• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Ne Mutsuz Yunanım Diyen!

Bizler kendimizi Avrupalı hissetmiyoruz. Kendimizi dışlanmış, 'yabancı' hissediyoruz. Ve en kötüsü, bu bize söylendiğinde fena halde rahatsız oluyoruz...

Panorama 1453 Tarih Müzesi, İstanbul.

İRVİN CEMİL SCHİCK

@e-posta

ELEŞTİRİ

22 Ocak 2026

PAYLAŞ

Tahminen 1976 yılı olmalı, MIT’de lisans tezim üzerinde çalışıyordum. Yunan danışman hocamla çok iyi geçiniyor, sık sık oturup şundan bundan sohbet ediyorduk. Bir gün elinde bir kitap gördüm, Nikos Dimu’nun Η δυστυχία του να είσαι Έλληνας ("Yunan Olmanın Mutsuzluğu"; birinci basımı Atina: İkaros, 1975) adlı, henüz yeni çıkmış, çıktığında Yunanistan’da çok yankı uyandırmış olan küçük bir kitabıydı. “Neymiş o mutsuzluğun kaynağı?” diye sorduğumda hocam, “Geçmişi parlak ama şimdiki hali sefil olan bir millete mensup olmak” diye cevap vermişti. Okuduğumda anlamıştım yazarın ne demek istediğini, ama çok fazla da kafa yormamıştım o esnada.

Aradan yarım yüzyıl geçmiş. Geçenlerde kitabın Türkçe çevirisi karşıma çıktı, Herkül Millas’ın bilge kaleminden (Ne Mutsuz Yunanım Diyen; İstanbul: İstos, 2017). Bir daha okudum ve bu sefer çok daha fazla zevk aldım, daha iyi anladım meseleyi. Üstelik Yunanlarla bizlerin ne kadar birbirimize benzediğimizi bir daha görüp yer yer kahkahalarla güldüm. Çünki eğer Atatürk “Ne mutlu Türküm diyene” sözünü kitlelere maletmiş olmasaydı, “Ne mutsuz Türküm diyen” sözü günümüzde bir o kadar revaçta olurdu bence. Türkiye’de Yunanlara, Yunanistan’da Türklere karşı olumsuz duygular epey yoğundur bilindiği gibi, ama kendi ülkeleri dışında Türklerle Yunanlar bir araya gelince birbirlerini çok severler, çünki çok benzeriz birbirimize. Ama çok.

Dimu’nun kitabı aforizmalardan (hikmetli sözler) oluşuyor. “U.A.K. ya da Zaman ile Mekân Uyarınca Kıyaslamalar” başlıklı üçüncü bölüm şöyle:


49

Kökünü Antik Yunanlarda bulan herhangi bir halk kaçınılmaz bir şekilde mutsuz olacaktır; onları unutmadığı ya da aşmadığı müddetçe.

50

Mirasları konusunda Yunanları üç kategoriye ayırabilirim. Bilinçli olanlar, yarı bilinçli olanlar ve bilinçsiz olanlar.

51

Birinciler (ki çok azdırlar) bilir. Bunlar mirasın korkunç ağırlığını hissetmişlerdir. Eskilerin biçim ve biçemdeki insanüstü mükemmellik düzeyini idrak etmişlerdir. Ve bu onların belini bükmektedir.

52

(“Bu taşları dayanabildiğim kadar kaldırdım...”)[1] 

53

İkinciler (daha kalabalık olanlar) doğrudan bilgi sahibi değillerdir. Ama bir şeyleri ‘duymuşlar’dır. Ünlü bir filozofun oğulları gibidirler: Babalarının eserlerini anlamıyor, ama bilenlerin bunlara saygı duyduklarını görüyorlardır. Ün onları hem rahatsız ediyor hem de gururlarını okşuyordur. Övünürler her zaman − başkalarıyla konuşurken.

54

Bizzat babanın eserlerini aşıp, geride kendinden bir şeyler bırakamamak bir yana, onları anlayamamak bile çok korkunçtur.

55

Atalarımızla (onları tanımadan) ne kadar gurur duyuyorsak, kendimiz için de o kadar kaygılanıyoruz.

56

Üçüncü kategori –yani bilinçsizler– bakirdir, saftır (Makriyanis, Theofilos ve bizzat Halk gibi okumamış olanlardır). Eskileri mit ve efsanelerde duymuşlar, onları halk masalları gibi benimsemişlerdir. Bu saf insanlardır halk geleneğini ve sanatını yaratanlar. Mirasın kaygısını duymadan yaşayabilmiş olanlar yalnızca bunlardır.[2]

57

Ancak yarı okumuşların büyük çoğunluğu, antik insanlara karşı duydukları mutat aşağılık kompleksleriyle, bütünün tutumunu ve ifadesini belirler.

58

Kurbanlardır: yalnız bir mirasın değil, dünyanın en geri eğitim sisteminin de. Bu sistem, antik ataları öylesine skolastik bir huşuyla ele almaktadır ki, onları yüce ve yaklaşılmaz kılmaktadır.

59

(Yoksa antik dünyayla ilgili bu tahsilli cehalet sisteminin başka nedenleri mi

var? Bilinçaltı bir tepki olabilir mi?)

60

Aşağılık kompleksimiz bir kaynağını antik insanlarla ilgili tutumumuzda bulur. Diğer kaynağı ise zaman değil mekân uyarınca kıyaslamalarımızdır: çağdaş ‘gelişmişler’le, “Avrupa”yla.

61

Bir Yunanlı ne zaman “Avrupa’dan” söz etse Yunanistan’ı buna katmaz, fakat bir yabancının Avrupa’dan söz ederken Yunanistan’ı buna katmamasını aklı almaz.

62

Acaba ne denli Avrupalıyız? Avrupa’yla bizi ayıran çok şey var; belki ortak yanlarımızdan daha çok. Çağdaş Avrupa uygarlığını yaratan akımların etkilerinin çok azı (‘aydın’ azınlıklar hariç) bizlere ulaşabilmiştir: ne Ortaçağ Skolastisizmi, ne Rönesans, ne Reform, ne Aydınlanma, ne Endüstri Devrimi. Belki kültürel olarak Pozitivist Avrupa’dan çok Slavseverliğin Ortodoks Rusya’sına yakınız. Ya Doğu’nun etkileri?

63

Ne dersek diyelim, Avrupalı hissetmediğimiz bir gerçektir. ‘Dışında’ hissediyoruz kendimizi. Ama daha beteri, bunu bize söylediklerinde durumdan rahatsız oluyor ve kaygılanıyoruz.

64

Öteki halkları da kıskanıyoruz – üstünlüğümüzü de vurgularken. Yalnızca (Turistik anlamda) konuksever değil, aynı zamanda yabancı hayranı, yabancı düşmanı ve yabancı uşaklarıyız.

65

Yunan mutsuzluğunun temellerinde iki Ulusal Aşağılık Kompleksi yatar. Biri zamanla ilgilidir: atalarla. Ötekisi mekânla ilgilidir: ‘Avrupalılarla.’ Belki gereksiz kompleksler bunlar – ama gereksiz olmaları onları daha az gerçek kılmıyor.

(s. 33-37)


Bunları okurken tekinsiz bir aşinalık duyan sadece ben miyim? “Eski Yunan” yerine “Osmanlı” desek, aynen bizi anlatmıyor mu bu satırlar?

Nikos Dimu
Ne Mutsuz Yunanım Diyen!
çev. Herkül Millas
İstos Yayın
Ekim 2017
80 s.

Bir yanında habire şoven milliyetçilik soslu “tarihi” diziler üreten TRT, öteki yanında “Bizim öyle bir ecdadımız yok. Biz öyle bir Kanuni tanımadık.” diyen, her konuda olduğu gibi tarih uzmanlığı da kendinden menkul zamanın başbakanı olan günümüz Türkiyelisi sürekli şanlı — ama muhayyel — bir geçmişte yaşamaya zorlanıyor. Tevekkeli değil, tarihçi Edhem Eldem Türkiye’nin “cliopathy and cliomania”dan mustarip olduğunu söylemişti bir konuşmasında (Columbia, 2023). Kleio, Eski Yunan mitolojisinde tarih muzası, yani esin perisidir. Bu durumda Kleiomania “tarih saplantısı”, Kleiopathia ise “tarih hastalığı” anlamına gelir. Bugün Türkiye’de milyonlar tarihe meraklı olduklarını sanıyor, ana akım kültür sanayiinin ürettiği tarihi dizileri, kitapları, dergileri tüketiyor; ama kendilerine sunulan tarih gerçeklerle uyuşmadığı gibi zaten asıl amacı geçmişe dair bilgi vermek değil, günümüz vatandaşını hizaya sokmak, iktidarın seçtiği kalıba uydurmak.

Türkiye’nin geçmişte değil günümüzde yaşaması, geçmişi unutması ya da reddetmesi demek değildir. İngiltere de, Fransa da, İtalya da, birçok başka medeni ülke de geçmişlerine bizden çok daha fazla sahip çıkıyor. Paris’teki Père Lachaise ve İstanbul’daki Karacaahmed mezarlıklarının bugünkü hallerini karşılaştırmak yeterlidir aradaki farkı görmek için. Fakat hastalık halinde, sürekli geçmişi düşünerek, geçmişe öykünerek yaşamıyorlar o ülkeler. Bir zamanlar dünyayı çevreleyen imparatorluklar kurmuşlardır, ama o günleri geride bırakmış, bugün içinde ve bugün için yaşamaya başlamışken, bizler “stratejik derinlik” safsatalarına kanıp eski Osmanlı topraklarına ağırlığımızı koymaya çalışıyoruz kendi ülkemiz batarken. Bu da bizim Ulusal Aşağılık Kompleksimiz!

 

 

NOTLAR

[1] Yorgos Seferis’in Gimnopedia II  adlı kitabında yer alan 1935 tarihli "Mikines" şiirinden. –ç.n.

[2] 1821 Yunan İhtilali’nin savaşçılarından olan Yanis Makriyanis (1797-1864), ilerlemiş yaşında okuma yazma öğrenip, halk dilinde kaleme aldığı değerli anılarıyla ün kazanmıştır. Theofilos Kefalas Hacimihail (Midilli 1870-Midilli 1934) en ünlü Yunan halk ressamıdır, akademi eğitimi almamış, kendi kendini yetiştirmiştir –çn.

Yazarın Tüm Yazıları
  • Herkül Millas
  • milliyetçilik
  • Ne Mutsuz Yunanım Diyen!
  • Nikos Dimu

Önceki Yazı

ELEŞTİRİ

Alerjinin politik ekolojisi ve

çocuklardan çalınan biyolojik miras

“Alerji bazı talihsiz insanların başına gelen bir bağışıklık sistemi sorunu değil; doğal hayatın yıkımının, çevre kirletici faaliyetlerin ya da çevre suçlarının bir semptomudur.”

BÜLENT ŞIK

Sonraki Yazı

DENEME

De Maistre vakası ve Cioran vakası

“Cioran vakasını Romanya özgülünden çok, dünya çapındaki 'Karşı Aydınlanma' akımıyla ilişkili görmek daha doğru olur. Bu çevrelerin 'metapolitik' itirazları o sıralar olduğu gibi şimdi de solun itirazlarının önemli bir kısmıyla ortaktı, ama tamamen karşı yönden.”

ÖMER F. OYAL
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist