• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Mindy Seu’nun yazını (II):

A Sexual History of the Internet

“İnternetin bugünkü çekiciliğinin temelini oluşturan, cinselliğin internete tüm türevleriyle aktarımı, cinsel özgürleşmenin internetle aştığı eşik, limittir. Diğer bir ifadeyle, seks işçileriydi internete duyulan ilksel arzuyu kuran.”

Mindy Seu

HASAN CEM ÇAL

@e-posta

İNCELEME

19 Şubat 2026

PAYLAŞ

Mindy Seu’nun A Sexual History of the Internet’i bir kitap değil; en azından yalnızca. Bundan kasıt, kitabın olağan bir kitaptansa, aslında bir tür uyarlama olması, diğer bir deyişle, öncelikle bir kitap olmayıp, kitap formatına da dönüştürülmüş bulunmasıdır; tıpkı Seu’nun bir önceki kitabı Cyberfeminism Index gibi. Seu’nun kitabı esasında bir performans-kitap, kitaplaştırılmış bir performans ya da kitap olarak performans. Hangisini seçeceğiniz size kalmış ama bir şey kesin: Bu kitap performansı kitapla ve kitabı performansla kesiştiren bir “tasarım nesnesi”. Bir yazar-tasarımcı olarak Seu’nun en özel ve özgül üretimlerinden biri.

Her ne kadar konu bu kitap üstüne üretilebilecek düşünceler özelinde en mühim şey olmasa da, Seu’nun kitabının konusu belli: Öncelikli olarak mobil aygıtlardan erişilebilir olan haliyle internet teknolojisiyle cinsellik arasındaki bağlantı, bağıntı. Ayrıntılara girmek kitabın tamamını alıntılamak anlamına geleceğinden, ama kitap da halihazırda (göreceğiz ki) türlü alıntı üstünden iş gördüğünden, bu iki “pratik” arasında çokboyutlu bir analoji kurmakla yetineceğiz: Cep telefonunun, bir teledildonic olarak iş gören; arzuya, cinsel arzuya erişim sağlanan; sexting yapılan ve nude gönderilen; pornografiye (ve kimi zaman da erotizme) maruz kalınan; titreşimli, “dokunmatik”, bir cinsel organ boyutunda bir şey olması. Özetle, mesafeyi ortadan kaldıran, yapısıyla müstehcen, internetle bütünleştiği düzeyde de iyice arzulanır bir şey olarak var olması. (Unutmayalım: Bugün dahi uyandığında çoğu insanın “elini attığı ilk şey” cep telefonu.)

Seu’nun analojisi esasında budur ve kitabının akışından tasarımına, bir cisim olarak tahayyül edilişine kadar aynı analoji kitabı kateder. Bu kitapta da, tıpkı Seu’nun ilk kitabında, Cyberfeminism Index’te olduğu gibi, içeriğin kitabın yalnızca biçimini değil, aynı zamanda okunuş tarzını, yapılanma şeklini, dolayısıyla deneyim edilme koşullarını dönüştürmesi söz konusudur, ama bu sefer koşul ilk kitaptakinden başkadır: Bir ders-performansın (lecture-performance) kitaba uyarlanması, hatta bu performans, içeriği ve kitap arasında kurulan girift bir ilişki.

Ama yine de bu kitap, tekrarlarsak, ayrıca bir alıntılama girişimi de: Bu kitap bir kitapsa, esasında, aynı anda bir kayıt tutma ihtiyacından dolayı da bir kitap. Bu ne demektir? Tıpkı Cyberfeminism Index’te olduğu gibi, bu kitapta da göz ardı edilmiş, görünmezleşmiş bir içerik ele alınır, fakat bu sefer söz konusu olan indekste olduğu gibi döküm değil, bir çoklu ve çapraz alıntılamadır. “Alıntılama girişimi” deme nedenimiz de budur: Kitap, tekno-cinsellik teorisyenlerinden siber-seks işçilerine, birçok kişinin (kadın ve transın) yazınsal ve sözel tanıklıklarını içerir ve içermek suretiyle de kaydeder onları, ki hem kitabın içeriği oluşsun hem de bu içerik, bu gözden ırak kalmış içerik kaydolarak ölümsüzleşebilsin. Diğer bir deyişle, kitap bir “yok sayılmışlıklar antolojisi” olabilsin.

Tabii bu anlamda kitap radikal görünen ama temelli bir teze de sahiptir ve bir nevi de ona “sahip çıkar”: “İnternetin bugünkü çekiciliği”nin temelini oluşturan, cinselliğin internete tüm türevleriyle aktarımı, cinsel özgürleşmenin internetle aştığı eşik, limittir. Diğer bir ifadeyle, seks işçileriydi internete duyulan ilksel arzuyu kuran. Ve belki de bugün bile söz konusu olan budur (OnlyFans ve türevlerine ilgiyi hesaba katacak olursak).

Her halükârda, Seu’nun kitabının bir “kurtarma girişimi” olduğu da söylenebilir, ama aynı zamanda bir “bağ kurma” denemesidir de. Fakat bu sefer söz konusu olan, tekrarlarsak, Seu’nun ilk kitabında, Cyberfeminism Index’te olduğu gibi kataloglama (projenin ilk adı Cyberfeminism Catalog: 1990-2020 idi), indeksleme değil, daha ziyade alıntılamaya dayanan ama onu da aşan bir kitap üretim/kullanım mantığıdır. Kitap bir tür alıntılar manzumesidir, evet, ama alıntılananları kullanıp atan, kendine katıp kilitleyen, yiyip kusan değil de, onların varlığını tanıyarak onları alıntılayan, “ihtimamla alıntılayan” bir tanesidir de.

Şöyle ki, bu kitabı özelinde Seu yalnızca bir alıntılama mantığı geliştirmez; bunun da ötesinde, alıntılanan her kişiye kitabın satışından bir pay ayırarak (yüzde otuz), bir dayanışma ağı gibi de yapılandırır kitabını (ve bu nedenle bağımsız bir yayıncıyla çalışmak istediğini belirtir, ilk kitabınınkinden farklı olarak). Bu açıdan, kitabın bir yazarı var gibi görünse de, aslen çok yazarı vardır ve bu yazarlar alıntılandıkları kadarıyla kitap üstünde bir “hak sahibi”dir; protokol gereğince ve uyarınca. Seu’nun bu kitapta ortaya koyduğu bu bakımdan yalnızca kitabın kendisi değil, kitabı ortaya çıkartmasını, bu anlayışı geliştirmesini sağladıkları kadarıyla, alıntılınan herkestir. Dolayısıyla kitap Seu’nun olsa da, Seu’nun “adına” olsa da, herkesindir de ve Seu bir kolektiviteyi yaratan değil, görünür kılan olmak vasfıyla yazardır ancak; bir kolektivist-yazardır diyelim. Alıntılama da bu yazarlığın “yazış biçimi” olacaktır; okumayla sıkı sıkıya bağlı olan. Akademik alıntılamanın çok ötesinde bir alıntılama anlayışı ya da Seu’nun deyişiyle, yeniden-alıntılama (re-citation).

Ama Seu’nun kitabı bir re-citation olduğu kadar bir recite, bir tür resital, hatta korodur; ki Seu da kitabı böyle tanımlar. Bir bakıma kitap önce bir senaryodur, ardından korolaşır, son raddedeyse kitap halini alır. Bu açıdan kitap ilk kertede değil, ancak son kertede kitaptır ve içeriğinin R rated’lığı (“sadece on sekiz yaş üstüne açıklığı” diyelim) dolayısıyla, esasında bir tür dedikodunun kamusallaşmasının ifadesidir; böylece dedikodunun lağvının da (çünkü herkesin bildiği dedikodu dedikodu olmaktan çıkar, duyuru halini alır, bir nevi müstehcenleşir; tıpkı Jean Baudrillard’ın The Ecstasy of Communication’da ifade ettiği gibi). Zaten Seu gossip kelimesiyle gospel kelimesi arasındaki etimolojik bağa da kitabın girişinde bu nedenle dikkat çeker: Kitap aslında dedikodu formunda varlık gösteren bir içeriği (cinselliğin sanallaşması, sanal olanın cinselleşmesi, giderek artan hipercinsellik) kamuya açan, böylelikle de dedikodu olmaktan çıkartan, ama aynı zamanda “dedikodu formu”nda sunan, yani performatifleştiren bir mahiyete sahiptir; yani kitap ötesi bir mahiyete. Dedikodunun performatifliğiyle kitabın yayılımsallığı arasında kurulan bir bağ, bir uzlaşı, bir birlik.

Bundan kasıt nedir? Şu: Kitap, tekrarlarsak, önce bir performanstır. Ama nasıl bir tanesi? Şöyle: Katılımcılar telefonlarını, sonra da Instagram’ı açar (Instagram profiline sahip olmak zorunludur), ardından “kitabın Instagram sayfası”na girer, sonrasında Highlight bölümünü en baştan (ekranın en sol kısmındaki baloncuk) açar, bu Highlight’lar içindeki renkli metinleri (ki kitabın içindeki metinlerle birebir aynıdır), kendilerine Seu tarafından doğdukları aya göre atanan renklere göre okur; böylece de kitabı “baştan sona okumuş” olur. Tam da bu anlamda kitap bir kitap değil, daha ziyade ders-performansın bir kaydı, bir metnidir ve işte tam da bu nedenle her sayfasında bir süre imi/ibaresi vardır. Süresi olan bir kitap mı, yoksa kitap gibi kayda geçen bir performans mı daha garip, siz seçin. (Sanırım ikisi de.)

Dolayısıyla, kitap tam da ders-performansın bir “uzantı”sıdır; neredeyse literal bir anlamıyla. Performans cep telefonundan takip edildiği kadarıyla, kitap da bu takibin yapıldığı aygıtın boyutundadır (kitap ortalama bir cep telefonu kadar büyüktür, bir iPhone SE boyutundadır), ama ayrıca bu aygıtın rengindedir (siyah, black mirror) ve tabii kitabın içindeki metinler de, bu aygıtta görünür olan boyutta (tipografi de aygıtın ve uygulamanın tasarımıyla uyumlanır, Instagram story’lerindeki gördüğümüz metinlerin ortalama puntosundadır). Bu perspektiften Seu’nun kitabı ders-performansın imgesinden ürettiğini söyleyebiliriz. Elimizde bir nevi ders-performans tutarız ama farklı bir halde, şekilde. Daha mobil, daha interaktif, daha kolektif. Bugüne has bir kitap mantığı ama dünden gelen, dünde zeminini bulan.

Peki, neden kitap? Bunun nedeni bir yandan da kitabın da telefon kadar taşınabilir olmasıdır. Hakikaten, kitap ile telefon, cep telefonu arasındaki ilksel benzerlik budur. Tek fark kitabın “birlikte okunma”ya açık olmaması gibi durur ama bu bile kesin değildir, zira matbaa aynı kitabı farklı kişilerin okumasını imkânlı kıldığı ölçüde, özünde “çoklu okuma”yı mümkün kılan prototipik teknolojidir (Marshall McLuhan’ın kanonik ve kült kitabı Gutenberg Galaksisi: Tipografik İnsanın Oluşumu’nda tüm detayları ve içerimleriyle ele aldığı şey). Ve zaten telefonun birlikte bakılmaya müsait olmadığını da kimse söyleyemez; iki mecranın da bireysel kullanıma uygun tasarımı alternatif kullanımları yok sayacak kadar sert değildir. İşte bu perspektiften Seu’nun ders-performansı kitaba evriltmesi de esasında yalnızca kayıt tutma itkisinden değil, ayrıca kitabın ders-performansında söz konusu ettiği teknolojinin (bir teknoloji olarak cinsellik ve cinsel bir teknoloji olarak internet) bir nevi modeli, ön-modeli, diyelim ki ana ilkörneği, arch-prototype’ı olmasındandır. Ders-performans ise kitaba ekleyecek, katacaktır: Birlikte okuma deneyiminin eşanlı, yüksek sesli ve karanlıkta, aygıttan çıkan ışıkla gerçekleştirilmesi. Vurguyla tekrarlarsak: Bir tür koral okuma şekli.

Diğer taraftan, Seu’nun bu ders-performansla birlikte performansın olağan kodlarını da çözdüğünü, belirlenimleri tersyüz ettiğini (Berlin’de bu ders-performansı bizzat deneyim ettiğimden) söyleyebiliriz. Öncelikle Seu sandalyeleri odağının farklı köşelerine birbirine dönük olmayacak bir biçimde dağıtıp sahneyi ortadan kaldırır; performansı bir “ışıyan cihaz”la bağlantılandırıp, “performans ışığı”nı lağveder ve son olarak, performansı sözel-metinsel ama aynı zamanda “toplu” kılıp, performansçının tekilliğine halel getirir; böylece ders-performans, performansın kanıksanmış işleme şeklini bozup onu dönüştürür. Artık ne sahne ne de ışık vardır, hatta performansçı ile deneyimleyen arasında bir ayrım dahi yoktur; her şey ders-performans-kitap dizisi içinde yutulur. Bu anlamda kitabın siyah arka plan üstüne beyaz fontla yazılması da makuldür: Sözcükler ışır fakat bir “karanlık ayna”da. Herkesin elinde, herkesin gözünde.

Başka bir ifadeyle, kitap internetin bugün ekseriyetle ulaşıldığı aracı, aygıtı kendi modeli haline getirmiş; kendini onun imgesinden, cep telefonu, daha doğrusu akıllı telefonunkinden yaratmıştır. Ve nihayetinde kitap, bu akıllı telefon-kitap mekânda dağıtık şekilde ve toplu okunuyorsa, halihazırda bilinçsizce yapılanın da bugünlerde hep bu olmasıdır: Hep bir ağızdan karanlık aynalara yansıyan metinlerin/dokuların okunması/görülmesi. (Text ile texture, yani metin ile deri/yüzey arasındaki yapısal olduğu kadar anlamsal bağlantıyı da unutmamalı.) Bugünlerde Stellar Blade gibi oyunlarda giderek hipercinsel bir görünüş ve doku elde eden oyun karakterlerine aşırı bir ilgi duyulması da bu açıdan bir rastlantı değil.

Mindy Seu "internetin cinsel tarihi" performansı sırasında. 21 Kasım 2025. Fotoğraf: Naveed Ahmad

Dolayısıyla, Seu’nun ders-performans-kitabı özelinde, kitap kitap olmaktan ibaret olmadığı gibi, performans da performanstan ibaret değildir ve ders, “gecikmiş ders” (zira ders uzun bir süre öğrenilememiş ama öğrenilmesi elzem bir içeriğe, seks işçilerinin internetle arasındaki neredeyse hayati bağa dairdir), performansın da, kitabın da yapısını kendince çözer. Bu ders, tekrarlarsak, internetin cinsel tarihine dairdir; internetin nasıl bir arzu makinesi, cinsel keşif yolu, cinselliği yaşama alanı, cinsel itki ve dürtülerin boşaltıldığı ve cinsel arzunun yayılım gösterdiği bir mahal olarak kullanıldığına. Dolayısıyla, Seu’nun kitabı özelinde, kitap cep telefonunun imgesinden doğarak, aslen bir “seks oyuncağı” olarak da tanımlanır, çünkü cinsellikle hemhal bir teknolojiyi performe etmenin “bir diğer” biçimini öne çıkartır; bu örnekte okunsal olan.

Bu anlamda, Seu’nun kitabının perspektifinden, seks işçisi figürü kesinlikle bir tür insan da değildir; internetle cinselliğin, arzunun kesişiminde arzusu kapılan herkestir: OnlyFans modelleri, Instagram influencer’ları, simp’ler, gooner’lar ve dahası. Ezcümle, Seu kitabıyla direkt olmasa dahi dolaylı olarak “haklı bir nokta”ya parmak basar. Gerçekten, soruyoruz: İnternetin kamusallaşmasından hemen önce ya da sonra doğan herhangi biri, cinselliği internetin dışında bir yolla keşfetmiş midir ki? İnternetin küresel yayılım alanı düşünüldüğünde, bu mümkün dahi olabilir mi?

Öyleyse, o halde bu ders-performans-kitap son kertede nedir? Çağrısı nedir? Kendine has bir alıntılama mantığı geliştiren, bir tür new age seks oyuncağından mülhem ve modellenmiş, dedikoduyu kamusallaştırarak lağveden, tasarımıyla erotik (asla pornografik değil), cinsel olan ile siber olan arasında verili fakat keşfedilmemiş bağlantılar kuran bir kitap; kulaktan kulağa fısıldanan, arka kapıların eşiğinde konuşulan, “kamusallaşmamış bulunan” bir konu kümesine (cinselliğin ağ yapılılığı, seks işçiliği, siber-seks ve dahası) dair bir kitap, tüm bu çokseslilik, çokyönlülük, çokbiçimlilik içinde, ne söylemeye çalışıyordur? Kitabın konusunu özgürleştirmesinde olduğu gibi, kitabı okuyanın da konuyla bu şekilde, katmanlı halde karşılaşmasına binaen, internet boğumlu cinsellik anlayış ve deneyiminin özgürleşmesi söz konusu olabilir mi? Cinselliği siberâlemce koşullanmış, bu koşullamanın farkında dahi olmayan kuşaklar, kendi koşullanmışlıklarının tarihiyle belki de ilk kez yüzleşen jenerasyonlar, bu multimedyatik işten ne tür bir mesaj çekip çıkartabilir, eğer çıkartabilirse? Belki de tek bir mesajdır söz konusu olan, Seu’nun imlediği ve kitabının yapısından yayılım tarzına dek ileri sürdüğü kadarıyla ve tabii bir hayli tanıdık bir biçimde: All the sex workers of the world, unite!

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • A Sexual History of the Internet
  • Cyberfeminism Index
  • cyberfeminizm
  • internet
  • internet kültürü
  • Mindy Seu

Önceki Yazı

DENEME

Gri Arılar’da savaş, dostluk, sesler, renkler

“Sergeyiç’le Paşka savaşan iki gücün farklı taraflarıyla bağ içindeler. Gri Arılar bir savaş romanı ama anlatılan, dostun düşmanın dosdoğru tayin edilemediği, sıradışı bir savaş.” 

BEHÇET ÇELİK

Sonraki Yazı

PORTRE

Augusto de Campos 95 yaşında!

Doğum günü vesilesiyle bir avangardın, somut şiirin kurucusu Augusto de Campos'un portresi.

ERHAN ALTAN
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist