• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Min Nevâdiri’l-Kütüb – 35:

Kuşların dili, sanatçının eli

“Biçim açısından kuşların uçuşunu en çok andırdığını düşündüğü için Osmanlı asıllı bu yazıyı seçtiğini söylüyor Behbehani... Hat sanatıyla tasavvufu kesiştiren ilginç ve düşündürücü bir kitap.”

Safâlı Habîbullâh’ın fırçasından, Ferîdüddîn Attâr’ın Mantıku’t-tayr’ının 1600 civarında üretilmiş bir yazmasındaki bir minyatür. Metropolitan Museum of Art, New York. Env. no. 63.210.11.

İRVİN CEMİL SCHİCK

@e-posta

HER ŞEY

22 Mayıs 2025

PAYLAŞ

Geçen ay yazı-resim, yani figüratif hat eserlerini konu edinmiş, Abdülkādir Hisârî adlı, hakkında pek bilgimiz olmayan bir sanatçının eseri olan bir yazmayı tanıtmıştım. Bu ay ne yazsam diye düşünürken Türkiye’de tanışıp on küsur seneden beri görmediğim Amerikalı bir dostum uğradı ve bana çok ilginç bir kitap hediye etti. Ben de onu tanıtayım dedim. Bu kitap da yazı-resimle ilgili, yani biraz tekrar olacak belki. Ama bir farkla: Bu çağdaş bir eser, kimyası ötekinden çok farklı. Yine de piyasada pek nüshası kalmadığından “nevâdir” sınıfına giriyor.

Kitabın adı The Conference of the Birds: a Study of Farid ud-Din Attar’s Poem using Jali Diwani Calligraphy (Mantıku’t-tayr: Celî Dîvânî Hattı Kullanılarak Ferîdüddîn Attâr’ın Şiirinin İncelenmesi), tasarlayan Farah K. Behbehani (NewYork: Thames & Hudson, 2009).

Ferîdüddîn Attâr, yahut tam adıyla Ebû Hâmid Ferîdüddîn Muhammed b. Ebî Bekr İbrâhîm Nîşâbûrî (yak. 1145–yak. 1221), lakaplarından anlaşıldığı üzre İran’ın Horasan bölgesindeki Nîşapûr/ Nîşâbûr/ Neyşâbûr şehrinde doğmuş ve hayatının bir döneminde aktarlık/ eczacılıkla meşgul olmuş olan çok ünlü bir mutasavvıf ve şairdi. En tanınmış eseri 1187’de tamamladığı Mantıku’t-tayr (Kuşların Dili/ Hasbıhâlleri/ Konuşmaları) olmakla birlikte İlâhînâme, Esrârnâme, Musîbetnâme, Pendnâme, Tezkiretü’l-evliyâ gibi başka tasavvufî eserlerinin yanı sıra, Gül ü Hüsrev adlı mesnevîsi ve Dîvân’ı da mevcuttur.

Mantıkut’t-tayr bilindiği gibi kuşların kendilerine bir önder bulmak için Hz. Süleyman’a Sebe melikesi’nden haber getiren hüdhüd kuşunun arkasına takılıp çıktıkları zorlu yolculuğu ve bu yolculuğun sonuna vardıklarında aradıklarının kendilerinden gayrı olmadığını anlamalarını konu edinen, vahdet‑i vücûd felsefesinin kaleme alınmış en güzel ifadelerinden biridir. Yol boyunca türlü engellerle karşılaşan kuşların sayısı gittikçe azalır, öykünün sonunda geriye kalan otuz kuş efsanevî anka kuşu, yani Sîmurg’un huzuruna çıkar; çıkar da, “otuz kuş”un Farsçası zaten “sî murg”dur; yani seyr ü sülûk onları Vahdet’e ulaştırmış, sî murg Sîmurg olmuştur. Bu kelime oyununu Annemarie Schimmel hocadan ilk duyduğumda kalbimin nasıl küt küt attığını dünmüş gibi hatırlıyorum.

Farah K.
Behbehani

Hikâyeyi işleyen başka mutasavvıflar olmakla beraber Attâr’ınki en iyi bilinendir. Ona birçok nazîre yazıldığı gibi Osmanlıca dahil birçok dile defalarca çevrilmiştir. Konumuz olan kitabın metninde de Afkham Darbandi ve Dick Davis’in 1984’te yayınlanan The Conference of the Birds adlı İngilizce çevirisi esas alınmış. “Conference” kelimesinin konuya nisbeten uygun bir anlamı da var gerçi, ama diğer anlamları ve yaptığı çağrışımlar bana oldukça isabetsiz geliyor açıkcası, ama elden ne gelir?

Eser, Farah K. Behbehani’nin University of the Arts London’un Central Saint Martins kolejinde hazırladığı yüksek lisans tezinin kitaplaşmış hali. Adından İran asıllı olduğu sezilen, ancak Kuveytli bir aileye Boston’da doğmuş olan Behbehani’nin bazı eserlerine internetten ulaşılabiliyor. Önsözde anlattıklarından Khaled al-Saai adlı bir hocadan meşk aldığı anlaşılmakla birlikte celî dîvânî zaten bazı başka hat çeşitleri (örneğin sülüs yahut ta’lîk) gibi sağlam kurallara bağlanmış bir yazı değildir. Bu bakımdan yazının “doğru”luğu yahut “yanlış”lığı meselesine çok fazla takılmadan, bir edebî eserin hat yoluyla nasıl canlandırılabileceğine odaklanmak mümkün. Biçim açısından kuşların uçuşunu en çok andırdığını düşündüğü için Osmanlı asıllı bu yazıyı seçtiğini söylüyor Behbehani. Gerçekten de bu kitapta metin ne hüsn-i hat ile istinsah edilmiş, ne de minyatürlerle resimlendirilmiş. Yazı sanki metin üzerinde edilen tefekkürün görünürlük kazanmış hâli.

Yıllar önce İskoçya’da yaşayan, keza İran asıllı bir başka sanatçıyla tanışmıştım: Jila Peacock. Behbehani’nin Attâr’ın eserinden hareket edip yazıyla yolculuğa çıkması gibi Peacock da Hâfız-ı Şîrâzi’nin bazı gazellerini kendine göre canlandırmıştı yazıyla. Hattâ animasyon bir film çevirmişti bu konuda, yukarıdaki link’ten ulaşabilirsiniz ona da. Birçoğunuz Sezer Tansuğ (1930–1998) ile Tonguç Yaşar’ın (1932–2019) gerçekleştirdiği Amentü Gemisi Nasıl Yürüdü (1969) filmini görmüştür mutlaka. Bu gibi eserler hattatlık kategorisine girmiyor elbette, ama kendine has bir sanat teşkil ettiklerini düşünüyorum.

Jilhe Peacock, Tongue of the Hidden

Yirminci yüzyıl başlarında Pablo Picasso (1881–1973), Georges Bracque (1882–1963) ve Juan Gris (1887–1927) gibi kübist ressamların eserlerinde yazı (özellikle gazete yazısı) kullandığını biliyoruz. Bazı sanat tarihçileri, aşırı soyutluktan geriye atılmış bir adım olarak nitelendiriyor bu akımı.

Picasso’nun 1912 tarihli bir resminde yazının kullanılması. Moderna Museet, Stockholm.

Peki, hat sanatının resim sanatına böyle aksetmiş olması acaba bunun İslâm âlemindeki bir benzeri yahut yansıması mıdır? Türkiye özelinde Sabri Berkel, Abidin Elderoğlu, Şemsi Arel ve Elif Naci’den Erol Akyavaş, Süleyman Saim Tekcan, Murat Morova ve Balkan Naci İslimyeli’ye, hattâ İsmet Doğan ve Sezgin Malkoç’a kadar birçok ressam eserlerinde Arap harfleri (yahut Arap harflerinden mülhem şekiller) kullanmıştır örneğin. Latin harflerinin 1928’de dayatıldığı Türkiye’de durum farklı tabii, ama Arap harflerinin gündelik hayatta kullanıldığı birçok İslâm ülkesinde de görüyoruz, bu harflerin resim ve hattâ heykel sanatlarında boy göstermesini.

Bugüne dek böyle eserlere ilişkin birçok kitap yayımlandıysa da (örneğin bkz. Venetia Porter [haz.], Word into Art: Artists of the Modern Middle East [Londra: The British Museum Press, 2006]; José Miguel Puerta Vilchez [haz.], Libertad e Innovación: Caligrafía Árabe Contemporánea [Madrid: Casa Árabe, 2010]; Salah Barakat v.d., Word [Medine: Research and Studies Center, King Fahd National Library, 2014]; Rose Issa [haz.], Signs of Our Times: from Calligraphy to Calligraffiti [Londra ve New York: Merrell, 2016]) bu akımın nedenleri, anlamı, ardındaki saikler lâyıkıyla ele alınmadı bildiğim kadarıyla. Kendi payıma uzun yıllardır bunun Batı dünyası dışında aldığı şekliyle postmodernizmin ve kimlik politikasının bir boyutu olduğunu öne sürüyorum. Yanılıyorum belki, ama aksini söyleyen de çıkmıyor. Keşki konuya hak ettiği önem verilse.

Her neyse, kitabımıza dönelim. Mantıkut’t-tayr’dan seçilmiş olan 13 bölümün İngilizce metni aktarıldıktan sonra o bölümde söz konusu olan kuşun adı ve metnin bir kısmı celî dîvânî hattıyla veriliyor. Sonra harfler, harekeler ve tezyinî işaretler bileşenlerine ayrılıyor, daireleştiriliyor, görsel bir metin hâline getiriliyor. Behbehani bir bilim insanı değil, bir hattat da değil. O daha ziyade bir grafik sanatçısı, bu kitaba da ben bir şeyi izah eden didaktik bir metin olarak değil, bizatihi bir sanat eseri olarak yaklaşıyorum. Bu açıdan hat sanatıyla tasavvufu kesiştiren ilginç ve düşündürücü bir kitap bence.

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • Farah K. Behbehani
  • Ferîdüddîn Attâr
  • Mantıkut’t-tayr
  • The Conference of the Birds

Önceki Yazı

DENEME

Selahattin Demirtaş’ın yeni romanı Jamal:

Kökten bir düzen reddiyesi

“Jamal pekâlâ Diyarbakır’ın kuçe’lerinde de yaşayabilirdi ya da Paris, Amsterdam, Londra ya da New York gibi metropollerde. Çünkü bence romanın ana mekânı belirli bir kent değil Halil Abi, sokağın, sokak kavramının ta kendisi…”  

YİĞİT BENER

Sonraki Yazı

ELEŞTİRİ

Max Weber ve Protestan etiği

“Bu eserin Türkiye’de gördüğü ilginin nedenlerinden biri, ele aldığı tarihsel bağlamdan ya da teorik sorunsallarından daha çok, kitabın temel argümanı olduğu varsayılan ve büyük olasılıkla kasıtlı bir yanlış anlamayla aktarılan, 'dinsel-iktisadi ilişki' anlatısıdır.”

POLAT S. ALPMAN
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist