Ölü Yiyiciler:

Yamyamlığın tarihçesi ve kültürü

Ölü Yiyiciler

KEVIN J. WETMORE JR.

Ayrıntı Yayınları
Nisan 2024
224 sayfa

çev. Selin Kurugül

16 Mayıs 2024

Kevin J. Wetmore Jr., Ölü Yiyiciler’de kendi deyimiyle “bütün dünyadaki ölü yiyicilerin açık büfesi”ni önümüze getiriyor. İnsanın insanı yemesinin neden hâlâ bu kadar ilgi çektiğini araştıran kitap, birçok kültürde var olan bu mitlerin ve hikâyelerin neden olduğu ayrı bir kültürü daha sunarak bütün bunları “sofraya” yatırıyor.

BURAK SOYER

Popüler kültür sağ olsun, mafyatik argümanlar sayesinde bizi, insanı diri diri mezara gömmekle kalmadı, başka “kahramanlar” sayesinde canlı canlı yedirdi de! Kurt adamlara, vampirlere, zombilere, hayaletlere ve canavarlara popüler kültürün sayesinde yem olduk. Bunlar elbette haybeye ortaya çıkmış şeyler değil. Aşağı yukarı her kültürde, o kültürün mitolojisinde canlı canlı yenmeye dair pek çok anlatı, efsane bulmak mümkündür. Popüler kültür de buradan hareketle fantastik “sofralar” kurdu. Bunlara belki “film icabı” deyip geçtik, ancak insanı asıl korkutan her zaman ölümden sonraki vaziyetin nasıl olacağı sorusu oldu.

En iyimser yaklaşımla öldükten sonra cesedimizin çürüdüğünü hepimiz biliyoruz, ancak bu çürüme nasıl meydana geliyor? Kevin J. Wetmore Jr.’ın yazdığı, Ayrıntı Yayınları’ndan Selin Kurugül çevirisiyle yayımlanan “İnsan Yiyen Canavarlar Hakkında Mitler ve Hikâyeler” alt başlıklı Ölü Yiyiciler’de bu durumu şöyle anlatmış Wetmore Jr:

“Mumyalanmış cesetler bile küf, bakteriler ve böcekler tarafından sindirilir. Hava geçirmez metal bir tabutta bile ceset anaerobik ya da ‘çürütücü’ bakteriler tarafından tüketilir. Gerçekten de bakteriler ortaya çıkmadan önce cesetlerimiz kendi kendini yemeye başlar. ‘Henüz yeni başlamış olan çürümenin ayırt edici özelliği otoliz veya kendi kendini sindirme adı verilen süreçtir.’ Daha sonra böcekler cesedin üzerinde yumurtlar, genellikle vücudun dışarı açılan organları gibi yumuşak bölgelerini tercih ederler: gözler, ağız, açık yaralar, anüs ve cinsel organlar. Yumurtalardan çıkan kurtçuklar insan derisini yiyip içeri giremedikleri için bu bölgeleri seçerler.” Devam: “İçerisinde en çok bakteriyi bulunduran akciğerler ve sindirim organları ilk olarak tüketilir, daha sonra beyin ve ondan sonra da diğer organlara sıra gelir. Böcekler (ve muhtemelen diğer hayvanlar) dışarıdan içeriye doğru vücudu yerler. Kısacası, bütün cesetler, mumyalanmış ya da gömülmüş olsalar bile, yenmeye mahkûmdurlar.”

Bu sürecin “doğal” kısmı. Bir de Kevin J. Wetmore Jr.’ın kitabında bahsettiği “gerçek ölü yiyiciler” var. Kitabın ilk bölümü dinî ve “pratik” sebeplerle cesetlerini leşçil kuşlara sunan ve bunu da gayet doğal, doğanın bir unsuru olarak gören Tibet ve Fars ibadetlerini ele alıyor.

Tanna, Vanuatu'da yamyamlık. Charles E. Gordon Frazer (1863-1899).

İkinci bölümde ceset yemenin yine doğal olarak algılandığı dinlere daha geniş çaptan göz atan Wetmore Jr., Yunan ve Roma mitolojilerindeki tanrıların ve insanların ceset yeme hikâyelerine odaklanıyor. Devamında Hıristiyanlık öncesi Avrupa toplumlarında ve sonrasında diğer toplumlarda da görülen Ortaçağ’ın ceset yiyicileriyle tanıştırıyor bizi yazar. Dördüncü bölümdeyse ekseni Ortadoğu’ya kaydırarak İslam’daki Gulyabani ve hortlakların tarihçesine bakarak Müslümanlıktaki ölü yiyiciliğin izinden giden Wetmore Jr. beşinci bölümde Filipinler’in meşhur gündüz insan olan, gece ise güzeller güzeli bir vampire dönüşen “Aswang” mitine değinerek Asya ve Avustralya’daki ölü yiyicilere değiniyor. Kalan bölümlerde ise yamyamları, ölü insanların cesetlerini yiyen insanları mercek altına alan yazar, bu bölümlerde Sawney Bean, Jeffrey Dahmer, Hannibal Lecter gibi daha “tanıdık simalar” aracılığıyla yamyamlığın tarihçesini incelerken bunun popüler kültür aracılığıyla tüm dünyadaki toplumlarda görülen vakalara göz atıyor.

Kevin J. Wetmore Jr., Ölü Yiyiciler’de kendi deyimiyle “bütün dünyadaki ölü yiyicilerin açık büfesi”ni önümüze getiriyor. İnsanın insanı yemesinin neden hâlâ bu kadar ilgi çektiğini araştıran kitap, birçok kültürde var olan bu mitlerin ve hikâyelerin neden olduğu ayrı bir kültürü daha sunarak bütün bunları “sofraya” yatırıyor.