Direnişi dostluğun özeni, şefkati ve neşesiyle örmek:

Neşeli Militanlık

Neşeli Militanlık

Toksik Zamanlarda Direnişi Örmek

NICK MONTGOMERY

CARLA BERGMAN

İletişim Yayınları
2022
264 sayfa

2. baskı, Mayıs 2023
çev. Gülnur Elçik

1 Mayıs 2025

“Montgomery ile Bergman’ın altını çizdikleri bir husus da, gündelik hayattan kopuk bir şekilde devrim ve sınıf mücadelesinden söz edilemeyeceği. Gündelik hayattaki dinamiğin neşenin ayakta kalabilmesiyle sağlanacağını, zorlu bir yolculuk olsa da sevgiyle, özenle, şefkatle oluşan dostluk ağlarının kısıtlamaları reddetmede altüst edici bir gücü olduğunu belirtiyorlar. Onlara göre özgürlük; sevgi, özen, güven ve sorumluluk değerlerini ön planda tutarak insanları daha hissedilebilir ve yeni şeyler yapabilir hale getiren bir aktifleşme biçimi.”

ŞULE KAYNAR

“Dostluk yeni bir politikanın filizleneceği toprak olacak.”

Ivan Illich

21. yüzyıl geç kapitalizm çağında kapital büyük bir kriz içinde. Zenginlerle yoksullar arasındaki uçurum gittikçe genişliyor. Aşırı sağ partilerin oylarının Batı devletlerinde bile yükselişi, otoriter, hatta totaliter rejim tehlikesinin önünü açıyor ve evet, bu büyük bir karanlık. Yasal hakların yok sayıldığı, insanların birbirine terk edildiği, demokratik alanların daraldığı toplumların sayısı çağımızda gittikçe artıyor. Bu toplumlarda devlet şiddeti insanların, hatta canlı cansız tüm varlıkların durumunu olumsuz bir biçimde, derinden etkiliyor.

Ama aynı zamanda bu toplumlar karanlığın içinde yer alan aydınlığın ve umudun mekânları da olabiliyor. Karanlıkta yanan ışık ise halkların baskılar karşısında ortaya koyduğu ilginç, yaratıcı, direniş eylemleri. Yazar, aktivist, hukukçu kimliğiyle tanınan Marina A. Sitrin’in tam da Everyday Revolutions[1] adlı kitabında belirtiği gibi:

“İktidarın resmî kurumlarının işlemediği ya da işlemez hale getirildiği herhangi bir âna şahitlik etmiş olanlar şu konuda bana katılacaktır: İnsanlar tek başına bırakıldığında, birbirlerine terk edildiğinde yüzlerini birbirine döner ve birbirlerine yardım ve destek sunmaya başlarlar. Aksaklığın getirdiği uyanış, muazzam bir olanağın doğuşudur.”

Eylemler umut verici ancak zor soru, bu eylemlerin sürdürülebilirliği nasıl sağlanacak? İçinde şiddetin yer almadığı, herhangi bir grubun temsil tahakkümüne bağlı kalmayan şiddetsiz eylemler nasıl var olabilecek? Direnişler toplumsal bir iradeye nasıl dönüşecek?

Neşeli Militanlık, şiddet içermeyen, dostluklarla gelişen, şefkat ve özenin yarattığı neşeli bir militanlık, direnişleri bir toplumsal iradeye dönüştürebilir mi? İşte Nick Montgomery ve Carla Bergman’ın kaleme aldıkları Neşeli Militanlık – Toksik Zamanlarda Direnişi Örmek[2] adlı kitaplarında direnişin modellerinin iradeye dönüşümü bu sorular üzerinden yanıtlanmaya çalışılıyor. Montgomery ve Bergman modern toplumların karmaşıklığı içinde bireylerin birbirlerine güvenmelerini ve etkili bir biçimde işbirliği yapmalarını zorlaştıran durumların toplumsal çözülmelere neden olabileceğine dikkat çekerken, sekter radikalizmin radikal politikayı ortak ve güçlendirici bir süreç olmaktan çıkararak bireylerin sürekli bir şekilde kolektif enerjisini ve dayanışmasını zayıflatan bir dinamik olduğunu vurguluyorlar. Direnişi sadece bir tepki olarak değil, aynı zamanda yeni dünyaların, ilişkilerin ve anlamların yaratıldığı bir alan olarak görmek, geleceğe dair umutlu eylemleri şekillendirecektir onlara göre: Güven ve sorumluluğun yeniden inşası ancak neşeli militanlıkla mümkün olabilecektir.

Bu militanlık tarzının bireylerin kendi kapasitelerini yeniden keşfetmelerine ve toplumsal bağların güçlenmesine olanak tanıyacağına da vurgu yapıyorlar. Neşe onlara göre sadece yüzeysel bir rahatlama aracı değil, aynı zamanda bedensel ve zihinsel kapasiteleri yeniden keşfetmenin ve güçlendirmenin yolu. Bu açıdan bakıldığında neşe dolu militanlık bireylerin varoluşşsal bir uyanış yaşamasını ve mevcut toplumsal tahakküm biçimlerine karşı etkili bir direnç geliştirmesini sağlayabilir. Sık sık Spinoza’yı referans gösterdikleri bu çalışmada Spinoza’nın kedere karşı yüreklilik ve yüce gönüllülük olarak gördüğü duygulanış biçimi neşeyi direnmenin temeli olarak ele alıyorlar. Neşenin kişinin kendi varlığını koruma arzusu olduğunu, diğer insanlarla yardımlaşmayı, onlarla dost olabilmeyi ve birlikte daha iyi bir yaşam sürmeyi mümkün kılan unsur olduğunu vurguluyorlar.

Nick Montgomery ile Carla Bergman

Montgomery ile Bergman’ın altını çizdikleri bir husus da, gündelik hayattan kopuk bir şekilde devrim ve sınıf mücadelesinden söz edilemeyeceği. Gündelik hayattaki dinamiğin neşenin ayakta kalabilmesiyle sağlanacağını, zorlu bir yolculuk olsa da sevgiyle, özenle, şefkatle oluşan dostluk ağlarının kısıtlamaları reddetmede altüst edici bir gücü olduğunu belirtiyorlar. Onlara göre özgürlük; sevgi, özen, güven ve sorumluluk değerlerini ön planda tutarak insanları daha hissedilebilir ve yeni şeyler yapabilir hale getiren bir aktifleşme biçimi. İnsanların kendi adına düşünme, kendileri açısından en doğru kararları verme, sorumluluk alma, problem çözme ve farklı şekillerde iletişim kurma kapasitesine saygı duymak, neşeli direncin önünü açacak. Bir imparatorluğa dönüşen kapitalizmin rekabetçi ve eleştirel tutumları karşısında neşeli militanlık yaratıcı, olumlu eylemler içeren dostluk dayanışmalarını güçlendirecek.

Neşeli militanlığın en dinamik kimlikleri de gençler. Dönüşümsel adalet ve gençlik özgürlüğü gibi kavramlar mevcut toplumsal yapıların ötesine geçerek daha kapsayıcı ve destekleyici bir toplumsal düzeni inşa ediyor. Gençler, baskıcı sistemin üzerimizde güç sahibi olmaktan vazgeçmesine ihtiyacımız var diyorlar. Mücadele ederken kederli olmanın şart olmadığını, bir mücadelenin parçası olunacaksa, yaşamı besleyebilmek gerektiğini düşünüyorlar. Yaşamı beslemenin mücadelenin kendisi olduğuna inanıyorlar. Birbirimizle ilişkimizde ihtiyaç duyduğumuz şeyin kendisi olduğumuzda ve gücümüzü dostlukta bulduğumuzda, işte o zaman bir tehdit oluşturacağız diyerek neşenin politik gücü hakkında artık ciddi konuşmanın gerektiğini vurguluyorlar.

Tüm direnişlerin temel arayışı ise adalet ve özgürlük. Adalet ve özgürlük üzerine özelikle son zamanlarda çok şey yazılıp çiziliyor. Montgomery ve Bergman’ın da Neşeli Militanlık’ta özellikle vurguladıkları gibi, adalet ve özgürlüğün sürdürülebilirliğinde özen ve şefkat temaları öne çıkıyor. Örneğin özenin yaşamlarımızı anlamlandırmadaki önemini Todd May, Özen: Olduğumuz Kişi Üzerine Düşünceler[3] adlı kitabının “Özen Etiği” bölümünde şöyle vurguluyor:

“Özeni adaletin bir tamamlayıcısı olarak düşünmek yerine, adaletin özen üzerine inşa edildiğini düşünsek nasıl olur? Bir pratik olarak özen olmadan başka hiçbir şey olamayacağımızı biliyoruz, çünkü yaşam bunu gerektiriyor. Özen adaletle ilgili soruların temelini oluşturmalıdır. Özen olmadan adalet gerçekten kavranamaz. Özen etiği sadece etik değil, aynı zamanda bir politikadır.”

Ve ekliyor:

“Özen olmaksızın kendimizle, başkalarıyla ve dünyayla aramızdaki ilişki ziyadesiyle rastlantısal hale gelir ve bir amaçtan yoksun kalırdı, önümüze çıkan her şeye yüzeysel bir şekilde bağlardık kendimizi. Özen bizi dünyaya ve birbirimize bağlar. Kendimiz ile dünyanın geri kalanı arasındaki ilişki ancak özen temelinde kurulduğunda gelecekle ilişkimiz de umut barındırabilecektir.”

Özgürlük alanlarının daraltılması karşısında dostlukla direnebilmenin diğer belirleyici gücü şefkat ise her geçen gün artan ve yaşamın her alanına sızan şiddet karşısında çok önemli bir bariyer. Bu nedenle politika ve kültür yazıları alanında gündemde şefkat var. Bunlardan biri de Birikim dergisi. Birikim dergisi şefkat temasına son iki sayısında ağırlıklı bir biçimde yer vermiş. 431. sayısında yer alan ve dikkat çeken yazılardan biri Behçet Çelik’in “Şefkat Haritasında Noktalar”[4] başlıklı yazısı. Behçet Çelik yazısında şefkat ve özgürlük ilişkisini incelikli kalemiyle şöyle açıklıyor:

“Şefkat, karşımdakini eşim, eşitim görme konusundaki sınırlarımı, engellerimi kaldırıp ona açılmam, akmam. Benim özgürleşmem demek değil mi bu?”

Yazıda bireysel özgürlüğün toplumsal özgürlüğün önünü açışı gerçekten derinlikli bir akışla verilirken, derginin bir sonraki 432. sayısında yer alan Erdoğan Özmen’in “Bir Şefkat Pratiği Olarak Sol Siyaset”[5] adlı yazısı da örgütlenmelerde kederi ortadan kaldırıp şefkati üretebilmek gerekliliğine vurgu yapıyor:

“Sadakatle bağlanacağımız asıl hakikatin tam da o içerilme, kapsanma, eklemlenme edimlerinde, bizzat o kolektifin içinde üretileceğine inanan bir sol zihniyet dünyası olamaz mı? Söz konusu o kapsama, içerme, eklemleme tavrında kendini de dönüştürmenin imkânlarını gören, bulan, kendini buna daima açık tutan bir zihniyet ve düşünüş dünyası… Solun ve solcuların zaman zaman içine düştüğü kendini feda ve kendine eziyet pratiklerinden, kendine kapalılıktan, daima kahredici bir içe çekilme, kendini feshetme yıkıcılığıyla iç içe olan bu ruh halinden temelli uzaklaşması da bu sayede olmayacak mıdır?”

Şefkat, politik kültürün dışında nörobilimin de gündeminde. Beyin Cerrahisi Profesörü Türker Kılıç da Nasıl Daha İyi Bir Yaşam Kurarız? Beyinbilimin Yanıtı[6] adlı kitabında yaşamdaki bağlantısallığın önemini vurgularken, barışçıl bir ortamın varlığının temelinin şefkat olduğu vurgusunu kitabının başında alıntıladığı Şems-i Tebrizi’nin sözleriyle aktarıyor:

“Evren tek bir varlıktır. Her şey ve herkes görünmez bir hikâyeler ağıyla birbirine bağlıdır. Farkında olsak da, olmasak da hepimiz sessiz bir sohbetin içindeyiz. Zarar vermeyin, şefkat gösterin.”

Sürdürülebilir, yaratıcı, barışçı bir eylem süreci yaratabilmek tüm haksızlıklar karşısında hayati önem taşıyor. Hepimiz tüm bu mücadele süreciyle ilgili direnme modelleri hakkında bir sürü öneri duyuyoruz. Özellikle de ne kadar çok çabalanması gerektiğine dair – kolay iş değil direnci sürdürmek. Ama hayatı hayatta tutmak gibi, direnci de dirençte tutmak gerekli sanırım. Bu direnç de, öyle anlaşılıyor ki, dostluğun özeni, şefkati ve neşesiyle örülebilecek. O zaman yine Neşeli Militanlık kitabında alıntılanan Willing’in 1980 albümündeki şarkı sözlerine kulak verip neşeli tüm şarkıları dostlarla birlikte söyleyebilme dileğiyle yazımızı bitirelim.

Hayatımın gerçek anlamı, söylediğin şarkılardır

İnce ince işlediğim hayalimin malzemeleridir onlar

Birlikte başkaldıralım. Hey, işte elimi uzatıyorum

Adım gibi eminim, istersek yaparız

Ama önce istemeliyiz.”

 

NOTLAR

[1] Marina A. Sitrin, Everyday Revolutions, Bloomsbury, 2012.

[2] Nick Montgomery, Carla Bergman, Neşeli Militanlık – Toksik Zamanlarda Direnişi Örmek, çev. Gülnur Elçik, İletişim Yayınları, İstanbul, 2022.

[3] Todd May, Özen – Olduğumuz Kişi Üzerine Düşünceler, çev. Bekir Aşçı, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2025.

[4] Behçet Çelik, “Şefkat Haritasında Noktalar”, Birikim, sayı 431, İstanbul, 2025.

[5] Erdoğan Özmen, “Bir Şefkat Pratiği Olarak Sol Siyaset”, Birikim, sayı 432, İstanbul, 2025.

[6] Türker Kılıç, Nasıl Daha İyi ve Güzel Bir Yaşam Kurarız?-Beyinbilimin Yanıtı, Doğan Kitap, İstanbul, 2024.