Sayısal insanbilim araçları, yazar sözlükleri:
Bilge Karasu’nun söz dağarıyla ilgili bir öneri ve birkaç eleştiri
Sayısal insanbilim araçlarıyla Karasu metinlerine bakmak / Bilge Karasu’nun anlam üretim düzeneklerini, anlam evrenini sıkı sıkıya tanımlanmış bileşenlerle anlamlandırıp ortaya koyma çalışması için açık çağrı / Yazar sözlüklerine ve Bilge Karasu söz dağarına dair eleştiriler
Bilge Karasu
2000’li yıllarda belirip üniversitelerde kendine yer açan sayısal insanbilim (digital humanities) araçları bu yüzyılın yeni, büyük veriler ortaya koyabilen bir büyük atılımıdır. Sanki ağ güncesiymişçesine ufkumuzu tarayalım. Bu araçlar 20. yüzyılın son onyıllarında yaratılmış olan büyük veritabanlarından algoritmalarla yeni veriler çıkarır ama bunlar yine de tek başına pek bir şey demek değil. Verilerin ne olacağına karar verilmesi, en başta sorunun tasarlanması, model geliştirilmesi, sonrasında yorumlanmasında da kuramsal modeller gerektirir. Bu araçların kuramsal temelleri de çeşitli yapısal dilbilimlerde yatar. Araştırmanın sunuluşunda yapılandırılmış öğrenileri (enformasyon) buldurucu gücü olan görselleştirmelerle genel ağ üzerinde sunar, bunları tartışır. Görselleştirme araçları devasa veriyi çekip çevirmek için gerekli. Kimi hazır yazılımların parametrelerinin, değişkenlerinin özel amaçlar için değiştirilmesi gerekir büyük araştırma projeleri için; dolayısıyla kod yazma bilgisi gerekebilir. Hazır donanımlar, github’lar var iyi ki; birkaç satırlık kod yazmadan işimiz görürler.
Yazın ya da kültür tarihi, düşünce tarihi incelemelerinde geçen yüzyılın sonunda yapılmış İngilizce metin veritabanları kullanılıyor, fikir vermesi açısından. Şu sayfanın sonuna doğru reviews&testimonials’dan hemen önce gelen “Which archives are available to use with Gale Digital Scholar Lab?” açılır ara menüsünün okuna tıklarsanız, İngilizce dünyasının herkese açık veritabanlarını göreceksiniz. İnsanbilimlerinde enikonu tekel haline gelmiş Gale’in ücretli veritabanlarını görmüyoruz burada.

Burada da İngilizce dünyası için sayısal insanbilim araştırmalarının bir kaynakçası var...
Biz ise sadece derlem dilbilimiyle metin çözümleme araçlarından, olası bir Bilge Karasu araştırmasında yararlanabilecek birkaç araçtan söz edeceğiz. Görsel sanatları, diğer bilgi dallarındaki kullanımlarını bir yana bırakalım. Hemen bir örnek… Yazın metinlerinde de kullanılan Serendip metinlerin konularını (topic) saptamakla kalmıyor, anlam alanlarına bağlıyor.

Örneğin Romeo ile Hamlet’in ilk bakışta görünmeyen konu yakınlığı bu araç sayesinde bulgulanmış. Youtube'daki videodan görebilirsiniz.
Metinler üzerinde araştırma yapmada kullanılan sayısal araçları tanıtan, öğreten üç kaynak verelim. Harvard Üniversitesi’nin sayısal insanbilimleri merkezinden öğretici, yol gösterici metinler...
Bu da başka bir üniversitenin konu konu, yaptıkları işlere göre sınıflandırılmış araçlar listesi...
Şu bağlantıda ise toplu olarak aşağı yukarı bin tane araç tanıtılıyor. Menüdeki araçların altında bulunan yararlı bir sınıflandırmayı nedense kaldırmışlar: Metinlerin toplumsal kullanımı, dolaşımı, arayüzler, sonuçları görselleştirme araçları; hepsi burada. Kullanması kolay; para vermeyi ya da kod indirip bilgisayarınıza kurmayı gerektirmeyen, tarayıcıda çalışan, temiz, yumuşak bir giriş. Siteden kullanması çok kolay birkaç örnek de şurada.
İşte araçlar içerisinde kod gerektirmeyen, basit, ücretsiz, çevrimiçi çalışan popüler voyant aracı... Sevdiğiniz Türkçe ya da Türkçe olmayan metinleri yükleyin, bakın neler yapabiliyor...
Kendi sitesi çok ayrıntılı, gerekirse bakılır. Metinlerin tüm dizinlerini ya da bağlamlı dizinlerini ya da bir terim için Türkçedeki çok uzun adıyla “bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük” (concordance) çıkarıyor temelde; bunu birçok parametreyle işleyip bir sürü veri sağlıyor. Berke Vardar “bağlamlı dizin” (concordance) terimini Açıklamalı Dilbilim Terimleri Sözlüğü’nde şöyle açıklıyor: “Sözlükbilgisinde, bağlamıyla birlikte sunulan sözcüklerin oluşturduğu abecesel dizelge.”
Sözün kısası, yapıtın bütün söz dağarını bağlamlarıyla, sözcük sıklıklarıyla veriyor.
Bizde Batılılaşma dönemi edebiyat ya da dar anlamda yazın incelemelerinde henüz ürün ortaya koymuş merkezler, tek tek araştırmalar, araştırma projeleri bulunmasa da, akademik dergi veritabanı Dergipark’ta “dijital beşeri bilimler” sorgusu yaparsak birçok tanıtıcı makaleye rastlarız. Bunların içinde sayısal insanbilimin tarihi ve Osmanlı araştırmaları literatürü üzerine iyi bir inceleme...
Osmanlı araştırmalarında da henüz kullanılmamakla birlikte, yakında birtakım veritabanlarının yapılacağını umduran belirtiler var.
Bu arada, metin çözümleme alanında ilk inceleme kitabı yayınlandı: İrfan Kara, Kur’an Araştırmalarında Yapay Zekâ, 2024. Kara daha önceki çalışmaları da veriyor; farklı yapay zekâ uygulamalarını karşılaştırıyor, amacının bu alandaki potansiyelleri göstermek olduğunu söyleyen ciddi bir araştırma ürünü bu.
Türkçe yazın araştırmalarında sayısal araçlar bugüne değin hiç kullanılmamıştır, Şevket Tüfekçi’nin monograf Edebiyat Eleştirisi Dergisi’nde 2015 yılında bir kitapçık boyutundaki 40 sayfa tutan “Yazınsal Çalışmalarda Dijital Yönelimler”i en geniş tanıtmadır hâlâ. Bu ilk adımdan sonra kendisi de etkileşimli dijital anlatıları Gérard Genette’in anlatıbilimsel çerçevesinden değerlendirdi; doktorasından yola çıkarak etkileşimli roman-metin denen örnekleri ele aldı. Yine Murat Gülsoy’un İçboşluk (2000) adlı hiper metninin şizoanaliz, başka bir deyişle köksap çözümlemesini yaptı. Bu incelemelerine academia.edu hesabından erişilebilir.
Bizde bilgisayar destekli yapılan derlem dilbiliminde, sözlükbilimde adamakıllı verimli bir etkinlik var kimi üniversite merkezlerinde.
Derlem dilbilimi, Türkçede bağlamlı dizinler
Derlem (Corpus; çoğulu corpora), belli bir zaman aralığında, belli bir dili temsil edebilen, çok çeşitli yazılı-sözlü örneklemeleri ayrıntılı veribilgisi (metadata) ve temel dilbilimsel çözümleme araçlarıyla birlikte elektronik ortamlarda sunan kaynaklara denir. Bilgisayarla ölçümlemenin yerleşmediği yakın zamanlardaki dilbilim sözlüklerinde corpus karşılığında geçen “bütünce”yi ise salt külliyat karşılığında kullanabiliriz. Derlem dilbilimi, sözlükbilimle sözlük üretimi, dilbilgisi, sözdizim ya da söylem çözümlemesi, toplumsal kültürel bağlamları içinde dilin kullanımının, dolaşımının araştırılması, metin dilbilimi (verili bir bütünde tümceler arasındaki bağıntıları dizgesel olarak niceleştirme yöntemleriyle araştırmak) gibi alanlarda kullanılmakta. Routledge derlem dilbilimi elkitabından bu bölüm belli bir fikir verebilir.
Çeşitli örüntüleri açığa çıkarmak için sözcüklerin sıklığı, frekansı, anahtar kelime en temel başvuru noktaları. Longman ile Collins Cobuild İngilizce sözlükleri artık basılı ya da sanal biçimlerinde sözcüklerin kullanım sıklıklarını belirtmektedir.
Son zamanların Türkçelerinin şipşak fotoğraflarını çekebileceğimiz, 1990 sonrası 20 yılı kapsayan derlemlerimiz var; burada kısaca tanıtılıyorlar. Bunların içinde en oylumlusu, 491 milyon sözcüklük en genişi, bağımsız TS corpus. Ne yazık ki edebi metinleri içermiyor, kişisel bir girişim bu. Arayüzü de doğru dürüst çalışmıyor, doğrudan hazırlayanlarla iletişime geçmek gerekiyor. Yazınsal metinleri içermediğinden, 1990 sonrası Türkçesi içeren derlemlerin yalnızca adlarını analım: ODTÜ Türkçe Derlem, İTÜ-ODTÜ-SABANCI-EB Ağaç Yapılı Derlem. Yine ODTÜ’nün küçük bir örneklemle Sözlü Türkçe Derlemi olan STD de var.
Yazın incelemelerinde, anlam alanlarının belirlenmesinde çok yararlı bir parametre olan eşdizim (collation) iki ya da daha çok sayıda dil biriminin genellikle aynı dizimlerde (syntagma) yer almasını tanımlar. Bu yapılar derlem dilbiliminde n-gram yapıları olarak ele alınır. N-gramlar söz katarlarının (string) belirlenmesinde, yazıda ya da sözde geçen bir birimin bir önceki ve bir sonraki birimle olan yakınlığının çeşitli olasılık formülleri yardımıyla bulunmasında önemli bir araçtır. bi-gram, tri-gram gibi terimler ikili, üçlü n-gram’ları gösterir. Basit n-gramların yanında karmaşık olasılık hesaplarına dayananları da var. Basit n-gram Google Books Ngram Viewer, genel ağdaki Google Books’a yüklenmiş: 1500 ile 2019 yılları arası yayımlanan İngilizce, birkaç Avrupa dilindeki yayınlardan çıkarılan sayılamalar istatistik verisidir; bunların dilbilimsel çözümlemeden geçirilmediği unutulmamalı. Dizin, her türüyle, ne kadar iyi bir çalışma aracıdır! Artık kitaplarda kavram ve özel adların dışındaki dizinlere pek rastlamıyoruz. (Bergson’un yeni yayımlarında imgeler dizini varmış.)
50 milyon sözcükten oluşan, 24 yıllık bir dönemi (1990-2013) kapsayan, günümüz Türkçesinin çok sayıda farklı alan ve türlerinden yazılı ve sözlü örneklerini içeren Türkçe Ulusal Derlem (TUD) geniş kapsamlı, dengeli niteliğiyle dili temsil yeterliliğine sahip görünüyor. TUD, Mersin Toros Üniversitesi mütercim tercümanlık bölümünde Aksan çiftinin (Mustafa Aksan, Yeşim Aksan) başını çektiği bir takımın ürünü; benzerleri arasında bu merkez en verimlisi. Merkezin yayını, çevrimiçi erişime açık olan kitap, Derlem Dilbilim ve Sözcük Anlambilim (2021) bize ne tür araştırmalar yürüttükleri konusunda fikir verebilir. Kitap bizde ilk dilbilim bölümünü DTCF’de 1970’lerde kurmuş olan Dr. Doğan Aksan’a adanmış. Örneğin TDK sözlüğünde kimi duyguları tanımlamakta kullanılan eşanlamlıların hiç de eşanlamlı olmadığı kanıtlanıyor burada. Zaten bir sözcüğü salt eşanlamlılarıyla, yakınanlamlılarıyla tanımlamak mantıksal olarak yanlıştır. TDK sözlüğündeki uzun madde başlarında, numaralandırılmış anlamlara göre verilen tanımların sözcük sıklıklarına göre sıralanmadığı da kanıtlanıyor. Toros Üniversitesi’nin merkezinin yayınları bir yana, diğerlerinin etkinlikleri nedense 2010’ların ortasında kesilir gibi oluyor.
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sözlükbilimi Uygulama ve Araştırma Merkezi’nce hazırlanmış olan Türk Sözlükbilimi Derlemi’nde (2017) terimler Türkçeleştirilmiş. Terimlerin ölçünleştirilmesinde önemli bir adım bu; sözlükbilim ölçütlerine uyan Türkçe sözlük için artık bilimsel temel hazır gibi.

Türkiye’de concordance, “bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük” olarak nitelendirilmiştir. Bağlamlı dizinler öğelerin işlevlerini belirleme olanağı verdiğinden, araştırmacılara büyük kolaylık sağlayan araçlardır. Bakî ile Nailî divanlarıyla Tezkiretü’l-Bünyan dışında hiç kullanılmamıştır. Bunlar da sırasıyla 2007, 2017, 2019 yıllarında yapılmış, yayımlanmamış doktora ve yüksek lisans çalışmalarıdır. Hepsinin adında “bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük” adı geçer. Dr. Cem Dilçin alandaki ilk bağlamlı dizinin doktora danışmanı olmuş. O zamanlar hazır sayısal araçlar bulunmadığından, kendileri de bir bağlamlı dizin yazılımı geliştiremediğinden bu sözlükte sözcük kullanım sıklıkları verilmiyor. Bugün orada altı ayda, elle yapılan bir iş, birkaç dakikada yazılımla yapılabiliyor. Bu doktora Tebdiz’in (Türk Edebiyatının Bağlamlı Dizinleri ve İşlevsel Sözlüğü) tohumu yerine geçmiş, örnek alınmış. Yalnız Tebdiz sitesi artık açık değil, birtakım ipuçlarından malzemesinin Lehçediz’e taşındığını düşünebiliriz. Ne yazık ki her iki sitede de bu konuda bilgi verilmediği gibi, Lehçediz’de de Tebdiz’deki gibi hangi metinlerin yer aldığı belirtiliyor. En geniş Türkçe edebiyat derlemesi olmak amacını taşıyan sitede Batılılaşma dönemi metinlerinin yer almadığı, sorgulama yapılınca belli oluyor. Oysa asıl ereklerinin tarihsel sözlük olduğunu belirtiyorlar. Örneğin “südremek” eyleminin eski anlamları var da, son 150 yılın anlamı verilmiyor.
Bağlamlı dizin (concordance) veren Lehçediz’de düzyazı neredeyse yer almamış. Site, “Osmanlı dönemi divan şiirleri Türk edebiyatının tüm tarihsel ve çağdaş metinleri; Türk dünyası edebiyatlarının önemli metinleri üzerinde veriler sunan kapsamlı bir veritabanıdır” diye tanıtılıyor. Yurttaşlık numarasıyla Millet Kütüphanesi’ne ücretsiz üye olunup uzaktan kullanılabilen bir dolu veritabanı arasında, o da erişime açık...
Bütün bu Osmanlı dönemi derlemlerinin, bağlamlı dizinlerin tamamlanmasıyla Tarama Sözlüğü’nün eksikleri giderilecektir.
Baş görevi güvenilir, kapsamlı sözlükler üremek olan, 12 Eylül sonrasında özerkliği kaldırıldıktan sonra devlet ödeneğinden de yararlanan TDK, Türkçenin Tarihsel Sözlüğü’nü kotaramamıştır.
Öte yandan, ‘80’lerde bir elin parmaklarını geçmeyen dilbilimcilerin, imbilimcilerin sayısı arttı; yapılan yüksek lisans çalışmalarının sayısı da… Ancak ‘80’lerin aksine, artık kültür-edebiyat dergilerinde bu konularda yazılara rastlamıyoruz. En başta bu araştırmaları yürütenler yaygın kültür, sanat, edebiyat dergilerinde yazmıyor. Öte yandan, yapılmış araştırmalardan eleştirmenler, edebiyatçılar, Türkologlar da yararlanamıyor; bu alandan hepten habersiz gibiler.
Son olarak, bir saygı nişanesi olarak Berke Vardar’ın sözlükbilime, kavramlar tarihine katkısını anmalı. 1964 yılında tamamladığı doktorasında Fransızca özgürlük anlam alanını 1627 1642 yılları arasında incelemişti: “Etude lexicologique d’un champ notionnel. Le Champ Notionnel de la Liberté en France de 1627 à 1642”. Doçentlik araştırması (1970) 1815-1830 yılları arasındaki Fransızca toplumsal siyasal söz dağarının temel yapıları üzerineydi: “Structure Fondamentale du Vocabulaire Social et Politique en France, de 1815 à 1830”. Fransa’nın önde gelen, 19. yüzyıl-20. yüzyıl kapsamlı sözlüğü Trésor de la Langue Française-Dictionnaire de la Langue du 19e et du 20e siècle’de bu incelemeleri yüz elli dolayında alıntıya konu oldu. İlk yapısal dilbilim çevirileri de onundu, ilk sözlük de: Açıklamalı Dilbilim Terimleri Sözlüğü, TDK (1988).

AÇIK ÇAĞRI:
Bilge Karasu yazınında duygulanım /duyumsama / duygu sözlüğü önerisi
Bu üçünün aralarındaki ayrımlara bakmadan, hepsine duygu diyelim. Duygu ile bağlantılarının şöyle bir ayırt edici özelliği var gibi: Hepsi de farklı ölçülerde daha da ardına gidilemeyecek, ayrıştırılamayacak, belirmesinin önüne geçilemeyecek, zihnin tamamını devindiren bir geçiş hali; zihni kendi renklerine boyayan başkalaşma, modülasyon. Bu üçü arasında çeşitli ayrımlar gözetiliyor; duygunun altında yatan etkilenim/duygulanım (affekt) ile ortaya çıkış sürecini vurgulayan duyumsamayı bir düşünceye bağladığımızda daha karmaşık olan duygu ortaya çıkıyor diyor ruhbilimciler. Bunlara toptan DDD diyelim. Duyguları rüzgârgülünün kollarına yerleştiren, bunların kaçının temel, kaçının türev olduğunu gösteren birbirinden farklı infografiklere belki rastlamışsınızdır. Bu görselleştirmeler dilbilimsel, ruhsal, tarihsel antropolojinin vardığı sonuçlardır aslında.
İmdi bu araştırmaları anlatıbilimle birleştirip Karasu metninde bu etkilerin nasıl yaratıldığını, DDD’lerin hem tek tek yapıtlarında hem de yapıtının yazarın ömrüne yayılmış bütünündeki dağılımını, değişmelerini deyim yerindeyse haritalamak amacıyla sayısal insanbilimleri kullanan bir ortaklaşa çalışma çağrısıdır bu. Bu araştırmadan edinilen becerilerle başka yazarların yapıtlarına ileride eğilmek de olanaklı olacaktır; yazın araştırmalarında bir ilk olacaktır bu platform.
Bilge Karasu… derken… adıyla Metis Yayınları’ndan çıkacak kitaptaki “Bilge Karasu’nun Kuramcılığı” incelemesinin son yarısında, Bilge Karasu yazısındaki duygu / duygulanım / duyumsama haritasının çıkarılması için sayısal araçları da kullanan bir ortak çalışma çağrısı yer alacak. Orada araştırma tasarının, Algirdas Julien Greimas’ın son yıllarında yöneldiği tutkular imbilimiyle, en başta da anlatıbilim kuramıyla nasıl bir arada yürütülebileceği tartışılacak. Bunun bir kısa biçimi Bilge Karasu’yu Düşünmek (Metis, 2024) kitabında yayımlanmıştı. Öteki kılavuzumuz olan Zoltán Kövecses diller-aşırı çözümlemesinde duyguyla ilgili kavramların nasıl düşüncenin eğretilemeli, düzdeğişmeceli örüntülerini yansıttığını gösterir. Makalelerine academia.edu’daki sayfasında erişilebilir. Zoltán Kövecses’in bilişsel dilbilim yöntemiyle yaptığı duygu tanımlamalarının Türkçe anlam dünyasına uyarlanması yol gösterecektir. Türkçe sözlüklerdeki çok kötü duygu tanımlamalarıyla uğraşan dilbilimcilerimizi, Aksanlar ile Toros Üniversitesi’ndeki merkezin çalışmalarını da dikkate almak gerek: Kövecses’in İzinde Kavramsal Metafor ve Metonimi Üzerine Uygulamalar, ed. Yeşim Aksan, Elif Arıca Akkök, Mustafa Aksan, Toros Üniversitesi, 2023.
Bu araştırma tasarında Zoltán Kövecses ile Algirdas Julien Greimas’ın vardığı sonuçları kılavuz almak şimdilik en uygun yol gibi görünüyor. Kurmacada DDD’leri saptamakta Greimas’ın son dönemlerinde eğildiği tutkular imbilimi, DDD’lerin anlatı içinde yakalanabilmesine elveren Greimas’ın anlatıbilimi araştırmaya uyarlanacaktır. Yabancı dildeki yazın araştırmalarında buna benzer bir yaklaşıma rastlamadık.
İşin sayısal insanbilim araçlarına gelince; araştırma tasarımızda sayısal insanbilimin büyük derlemlerde yürüttüğü kavram tarihi ya da yazın araştırmalarında kullanılan yöney (vektör) anlambilimi en uygun araç görünmekte. Bu çok çeşitli terimlerle de adlandırılmakta: Yöney temelli gösterimseme (vector-based representation), dağılımsal anlambilim (distributional semantics), sözcüğe gömülü modeller (word-embedding models) gibi. Bu yöntem eşdizimlerin (collocation: İki ya da daha çok birimin aynı sözcük dizimi, dizilimi içerisinde geçmesiyle beliren söz öbekleri) ve yaklaşık eşanlamlıların listesinden daha fazlasını sağlar. Konu saptayan araçlar gibi sözcüğün başka başka anlamları, bağlamları çevresinde anlam uzayında kümelenişini gösterir, ama ondan üstün yanı, sözcüklerin başka sözcüklerle “bağıntı”sını ölçümleyip anlamsal uzayda dağılımını gösterebilmesinde yatar. Böylece sözcüklerin anlamlarının derin anlamsal düzeyde nasıl birleştiğini gösterebilmektedir.
Kültürde memler (meme) ya da yazınsal izlekler tek bir sözcükle ya da ikili üçlü n-gram’larla dile gelmez; bunlar daha büyük birimlerden oluşur, daha yukarıdaki düzlemlerde işler. Yöney (vektör) uzayı modellemesi bütün derlemde örüntülerin izini sürer; seçilmiş belirli konulardaki örüntülerdense her sözcük için istatistik profilleri yaratır, bunlar tekrar demetlere ayrılır. Bundan ötürü yöney anlambilimi yalnız geniş izleklerde değil, küçük ölçekte sözcükleri ayrıntılı betimlemekte çok işe yarar. Böylece sözcüklerin anlamlarının derin anlamsal düzeyde nasıl birleştiğini gösterebilmektedir. Bunları böyle söylemeye çalışırken kimilerinin tepkilerini kestirebiliyorum. Peki bu metin İngilizce ya da Fransızca olsaydı daha mı kolay anlayacaktık? Ya da o dilleri konuşanlar kuramsal yaklaşımlara aşina değilse, çabalamadan ne ölçüde anlayacaklardı söylenenleri? İki soruya da yanıt olumsuz olurdu, çünkü bunlar aşina olmayanların hemen anlamaları beklenemeyecek, çeşitli bilgi dallarına özgü söylemler.
“Bilge Karasu’nun anlam üretim düzeneklerini, anlam evrenini sıkı sıkıya tanımlanmış bileşenlerle anlamlandırıp ortaya koyma çalışmasında yer almak isterim” der misiniz?
Bu tasara bir inceleme yaparak katılmak isteyenler ilk sanal toplantıya katılmak için şu adrese yazabilirler: tansuster@gmail.com.
Araştırma başlamadan önce birçok konuda karar almak, seçimlerde bulunmak gerekiyor; burada söylenenler ne de olsa ham bir taslak. Hepimiz önümüze çıkacak irili ufaklı sorunları çöze çöze, süreçten öğreneceğiz.
Bu çağrı Kırk Ambar: Bilge Karasu Belgeliği sitesinde de yayımlanacak. Site işlemeye başladıktan sonra, uzaktan görüntülü ilk toplantıyla bilmediğimiz sulara açılmaya başlayabiliriz. Gönül ister ki, bu araştırma sırasında edinilen beceriler, varılan sonuçlar ışığında bu sözlüğün arkası gelsin, başka yazarlarımıza da bu yaklaşımla eğilebilelim.
Basılı sözlüklerimiz
Bilge Karasu 1958 yılında Forum dergisinde (şu kitap içinde: Susanlar 2009, s. 105) Vüs’at O. Bener üzerine şunları yazmıştı:
Bener, yeni sözler yaratması yanında, az kullanılan, az bilinen ama sözlükte yeri olan birçok sözü de kullanıyor; bana öyle geliyor ki okurların birçoğu ya bu sözleri de Bener'in yarattığını sanıyor, ya da "Anadilimde yazılmış bir kitap da sözlükle okunur muymuş?" diyorlar. Bu soruya benim vereceğim karşılık şu: Okunur. Bir yazarı 800-1000 kelimelik bir gündelik dil çerçevesi içine tıkmağa kimseciklerin hakkı yoktur. Okumuş bir Amerikalı Faulkner'i, Melville'i, okumuş bir Fransız da Proust'u, Gracq'ı, Saint-John Perse'i okurken sözlüğe bakmağa üşenir mi acaba?
Başka bir yerde de, “O sözcük Okyanus’ta var” der Karasu. Peki hangi sözlüklere başvurmalı o zaman? Geniş kapsamlı sözlüğümüz yapılmadığına göre, yerine göre kırk kapının ipini çekmeli. Hangilerinin? Aşağı yukarı hepsi anılacak yazının devamında.
Meydan Larousse: Büyük Lugat ve Ansiklopedi, (1969-1973) Okyanus ile birlikte arasında 2000’li yıllarda bile sözlükbilim ölçütlerine uygun, Türkçenin en kapsamlı sözlüğü olma özelliklerini korumaktadır. İlk ansiklopedimiz Meydan Larousse güvenilir bir sözlük de içeriyordu. Pars Tuğlacı’nın (Parseh Tuğlacıyan) 1971-1974 arasında yayımladığı Okyanus Ansiklopedik Sözlük’ünde sözcüklerin sadece çağdaş Türkiye Türkçesi tanımı değil, üç dört yabancı dildeki karşılıkları da verilir; ayrıca madde içlerinde de madde başlarında da kullanışlılığını artıran çapraz gönderimlere sıklıkla başvurulur. Çevrimiçi erişime açık Kubbealtı Lugatı-Misalli Büyük Türkçe Sözlük bilgi dallarında türetilen terimleri, yeni türetilen sözcükleri kapsamasa da, iyi, güvenilir bir sözlüktür. Bu arada, Karasu’ya özgü olduğu düşünülen sözcüklerin hemen hemen hepsi Okyanus’ta bulunur. Kubbealtı’nda da büyücek bir bölümü, eslek, değirmi, kayran gibi Cumhuriyet’in eski yazı dilinde zaten bulunanları yer almıştır.
Yaşar Çağbayır’ın Orhun Yazıtlarından Günümüze Türkiye Türkçesinin Söz Varlığı: Ötüken Türkçe Sözlük (l-V, İstanbul, 2007) nicelikçe en oylumlu sözlük sayılır ama yakından bakınca durumun bambaşka olduğu, değerli malzeme içermesine karşın ölçün (standart) bir sözlük sayılamayacağı görülür. Adı yanıltıcı; eski Türkçe, orta Türkçe ve Anadolu Türkçesine ilişkin birçok yayım sözlüğe malzeme sağlamış. Oysa bunlarla Türkiye Türkçesine ait sözcükler ancak tarihî bir sözlükte bir arada ele alınabilirdi. Bu da en eski Türkçeden günümüze kadar sözcüklerin anlam değişiklerinin gösterilmesiyle olanaklıdır. Oysa Ötüken Sözlük’te çeşitli dönemlere ait sözcükler, o dönemle ilgili bizde yayımlanmış eski sözlüklerden aynen alınıp sıralanmakta; üstelik bunların bir kısmı çoktan aşılmış yayımlara dayanıyor. Tutarsızlık çok! Uygurca, Kazakça sözlük var da, şu şu dil ne demeye yok peki? Cumhuriyet dönemi yapıtlarından, çevirilerden (!) tanıklıklar veriliyor; bin küsur eser arasında sözgelimi Vüs’at O. Bener, Bilge Karasu, Onat Kutlar bulunmuyor. Eski özerk TDK’nın çıkardığı önemli işlerden Tarama Sözlüğü ile Derleme Sözlüğü’nün madde başlarının sözlüğe aktarılması eseri daha da karmaşıklaştırmıştır. Çünkü çapraz gönderimlerin en aza indirildiği belirtilmiş önsözde. “Datlaş” madde başı olmuş, tatlı aş, aşure madde başları varken. Örneğin bir eylemin etken ile edilgen çatıları ayrı madde başları olabiliyor. Böyle böyle madde başlarının sayısı şişirilmiş.
Dobruca ağzı gibi Türkiye dışındaki Batı Türkçesi ağızlarının kitapları kullanılmış da, Anadolu’dan şu şu ağızları inceleyen yayınlar neden ötürü yok ki? İki düzine kadar makale var kaynaklar arasında. On binlerce makale içinden neden bunlar seçilmiş? Bunun gibi soruların yanıtı önsözde yer almıyor. Sözlüğün sonundaki elli bin Arapça Farsça sözcüğün eski yazı listesi yararlı. Kullandığı kaynaklarla ilgili ilişilecek irili ufaklı çok yanı var. En tuhafı da, kaynakları arasında Kâzım Mirşan’ın, dünyada alfabenin Türkçeden çıktığını savlayan kitabının varlığı! Derleme Sözlüğü varsa Halk Ağzından Derleme Dergisi gerekmez, çünkü bu ötekinin dar, ilk biçimidir. Yeri gelmişken, Derleme Sözlüğü (I-Xll, Ankara, I963-1982) dizinsizdir! Türkiye’de Halk Ağzından Söz Derleme Dergisi’nin (I-IV, İstanbul, 1939-1949, V İndeks, Ankara, 1957) 5. cildi yetersiz de olsa bir dizin olarak kullanılabilir. Derleme-Tarama sözlüklerinde TDK sitesinde sorgulama yapılabilir, ama dizini olmadığından ölçün (standart) Türkçe bir sözcüğün ağızlardaki karşılığını aramanın yolu yok.
Önsözde sözlüğün akademik olmak gibi bir iddiası olmadığı, hedef kitlesinin öğrencilerle öğretmenler olduğu belirtiliyor, ancak onların böyle bir sözlükten yararlanması su götürür; genel olarak anlatımı sağlam olsa da, kimi uzun maddeleri güzel yazılmış olsa da. Filologlar, Türkologlar, dil bilginleri onu zaten başvuru kaynağı olarak kullanmamaktadır. Dilciler için olsa olsa sağlaması yapılacak atlama taşı işlevi görür. Akıbeti, çıkar çıkmaz unutuluşa terk edilen Hüseyin Kâzım Kadri’nin sözlüğüne benzemektedir: Büyük Türk Lugatı: Türk Dillerinin İştikâkî ve Edebi Lugatları (I-II, 1927, 1928; lll, 1943; IV, 1945. Uygur, Çağatay, Kazan, Azeri ve Garp Türkçeleri ile Koybal, Yakut, Altay, Çuvaş ve Kırgız lehçelerinin lugatlarını içermekte olup, henüz Türkolojinin kuruluş aşamasında yine dilci olmayan biri tarafından Türkçenin tek bir gövdeden nasıl dallandığını göstermek için hazırlanmıştı. Kısaca Türkçenin tarihsel sözlüğü yapılmadığından, Türkçenin söz varlığı belirlenmiş değildir. Nerde kaldı Bilge Karasu’nun söz varlığı…
Yazar sözlükçeleriyle Karasu’nun söz dağarı
Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı’nda bir Doğu masalından söz edilir (s. 117; devamı s. 140; sayfa sayıları ilk basımdan): Yaptığı sarayda mimardan tek istenen, renkli taşları yan yana, üst üste dizerken, dizdirirken, aynı renkli iki taşın birbirine bitişik olmamasıdır. Koca sarayda yalnız bir yerde aynı renkli iki taş yan yana düşebilecektir. Bunu bir tür genel yapımbilgisi kılavuzu olarak almak eğilimindeyim. Yapıtın kuruluş bilgisi aynı zamanda yaşamın (ikinci kez geçtiği yerde anlatıcı, yaşamının taşlarının birer birer kopmasından söz ederek yerdeşliğini –imbilim terimi; isotopy– veriyor. Yapıtı hem söylem düzeyinde hem anlatı düzeyinde bu kurala uymuştur bence. Gelgelelim yapıtının tamamı, daha derin düzeyde, yapıtlarının bütününü kapsayan, büyük tek bir kemer oluşturan Bildungsroman, yani kişinin oluşum romanının bir alt dalı, sanatçı romanı olarak görülebilir. Örneğin Göçmüş Kediler Bahçesi’nden başlayarak gitgide artan ölçüde, anlatı içinde farklı işlevler edinse de, üstkurmacada poetika ölçünmeleri, yalnız Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı ile Troya’da Ölüm Vardı’da “yapıtı değil, hayatını yapmaya çalışan anlatıcı” kılığında karşımıza çıkar. Söylem düzeyinde ise nadir kullandığı sözcükler, renkli taşların dağılımı, gerçekten de “kayran” hariç, bir metinden ötekine yinelenmez; çok çok aynı bütün içerisinde bir iki kez geçer. Ne Kitapsız Ne Kedisiz’deki (s. 32; sayfa sayısı ilk basımdan) bir denemesinde şöyle diyecektir:
Genellikle günlük konuşma diline oldukça yakın görünen bir yazı dili, en değişik görüşler adına benzeşen, en benzeşen görüşler adına da sövüşen kılıklara girebiliyor; belirsizliği azaltma çabası, bir yanda, az yaygın sözcüğü arayıp bulma sonucunu verirken, bir yanda yaygınlığı ölçüsünde belirsizlikle "yüklü" sözcüğün kullanımı, yanıltıcı bir "anlama rahatlığı" sağlıyor.
Yazarlar için özel sözlükçeler (lexicon) eskiçağda da yapılırdı. 19. yüzyıldan başlayarak klasik Yunan yazarları için yapıldı. Eski İngilizce yazını için bir örnek; Wordhoard, derlem dilbilimi, bağlamlı dizin uygulamalarıyla. Gelgelelim büyük yazı diline sahip Avrupa dillerinin çok iyi sözlükleri yapılmış olduğundan, yazar sözlükçelerine gereksinim duyulmamış belli ki. Proust ve Joyce sözlükleri sözcükleri açıklamaz; bir tür ansiklopedidir. Şu kişi, şu kurum, şu yer şudur gibisinden. Hem Avrupa yazınında 20. yüzyıl doğumlu hiçbir yazar için sözlükçe yapılmış olduğunu bilmiyorum.
Bizdeki duruma bakalım.
Yunus Emre: Ümit Burhan Toprak’tan başlayarak metni ayrı ayrı yayıma hazırlayan dört kişi de Yunus Emre’nin sözcükleri üzerine kısa kısa açıklamalar yapar yapmasına da, bunun nasıl hazırlandığına, kaynaklarına ilişkin bir ayrıntıya girmezler. Anlaşıldığı kadarıyla da sadece Osmanlı dönemi sözlüklerinden yararlanmışlardır. Gelgelelim anlamı açık olmayan pek çok sözcük de ıskalanmıştır. Üstelik eskicil Türkçelerin hiçbiri sözcük listelerine alınmamıştır. Bir Türkolog seksen tane eskicil Türkçe sözcük saptamış Yunus’ta. Yunus’un şiirlerini en sahih biçimine yakınsayan, bütün yazmaları harman eden eleştirel bir yayımına henüz kavuşamadık.
Neyse ki, Karacoğlan sonunda, 2011 yılında Ahmet Şükrü Esen’in eliyle düzgün bir yayıma kavuştu; çok yararlı üç tane dizini, sözlükçesiyle birlikte.
Fakir Baykurt, Tırpan adlı romanında günlük Türkçemizde kullanmadığımız ama İç Anadolu’da halk arasında sıkça kullanılan yüzlerce ilginç Türkçe sözcüğü ısrarla kullandığından, bunları anlamlarıyla birlikte kitabın sonuna iki sayfa olarak açıklamalarıyla eklemiş.
İlki Ataç’ın Sözcükleri (1963) olmak üzere, Yaşar Kemal Sözlüğü (1974) (yeni çıkan Yaşar Kemal’in Bitkileri kitabı bir tür botanik kitabı olduğundan bu diziye girmez), Gökalp’in Sözcükleri (1991) gibi yazar sözlükçeleri hazırlanmıştı. Gökalp’ın alıntı sözcüklere karşılık olarak kullandığı giyiş (elbise), öbek (grup), sorak (müracaat kitabı), tutak (mânia) gibi Türkçe önerileri, en ünlüsü de, zamanında hayatta tutmaz denen “günaydın”, dil devriminin çok önceden başladığını gösterir.
Ataç’ın sözcükleri deniyor ama kitaptaki sekiz yüz elli sözcükten (“sözcük” Melih Cevdet Anday’ın önerisiydi! Ataç’ın “tilcik”i tutmadı) yarısı zaten ölçün sözlüklerde bulunur. Gerisi Derleme, Tarama sözlüklerinden, eski metin yayımlarından canlandırmadır. Ataç’ın kendi türettiği aslında pek az olsa da bunlar tutunmuştur: olanak, örneğin, sorun, yapıt, yazın, eleştiri, eleştirmen, günlük, günce, beğeni, nesnel.
1935 yılının ünlü Türkçeden Osmanlıcaya Cep Kılavuzu’nun (TDK) ilk tümcesinde bu kitabın Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu’nun (1934) dizini olduğu yazar, sekiz bin kadar madde başı içeren kılavuzgüncellenmemiştir; gerisini tek tek yazarlar getirdi yavaş yavaş. Sadece ‘70’lerin sonunda küçük bir yeni karşılıklar kitabı yayımladı TDK. Cep Kılavuzu’ndan bin kadarı yerleşmemiş, toplamın yarısı zaten öteden beri kullanılan sözcükler, sadece bin yedi yüzü yeni türetme imiş. Ataç’ın sözcüklerinin yarısı burada bulunur. Sözcükler dendi mi, TDK metin veritabanını taradım.
19. yüzyıl ile 20. yüzyıl başı sözlüklerimiz için de her zaman şunlara başvurdum. Aşağıdaki tartışma için de işimize yarayacaklar: cagdassozluk.com, kelime.com
Ali Püsküllüoğlu’nun Yaşar Kemal Sözlüğü sözlükbilim ölçütlerine uymayan, aslında basit bir sözcük listesi. Veriler işlenmeden, basit tanımlarıyla sıralanmış; tıpkı Esra Ermert’in Enis Batur şiiri taraması gibi, Bilge Karasu Sözlüğü gibi. Yalnızca iki örnek vereyim: “firez” ve “yarpuz” ölçün sözlüklerde, Okyanus’ta var. Aynı zamanda halk ağzında da bütün Anadolu’da kullanılan sözcüklerden. Yaşar Kemal romanlarında Çukurova ağzına ait sözcükleri köken bilgileriyle birlikte inceleyen, yeni tarihli, şu değerli yüksek lisans tezi basılmalıdır; Püsküllüoğlu’nun kitabının yerine geçecektir: https://tinyurl.com/ffchrv4t Ayrıca bu titiz incelemede Derleme Sözlüğü’nde bulunmayan yüz kadar Yaşar Kemal sözcüğü de işlenmiş.
Ender Erenel’in Yeni Dergi’de (1969) yayımlanan Ece Ayhan Sözlüğü şurada; gerçek bir ihtiyacı karşılayan bu liste güncellenmedi.
Esra Ermert’in Gen Haritası | Enis Batur Şiiri’nde Kullanım Sıklığı ve Köken Temelinde Sözcük Taraması (2001) kitabında Batur’un 1972-2000 yılları arasında yazdığı 17 şiir kitabı taranmış, ne var ki kitap sadece uzun bir sözcük dizelgesinden ibaret. Her sözcüğün hangi yapıtta kaç kere geçtiği ve sözcüğün hangi dilden geldiği bilgileri… En sonunda da bu veriler toplu olarak veriliyor. Neye yarar bu kitap? Bilgisayar dosyası duruyorsa, keşke andığımız araçlarla malzemeyi yeniden işleyebilse yazarı. Tek başına sözcük sıklığı dağılımı bize pek bir şey söylemez, çünkü her metinde aynıdır, nedeni bilinmeyen bu evrensel Zipf Yasası, Joyce’un metinlerinden çıkartılmış.
Salâh Birsel’in her sayfasında yüzümüzde güller, gülücükler açtıran, içimizi ılıtan deyimlerinin anlamını bir biçimde sezeriz, , sözcüklerine başka hiçbir yerde rastlamasak da. Çünkü kendisinin dediğine göre, örneğin eski deyimleri alıp küçük küçük değişikliklerle önümüze sürmektedir. Bir arkadaşıma metinlerden topladığı sözcükleri, deyimleri, halk ağzından öğeleri, konuşma dilinin buluşlarını yazdığı defterini göstermiş. Diyesim, aslında o tümceler, zincirleme cümleler o söz kayıtlarının yüzü suyu hürmetine yazılmaktadır. Dilinin her tümcesinin neşeyle taklalar, perendeler atması yazıya hoş bir kesik kesik sekme duygusu verir. İşte sözlüğü yapılacak bir yazar varsa, o da seksenlerde kitapları çoksatar olmuş Salâh Birsel’dir. Bunun için başta Naima tarihi olmak üzere, önce metin veritabanlarının hazır edilmiş olması gerekiyor; dolayısıyla pek olası değil şimdilik. Şu inceleme, küçük bir Salâh Bey sözlüğü girişimi, doğal olarak deyimlerinin yanına yaklaşmamış bile.
Bilge Karasu yazısının söz dağarı
Karasu’nun diline benzersiz tonunu, rengini sağlayan, uzun cümlelerine tartımı, ritmi veren sözdizimi özelliklerinin sayısal araçlarla işlenmesi gerekiyor. Sıkça kullanılan, sanki geçerken söylenen şu şiirsel nitelemesi ne demektir; hodri meydan, bunu metinde nasıl yakalayabiliriz acaba?
Sözcük düzeyinde kalındığında es geçilen bir nokta, İstanbul ağzının selikasıyla içine doğduğu zamanın yazısının özellikleri, diyesim, dilinin salt Bilge Karasu’ya özgü olmayan, gözden kaçan tarihsel boyutudur. Hemen hemen hepsi Troya’da Ölüm Vardı’da bulunan örneklerdir bunlar, çünkü yazı dili ‘50’lerden sonra bir ölçüde değişmiştir: “tranvay”, süt değil “süd”, şimdi içtenlik dediğimiz “özdenlik”, kilitlediği değil “kitlediği”, “üzünç”, Uzun Sürmüş Bir GününAkşamı’nda duyarlık değil “duygunluk”; hem bunların çoğuna Ece Ayhan’da da rastlarız. Tanpınar bir yerde, İstanbul Türkçesinde kadınların taşıyıcısı olduğu Anadolu ile Avrupa yakasının yitmeye yüz tutmuş ayrı ayrı ağızlarından söz etmişti. İstanbul türkçesi demişken hadi buyrun bakalım, Reşat Nuri Güntekin’in Miskinler Tekkesi romanında “bizim şangıranga konak zaten yıkılmak için bir bahane arıyordu” cümlesi vardır, romanda bir kez geçen şangıranga sözü adını verdiğim sanal ya da basılı sözlüklerimizin hiç birisinde yok!
Nahit Sırrı Örik’in yeni yayımlanan, Vatan Beldelerine Seyahatler derlemesindeki yayımcı önsözüne göre, “bazı kelimelerin günümüzde yaygın kabul gören şeklinin” –“gelmeğe” yerine “gelmeye”, “söylemiyerek” yerine “söylemeyerek”– yazıldığı söyleniyor. Yazık, bir ayrımı daha silmişler. Diyesim, mastara getirilen ekle eylem adına getirilen eki Bilge Karasu hep gözetti; ikinci örnekteki biçimi de. Yakın zamana kadar, eylemlikten demek mastardan ad yapılmışsa ona yönelme durumu eki olarak -ğa/-ğe , mastara eklendiğinde ise -ya/-ye eki getirildiğini hatırlayanlar varmış. Safiye Erol’un külliyatı 2000 yılında yayımlandığında, yayına hazırlayan Makaleler cildinin önsözünde bunu koruduklarını belirtmiş, yazdığım ayrımı yapmasa da.
Nurdan Gürbilek, Örme Biçimleri / Bir Ters Bir Düz Fragmanlar kitabında (Metis, 2023) Karasu üzerine üç denemesinin orta bölümünü onun diline ayırmış, (s. 68). Onun sözcüklerini üç öbeğe ayırmış, alıntılıyorum:
Türkçenin unutulmuş sözcüklerinden (“güvez”, “azrak”, “kürtün”, “fırdolayı”), kendi uydurduğu sözcüklerden (“kâğıtuçurmaz”, “bolartı”, “birolum”), en çok da Türk Dil Kurumu’nun türettiği sözcüklerden (“atlangıç”, “ağlanç”, “büksül”, “küseğen”, “takınak”, “kayran”, “binit”, “ımızganma”, “ağnamak”, “yanıkmak”) oluşmuş bir Türkçeyle yazdı.
İlk öbekteki örneklerine yazıda da, konuşmada da rastlanır; hiçbiri unutulmuş değil, sözlüklerde öteden beri bulunur. İkinci öbek, evet, AIDS karşılığında SEBES, hortumgöz, çatkı, ettoprak örneğin, bunları toplasanız, bir düzineyi geçer mi? Varolan bir kökten başka bir sözcük türetmeler de bir o kadar tutar. Gürbilek’in üçüncü öbeğindeki sözcükler öyle değil, hepsi de TDK kılavuzundan önceki basılı sözlüklerde, ondan sonraki sözlüklerde. Hepsini Okyanus’ta da buldum, ağlanç hariç. Onu yukarıda verdiğim çevrimiçi kaynaklarımda da bulamadım ama Püsküllüoğlu’nun Öz Türkçe Sözlük’ünde ve çevrimiçi vikisözlük’te var. Dilerseniz sözlüğe siz de madde başı ekleyebilirsiniz. Örneğin “kayran” Karasu’nun mitik düzlemde anlam verdiği bir sözcük. Orman içindeki ağaçsız alan değil sadece, Hüseyin Rahmi’nin Eşkıya İninde (1921) romanında yirmi yedi tümce içinde örnek veriyor Lehçediz.
Peki neden bunlar Karasu yazısına özgü diye bir izlenimimiz var? Bunlar sağlamasını yapmadan olgu diye öne sürülüyor, çünkü içinde geçtiği tümcelerde, sıralı tümcelerde, özgün olarak sadece orada rastladığımız bir yan var. Mesele sözcüklerde değil yani. Peki yazıyı o yazı olarak belirleyen yan, yön nedir; olağan deyişten sapan sözdizimi, imge düzeni, düşünüş nedir? Bunlar izlenimlerle, çağrışımlarla değil, sadece sayısal araçlardan da yararlanarak, çeşitli biçimlerin (Louis Hjelmslev’in yaptığı ayrımlar ilk akla gelenler) ortaya konmasıyla gösterilebilir.
Nurdan Gürbilek adı geçen kitabında (Örme Biçimleri) şöyle diyor:
Karasu’nun arkaik öz Türkçe kelimelere en çok Kısmet Büfesi’nin bu metinlerinde başvurması rastlantı değildir.
Kelime politikasını hangi nedenle seçmiş olursa olsun (Ataç sevgisi, “yazının sıfır derecesi”, “azınlık kimliğini gizleme”, “Ankaralı Kemalizm”) o yapay, çünkü yapılmış Türkçeyi kendi arkaik anlatı peyzajını yaratmak için kullanır Karasu. Aynı belleksiz dil “düşlerinin, korkularının, isteklerin” o henüz bilinmeyen dilini yaratmanın da aracıdır. (s. 75)
Öncelikle, arkaik ya da eskicil denen o kelimelerin çoğuna dönemin yazısında rastlanır. Ayrıca az rastlanan sözcükleri en çok Kısmet Büfesi’nde değil, Troya’da Ölüm Vardı ile Göçmüş Kediler Bahçesi’nde bulunur.
Hadi “kelime politikası”ndan bir şeyler sezinler olduk, dil tutumu değil politika, Gürbilek’in buna getirdiği sorular ilki kendisinin ‘50’lerde Bilge Karasu’nun Ataç üzerine yazdıklarında aşırı yorumla çıkardığı bir tamlama, tırnak içinde diğerleri sırayla Roland Barthes’ın, yenilmez yutulmaz ikincisi Ülker Gökberk’in, üçüncüsü Orhan Koçak’tan.
Gürbilek, “Gökberk, Hafıza Kazısı’nda Karasu’ya şimdiye kadar yoklanmamış ya da çok az yoklanmış bir ‘etnik başkalık’ kapısı açtı” diyor. (s. 76) Ama o kapı boşluğa açılıyor, çünkü kitapta belli bir sosyal bilimin tanıdık cümle tipleri dışında, Bilge Karasu’nun yapıtına ilişkin somut olarak bir Ladino ünleminden başka bir kanıt yok. Gerçekten! Bunun üzerinde başka yerde durulacak.
Orhan Koçak’ın tamlaması da boş gösteren, temellendirilmiyor, söz dağarına bakıp Ece Ayhan’a da Ankarasız Kemalizm mi diyeceğiz? Bu yaftaların hepsi ad hoc, sadece bir örnek için düşünülmüş ama genellik havası taşıyor. Buradaki dört soruyu, olası bir açıklamanın önüne engel olarak dikilen bu makuleden yaftaları birkaç yazara daha uygulayınca nasıl da sırıtacaktır! Yukarıdaki dört soruyu aynı anda Cemal Süreya’ya, Mario Levi’ye uygulayalım. Nasıl, anlamsız değil mi?
Belleksiz dil yazıda üç kere geçiyor. Bizim belleğimizi daha oluşturamadan sildiğimiz kesin; dilin yazılı belleği de çağrılamıyor, işletilemiyor. Bunca belleksiz yapma bir dil nasıl oluyor da gencini yaşlısını derinden yakalıyor; bilinmedik, tanınmadık efsunlu kıyıcı güzelliğiyle kendine bağlıyor?
Genel olarak ‘50’den ‘90’lara kadar baskın yazı dili buydu. En sevdiğimiz öyküleri, denemeleri, şiirleri bir yana ne kolay atmışız! Çok büyük bir çoğunluğu da sosyalistti. Dindarlardan katılmayan yazın kişisi pek azdı. Başta Nuri Pakdil, Özdenören gibileri de bu dili benimsemişti.
Gürbilek biraz ileride şöyle diyor:
“Karasu sözlüğünde 'göçmek' sadece yer değiştirmek değil, ölmektir. 'El almak' sadece ustadan öğrenmek değil, o eli yutmaktır.” (s.75)
Sadece bir masalda böyle bu, diğerlerinde değil, “yutmaktır” gibi geniş zaman kullanımları ne kadar yanıltıcı!
“Sözcükten koparılmış o ‘E’ harfinin içinde ne var?” (s. 59)
Söz konusu “e”, “Usta Beni Öldürsen E!” masalındaki... Gürbilek kendi sorusuna kıskançlık, korku gibi duygular mı diyerek kendi sorularıyla yanıt veriyor görünüyor, soru kılığında yargılarını sıralıyor. Tutun ki “koparılmış” “e” diye bir şey var, yorumsama kılığında söylenenler aynı düzeyde başka başka düşüncelere eklemlenip devinemiyor. Doğru çatılamamış bu tür yanlış bir soruya doğru yanıt verebilmenin olanaksızlığını görüyoruz.
İmdi, basitçe bu yazım uylaşımının ardında vurgusuz oluş yatar, de/da kalıplaşmamış ki’lerin ayrı yazılması bundan ötürüdür. Dilbilimin enklitik dediği bir yazım özelliğidir bu; eski Yunancada en başta bunlar öğretilir. E seslenme, ünleme sözcüğü ey’den türetilir. Yine bilisizlikten bu ayrım da silinip gitmiş, eskilerde öyle yazılırken.
Gürbilek’in soruları aslında bir yazı stratejisi oluşturuyor, ne var bunlar tip olarak yazınsallıkla ilgili değil edebiyat sosyolojisinin, ruhbilimin genel kavramlarına benziyor, bir bölüğü de… Duralım, Gürbilek’in çeşitli sorularla ilerleyen yorumlamaları ancak başlı başına ayrı bir yazıda irdelenebilir. Düşünceye pencere açamayışına bir örnek vereyim. Bunlar saptama olarak alıntılanacaktır, başka akıl yürütmelere, düşüncelere eklemlenemediğinden, onları doğuramadığından.
Örneğin Bilge Karasu’yu Düşünmek’te genç bir yazar (Murat Özyaşar) Gürbilek’in Karasu’nun Türkçeciliğine ilişkin yukarıda değindiğimiz sorularını aktarıyor, kendisi de bunlara katılıyor, ama hangisine? Ayrı yazılan “e” konusunda da yine bütün sorularına katılıyor. Gelgelelim Gürbilek’i de doğru dürüst aktaramıyor, alıntılamıyor. E’yi uzatmaktan söz ediyor:
Gürbilek’in tüm bu sorularına katılmakla beraber çoğaltmak adına, bana kalırsa kelimeden koparılan o “E” harfi belki de şunu söylüyor: “Usta beni öldürsen”, “E” olur, uzatarak söylersem “Eeee” olur. Yani bir hikâyeyi ateşleyen, tetiği okşayan ilk söz olur, maksada girizgâh olur. Hikâyenin öncesi olur.
Sözcükten değil, kelimeden koparılan bir “E” harfinin masalıdır “Usta Beni Öldürsen E!” (s. 36)
Ebru Güvenen’in 2024 yılındaki makalesi, “Bilge Karasu’nun Göçmüş Kediler Bahçesi Adlı Öykü Kitabını Dil Sapmaları Işığında Okumak”, Dergipark sitesinde erişime açıktır. Aynı sorunlar, yanlışlar, dil beğenisi edintisi eksikliği söz konusu; yine de maddeleri yanlış olsa da birazdan değineceğimiz “sözlük”e oranla daha çok öğreni barındırıyor. Sözlükçede her az rastlanır dil kullanımı, Karasu’ya özgü ölçün Türkçeden sapmalar olarak sınıflandırılmış: Anlamca sapma, morfoloji sapması, yazım sapması, vs. Ne yazık ki hemen hiçbirisi sapma değil, döneminin yazı dilinde kullanılan özellikler. Ağlançile gözden yitmeyi Karasu türetmiş. Fazla örneğe gerek yok, yoksa sözlüğün neredeyse bütün madde başlarını anmak gerekecek. Yine türetme diye bir sözcüğü değiştirme, bir küçük ek eklenmiş sözcüklerden ayrı ayrı madde başları yapılmış, oysa hemen anlaşılan söz takımları bunlar. Şimdi anacağımız Bilge Karasu “sözlüğü’nden yararlanmamış, öyle değil böyle yapılır dercesine ama dil duyuşu sınırlı olunca, sapmaları sınıflandırmakla bu iş olmuyor.
Fatih Bakırcı editörlüğünde hazırlanan Bilge Karasu Sözlüğü’nün (2023) önsözüne bakıyoruz: Sözcükler hangi ölçütlere göre seçilmiş? Çünkü altı okuyucu var, nasıl işlenmiş, bu belirtilmiyor. Bu projede başı çeken iki hocadan öğrendiğime göre, Ötüken Türkçe Sözlük çok kullanılmış. 780 sözcük madde başı bulunuyor. Kimi az rastlanan sözcükler, çoğunluğu düz sözcükler, kimisine de ayrı madde başında yer verilen türevler. “Yazarın tüm bu sözvarlığını oluşturan korpus niteliğindeki sözlük” diye niteleniyor. Yukarıda tartışıldı, rasgele bir derleme 800 tümce bütünce, korpus için yeterli değildir. Aynı zamanda tamam bir sözcük listesinin yeterliliklerini bile karşılamaktan da uzak bir toplam bu. Gürbilek’inki gibi sözcükler üç öbeğe ayrılmış önsözde. Alıntılıyorum, sözlükçülükle ilgili cümleler bunlar (kısaltmalar ise şunlar: Dîvânu Lugâti’t Türk (DLT), Mukadimetü’l-Edeb (ME), Codex Cumanicus (CC)):
a. Türkçenin tarihsel yazı dillerinde görülüp günümüzde Anadolu ağızlarında yaşayan kelimeler: ağmak “aşağıya inmek” (DLT ag- “yükselmek, çıkmak”); azrak “daha az, azca”; balkımak “dalgalanmak” (CC balkı- “parlamak, ışıldamak”); bekinmek “inat etmek, diretmek”; emik “emmekten çürüyen yer, emme izi” (DLT emig “meme”); ımızganmak “uykuyla uyanıklık arası bir durumda bulunmak, uyuklamak” (ME ımızgan- “uyuklamak”); kekmek “gagalamak”; kürtün “rüzgârın etkisiyle kuytu yerlere toplanmış kar yığını” (Kitabü’l-İdrak kürtün “eyer keçesi; adi palan”); tansık “insan aklının alamayacağı, şaşırtıcı, olağanüstü olay, mucize”; yıldıramak “parlamak” (CC yıldıra-, yıltıra- “yıldırım çakmak”); süd “süt”.
Ama bunlar hiç de Anadolu ağızlarının değil, yazı dilinin öğeleri. Hem niçin eldeki sözlükler dururken eskilere bağlanmış ki bunlar; ölçün çağdaş sözlüklerde bulunur hepsi. Yukarıda “kürtün” maddesinde ayraç içindeki “eski bir eyer keçesi” anlamı konuyla ilintisiz.
b. Sadece Anadolu ağızlarında var olup Türkçenin standart dilinde kullanılmayan kelimeler: bızdık (Afyon) “ufak çocuk”; corum (İzmit) “balık akını” yine yaygın bir sözcük 19. yüzyıl; doygu (Malatya) “azık, besin”; eslek “başkasının buyruk ve dileklerini yerine getiren, söz tutan, yumuşak başlı, itaatli, muti (Giresun, Ordu, Rize, Trabzon); evin “bir şeyin içindeki öz” (Balıkesir, Burdur, Manisa); poyra “tekerleğin ortasındaki parmakların ve dingilin geçirildiği yuvarlak kısım, göbek” (Sinop, Kastamonu); telek “kuşların…” (Manisa, Sinop); yansılamak (Erzurum, Bayburt) “birinin söylediklerini, yaptıklarını alay ederek tekrarlamak” – bir diğer ölçün Türkçe ama tanımı yanlış, şunun da tanımı yanlış; yepelek “ince yapılı, zayıf, narin” (Afyon, Konya).
Hiçbiri de dendiği gibi yazı dilinde bulunmayıp ağızlarda yaşayan sözcükler değil. Bızdık, Yeşilçam filmleriyle yayıldığını düşündüğüm, yazıda, sözde yaygın, Ermenice kökenli bir sözcük. Her birini tek tek sıralamaktansa, bu öbektekilerin toptan hepsi Okyanus’ta, TDK sözlüğünde bulunur diyelim. Hadi poyra’ya okuyucu ilk defa burada rastlamış olsun, okuyucu telek’e de mi ilk defa burada rastlamış? Bu kadar daracık bir Türkçe uzayıyla nasıl dil araştırması yürütülebilir?
c. Tarihsel ve çağdaş yazı dillerinde ve Anadolu ağızlarında var olan kimi Türkçe köklere çeşitli türetme ekleri getirilerek yapılan yeni kelimeler: balkırlı (<balkır “parıltı”) “parıltılı”; dalgırlanmak “harelenmek” (<dalgır “hare”); esleklik “yumuşak başlı olma”...
“Bilge Karasu’nun sözvarlığı üzerine yapılan bu sınıflandırma bize şunu göstermektedir: Ortaçağ’ın zengin söz hazineleriyle dikkat çeken Türkçe sözlükleri Dîvânu Lugâti’t Türk (DLT), Mukadimetü’l-Edeb (ME), Codex Cumanicus (CC)…”
Bunlara uzanmayı gerektirecek bir anlaşılmazlık yok ki! Hangi sözlüklere bakacağımızı bilirsek, hepsi apaçık. “C” öbeğindekiler, küçükseyiş dışında, –o da madde başı yapılmayacak kadar açık, velev ki ince bir anlam ayırtısı verile– öteden beri ölçün Türkçe sözcüklerde bulunan sözcükler.
Hem neden sadece o dört tane eski kaynak seçilmiş, belirtilmiyor. Devamında da, (bu sözlükler ve) “Tarama Sözlüğü … Derleme Sözlüğü olmadan Bilge Karasu’nun filolojik değerini anlamak mümkün değildir” deniyor. Nedir bu filolojik değer, tanımlanmamış. Herhangi bir metni alın, orada da dilin eski evrelerinden izler bulursunuz; herhalde kast edilen bu değil. Aynı sınıflandırma, aynı örneklerle şurada; kitapta katkısı olan Abdullah Ezik’in kitabın editörü Fatih Bakırcı ile yaptığı söyleşide de geçiyor.
İmdi madde başlarından birkaç yanıltıcı örnek verelim. Sözcükler ya tek bir yakın anlamlı sözcükle açıklanıyor, (birçok felsefe terimi bile) ya da az sayıdaki madde başında belirgin bir nedeni olmadan terim sözlüklerinden tek bir tanım aktarılıyor.
Acun: dünya değil, evren olmadığı gibi, Uygur döneminde Budacı felsefe metinlerinde geçer; çatkı: sehpa değil şövale; dağar: kutu, verilen örnek tümcede “sövgü dağarı” veriliyor, söz kutusu mu yani? Okuyucu “söz dağarı” tamlamasıyla da hiç karşılaşmamış olmalı; doygu: doyum değil, azık, rızk; enez: hantal değil, diğer anlamı cılız güçsüz. Soy oluş değil, birey oluş değil, bileşik yazılır bunlar yukarıda ‘e’ ünleminde andığımız vurgu kuralı gereği, bu bileşik yazılanları ayrı yazma garabetini bir zaman bir kara cahil Türkolog TDK’da ortaya attı, ortalığı epeyce karıştırdı.
Erkinlik, südremek, kayran sözcükleri bir kere daha metinlerin dikkatli okunmadığını, ya da farklı kişiler tarafından okunduysa verilerin birleştirilmediğini gösteriyor. Troya’da Ölüm Vardı’da çocuğun ağzında erkinlik savaşı ama bir sayfa sonra okulda bu sözcüğü öğrenmemiş yaşlı için istiklal savaşı… Bu sözlükte bağımsızlık anlamı verilmemiş, serbest anlamı verilmiş, serbest terzi gibi, ama bu anlamı savaşla nasıl bağdaştırılabilir?Südremek: sarhoşluk. Yine bir sayfa sonra sarhoşluk sözcüğü de geçiyor. Demek ki bir anlam ayırtısı gözetilmiş. Kayran yalnızca ormanda ağaçsız alan değil, bir sayfa sonra açıklık da geçtiğine göre.
Eleştirmek’ten türeme üç ayrı madde başı, başka bir eylemin işdeşi, etkeni ayrı madde başı; ya “hınçlı”, allasen neden madde başı olur bu? Bu tutum sözcük sayısını şişiriyor. Extremite karşılığı olduğu bağlamından anlaşılan “ön üye” ya da artık destan çevrimi denen “destan çevresi” terimleri, iki öğeden yapma olduğundan ıskalanmış. Eski Türkçeden gelme cennet anlamındaki “uçmak” da ıskalanmış. Yüküm ile yükümlülük eşanlamlı değil, besbelli değil mi? Gezmen: gezgin değil turist. Verilen örnekte bile hınkırmanın sümkürmek olmadığı besbelli. Horalanmak, horlamak değil, hörelenmenin başka biçimi. Karasu’nun ise bitkilere zararlı acı su olmadığı, kendi soyadıyla ilgili bir söz oyunu olduğu besbelli daha verilen örnekte bile. Sin gibi nadir birçok sözcüğü de yer almamış. Okuyucuların bunun anlamını bilmesi olası değil; hele hele sıradan bir sözcük olarak görmesi olanaksız. O halde kısaca dikkatsizlik. Örneklerle daha da uzatmadan duralım. Sağlam bir sözcük listesi değil karşımızdaki, ama adı sözlük.
Fatih Bakırcı 2023 yılındaki Bilge Karasu Günleri’nde sunduğu bildirisinde, Bilge Karasu’nun sözcüklerinin yüzde şu kadarının Kıpçakçadan, şu kadarının şu Türkçeden geldiği yolunda sayılamalar vermişti. Hangi sözcükler –hepsi değil herhalde– yukarıdaki çalışmada geçen sözcükler? Bunların nasıl işlendiğine dair ipucu verilmedi. Bu tür bir araştırma sorusunun anlamsızlığı bir yana, diyelim tarihsel Türkçe sözlüğü bulunmadan böylesi pek zor kökenbilgisi işine girişildi, ama Kıpçakça, Anadolu Türkçesinin kaynağı Oğuz Türkçesiyle değil, kuzeybatı Türkçeleriyle, Kazakçayla akrabadır; Anadolu Türkçesinin oluşumunda bir payı yoktur tarihsel olarak. Bu yüzdenin kaynağı da sadece Ötüken Türkçe Sözlük’e yüklendiği söylenen Codex Cumanicus’un bin iki yüz sözcüğü. Üstelik Memlûk Kıpçakçasının değerli verilerini, Ukrayna’dan Ermenice harfli Kıpçakça verilerini de dikkate almak gerekir; tabii Karasu çerçevesinde değil, o zaten anlamsız... İkincileyin, diyelim bir sözcüğü Kıpçakçada bulduk ama bunun Karahanlı Türkçesinde (epitopu üç tane büyük yazılı metindir) ya da Harezm Türkçesinde bulunup bulunmadığını tarihsel sözlüğün yokluğunda nasıl sınayacağız? Yine bu saptamalar salt Türkoloji’ye ilişkin, Karasu yazısıyla ilintisiz.
Nasıl oluyor da, saygın eleştirmen, genç Türkolog, genç olmayan Türkolog, Karasu’nun yazısındaki dil kullanımı konusunda bunca olgulara aykırı şeyler söyleyebiliyor?
Sözü Yunus Emre aldı, harf dediğimize o zaman ses temelinde hece deniyor:
Yigirmi dokuz hece / Okusan uçdan uca / Sen elif dersin hoca / Mânâsı ne demektir?
Önceki Yazı
Mektupları üzerinden Karasu’nun yaşam örgüsü
“Bilge Karasu’nun 'Bütün Mektuplar'ı ayrıca, kronolojik düzene oturtularak birkaç ciltte toplanmalı; kimlere yazmışsa, az ya da çok, her mektubu sıraya koyularak: Bu çabanın ortaya ciddi bir yaşamöyküsel anadamar çıkaracağına inanıyorum.”