bir baskı hissederken nasıl üretmeye devam eder? İdeolojik beklentilerin, sansürün ve denetimin arasında kendi sesini nasıl koruyabilir?” 

ÖZLEM GÖNCÜ
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist