• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Müzik ve Açık Yapıt üzerine

“Köksal ve Nemutlu’nun bu çalışması, girift bir kavram olan 'açık müzik yapıtı'nın tüm katmanlarını açığa çıkarırken, 20. yüzyılda müziğin dönüşümüne dair bir tarihyazımı da öneriyor.”

John Cage'in bir performansı.

ASLI UZDİL

@e-posta

ELEŞTİRİ

2 Ekim 2025

PAYLAŞ

Modern sanat düşüncesinin en verimli tartışma alanlarından biri olan “açıklık” kavramını merkeze alan Müzik ve Açık Yapıt yıllara yayılan bir düşünsel yolculuğun ürünü. Mimar ve sanat kuramcısı Aykut Köksal’ın Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde yürüttüğü disiplinlerarası seminer programına konu olan açıklık kavramına dair tartışmalar, kısa süre sonra Köksal ve besteci Mehmet Nemutlu’nun birlikte hazırlayıp sunduğu bir söyleşi dizisiyle Açık Radyo’ya taşındı. Ve bugün halen güncelliğini koruyan bu söyleşiler nihayet kitaplaşarak, müzikte açıklık estetiğine dair kalıcı bir başvuru kaynağına dönüştü.

Müzik ve Açık Yapıt, bir mimar ile bir bestecinin bu tür bir kuramsal çalışmada ender görülen işbirliği çerçevesinde biçimlenmiş olmasıyla oldukça özgün bir konuma sahip. Farklı pek çok sanatsal deneyimden beslenen bu disiplinlerarası düşünce örgüsü, açık yapıt anlayışının müzikte yarattığı büyük dönüşümü çok boyutlu bir biçimde ele alıyor. Kuramlar ve müzikteki somut örnekleri üzerine inşa edilen okumalarda temel referans noktası olarak ise Umberto Eco’nun 1962 tarihli Açık Yapıt (Opera aperta) kitabını görüyoruz. Tartışmalar, Eco’nun sanat yapıtını tek anlamlı ve kapalı bir bütün olmaktan çıkararak, icracının ve alımlayıcının katılımıyla her seferinde yeniden kurulan, çoklu yoruma açık, değişken bir süreç olarak tanımladığı “açıklık” kavramı etrafında şekilleniyor. Müziğin yaratımı, icrası ve dinleyiciyle buluşması gibi iç içe geçmiş süreçlerin her biri ontolojik bir bakış açısıyla ele alınarak, açıklık kavramının temel ölçütleri olarak çıkıyor karşımıza. Yapıtların hem notasyonu hem de farklı icra örneklerini içeren ayrıntılı analizleri, bestecinin iradesiyle icracının tercihleri arasında doğan yeni anlam imkânlarını tartışmaya açarken, farklı alımlama deneyimlerine de yol gösteriyor.

Aykut Köksal, Mehmet Nemutlu
Müzik ve Açık Yapıt
Arketon Yayınları
Haziran 2025
372 s.

Müziğin Rönesans’tan itibaren modernleşme serüvenine de değinen giriş niteliğindeki söyleşiler, Heinrich Wölfflin’in sanat tarihine kazandırdığı “açıklık-kapalılık” ayrımı üzerine yapılan okumalarla birleşerek, modern sanat düşüncesinin bütününe dair panoramik bir zemin oluşturuyor. Bu geniş perspektiften içeriye doğru açılan izlek boyunca, 1950’lerin öncü örneklerinin yanı sıra daha erken dönem yapıtlarının açıklık nitelikleri ve kavramın tarihsel kökenleri iki kanalda ele alınıyor: Bir yanda gelenekseli dönüştürerek ilerleyen, Avrupa çizgisinde II. Viyana Okulu bestecileri ve ardılları, diğer yanda ise “tabula rasa” üzerine inşa edilen Amerikan deneyselciliği. Her iki üslubun estetik ilkelerini ve eleştirilerini buluşturan diyaloglar, kavramın farklı yönlerde nasıl biçimlendiğini karşılaştırmalı olarak ortaya koyuyor. Söz konusu bestecilerin estetik yönelimleri, otobiyografik ve diğer müzik dışı unsurlarla kurduğu ilişkiler üzerinden de geniş bir perspektifte yorumlanıyor. Böylelikle, açık yapıt estetiğinde bu unsurlarla kurulan ilişkinin, önceki dönemin konvansiyonel yaklaşımlarından nasıl ayrıştığı da netlik kazanıyor.

Amerikan deneyselciliğiyle başlayan detaylı analizlerde Charles Ives’a geniş yer ayrılıyor; Ives yalnızca bir besteci olarak değil, aynı zamanda açık yapıt estetiğinin tarihsel öncüllerinden biri olarak yeniden okunuyor. Ives okumalarında –adı henüz konmamış olsa da– açık yapıt estetiğinin, bestecinin erken dönem çalışmalarından itibaren belirgin izlerini görüyoruz. Bu analizler aynı zamanda müzikal öğelerin mekânsallıkla kurduğu ilişki, müziğin bağlamdan koparak “özgürleşmesi” gibi bir dizi başka kavrama ve bu kavramların açıklık ile bağlarına da ışık tutuyor.

Henry Cowell, piyanoda "cluster" (salkımses) tekniğini uyguluyor.

Aynı çizgide, hem Charles Ives ile John Cage arasında hem de Amerikan deneyciliğiyle Avrupa’nın doktriner yazı geleneği arasında bir köprü konumunda duran Henry Cowell ile karşılaşıyoruz. Açıklık kavramı burada bestecinin piyanoda geliştirdiği sıradışı icra teknikleri, zihninde dinleyiciyle kurduğu ilişki, grafik notasyona yönelimi, ritim olgusu ve mobilite-müzik ilişkisi çerçevesinde tartışmaya açılıyor.

Üzerinde detaylıca durulan bir diğer isim, 20. yüzyıl müziğinde kuşkusuz en etkili dönüşümleri gerçekleştiren John Cage. Cage’in yaratım süreçlerine dair gözlemlerle birlikte, belirsizlikten rastlantıya, mekânla ilişkiden şans unsuruna, “açıklık” ile ilişkili pek çok kavramın müzikteki tanımları netleşiyor. Cage’in Batı merkezli müzik düşüncesinin ve Amerikan geleneğinin sınırlarını aşacak yeni bir dil arayışı, sesi, ritmi ve tınıyı geleneksel bağlamından koparıp yeni bir kimlik kazandırmaya yönelik uygulamaları, bestecinin düşünce dünyasında büyük önem taşıyan Hint ve Uzakdoğu felsefeleriyle iç içe okunuyor. Yine Cage bağlamında, sıradışı ses malzemesi, tiyatral unsur ve “sessizlik” olgusu aracılığıyla, öncülerinin aksine, betimleyici bir dış bağlama yaslanmayan, sanat yapıtını bağlamın içine yerleştiren bir Amerikan deneyselciliğiyle karşılaşıyoruz. Bununla birlikte, bestecinin, icracının, orkestra şefinin ve dinleyicinin yaratım sürecindeki rolüne dair radikal bir dönüşüme de tanık oluyoruz.

Piyanist Kyle Shaw, John Cage'in 4'33" başlıklı yapıtını yorumluyor.

Amerikalı bestecilere ayrılan bölümlerde son olarak Earle Brown ve Morton Feldman yer alıyor. Bestecilerin özellikle notasyona getirdikleri yenilikçi tavır, resim ve plastik sanatlarda aynı dönemde ortaya çıkan estetik yönelimlerle buluşan bir çerçevede ele alınıyor. Diğer taraftan, Brown’a ilişkin değerlendirmeler, açık yapıtın ancak sınırlar içinde mümkün olan varlığının sınırsızlık ihtimaliyle yüzleştiğinde nasıl şekilleneceğine dair sorulara yanıt arıyor. Feldman’ın müzikte zaman algısına ve işitsel normlara yönelik yenilikçi yaklaşımlarına dair tartışmalar ise açık yapıt kavramına fenomenolojik bir boyut kazandırıyor.

Luigi Nono, Pierre Boulez ve Karlheinz Stockhausen, 1957'de Donaueschingen'de.

Avrupa ekolüne ayrılan bölümler, başta Eco’nun çalışması bağlamında ele alınan Luciano Berio, Pierre Boulez ve Karlheinz Stockhausen’in yanı sıra Iannis Xenakis ve Luigi Nono’ya yer veriyor. Bu izlekte, geleneğin sınırları içinde devinen Avrupa’nın, yeni bir dil arayışında karşılaştığı çıkmazları Amerika’dan gelen etkiler aracılığıyla aşma sürecine ışık tutuluyor. Berio, geleneksel ses malzemesi ve notasyona kazandırdığı yeni okuma olanakları ve açıklık parametrelerini içeren ilk Avrupalı örnekleri vermesi bakımından iki ekolün kesişiminde önemli bir besteci olarak konumlanıyor. Buna karşılık Boulez’in çoklu olasılıkları barındırmasına rağmen yapısal denetimi elden bırakmayan yaklaşımıyla “kontrollü açıklık” düşüncesi gündeme geliyor. Xenakis’in yaratım sürecine ilişkin okumalar bestecinin matematiksel formasyonuna dayalı soyut modelleme anlayışı etrafında şekilleniyor; bu çerçevede müzikte belirsizlik, rastlantısallık ve şans unsurları yeniden tanımlanıyor. Stockhausen’ın, döneminde yankı uyandıran “anlık biçim” kavramı ise, doğrusal zaman ve ilerleme fikrini tartışmaya açan bir anlayış olarak ele alınarak, meditatif bir dinleme edimini açıklık kavramı içine yerleştiriyor. Diğer taraftan, özellikle Nono’nun yapıtlarına dair değerlendirmeler doğrultusunda, teknolojik imkânlarla sürekli dönüşen elektronik müzik malzemesinin dönemin açık yapıt düşüncesinde açtığı yeni ifade olanaklarını görüyoruz.

Avrupalı bestecilerin mimariyi de içine alan tasarımlarına dair analizlerde açıklık ile mekânsallık arasındaki ilişki daha da belirginleşirken, dinleyicinin fiziksel katılımı ve konser mekânlarının kurgusu da açık yapıtın belirleyici parametreleri arasında yer buluyor.

John Cage'in "Piyano ve Orkestra İçin Konçerto" adlı çalışmasının partisyonundan bir sayfa. 

Köksal ve Nemutlu’nun bu çalışması, oldukça girift bir kavram olan “açık müzik yapıtı”nın tüm katmanlarını açığa çıkarırken, 20. yüzyılda müziğin dönüşümüne dair bir tarihyazımı da öneriyor. Bunun yanında, dinleyiciye müziği yeniden düşünme ve yeniden duyma deneyiminin de kapısı aralanıyor.

Müzik ve Açık Yapıt, yoğun kavramsal tartışmalarla örülü olsa da, diyalogların akıcı dili sayesinde okuyucuya nefes alma imkânı tanıyor. Okuyucu kimi zaman ortaya konan sorulara zihninde verdiği cevaplarla, kimi zaman da kendi sorularıyla söyleşilerin sessiz katılımcısı oluyor; böylece Müzik ve Açık Yapıt’ın kendisi de yeni okuma olanaklarına açılan bir açık yapıt olarak duruyor önümüzde.

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • Aykut Köksal
  • mehmet nemutlu
  • Müzik ve Açık Yapıt
  • Umberto Eco

Önceki Yazı

ELEŞTİRİ

Kapkara kitap, direnen insanlık

“Kara Kitap çok önemli bir yapıt; tanıkların ve tanıklıkların bir araya getirilmesi, Nazilerin toplama, çalışma ve ölüm kamplarında neler yaptıkları anlatıldığında, 'bu kadar insanlık dışı şeyler yapmış olamazlar' şeklindeki kuşkuları ortadan kaldıracak kadar açık seçik yaşananların kaydını sunuyor.” 

BEHÇET ÇELİK

Sonraki Yazı

ELEŞTİRİ

Metin ve melodi:

Thomas Bernhard ile Elfriede Jelinek’in edebiyatında müzikal izler

“Bernhard’da tekrar, tarihsel bir hafızada ısrarın biçimi olarak karşımıza çıkıyor. Jelinek’in çoksesliliğiyse iktidarın kadın bedeni üzerindeki tahakkümünü görünür kılan politik bir yüzleşme. Her iki yazar da müziği uyumun değil, uyumsuzluğun estetik ifadesine dönüştürmüş adeta.”

ÖZLEM GÖNCÜ
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist