Yoğun imgelerin hudutlarında:

Takunyalı Rahvan Atlar

Takunyalı Rahvan Atlar

MURAZ ARSLAN

Lil Yayınları
2025
96 sayfa

21 Ağustos 2025

KAHRAMAN ÇAYIRLI

Muraz Arslan’ın Takunyalı Rahvan Atlar adlı yeni eseri, sıkça başvurduğu muhtelif vücut sıvılarıyla okuru hem fiziksel hem de psikolojik düzeyde hudutları zorlayan bir anlatı sunar. “İlk yarası, annesinden ayrılmak olacaktı; çünkü anneden ayrılırken insandı, babadan ayrılırken ise su” (s. 31), “Sütü sağılmayan kızlarım” (s. 70), “Dağıldı tiftik tiftik saçlarıma / Oturup yağında filizledim” (s. 53), “Zehirli terimle tütsüledim eşiğimi” (s. 36) gibi ifadelerde somutlaşan vücut sıvıları, kitabı katediyor. Belki de kitabın tümünü yoğun, ağır safra sıvılarına benzetmek en doğrusu.

Bu sıvılar yalnızca bedensel değil, aynı zamanda kültürel birer gösterge. Tam da bu noktada Julia Kristeva’nın “abjection” (tiksinti/atılma) kavramını hatırlamalıyız. Kristeva’ya göre vücut sıvıları, “ben” ile “öteki”nin hudutlarını bulanıklaştıran, hem aidiyet hem de reddediliş duygusunu birlikte taşıyan unsurlardır. Arslan bu sıvıları betimleyerek hem okuyucunun bedensel bütünlük algısını bozar hem de karakterlerin hudutlarını çözer ve onları toplumsal normlardan uzaklaşabilen, uzaklaşmayla savaşan varlıklara dönüştürür. Sıvı burada hem çözülmeyi hem de özgürleşmeyi temsil eder. Kullanılan sıvı imgeleri, Kristeva’nın “iğrenç olan”ı tanımladığı şekilde, kültürel ve toplumsal olarak bastırılmış arzuların ve korkuların yüzeye çıkışına da işaret eder. Takunyalı Rahvan Atlar bu yönüyle sadece bir anlatı değil, aynı zamanda tiksintiyle arzunun, bastırılanla ifşanın, benlikle ötekiliğin çarpıştığı, Kristeva’nın teorisini adeta somutlaştıran bir beden-metin haline gelir.

Bunca vücut sıvısıyla katedilen kitaptan okurun eskisi gibi (kitabı okumaya başlamadan önceki hali gibi) çıkması kolay değil. Atmosferine hızlı dahil eden, kolay kapıldığınız, ancak sindirmesi hiç de kolay olmayan bu metinde basit bir çıkış bulmak, kitabı hemen okuyup bitirmek mümkün değil.

Yoğun biçem; kelimelerle, imgelerle yapılan dans...

Takunyalı Rahvan Atlar'da imgelerin yoğunluğu da dikkat çekici. Örneğin baykuş ve kırlangıç imgeleri güçlü... Kırlangıçların hangi zamanlarda gece pusu kurup avlandıkları, baykuşların gündüz hangi zamanların rengârenk ışıltılarında öttükleri yeni anlamlar kazanırken yazarın bu imgeler aracılığıyla metni defalarca tersyüz ettiğine tanık oluruz.

Yazarın uyum ve uyumsuzluk arasında denge arayışının bir anahtar imgesi olan sarmaşık bir adım öne çıkar. “Sarmaşıklar, etine dolanmış köklerini geçmişin çürümüş anılarına sarmıştı. Hem Kadim’in parçası hem de içten içe onu çürüten, nefret ettiği birer yük” derken bu imgenin kuyularına daha yakından bakmalıyız. Buradaki sarmaşık aslında toplumun dayatmaları; bireyin sırtında toplumun ağır yükü. Kitaptaki güçlü imgeleri sıralarken baykuş, kırlangıç ve sarmaşığın yanına göbek bağı ve tozu da eklemeliyiz.

Kitabı okurken yazarın Mine Söğüt olmak üzere Sevim Burak’ı çok okuduğunu duyumsadım. Bu yoğun biçem; kelimelerle, imgelerle yapılan bu dans; kolay tüketilen edebiyat semalarında pek karşımıza çıkmıyor.

Muraz Arslan

Ancak kitaptaki “hafıza toplayıcıları”yla daha fazla karşılaşmayı beklerdim. Bu sayede kitabın fantastik dozu artabilirdi; “hafıza toplayıcıları” kitaba daha fazla eklemlenebilirdi. Bu açıdan bakıldığında, yazarın bu özgün öğeyi daha cesurca kullanmaktan çekinmiş olması, kitabın olanaklarını sınırlamış olabilir.

Peki bu kitap daha uzun olabilir miydi? Bu yoğunlukta bir kitap eğer 200 küsur sayfa olsaydı günümüzün okuru için bir ağırlığa dönüşür müydü?  Böyle labirentli, kuyulu, ağrılı, sindirimi kolay olmayan, bu yoğunlukta bir metinde bana daha uzun olamazmış gibi geliyor.

Yazar, anlatısını muhtelif imgeler aracılığıyla çok katmanlı bir deneyime dönüştürür. İmge burada anlamın değil, anlam arayışının merkezindedir. Arslan’ın imgeleri çoğu zaman açık değildir; sisli, kuyulu ve dolambaçlı, çok anlamlıdır. Bu da okuru edilgen bir izleyici olmaktan çıkarır. Okur metnin anlamını kurmakla yükümlüdür. Okuru sıradan olmayan bir okuma serüveni bekler. Edebiyatın bu işlevi –anlamın çoğulluğunu mümkün kılması– aslında özellikle modernist ve post-modern anlatılarda belirgindir. Takunyalı Rahvan Atlar görsel ve duyusal imgelerle okuyucunun duyularını provoke eder; başka bir metinde sıradan olabilecek bir hususu bile derhal sıradışı kılar, gündeliği bambaşka bir katmana taşır. Bu bağlamda edebiyat yalnızca hikâye anlatmaz bize; düşünceyi imgelerle şekillendirir, dünyayı başka biçimlerde algılama olanağı sunar. Arslan’ın yoğun imgeleri okurun gerçeklik algısını yerinden ederken, edebiyatın dönüştürücü gücünü de görünür kılar.

Türler arası metinde öznenin parçalanması...

1981 İzmir doğumlu olan Muraz Arslan, İsveç, Almanya, Lübnan ve Türkiye’de yaşadı. Uludağ Üniversitesi, AUB (Beyrut Amerikan Üniversitesi) ve Göteborg Üniversitesi’nde Dil, Siyaset Felsefesi ve Küresel Araştırmalar okudu. Birçok öyküsü Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi, KE Dergi, Litera Edebiyat, Mahal Dergi, İshak Edebiyat, Feveran ve Şato Dergi’de yayımlandı. Şiir-mektup türündeki ilk kitabı Keşişin Dansı 2016’da, öykü türündeki ikinci kitabı 2025’te Lil Yayınları’nca yayımlandı.

Takunyalı Rahvan Atlar, türsel hudutların belirsizleştiği, biçimsel kalıpların esnetildiği bir metin olarak karşımıza çıkar. Ne sadece bir öykü, ne sadece bir şiir, ne de sadece bir roman... En çok öykü ve şiir olmak üzere, her birinden farklı oranlarda ve yoğunluklarda muhtelif izler taşır. Bu yapı klasik tür sınıflandırmalarını boşa çıkarır ve edebiyatın giderek çoğul, geçirgen bir alana dönüştüğünü bize tekrar tekrar gösterir. Muraz Arslan’ın dili, anlatı yapısı ve imgeleri, şiirin yoğunluğuyla öykünün fragmanlarını, romanın içsel akışını tek bir potada eritir. Bu türlerarasılık yalnızca biçimsel değil, aynı zamanda ontolojik bir tercih de olabilir: Anlatının sabit bir merkeze bağlı kalmaması, öznenin de kimliksizleşmesine, parçalanmasına olanak tanır. Edebiyat kuramında metinsellik kavramıyla açıklanabilecek bu yaklaşım, edebi metni bir tür deney alanına, sahasına dönüştürür. Arslan’ın metni türün, türlerin hudutlarını ihlal ederek okurdan yeni bir okuma biçimi talep eder. Bu bağlamda Takunyalı Rahvan Atlar sadece bir anlatı değil, edebiyatın kendisini, hudutlarını ve olanaklarını sorgulayan bir metindir.