Manuel Vilas:
“Neşe bu dünyaya ait değil…”
“Kapitalizmden sürekli çalmak gerek, zira ne kadar çalarsanız çalın, onun sizden çaldığı miktara asla ulaşamayacaksınız; o sizden neşeyi çalıyor ve neşenin fiyatına paha biçilemez.”
Manuel Vilas
Modern İspanyol edebiyatının en özgün ve sarsıcı seslerinden biri olan Manuel Vilas, Türkiye’de ilk kez bir röportajla okurların karşısına çıkıyor.
1962 yılında Barbastro, Huesca’da doğan Manuel Vilas hem şair hem de romancı kimliğiyle çağının öncü yazarları arasında yer alırken, Avrupa edebiyat sahnesinde de özellikle içtenliğiyle okurları ve eleştirmenleri etkisi altına alan bir yazar olarak göze çarpıyor.
Vilas 2018 yılında basılan Ordesa adlı romanıyla kısa sürede büyük bir okur kitlesine ulaştı. Yazarın büyük bir kaybın izini sürerek kimlik, bellek ve yas kavramlarını sarsıcı bir dürüstlükle ele aldığı Ordesa, iki hafta içinde 20 bin baskı yaptı, dünya çapında onlarca dile çevrilerek 250 binin üzerinde satıldı ve 2019’da Fransa’da prestijli Prix Femine Étranger ödülüne layık görüldü. Aynı yıl yayımlanan Neşe, Premio Planeta finalistleri arasında yer alırken 2023’te basılan Nosotros adlı romanı da İspanyol edebiyatının en köklü ödüllerinden Nadal Prize’ı kazandı.
Eleştirmenlerce Vilas gerçeği arama gücünü buluyor; hafızanın izinden giderek kimsenin düşünmeye cesaret edemediği düşünceleri ortaya çıkarıyor. The Guardian onu “otobiyografik romanların sınırlarını zorlayan” bir yazar olarak değerlendirirken; Le Monde, Vilas’ı okuma deneyimini “gözleri bağlı olarak muhteşem bir yerde yürümeye” benzetiyor.
Manuel Vilas’la Neşe romanının izinde belleğin, müziğin, acının ve neşenin edebiyattaki karşılığını konuşuyoruz. Neşe’yi okurken Manuel Vilas’ın belleği yalnızca kişisel bir arşiv olarak değil; yaşayan, genişleyen ve okurla birlikte nefes alan bir alan olarak kurduğunu düşündüm. Vilas’ın anlatısı zaman zaman düelloya dönüşen bir tarih duygusu taşısa da, okur olarak metnin dışına itilmedim; aksine, sessiz ama ısrarlı bir eşlik sundu. Vilas sıradan bir insanı merkeze alarak aslında evrensel bir kırılganlığı anlatıyor. Ölümler, bir evliliğin sona ermesi, yeni bir hayata tutunma çabası ve bir çocuğun mutluluğuna duyulan ihtiyaç metinde yalnızca biyografik duraklar değil, neşeye giden yolun kaçınılmaz eşikleri olarak karşımıza çıkıyor. Ve Neşe, mutluluğun doğrudan değil, çoğu zaman acının içinden geçerek mümkün olabildiğini düşündürüyor.
Vilas’ın itiraf ile otokurgu arasında kurduğu dengeyi özellikle çarpıcı buldum. Anlatı ne tam anlamıyla bir başarı hikâyesi sunuyor ne de karanlıkta kalıyor. Umut metnin içinde kırılgan ama inatçı bir biçimde varlığını sürdürüyor. Yazar belleğin katmanlarında dolaşan, geçmişle gelecek arasında salınan bir anlatı evreni kuruyor. Bu metni okuduktan sonra geriye kalan, neşenin bulunmuş bir hal değil, sürekli yeniden aranan, saklı ve kişisel bir varoluş biçimi olduğu duygusu oldu.
Bilgi Yayınevi’nden çıkan Neşe romanı için yaptığımız bu özel söyleşide, Vilas’la edebiyatın kalbine ve insan ruhunun en kırılgan köşelerine doğru samimi bir yolculuğa çıkıyoruz.
“Bizi yıkamayan her şey er ya da geç neşeye dönüşür.” Bu cümle kitabın ruhunu özetliyor gibi. Sizce acıdan neşe doğurmak bir yaşam becerisi mi, yoksa bir edebi dönüşüm mü?
İnsanlık hali gizemlidir, çünkü acıdan sonra gerçekten de neşeyi buluruz. Hayat bir muammadır; bize acıdan sonra neşeyi bahşeder. Önce hayat gelir, sonra edebiyat. Çünkü bana kalırsa edebiyat hayatın hizmetindedir. Önemli olan hayattır; edebiyatsa onun yalnızca yansımasıdır.
Peki, bir insan acıdan geçmeden de neşeyi gerçekten bulabilir mi, yoksa bu sadece bir arayış hali midir?
Evet, bu bir arayış hali ama o arayışta yeterince iyilik varsa sonunda neşe de gelecektir. Her sabah güneş ışıklarına bakarak düşünmek, bir ağaca bakmak, bir ağacın gövdesine dokunmak, bir fincan kahvenin tadını çıkarmak, sevdiğiniz bir kitabı okumak ya da müzik dinlemek; bunların hepsi neşedir. Mütevazı, kişisel bir neşedir ama yine de neşedir.
“NEŞE TOPLUMSAL DEĞİLDİR. BİYOLOJİK, ATALARIMIZDAN GELEN BİR DUYGUDUR. HEİDEGGER’İN FELSEFİ TERİMLERİYLE ‘VARLIK’TIR.”
Türk şiirine önemli katkılarda bulunmuş şair Haydar Ergülen gazetedeki edebiyat köşesinde kitabınızla ilgili bir yazı yazdı. Kitaptan alıntıyla, “Vilas’a göre neşe bu dünyaya ait değil. Daima saklanan bir kalp sanatı, iyilik sanatı” diyor. Kitabınızı henüz okumamış okurlar için soracak olursak, neşeyi bu denli kırılgan ve saklı bir varlık olarak görmemizin sebebi sizce ne olabilir?
Neşe toplumsal değildir. Biyolojik, atalarımızdan gelen bir duygudur. Heidegger’in felsefi terimleriyle “varlık”tır. Kişi neşeyi nasıl arayacağını bilmelidir. Kapitalist toplumlar maddi mutluluğa dayanır. Neşeyse kapitalizmin dışında var olur. Çünkü neşe mutluluktan üstündür.
Neşe çok katmanlı bir içsel yolculuk anlatısı gibi. Karakterleri yaratırken kendinizle içsel bir diyalog kurduğunuzu da hissediyoruz. Bu bağlamda otobiyografi yazmak kurmaca yazmaya göre daha mı zor?
Edebiyat, okurları duygulandırmalıdır. Bu duygu farklı tekniklerle ya da estetik yaklaşımlarla elde edilebilir. Hayat hikâyemi, okurlarımın hayatlarıyla anlamlı paralellikler bulabilmek umuduyla anlatıyorum, hepsi bu. Hayat hikâyem, onu okuyan kişinin hayatında bir yankı buluyorsa anlamlıdır. Edebiyat mutlak özgürlüğün alanıdır.
“NEŞE TOPLUMSAL DEĞİLDİR. BİYOLOJİK, ATALARIMIZDAN GELEN BİR DUYGUDUR. HEİDEGGER’İN FELSEFİ TERİMLERİYLE ‘VARLIK’TIR.”
Otobiyografik bir roman olmasından cesaret alarak soracak olursak; Neşe’de karşımıza çıkan karakterler aynı zamanda sizden yansıyan birer persona mıdır? Bir nevi, olmak istediğimiz ya da istemediğimiz hallere ayna tutan…
Evet, onlar gerçek insanlar, gerçek hayatta varlar. Okurlar bu karakterler aracılığıyla kendi var oluşlarını algılıyorlar. Romanlarım okurlar için kapıları açık evler gibidir. Romanlarım okurların anlatıdaki karakterlerle derin bir düzeyde özdeşim kurmasını amaçlar.
Kitabınızda müzik anılarla iç içe geçmiş. Müzik, belleği yazıdan daha kalıcı kılabilir mi?
Bellek Tanrı’nın dünyaya müdahale etme biçimlerinden biridir. Bellek Tanrı’dan bir mesajdır. Bu nedenle bellek müzikten faydalanır. Evrenin dili müziktir.
“BENİM İÇİN MÜZİK, TANRI’NIN TA KENDİSİDİR. SESSİZLİKSE TANRI’NIN DÜNYAYA MÜDAHALE ETMEMESİDİR.”
Eserlerinizde müzik neredeyse bir karakter gibi. Yazarken müzik dinler misiniz, yoksa sessizlik mi size ilham verir?
Benim için müzik Tanrı’nın ta kendisidir. Sessizlikse Tanrı’nın dünyaya müdahale etmemesidir. Müzik mutlak iyiliktir. Her zaman müzik dinlerim, çünkü bize ilahi kökenlerimizi anımsatır.
Romanda kapitalizm eleştirisine sıkça rastlıyoruz: “Kapitalizm bizden neşeyi çalıyor.” Bu güçlü cümleye dayanarak soralım: Sizce modern insanın ruhsal boşluğu sistemsel mi, bireysel mi?
Dürüstlük, kibarlık, komşumuza duyduğunuz sevgi gibi değerlerimizi kaybediyoruz. Bu korkunç! Maddi zenginliğe takıntılı, şeytani varlıklara dönüşemeyiz. O zaman deliririz. Kapitalizm ne iyidir ne kötüdür. Bu, onunla ne yaptığımıza bağlıdır. Ben rasyonel ve düzgün bir kapitalizm biçiminin olanaklı olduğuna inanıyorum. Komünizm tam bir başarısızlıktı; bunu unutmayın.
Türkiye’deki okurlarınıza bir mesaj iletmek ister misiniz ve sizin eklemek istedikleriniz var mıdır?
Evet; sevginin ve dünyanın güzelliğinin kazanacağına bahse girsinler. İstanbul’a iki kez geldim; dünyanın en güzel şehri. Türkiye hayranıyım ve Türkiye ile İspanya’nın dost ve kardeş ülkeler olmasını umuyorum.