Kitabı daha açmadan, sadece ismine bakarak iki nokta bize neyle karşılaşacağımıza dair göz kırpıyor. Underground (yeraltı) Dostoyevski’ye gönderme yaparken alt başlık olan Zamanımızın Kahramanı da Mihail Yuryeviç Lermontov’un neredeyse aynı başlıklı Zamanımızın Bir Kahramanı adlı romanıyla çağrışım yapıyor. Başlık böyleyken, kitabı elimize aldığımızda içeriğine yönelik belirli bir tahmin yürütmemek mümkün olmuyor. Bu iki referans yalnızca tematik bir arka plan sunmuyor; aynı zamanda Makanin için etik, psikolojik ve politik bir hesaplaşmanın temel koordinatlarını ve dolayısıyla bu hesaplaşmaların tarih boyunca süregiden devamlılığını sağlıyor. Yani ister çarlık rejimi olsun, ister Sovyetler Birliği’ni takip eden Rusya Federasyonu, Lermontov-Dostoyevski-Makanin çizgisi, tarihsel kırılmaların farklılıklarından ziyade, değişen iktidar biçimlerine rağmen tekerrür eden ahlaki bir hesaplaşmayı görünür kılıyor. Bu devamlılığı daha iyi anlayabilmemiz için Makanin’in başlığındaki referansları gözden geçirmemiz faydalı olacaktır.
1814-1841 yılları arasında yaşamış Lermontov, kısacık yaşamında kaleme aldığı eserler arasında en ses getiren ve Dostoyevski ve Tolstoy gibi ustaları etkilediği söylenen Zamanımızın Bir Kahramanı adlı eserinde, kahramanlarla ve canilerle dolup taşan edebiyat dünyasına, ana karakter Peçorin’in anti-kahramanlık hikâyesini sunar. Peçorin zeki ve kültürlü bir subaydır ve hem kendisinin hem çevresinde olup bitenlerin fazlasıyla farkındadır. Fakat derin bir anlamsızlık ve yabancılaşma hali içinde bilinci eylemden kopar ve kimi zaman bu kopuş hali kendine de, çevresine de zarar verir. Bu bağlamda Peçorin toplumda bir istisna değil, aksine ondan doğan tipik bir figürdür aslında. Lermontov, Peçorin’i kötü bir karakter olarak değil, bir arketip olarak sunar. Tam da bu sebepten, Peçorin zamanının “kahramanı”dır.
Peçorin’de gördüğümüz, bilincin eylemden kopuş hali, Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar’ında daha radikal ve içe dönük biçimde karşımıza çıkar. Dostoyevski’nin yeraltı insanı toplumsal sahneden çekilmiş, kahramanlık iddiasından bütünüyle vazgeçmiş, bilinci neredeyse yalnızca kendine yönelmiş bir figürdür. Yeraltı modern dünyanın ahlaki ve ilerlemeci düzenlemelerinden de kopuşu temsil eder. Peçorin zamanının ahlaki ve toplumsal boşluğunu bedeninde taşıyan bir anti-kahramanıyken, yeraltı insanı bu boşluğun bilinç düzeyinde tamamen içselleştirilmiş halidir.
Underground tam da bu iki hattın, yani anti-kahramanlık ve yeraltına çekilme halinin kesişiminde konumlanır.
Romanın anlatıcısı Petroviç yazmayı bırakmış bir yazardır. Bu vazgeçiş romantik bir içe dönüşten çok, tarihsel bir kırılmanın sonucudur. Sovyet ideolojisinin çözülmesiyle birlikte, yalnızca bir rejim değil, ona karşı konumlanmış entelektüel pozisyonlar da değişirken kimileri anlamını yitirmiştir. Petroviç’in yeraltına inişi, Dostoyevski’deki gibi bireysel bilinçle hesaplaşmanın mekânı olmaktan ziyade, ideallerin artık işlevsizleştiği bir dünyada geriye kalan tek sığınma noktasıdır. Petroviç’in gündelik hayatında bu çözülme ailesiyle ve arkadaşlarıyla kurduğu ilişkilerde somutlaşır. Çok başarılı olan ressam kardeşi de yeni sistemin dışına itilmiş, ne eski ideolojik çerçeveye ne de yeni düzenin taleplerine tam olarak eklemlenebilmiş bir figürdür.
Bu paralellik Petroviç’in yazmayı bırakışıyla kardeşinin görünmezleşen sanatsal emeği arasında sessiz bir akrabalık kurar. Petroviç’in yeraltına inişi bu anlamda Dostoyevski’deki gibi bireysel bilinçle hesaplaşmanın mekânı olmaktan ziyade, ideallerin artık işlevsizleştiği bir dünyada geriye kalan tek sığınma noktasıdır. Bu anlamda, yeraltı Petroviç için bir direniş ya da özgürleşme alanı değil, hem kendisinin hem de kardeşinin paylaştığı tarihsel yenilgiye tanıklık ederken bir gün daha hayatta kalmanın mümkün kılındığı tek yerdir.
Bu noktada Lermontov ve Dostoyevski ile kurulan bağ belirginleşerek anti-kahramanlık hali bir adım öteye taşınır. Yani anti-kahramanlık Peçorin’deki hareketli eylemsizlikten Dostoyevski’deki felç edici bilinç haline, Makanin’deyse tanıklık, ertelenmiş yüzleşme ve hayatta kalma mücadelesi arasında sıkışmış bir varoluş biçimine evrilir. Diğer bir deyişle, Petroviç yalnızca zamanının kahramanı olmayı reddetmez. Aslında böyle bir pozisyon tarihsel olarak da imkânsız hale gelmiştir.
Peçorin’de karşılaştığımız temel gerilim, bilincin eylemle kurduğu sorunlu ilişkide belirginleşir. Peçorin ne yaptığının, hatta neden yaptığının farkındadır; ancak bu bilinç, etik ya da kurucu bir eyleme dönüşmez. Aksine, eylem çoğu zaman rastlantısal, yıkıcı ya da nihilist bir nitelik kazanır. Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar’ında bu gerilim daha radikal bir biçimde yeniden kurulur. Yeraltı anlatıcısı aşırı-refleksif bilinç üzerinden eylemi imkânsızlaştırır. Makanin’inUnderground’u bu hattın tarihsel olarak dönüştürülmüş bir devamı olarak konumlanabilir. Petroviç için sorun artık eyleyememek ya da eylemi bilinçle sabote etmek değildir; eylemin kendisi tarihsel anlamını yitirmiştir.
Öte yandan Makanin’in metni, entelektüelin şiddetle, iktidarla ve suskunlukla kurduğu ilişkiyi sürekli sınar. Roman, “anlamak” ile “müdahale etmek” arasındaki mesafeyi etik bir sorun olarak ele alır. Yeraltına çekilmek burada bir tür ahlaki üstünlük iddiası değildir; aksine, suç ortaklığına dönüşme riski taşıyan bir konumdur. Makanin entelektüelin pasifliğini romantize etmez; sessizliğin ve bastırılmış öfkenin şiddete varan patlamalarını ısrarla hatırlatır. Yani şiddet Petroviç’e has bireysel bir sapkınlık değil, yapısal bir çözülmenin sonucu olarak metnin her yerine sızar.
Romanın diline gelirsek; sert ya da yer yer ruhsuz ve rahatsız edici olduğu söylenebilir. Bu sertliği estetik bir tercih değil, tarihsel bir meseleyi anlatmanın kaçınılmaz yöntemi olarak değerlendiriyorum. Sovyet-sonrası Rusya’da düzenin yerini belirsizliğin, ideallerin yerini hayatta kalma stratejilerinin aldığı bir dünyada yumuşak ve pürüzsüz bir anlatı zaten mümkün olamazdı.
Underground nostaljik bir Sovyet eleştirisi yapmıyor. Fakat kesinlikle liberal bir “özgürlük” anlatısı da değil. Aksine, ideolojinin çöküşünden sonra geriye kalan ahlaki boşluğu gözler önüne seriyor. Bu boşlukta entelektüel figür ne yol gösterici olabiliyor ne de masum bir gözlemci olarak kalabiliyor. Yeraltı burada bir sığınak değil, ertelenmiş bir yüzleşme alanı olarak görülebilir. Bu nedenle Underground yalnızca Rusya’nın değil, ideallerini kaybetmiş bütün modern entelektüellerin romanı olarak okunabilir.
Vladimir Makanin (1937-2017), geç Sovyet ve post-Sovyet dönemin toplumsal ve ahlaki kırılmalarını bireyin iç dünyası üzerinden ele alan en önemli Rus yazarlarından biridir. Eserlerinde ideolojik büyük anlatılardan ziyade, bu anlatıların çözülmesiyle ortaya çıkan belirsizlik, ahlaki muğlaklık ve entelektüel yalnızlık hallerine odaklanır. Bu bağlamda Makanin, Rus edebiyatında Dostoyevski sonrası “ahlaki bilinç” geleneğini çağdaş bir tarihsel deneyimle yeniden düşünmeye açan bir yazar olarak değerlendirilebilir. Makanin’in metinleri, iktidar, çıkar ve etik arasındaki gerilimi yalnızca bireysel değil, Sovyet düzeninin çöküşüyle ortaya çıkan yapısal bir sorun olarak ele alır.