Birey bitti mi, kaldı mı?

Panorama Adası’nın Tuhaf Hikâyesi

EDOGAWA RAMPO

İthaki Yayınları
Ekim 2023
136 sayfa

çev. Alper Kaan Bilir

11 Ocak 2024

KAHRAMAN ÇAYIRLI

Yoksul, “yazdığı eserler genellikle reddedilen” bir yazar olan Hitomi Hirosuke’nin kendisine neredeyse ikizi kadar benzeyen okul arkadaşı Genzaburo Komoda’nın yerine geçmesini anlatan Panorama Adası’nın Tuhaf Hikâyesi, birçok açıdan usta işi.

“Edgar Poe’nun Arnheim Arazisi onu [Hitomi] çekiyordu (s. 11)” bilgisiyle yola çıkarken kısa süre sonra yazar bize şöyle seslenecektir: “Pek çok okurumuz, Poe’nun ‘Erken Gömülme’ adlı öyküsünü okumuş olmalı.” (s. 18) Yazarı tanıdığımız ismiyle Edogawa Rampo tanıdık gelmiş olmalı: “Gerçek adı Taro Hirai [Tarō Hirai, 江戸川 乱歩] olan, fakat polisiye ve korku-gerilim edebiyatının Batıdaki öncülerinden Edgar Allan Poe’ya hayranlığı nedeniyle kendine Edogawa Rampo adını seçen yazar ...”

Roman esnasında sıkıcı hale gelebilecek bazı noktalarda, benzer tekrarların oluşabileceği kimi mevzuların gelişiminde duruma –okura da bunu açık açık söyleyerek– müdahale eder ve bizim için adeta filmin o sahnelerini atlatır, –ileriye sarar– böylece zaten net 127 sayfa uzunluğunda olan roman çok daha kısa sürüyormuş gibi hissedilir.

Yazarın bir başka kitabına, Aynalar Cehennemi ve Diğer Öyküler'e yazdığı önsözde Çevirmen Alper Kaan Bilir şunları söylüyor:

“20. yüzyıl başında Japon edebiyatı Doğalcılık akımının etkisine girdi. Doğalcı bir yazar, gözlem yapan bir araştırmacı gibidir. Onun laboratuvarı yazı masasıdır. Yazar, karakterler üzerinde düşünce deneyleri gerçekleştirir. İnsan eylemlerinin dinamiklerini etüt eder.” (s. 12-13)

Panorama Adası’nın Tuhaf Hikâyesi’nde çevirmenin bu cümlelerini yeniden teyit eden pek çok örnek var. Hitomi Hirosuke’nin davranışlarının, tavırlarının hep sosyolojik, psikolojik ve biyolojik sebepleri var. Hiçbir detay açıkta kalmıyor, sebep-sonuç bağlantıları hep sürüyor. Edogawa Rampo’nun romanını usta işi kılan özelliklerden biri de bu.

Japonya tam anlamıyla “Batı” olabiliyor mu?

Hitomi Hirosuke’yi Japonya, Genzaburo Komoda’yı “Batı” olarak düşünebilir miyiz? Edogawa Rampo’nun öteki kitabı Aynalar Cehennemi ve Diğer Öyküler’in girişinde yer alan Çevirmenin Önsözü’nde Alper Kaan Bilir’in çok güzel tarif ederek özetlediği bir Japonya-Batı düalitesi var. Japonya önceleri gerisinde kaldığı Batıya ekonomik refah olarak yetişmeye çalışıyor.

Hitomi Hirosuke (Japonya) yoksul, Genzaburo Komoda (“Batı”) çok zengin; Hirosuke, Komoda’nın yerine geçiyor; Japonya, “Batı”nın. Çok sevdiğim Japon yönetmen Yasujirō Ozu filmlerindeki trenleri düşünelim. Filmlerdeki trenler Japon modernleşmesinin en mühim imlerinden biriydi. Trenler Panorama Adası’nın Tuhaf Hikâyesi’nde de pek çok kez karşımıza çıkıyor. Karakterlerin dönüşümüne vasıta oluyor.

Edogawa Rampo

Hitomi Hirosuke (Japonya) tam anlamıyla Genzaburo Komoda (“Batı”) olabiliyor mu? Romanın güzel sürprizlerini anlatmadan bu soruya yanıt veremezken buralara bir pseudo-“cam sınır” (Carlos Fuentes’in çok sevdiğim öykü kitabı Cam Sınır) çekmek isterim. Sınırın bir tarafında Hirosuke, diğer tarafında ise Komoda var. Peki Hitomi Hirosuke bir sahte-ikiz mi yoksa bir sahte-ayna mı? Tam olarak bu noktada Yol Kenarı (Tayfun Pirselimoğlu, 2018) filmi hakkında K24’te yazdığım yazının Ben O Değilim (Tayfun Pirselimoğlu, 2013) hakkındaki girişini anmakisterim:

“Tayfun Pirselimoğlu’nun bir önceki filmi Ben O Değilim’de (2013) modern insanın kolayca bir başka insanın yerine geçtiğini görmüştük; bir gözlükle, bir sakal kesmeyle. Sayısız insan var ve başka bir insana geçişmemiz, dönüşmemiz bu kadar kolay. Önemsiziz, herhangi bir kıymetimiz yok. Tel örgülerin, demir parmaklıkların berisinde duran kameranın da altını çizdiği üzere, ‘birey’ çoktan bitmiş, kalmamış. Dünya üzerinde bu kadar çokken ve her birimiz kendimizi bu kadar biricik, önemli, kıymetli sanarken, Pirselimoğlu’nun filmi, bu yanılgımızın da altını oyuyordu aslında. ...”

Paragrafımdan –“birey” çoktan bitmiş, kalmamış”– kısmını almak istiyorum; malum Japon toplumu en az bireyci olarak bilinen toplumlardan biri; hele Panorama Adası’nın Tuhaf Hikâyesi’nin kendi dilinde –bundan neredeyse bir asır önce– 1926 yılında yayımlandığını düşününce ve de Hirosuke’nin Komoda’ya “ikizi kadar benzediğini”... Edogawa Rampo bize bu romanla aslında ne anlatmak istiyor? Trenler garlara ulaştıkça, Japonya “Batı”lılaştıkça, Hirosuke, Komoda’nın yerini alıyor... Peki birey? Toplum için sökülen, eriyen, dağılan, çözülen, kendiliğini yitiren birey bitti mi? Bireyden geriye bir şey kaldı mı?