• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Selim Bey, size minnettarım

“Siz bana insanın kötülüğünü, renklerin, çiçeklerin (örneğin limon küfü, ladin) çeşitliliğini, sözcüklerin önemini, arka balkonlardan görülen iç bahçelerin huzurunu, vefa ve sadakat duygularının değerini öğrettiniz; iç dünyamı zenginleştirdiniz.”

Selim İleri

FERYAL SAYGILIGİL

@e-posta

PORTRE

15 Ocak 2025

PAYLAŞ

Kurtuluş Kuvayi Milliye İlkokulu’ndaki en yakın arkadaşım Ceni’ydi. Okulun arka sokağında oturan, sarışın, hafif tombulca, beyaz tenli, aşırı iyi niyetli bir kızdı. Ceni ev dışında, özellikle de okulda ona Canan dememi ister, ailesinin böyle uygun gördüğünü, Ceni diye çağırmamın onu çok üzdüğünü, böyle devam edersem bana küseceğini söylerdi. Ceni Yahudi’ydi. Ben ise Yahudi ile Müslüman olmanın farklılığının, azınlık olmanın yarattığı sıkıntıların ayrımında olacak yaşta değildim. Çocukça bir acımasızlıktan olsa gerek, ona hiçbir zaman Ceni demekten, onu hınzırca kızdırmaktan vazgeçmedim; o ise son derece yumuşak, yüce gönüllü birisiydi ki, bana hiç küsmedi. İşte bu kırıcılığımla yüzleşmeme vesile olan ilk kişi Selim İleri oldu.

Yirmili yaşlarımın başında Bodrum Üçlemesi’yle tanıştım onunla ilk. Çok etkilenmiştim. Sonrasında Dostlukların Son Günü isimli öykü kitabı işte tam da beni benden alan, kendimi bulduğum eseriydi. Selim İleri benim için yazardan farklı olarak beni anlayan, duygularımın tercümanı olan, çok yakınım, adeta dostum olmuştu bu kitabıyla. Cumhuriyet gazetesinde salı günleri yayımlanan “Yazı Odası” isimli köşe yazısını okumayı iple çekerdim ve arada bir yayımlanan “Gramofon İğnesi” başlıklı köşesini ilgiyle okurdum. Bu köşe sayesinde Cahit Uçuk’un ve Peride Celal’in kitaplarıyla tanıştım.

Yazı Odası’ndaki yazılarının bana katkısı ise Nahit Sırrı Örik, Ahmet Haşim, Abdülhak Şinasi Hisar, Yakup Kadri, Reşat Nuri, –ve benim için en önemlisi de kadın edebiyat tarihi açısından son derece değerli olan| Şükûfe Nihal, Safiye Erol ve Selçuk Baran’la tanışmamdır. Abdülhak Şinasi en sevdiğim yazarlardan biri oldu sayesinde. Yakup Kadri ve Ahmet Haşim okumalarım bana çok şey kattı. Halide Edip’e olan sevgisi beni cezbetmişti; daha önce pek de bağ kuramadığım kitaplarını tekrar okumuş, özellikle Handan başta olmak üzere Halide Edip’in kitaplarını bir başka sevmiştim. Proust ve Colette okumalarım da Selim İleri sayesindedir. Uzun bir yaz öğleden sonrası eve kapanarak Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde okumak ve uzun cümlelerin ihtişamını sevgili dostum Selim Bey’le, (artık benim için Selim Bey olmuştu) aslında kendi kendimle, iç sesimle tartışmak vazgeçilmez alışkanlığım olmuştu. Duygu Asena ile TRT2’de yaptıkları kültür-sanat programını, iki yakın arkadaşın zarif sohbetini kaçırmadan izlemeye çalışırdım.

Senaryosunu yazmış olduğu, Ömer Kavur’un yönetmenliğini yaptığı Kırık Bir Aşk Hikâyesi’yle, Zeki Ökten’in yönettiği Bir Demet Menekşe her daim yanı başımda hissettiğim, dönüp dönüp seyrettiğim filmler oldu.

O dönem Kurtuluş’ta yaşıyordum. Yazılarından Selim Bey’in de Sıracevizler’de oturduğunu biliyordum. Mahallelerimiz komşuydu. Onunla birkaç kez Kurtuluş Caddesi’nde karşılaşmış ama çekindiğimden konuşamamıştım. Halbuki caneriğine ya da güzel pastalara olan düşkünlüğünü de bildiğimden, pastaneleriyle, renk renk manavlarıyla meşhur semtimizin ışıltılı dükkânlarından birinden bir parça satın alıp ikram için kapısını çalabilirdim. Günlerce kafamda oyun gibi bunun planını da yapmıştım ama cesaret edemedim.

Nihayet 2008 yılında muradıma erdim ve Gezi Pastanesi’nde Selim Bey’le yüz yüze tanıştım. Güliz’le (Sağlam) o dönem sevdiğimiz kadın yazarların portrelerinin belgeselini yapmak gibi bir projemiz vardı. Belgeselde yer vereceğimiz kadınlar Suat Derviş, Sevgi Soysal, Tezer Özlü ve Leyla Erbil’di hatırladığım kadarıyla. Güliz daha önce bir çekim vesilesiyle Selim Bey’le tanışmış, ona benden ve projemizden söz etmiş, bize danışmanlık yapıp yapamayacağını sormuş, randevu istemişti. Böylelikle üçümüz biraraya geldik. Sohbetimizin ikinci yarısında Doğan da (Gündüz) katıldı bize. Saatler süren, tadına doyum olmayan sohbetimiz unutulmaz bir anı olarak bende/bizde kaldı.

Elbette ona kendisine olan hayranlığımdan, yaşamındaki pek çok ayrıntıyı bildiğimden, (caneriği sevmesi gibi) Handan’ı biraz “o” olarak okuduğumdan, –Yarın Yapayalnız’ı yeni bitirmiştim– Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın kitabının en sevdiğim kitaplarından biri olduğundan söz ettim. Onun için de öyle olduğunu duyunca dünyalar benim olmuştu. Selim Bey’in can dostlarıymışız gibi yüreğini bize açması hayranlığımı daha da perçinledi. İçtenliğin rüzgârıyla teklifsiz, önüne ardına bakmadan ne çok şey konuştuk! Yazarlar, şairler, artistler, oyuncular, yemekler, kitaplar... Tadına doyulmaz bir sohbet oldu. Hatta o güne ilişkin hoş bir anımız da var. Biz Güliz’le, Selim Bey’le görüşmemizin ertesi günü Desa Direnişi’nden Emine Aslan’la Kafeste Kuş Gibi belgeselimiz için çekim yapacaktık. Neredeyse sabaha uzanan sohbetimiz sırasında bundan da söz etmiştik. Taksim’in bile kalabalığından arındığı bir gece vakti, kendisini evine bırakmak için Gezi’den ayrıldığımızda Selim Bey sabah bizimle direnişe gelmek istediğini ısrarla söyledi.

Ertesi sabah çekimler için yola erkenden çıktığımızdan kendisini rahatsız etmemek için aramadık. Bir gün öncenin yorgunluğundan olsa gerek, ondan da bir haber çıkmadı. Bu ilk görüşme sonrasında birkaç kez daha haberleştik kendisiyle ama hayat koşturması içinde karşılıklı görüşme fırsatımız bir daha olamadı. Ne yazık ki ilk görüşmemiz son görüşmemiz olarak kaldı.

Selim Bey, size dilim döndüğünce bana neler kattığınızı, hayatıma nasıl değdiğinizi Gezi Pastanesi’ndeki buluşmamızda da yüz yüze anlatmaya çalışmıştım. Bunu herkes bilsin istiyorum:

Siz bana insanın kötülüğünü, renklerin, çiçeklerin (örneğin limon küfü, ladin) çeşitliliğini, sözcüklerin önemini, arka balkonlardan görülen iç bahçelerin huzurunu, vefa ve sadakat duygularının değerini öğrettiniz; iç dünyamı zenginleştirdiniz. Size minnettarım.

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın
  • selim ileri

Önceki Yazı

PORTRE

Çocukluk arkadaşım

“Selim yazdığı her şeyde Cumartesi Yalnızlığı’nı yazdı bana kalırsa. Başkalarının yaşamında bir yer aradı her zaman. Bir yer, ona sevgiyle, hesabı tutulmadan ayrılmış bir yer.”

SIRMA KÖKSAL

Sonraki Yazı

ELEŞTİRİ

Biliyorum, ama yine de…

Alenka Zupančič’in ironik manifestosu

“Agorayı akademi haline getiren Sokratik ironinin aksine, Zupančič’in ironik manifestosu, akademi de dahil olmak üzere her yeri agoraya çevirmeyi teklif eder.”

ŞÜKRÜ ARGIN
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist