• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Meltem Gürle’nin İrlanda Defteri

“Gürle bu kitapta tutturması çok zor bir alaşımı, bir simyayı yakalamış bence.”

Fortyfoot plajı, Dublin.

ARMAĞAN EKİCİ

@e-posta

DENEME

18 Aralık 2025

PAYLAŞ

Meltem Gürle’nin İrlanda Defteri, sadece 2025’te yayımlanmış Türkçe kitaplar arasında değil, okuduğum yeni kitaplar arasında epey uzun süredir beni en çok etkileyeni oldu.

İrlanda, bir yandan edebiyatı, kültürüyle, bir yandan yıllardır çeşitli nedenlerle tekrar tekrar ziyaret etmiş olduğum için kendime özellikle yakın bulduğum bir ülke. İrlanda Defteri yazılarının ilk halleri, Meltem Gürle, İrlanda’dayken Birgün gazetesinde köşe yazısı olarak çıkmıştı; bunları kaçırmadan takip ettiğim günlerden beri, kitaplaşmalarını umarak beklemiştim. Ulysses’in açılışının mekânlarından Fortyfoot plajında Gürle’nin “vaftiz olma” hikâyesini anlattığı bölümü Norgunk için yaptığımız Ulysses abecedarium’un maddelerinden biri olarak kullandık; bu kesişme de benim için özellikle değerli.

Bu nedenlerle, İrlanda Defteri kitaplaşınca kitap halini de çok sevmeme şaşırmadım; bunun yanında, yıl içinde, benim kadar “İrlandacı” olmayan, ama edebiyatı genel olarak gerçekten seven arkadaşlarımın da İrlanda Defteri’ne karşı benzer güçlü duygular beslediğini, bunu yazdıklarını, söylediklerini tekrar tekrar gördüm; onların da bu kitabı çok sevmeleri, bu kitapta bir dost sohbeti sıcaklığı bulmuş olmaları benim de içimi ısıttı.

Yazılar gözden geçirilmiş, genişlemiş, sıraya konmuş olarak kitaplaşınca yeni bir sinerji doğmuş; tek tek yazıların toplamından daha büyük bir eser ortaya çıkmış. Gürle bu kitapta tutturması çok zor bir alaşımı, bir simyayı yakalamış bence. Başka bir yazarın belki ayrı ayrı kitapçıklara, metinlere bölmeyi tercih edebileceği birkaç tür, kitabın ayrı ayrı sahnelerin arka arkaya sunulduğu kurgusu boyunca iç içe geçmiş:

  • Bir ülkenin kültürünü, gündelik hayatını içinden tanımaya başlamaya yetecek uzunlukta bir seyahatin anıları;
  • Yarı-gönüllü, yarı-zorunlu bir göçmenlik hali içinde yaşamanın, geride bırakılan bir evin olup olmadığını düşünmenin, eve dönüp dönülemeyeceğinin belirsizlikleri, iç yakıcılığı üzerine yaşamöyküsel bir iç dökme, dert paylaşma;
  • Gürle’nin İrlanda’daki ev sahibesi olarak karşısına gerçekten talihin bir lütfu olarak çıkan, bu kitabın belkemiğini oluşturacak denli renkli, güçlü, ilginç, önemli bir geçmişi olan bir karakter olan, İrlandalılarla birlikte çalışmaya, dostluk kurmaya başlarsanız göreceğiniz tatlı-sert mizahın çok güzel örneklerini veren Mary’nin hikâyesi;
  • Tüm bunların içinde, belki bir öğrencinin bir şeyler öğrendiğini bile fark etmeden öğreneceği türden bir ustalıkla metnin içine yerleştirilmiş, İrlanda’nın tarihindeki önemli olaylara, tartışmalara, meselelere bir giriş;
  • Ve son olarak, en eski İrlanda destanlarından başlayıp Wilde, Yeats, Joyce, Beckett, Flann O’Brien gibi dünyaca tanınan, Brendan Behan gibi belki İrlanda’da daha iyi tanınan daha yakın zaman yazarlarına, oradan da günümüz edebiyatının pek çok adının meselelerine, eserlerine varan bir İrlanda edebiyatına giriş kitabı.
Meltem Gürle

Kitabın gizliden gizliye bir İrlanda edebiyatına giriş kitabı olması tarafı, sadece bu konuyu tanımaya başlamak isteyen, Gürle’nin bilgisinden, birikiminden çok yararlanacak olanlar için değil, benim gibi yıllarca İrlanda edebiyatı çalışan biri için bile çok değerli. Ben de günümüzün edebiyatını takip etme konusunda epey zayıfım; Gürle’nin andığı, açıkladığı kitapları, yazarları öğrenmeye çalışacağım. Uzun süredir üzerinde çalıştığım Joyce, Flann O’Brien, Beckett gibi konularda Gürle’nin yazdıklarını okumak ise, çok sevdiğimiz konular üzerine sohbet gibi, çok değerli benim için.

İrlanda’nın dünya edebiyatı ve müziği üzerinde cüssesinin ne kadar kat kat üstünde bir etkisi olduğunu hatırlayalım: Adanın toplam nüfusu 7 milyon; 5 milyonu İrlanda Cumhuriyeti’nde, 2 milyonu Kuzey İrlanda’da yaşıyor. İstanbul’un yarısı kadar bir ülke bize yalnızca Joyce, Beckett, Swift ve Wilde’ı verip sanat sahnesinden çekilmiş olsaydı da karşısında saygı duruşuna geçmemiz gerekirdi zaten; ama durmuyor, hem edebiyat hem müzik alanında bizi şaşırtan, hayran bırakan pek çok sanatçıyı çıkarmaya devam ediyor.

Bu söyleyeceğim belki benim kuşağım için daha geçerli. Bizler Türkiye’nin kültürel olarak bugüne göre çok daha içine kapalı olduğu yıllarda büyüdük; gençlik yıllarımda Britanya adalarının arasındaki kültürel, tarihî, etnik farklar pek iyi bildiğim, anladığım konular değildi. 20’li yaşlarımda, Dublin’e bir iş ziyareti için vize başvurusu sırası beklerken İrlanda konsolosluğu duvarındaki “İrlandalı yazarlar” posterine bakmaya başlayınca, yıllarca “İngiliz edebiyatı” sandığım pek çok yazarın İrlandalı olduğunu ilk defa idrak ettiğim günü hâlâ hatırlıyorum.

İşte bu çok iyi bilmediğimiz, anlamadığımız İrlanda, edebiyatının, edebiyatının içindeki kara mizahın gücüyle bizleri kendine çekti; edebiyatı sayesinde tarihini, geçmişini, çatışmalarını, aksanını, İngilizcenin İrlanda’ya has hallerini öğrenmeye başladık. Bize çok yabancı, uzak gelen pek çok yönü var; ama öte yandan, tarihinde, geçmişinin çatışmalarında bize çok yakın yönleri de var. Örneğin, İrlanda’nın da Türkiye’yle aynı yıllarda, yine büyük rakibin Britanya olduğu bir ortamda, sık sık kendi uzak geçmişine dönerek yeni bir ulus-devlet inşa etmiş olmasının getirdiği sayısız paralellik var. İrlandalıların hayat görüşleriyle, dünyanın, hayatın belirsizliklerine belli bir ironiyle ve mesafeyle bakabilmeleriyle, sorun çözme yöntemleriyle, mizah anlayışlarının bazı yönleriyle de bize yakın tarafları olduğunu düşünüyorum. Bu nedenlerle, İrlanda edebiyatını, kültürünü daha iyi tanımak bence güzel bir uğraşı.

Bu ilgi karşılıklı ayrıca: Örneğin çağdaş şiirimizi samimiyetle takdir eden, öğrenen, İngilizceye iyi çevirilerini yaparak tanıtmaya çabalayan Neil Patrick Doherty, Türkiye’de yaşayan bir İrlandalı. Bu yıl yayımladığı, Fog Bells başlıklı yaşayan Türk şairlerinden çeviriler antolojisinin girişinde, çeviride yeri geldiğinde (İngilizce yayın dünyasında hâkim olan Anglo-Amerikan standartlarının dışına çıkarak) İrlanda İngilizcesi özelliklerine başvurduğunu söylüyor. Çok da yakışıyor bence.

İrlandalıların mizahını birkaç kez andım. İrlanda Defteri’nin de bence en güzel tarafı, bana yazıları tekrar tekrar okutan yönü, Gürle’nin ince mizah dokunuşları. Bu ince şakalar tüm kitabın içine işlemiş, anlatılanların arasında bir satırda parlayıp geçiveriyor, sonra iki satır sonra tekrar parlayıp okuru iyice yakalıyorlar. Kitabı okumuş olanlara bile, sırf bu ince mizahın tadını çıkarmak için tekrar okumalarını öneririm.

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • İrlanda Defteri
  • meltem gürle

Önceki Yazı

PORTRE

Bir feministin kendi hayatına bakışı

“Yolumu Ararken, Beril Eyüboğlu’nun özyaşamöyküsü olduğu kadar, bu ülkenin yaşamöyküsüne de, tanıklığın ötesinde, etkin bir katkı.”

NECMİYE ALPAY

Sonraki Yazı

DENEME

Hayat denen şu hastalık

“Verhulst’un romanı, aslında zayıf bir kitap. Çölde Kutup Ayısı yahut Geç Kalan’daki keskin söylemi, alaycılığı sanki körelmiş gibi. Ancak unutmaya meyilli olduğumuz konuları öne süren bir roman olması açısından önemli.”

BURAK KUMPASOĞLU
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist