Roman içinde roman: Mevsimler

Mevsimler

PETER BICHSEL

Ketebe Yayınları
Mayıs 2024
112 sayfa

çev. Mehmet Tahir Öncü

23 Mayıs 2024

“İsviçreli yazar Peter Bichsel, Mevsimler adlı romanında 'yazma eyleminin' romanını yazarak iç içe geçirdiği hikâyeleri, bir yapboza dönüştürüyor, kurgusuyla okuru sürekli şaşırtıp, teyakkuz halinde bırakarak “anlatı”nın imkânlarını sürprizlerle önümüze koyuyor.”

BURAK SOYER

Peter Bichsel 24 Mart 1935’te İsviçre’nin Luzern şehrinde doğmuş. Çocukluk dönemini Olten’da geçirmiş. Solothurn’da bulunan öğretmen okulunu bitirdikten sonra 1955 ile 1968 yılları arasında aynı bölgede öğretmen olarak çalışmış. 1963-64 yılları arasında Batı Berlin’deki edebiyat seminerlerine katılan Bichsel 1968’de öğretmenliği bırakarak Züricher Voice adlı bir gazetede serbest yazar olarak işe başlamış. Ertesi yıl Zürich Sanat Okulu’nda Almanca öğretmenliği yapmış. 1972 yılında Amerika’nın Ohio eyaletinde, Oberlin Koleji’nde konuk yazar olarak görev yapmış. Halen İsviçre’de serbest yazarlık yapmakta olan Peter Bichsel, Aslında Bayan Blum Sütçüyü Tanımak İstiyordu, Paris’e Giderken ve Edebiyat Dersleri: Okur Anlatı adlı Türkçeye daha önce çevrilmiş kitaplarından sonra şimdi de Ketebe Yayınları’ndan Mehmet Tahir Öncü çevirisiyle yayımlanan Mevsimler romanıyla tekrar aramızda. Kitapta 40 yıllık evveliyatı olan bir apartmanı özne yaparak “yazma eyleminin” romanını yazan Bichsel, iç içe geçirdiği hikâyeleri, bir yapboza döndürdüğü kurgusuyla okuru sürekli şaşırtıp teyakkuz halinde bırakarak “anlatı”nın nasıl anlatılacağını sürprizlerle dolu bir ifade biçimiyle önümüze koyuyor.

“Mevsimler” gelip geçerken…

Peter Bichsel, sıvası dökülmeye yüz tutmuş domates rengi duvarları, kökten eskimiş tesisat sistemi ve her biri nevi şahsına münhasır sakinleriyle üç katlı bir binanın çatı katında oturuyor. Ve buradan başlıyor hikâyesini anlatmaya. Zemin katta yaşayan Kieninger’i yazmaya başlıyor önce. Gözleri sürekli onun üzerinde. Onu tasarlıyor. Hatta baştan yaratıyor. Çünkü burada Bichsel “yaratan” rolünde. Kieninger Viyanalı. Ama şehrin göbeğinde yaşamayıp milletin gözüne batmaktansa kenar mahallelerin birinde bir odada yaşamını sürdürüyor. İspanya’da bulunduğu sırada bir İngiliz kadına âşık oluyor. Sallantıda bir ilişki bu. Çünkü Bichsel henüz Kieninger’le ne yapacağını bilmiyor. Mektupları devreye sokarak bu ilişkinin ömrünü uzatıyor. Derken kahvedeki yancılar gibi mevsimlere geçiş yapıyor. Ama bu kez kendi olarak. İlkbaharın erkenden bittiğini, yazın yağmurlarla başladığını uzun uzun anlatıyor. Yine kendisini yazıyor Bichsel. Zira Kieninger, Viyana yollarında. Fransa üzerinden trenle gidiyor. Sıkıcı, uykusuz, kalabalık bir yolculuk bu.

Domates boyalı 40 yıllık apartmanın tarihi

Öte yandan apartmanda da bir telaş hâkim. 40 senelik ısıtma tesisatının değişme vakti gelmiş. Ustalar gelip gidiyor apartmana. Sularda da sorun var. Bichsel bizzat ilgileniyor gibi durumla. Ne olup bittiğini anlatıyor bize. Eskimiş tesisatın nasıl olup da ayakta kaldığına inandırmaya çalışıyor. Bu sırada Studer her zamanki gibi saat yedi buçukta evden çıkıyor. Ağzından düşürmediği sigarasıyla posta kutusunu kontrol ediyor. İşe gidiyor. En azından şimdilik. Her an fikir değiştirip bir meyhaneye çökebilir. Bichsel henüz karar aşamasında. İyi bir adam Studer. Kendi halinde. Arada Bichsel’le beraber içip sohbet ediyorlar. Konuşmanın içeriği önemli değil. “O an” önemli Bichsel için. İkisini o köhne meyhanede karşılıklı olarak oturtuyor ya, gerisi önemli değil. Sonrasına bakacak Bichsel. Tıpkı romanın tamamında olduğu gibi…

Peter Bichsel 

Bir “eylemin” sonucu…

Mevsimler herhangi bir şeyin değil, o şeylerin nasıl anlatıldığıyla ilgilenen bir roman. Bir “yazar” mahsulü. Peter Bichsel’in oyuncağı. Onunla istediğini yapabiliyor. Karakterleri piyon gibi bir oraya bir buraya sürüklerken domates rengi apartmanın tarihçesinde yine ürünü olan mimar ve müteahhitle tanıştırıyor bizi. Birtakım olasılıkların peşine takıyor. Büyük meselelerle uğraşmıyor. Apartmana kim girmiş, kaçta girmiş, üzerinde ne varmış, bunlara bakıyor. Çünkü tam o “sırada” yazıyor Bichsel. Ne görüyorsa ya da ne gördüğünü varsayıyorsa, ondan bahsediyor bize de. Gözünün tutmadığını değiştiriyor. Kalem de onun, kâğıt da neticede. Hikâye içinde hikâye, roman içinde roman, anlatı içinde anlatının ve bir “eylemin” sonucu olan Mevsimler, okuru kelimenin gerçek anlamıyla farklı bir deneyimle buluşturuyor.