Kötü Arkadaş: Kadın Arkadaşlığının Yüzyılı

Cadılar meclisi 

Kötü Arkadaş

Kadın Arkadaşlığının Yüzyılı

TIFFANY WATT SMITH

Kolektif Kitap
Aralık 2025
336 sayfa

çev. Ayça Göçmen

22 Ocak 2026

ŞULE KAYNAR

 “Arkadaşlık aranacak, hayali kurulacak, arzulanacak değil deneyimlenecek bir şeydir.”

Simone Weil

Arkadaşlık hayattaki en güzel ve en parlak deneyimlerden biridir ve zamanla kapsamı değişse de her yaşta böyledir. Zamanla dostluğa dönüşen derin arkadaşlıklar da vardır, derinleşemeyen arkadaşlıklar da. Arkadaşlıklar dağılırken kırılgan ve kesintili bile olsa her arkadaşlıkta dinlemeye, diyaloğa, karşısındakini kabul etmeye ve dayanışmaya yönelik içsel atılımlar mevcuttur. İster eski ister yeni olsun içten ve gerçek bir arkadaşlıkta paylaşma ve birliktelik arzusu hiç sönmez. Arkadaşlık hayattaki her temel deneyim gibi duygusal ve varoluşsal ufuklarımız üzerinden bizi dönüştürür. Arkadaşlık içimizdeki güveni tazeler, onu yitirmişsek şayet yeniden filizlendirir. Güvenin eşlik etmediği gerçek bir arkadaşlık yoktur. Güvenmek demek, arkadaşlık ettiğimiz bir insana sessizlik ve mahremiyet isteyen şeylerimizi açmaktır. Arkadaşlıkta sevinç ve mutluluk yan yanadır, arkadaşlık sevincin ve mutluluğun kaynağıdır çünkü iyi arkadaşlıklar, iyi karşılaşmalardır. Ya kadın arkadaşlıkları? Onun yaşamdaki özel yeri ve gücü? Daha önce Kolektif Kitap’tan çıkan Duygular Sözlüğü ve Schadenfreude ile tanıdığımız Tiffany Watt Smith’in yine aynı yayınevinden basılan yeni kitabı Kötü Arkadaş: Kadın Arkadaşlığının Yüzyılı,[1] bu soruların yanıtını farklı yaş ve kültürdeki kadınların yaşam deneyimleri, araştırma makaleleri hatta film ve diziler üzerinden yanıtlamaya çalışıyor.               

Tiffany Watt Smith, kitabının başında “Bu kitap arkadaşlığa yazılmış alışılmadık bir aşk mektubudur.” diyor. Kadın arkadaşlığı nedir? Nasıl yaşanır? Hangi güç ilişkilerini kurar ve işletir ya da hangi güç ilişkileriyle kurulur ve işletilir? Bu soruların yanıtlarını ararken arkadaşlığın tarihselliğini ve uğradığı dönüşümlerin izini sürüyor. Bir yandan da arkadaşlığın toplumsallığın inşasındaki konumunu belirlemeye çalışıyor. Arkadaşlık kavramına atfedilen tarihsel, toplumsal ve felsefianlamların kesiştiği alana yollar açıyor. Tüm bunların açtığı ufukta Antik Yunan’ın arkadaşlık anlayışlarından erken modern ve modern yaklaşımların dost-düşman ikiliğine dayandırdığı arkadaşlık fikrini, neoliberal çağın faydacı arkadaşlık tanımını kadın arkadaşlığı ekseninde tartışıyor. Arkadaşlık kavramını duygu, çıkar, vefa, güven, ortak yaşam, yeni toplumsal biçimlerle ilişkilendirip hem arkadaşlığın güç ilişkilerinde açtığı imkânları hem de güç ilişlerinin arkadaşlığı kapattığı imkânsızlıkları soruşturuyor. Böylece sadece insanlarla değil tüm dünyayla kurulacak arkadaşlıkların dayanışmacı, güçlendirici, kurucu ve özgürlükçü ilişkileri yeşertip çoğaltacak toplumsallıkların oluşumu için ne kadar vazgeçilmez olduğunu vurguluyor. Ancak konu kadın arkadaşlığı olunca işlerin zorlaştığını, kadınların arkadaşlık adına alan bulmakta yüzyıllar boyunca erkekler kadar kolay yol alamadıklarına dikkat çekiyor. Erkek egemenliğinin hep arzu edip de bir türlü tam olarak ulaşamadığı “eril cennet” düşünün kadınların cehennemi olması ve otoriter yapıların bu durumu desteklemesi, kadın arkadaşlıklarının önünde bir engel oluşturuyor. Kadınların arkadaşlığa dayalı dayanışma ağları tehlikeli bulunuyor. Erkek arkadaşlığında görece daha az kullanılan “kötü arkadaş” nitelemesinin kadın arkadaşlıkları için bilinçli bir biçimde yaygın olarak özelikle kullanıldığını, ayrıca modern çağda yaygın olan mükemmel kadın arkadaşlığı mitinin yaratığı baskının kadın arkadaşlıklarının doğal akışının önünde büyük bir engel yarattığını vurguluyor.

Tiffany Watt Smith. Fotoğraf: Sarah Noons

Kitapta kadın arkadaşlığının tarihselliği ve buna bağlı yaşanan dönüşüm, Karmakarışık (1900-1940), Ayrılıklar (1940-1980) ve Sözleşmeler (1980-2020) başlıkları altında üç bölümde incelenmiş. Karmakarışık bölümünde Gönül İşleri altbaşlığı altında geçmişteki arkadaşlık anlayışı aktarılırken Aristoteles ve Cicero gibi düşünürlerin kadın arkadaşlığına karşı belki de yüzyıllar boyunca değişmeyecek olan küçümseyici tavırlarını anlatıyor. Bu durumun Montaigne’nin denemelerinde de pek değişmediğini belirtiyor.

Montaigne kadınların ‘kötü arkadaş’ olduklarından hiç şüphe etmiyordu ve bu konuda yalnız değildi. On yedinci yüzyıl bilim insanı ve şair Margaret Cavendish de aynı kanaatteydi, kadınların beyinleri bir arkadaşlığın karmaşık duygusal taleplerini idare edemeyecek kadar zayıftı.

Watt Smith’e göre o zamanın kadın düşmanı kültürünün oyunları ve şiirleri, kadınları bir bağ kuramayacak kadar istikrarsız, rekabetçi ve dengesiz resmediyor. Erkeklerin kadın ittifaklarının gücünün farkında olması, arkadaşlıkların kadınlara bağımsızlık ve özerklik kazandırması, ataerkil yapılanmalar adına tehlike arz ediyor. Kötü Yola Düşmek altbaşlığında “Kadınların arkadaşlıklarını çevreleyen yargıları ve kuralları duymanın kadınları duymaktan çok daha kolay olduğunu öğrendim” sözleriyle kadın arkadaşlığını belirleyen kapatıcı tanımların ve önyargıların arkadaşlık hakikatinin önündeki en büyük engel olduğunu belirtiyor. Arkadaşlık anlayışlarının süreçte değişimi, gönüllü dost kurumlarında üst sınıf kadınların yoksul ve farklı etnik gruplardan kadınlara tahakkümcü yaklaşımlarla yardım adı altında baskı uygulamaları da ele alınan konulardan. Çalışan Kızlar bölümü ise çalışma yaşamı, çalışma ortamlarında kadınların konumu, iş arkadaşlıkları ve bunları anlatan film örnekleri üzerinden aktarılıyor.

Ayrılıklar, bölümünde Bağlanma Korkusu altbaşlığında komşuluk ilişkileri üzerinden kadın arkadaşlığı, yüz yıl kadar süren “cadı” suçlamasıyla yakılan kadın örnekleri üzerinden sunuluyor. Dayanışmaya dayalı kadın arkadaşlığı o dönemin kilise papazlarının parasal çıkarları uğruna oynanan oyunların sonucu ve hiç şaşırtıcı değil, kadınlar o çağlarda yalnızlıklarından vuruluyor. Anne Çetesi’nde ise eski çağlarda daha geniş ailelerde çocuk büyütürken kadınların dayanışma içinde olduğu, günümüzde ise mükemmel anne olma baskısı altındaki modern kadınlardan örnekler veriyor Watt Smith ama her şeye rağmen bu çağda da zorluklar yaşayan yoksul kadınların çocuk büyütürken yine dayanışma içinde olduklarının altını çiziyor. Feminist Kız Kardeşlik, yazarın feminizmle tanışması, feminist boyutta kadın arkadaşlığının gücü ve feminist grupların kendini hep ifade etme zorluğu üzerinde duruyor.

Kadın bağımsızlığı için verilen mücadelenin en başından itibaren arkadaşlık politik hayatta gerilimli bir konum işgal etti. Kadın arkadaşlığının gücü ve olasılıkları üzerine coşkulu bir kutlama havası vardı. Ayrıca kadın arkadaşlık dilinin gücü pekiştirmek, dışlamak ya da baskılamak için nasıl kullanılabileceğine yönelik yeni bir tartışma da başlamış oldu. 

Son bölüm Sözleşmeler’de, Ölüm Bizi Ayırana Dek başlığında, kadın arkadaşlığında hastalık, yoksulluk, yalnızlık gibi zor zamanlar yaşayan kadınların birbirine dayanak olması, ara ara bocalamalar yaşasalar bile hiç bitmeyen dostlukları anlatılıyor. Cadılar Meclisi, geniş aileden çekirdek aileye dönüşümün de çözüldüğü bu çağda ortak kadın arkadaş topluluklarının özellikle yaşlılıkta nasıl bir güç ağı oluşturduğuna dikkat çekiyor. Hayalet altbaşlığında ise teknoloji ile birlikte gelişen Facebook arkadaşlığı ve benzerliği, son adımda ise yapay zekâ arkadaşlığı üzerinde duruluyor. Haklı eleştiri ise arkadaşlığın iki taraflı olma gerekliliği. Gerçek arkadaşlığın farklı şartlarda var olmasına izin vermek ve onu olduğu gibi kabul edip akışta deneyimlemek kitabın temel iletilerinden biri.

Pietro Marussig, Bir Kahvede Kadınlar (1924) 

“Kadınlardan beklenen mükemmel arkadaş miti, kadınlara karşı gerçekçi olmayan beklentiler yaratan kadın düşmanı daha büyük bir kültürün parçasıdır,” diyen Watt Smith, kadın arkadaşlıkları hakkındaki fikirlerin, yargıların ve kültürel mitlerin beklentilere ne kadar derinlemesine yerleştiğini kitabın tüm bölümlerinde ısrarla vurguluyor. Mahalledeki meraklı komşudan asi arkadaşa, toksik olanlar gibi pek çok “kötü arkadaş” türü gibi nostaljik fanteziler ve idealize edilmiş betimlemelerin arkadaşlığın doğallığını kapatan bir tehlike olduğuna dikkat çekiyor ve son sözlerini şöyle özetliyor:

Mükemmel arkadaşlığı aramayı bırakıp daha sıradan beklentiler daha iyi bir arkadaşlığın kapısını açacaktır. İyi bir arkadaşlığın nasıl olması gerektiğine dair idealize edilmiş ve kırılgan bir bakışa saplanabiliriz. Arkadaş kelimesinin anlamının farklı kültür, zaman ve mekânlara göre değişkenlik göstermesi bize bu kavramın ne kadar esnek olduğunu gösteriyor. Arkadaşlıkla ilgili değerler, ritüeller ve davranışlar sürekli değişiyor. Arkadaşlıklarda mutluluklardan söz edip hayal kırıklıklarından yakınabiliriz ama en çok nasıl yardım edebileceğimiz hakkında düşünmeye devam etmeliyiz.

Kadın arkadaşlığı sadece bir arkadaşlık değil kendini başkasında var etme, erdemli bir yaşamın aynası, bir dayanışma ağı. İtalyan psikiyatrist Eugenio Borgna’nın Dostluk Üzerine[2]  adlı kitabında değindiği gibi:

Kadınlar arasındaki dostlukların içsellikten daha fazla beslendiği, daha sağlam olduğu, kadınların erkeklere göre kendi dostluklarının öneminin daha bilincinde olduğu kanaatindeyim. Bu, kadınların kendi içlerine bakmaya, kendi içselliklerinin derinliğine açılan ve orada olan bitenlerden haberdar olmamızı sağlayan gizemli yolları katetmeye yönelik daha dolu dolu bir tutum izlemesiyle bağlantılı.

 

 

NOTLAR

[1] Tiffany Watt Smith, Kötü Arkadaş: Kadın Arkadaşlığının Yüzyılı, çev. Ayça Göçmen, Kolektif Kitap, İstanbul, 2025.

[2] Eugenio Borgna, Dostluk Üzerine, çev. Meryem Mine Çilingiroğlu, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2023.