Tercihlerimiz, tercih etmediklerimizin bir simetrisi aslına bakarsanız. O kopuş anlarının bir yol çizdiği gerçeği… Ali Özgür Özkarcı son kitabı Kopukluklar’da öykünün başkarakteri Sinan’a “Hayat vazgeçemediklerinin de cezasıdır” dedirtirken bunu düşünüyorum. Sonra işin içinden bir anda sıyrılmanın yolunu bularak, “Adı üstünde, vazgeçememek; insan mecbur kalmasa neden vazgeçmesin?” deyip rahatlıyorum. Hayatını aklamak gibisi yok. İç huzuru…
Kendimi rahatlattıktan sonra kitaba daha rahat şekilde geçebilirim şimdi. Başta söylemek en iyisi; kitap için gerçekten iyi bir isim seçilmiş. Zira büyük bir drama, trajik çatışmalar, vs. yok kahramanımızın hayatında. Birbirinden kopuk, gündelik izlenimler ve görece konforlu bir alan paylaşılıyor karakterin hayatından. Olay örgüsünün gündelik yaşam üzerinden doğal kopukluğu, Sinan’ın bilinç akışındaki kopuklukla paralel ilerliyor. Öyküde onun üç düzlemdekihalini görüyoruz. Ailesiyle, kadınlarla ve roman projesiyle ilişki biçimini… Sinan’ın tüm bunlarla kurduğu iletişimi hiç kılan, sonuç doğuran bir kopuklukla karşılaşmıyoruz aslına bakarsanız.Bilakis, eğlenmesini seven, girişken, sosyal biri ancak onun meydan sahnesinde yer tuttuğu izleti, ilerleyiş ve kitapta adı konmayan tercih/vazgeçişlerinden kaynaklı kopukluklara şahit oluyoruz.
Ben Sinan. Kendine yetişmek için koşturan, her zaman cevaplarından çok soruları olduğuna inanan, dikiz aynasından geride bıraktığı görüntülerle hep konuşan Sinan, her zaman bir çıkış yolu olduğuna inanan, ancak hep kendine takılıp düşen (…) Biraz da düşünmek istemediklerimden ibarettim.
Ailesiyle ilişkisinde baba odaklı bazı örtük sorunlar görüyoruz Kopukluklar’da. Varlıklı, sol tandanslı bir baba. Eğitimli bir profil çizilmiş. Bir aile şirketinden bahsediliyor. Sinan ve kuzeni bunun mirasçıları. Kuzeniyle olan ilişkisi, yer yer onu küçümseyici tavrı ilginç. Aynı kumaştan olmalarına rağmen Sinan’ın kendini başka bir sosyal çevrenin içinde görmesi ayrıntılarda belirginleşiyor. Burjuvanın cin fikirliliği Sinan’ın da damarlarında dolaşmasına rağmen, kuzeninin kimi tavırlarından irrite olması, kanımca onu bezirgân gibi görmesi kitapta dikkat çeken bir diğer nokta.
Kopukluklar’da Sinan’ın arkadaş çevresiyle ve kadınlarla ilişkisini de gözlemleme fırsatı buluyoruz. En yakın arkadaşı Dilaver, sonra Tunç ve Ozan yer alıyor öyküde. Sinan’ın Tunç’la içtikleri bir akşamın sonrasında balkonda kuş gibi ötmesiyle ilgili satırlar, Zeki Demirkubuz’un Yeraltı filmindeki kahramanı Muharrem’in apartman boşluğunda uluduğu sahneyle ilgili bir çağrışım yaptı bende. Muharrem de savruk, gezenti, kopuk bir hayat sürüyor tıpkı Sinan gibi. Onun da en büyük silahı sorgulayıcı tavrı. Öyküye dönecek olursak, Sinan’ın eski eşi Zuhal’i unutamadığı anlaşılıyor. Onunla karşılaştıkları sahnede ve ilerleyen bölümde sevgilisi Selma ile olan ilişkisi de bunu destekler mahiyette.
Birçok işi deneyimlediğini görüyoruz Sinan’ın. Resim eleştirmeni olmak istiyor, vazgeçiyor; yüksek lisansı yarıda bırakıyor; yayınevinde editörlük, reklam ajansında düzeltmenlik yapıyor, yine devamı gelmiyor. Tekstil firmasında işe başlıyor, bu sefer de para alamadığı için işi bırakıyor. Ezcümle, bu hadiselerde de kopukluklar kahramanın yakasını bırakmıyor. Ancak her şeyden önemli bir roman projesini görüyoruz Sinan’ın yaşamında. Öyküdeki bir hırsızlık vakasıyla, onun yazdığı romandan haberdar oluyoruz. Kitapta bu vesileyle alıntı yaptığı yazarların isimleri geçiyor. Alıntı yapmayı düşündüğü iki yerli yazardan ilk başta ismi verilmeyenin sonradan Yusuf Atılgan olduğunu anlıyoruz. Öyküde ona ithafen yazdığı mektup bölümleri de mevcut. Onu çok etkilediği anlaşılıyor.
Sanırım bende size en başta yazma isteği uyandıran şey, farkında olmaksızın ilerde, kendi çukuruma ve karanlığıma yeniden saplanacağıma dair bir öngörüden kaynaklanıyor. Hiç pişman değilim. Kaldı ki inanın karanlığını öğrenmeden yazması kanımca zaten mümkün değil. Sahi siz neden dönmüştünüz köyünüze? (…) Ne zaman okusam sizi, dinginleşmeye hazır bir duygu sağanağıyla patlamasına ramak kalmış bir öfkenin atbaşı koştuğunu düşünürüm.
Kopukluklar, Ali Özgür Özkarcı’nın Dört Köşeli Kambur’dan sonra okuduğum ikinci öykü çalışması. Kapak tasarımının sade fakat albenili olması hoş olmuş.