Damıtılmış bir saflık ve berraklık arayışı:

Kazkafanın Kitabı

Kazkafanın Kitabı

YIYUN LI

Türkiye İş Bankası Yayınları
Mart 2024
312 sayfa

çev. Nuray Önoğlu

16 Mayıs 2024

AYNUR KULAK

Kazkafanın Kitabı (The Book of Goose) çağdaş bir metin olarak bir kitabın derinliğinin –hatta “bir bıçakla”– nasıl ölçülebileceğini yarattığı karakterlerin kusursuza yakın zekâsıyla anlatıyor. Yiyun Li kusursuzluğa yakın metinler için ilk önce (duygulardan da önce) kusursuz bir zekâ gerektiğini düşünüyor olmalı. Kitabın henüz ilk sayfasını, giriş paragraflarını okurken nasıl bir hikâyeyle karşı karşıya olduğumuzun merakıyla kuşanıyoruz.

“Bir kitabı yarabilirsiniz. Derinliği ölçmenin türlü yolları vardır, fakat bir kitabın derinliğini bıçağı ilk sayfasından son sayfasına kadar saplayarak ölçen okur pek azdır. Neden böyledir, merak ederim.

Bıçağı, ne kadar derin bir yara açacağını merak ederek bir başkasına verebilirsiniz. Yarayı açan siz de olabilirsiniz.”

Yiyun Li, bir savaşın yıkımı sonrasında hayatları darmadağın olmuş iki kız çocuğu, Fabienne ve Agnes’i anlatıyor: Ekim 1952. Savaşın harap ettiği, durgun, sıradan bir Fransız kasabası –Saint Remy– çocukları olan Fabienne ve Agnes herkesin görmeyeceği özel bir dünya inşası hayaliyle günlerini geçirmektedirler. Savaş bitmiştir, ölüm uzaklaşmıştır belki ama yaşamak hâlâ zordur. İkilinin hayallerle, oyunlarla, planlarla dolu olan kendilerine özgü dünyaları Fabienne’in bir kitap yazma hayali ve bu hayali gerçeğe çevirmesiyle baştan sona değişecektir. Kitabı Fabienne yazar ama kitabın yazarı uysal Agnes olacaktır.

Yiyun Li son derece sakin, acelesiz, flashback’lerle  anlattığı hikâyeye dair trajik bir başlangıç seçimi yapmış. Fabienne’i tercihli bir ölümün, intiharın kollarıyla sarmalıyor ve çocukluk günlerine dair saf bir hikâye anlatma dürtüsüyle çıktığı yolda zıt bir anlatım tercihi yaparak hafızaya, bilince ve duygulara dair güçlü bir çekim oluşturuyor. Fabienne’in ölüm haberi Agnes’e ulaştığında günlük hayatına dair rutin bir yaşam sürdüren Agnes, “Adım Agnes ama bunun bir önemi yok” diyerek karşılıyor bizleri. “Bu hikâyede dikkat etmeniz gereken kişi Fabienne.”

“Hatırlıyorum da, uzun zaman önce, daha Fabienne birlikte bir kitap yazma fikrine kapılmamışken korkular hakkında konuşmuştuk. Bütünüyle ikimizden ibaret bir dünyada yaşadığımız o yaz günlerinden birinde, nehir kıyısında uzanmıştık.”

Fabienne’e odaklanıyoruz. Saf olmayan bir dünyanın içinde yaşadıklarının bilincinde olan Fabienne’in çok saf bir hikâye yazmak istemesinin ve bu saf hikâyenin yazarını saf olan arkadaşı, hatta çoğu zaman “Kazkafalı” olarak nitelendirdiği Agnes olarak belirlemesinin ölüm karşısında hiçbir değeri yok. İki büyük dünya savaşını art arda yaşamış, eğitimsiz kalmış, korkularla yoğrularak biçimini almış bir coğrafyanın çocuğu çünkü kendisi. Bu durumu yaratan dünya gerçeklerine bir kitapla karşılık vermek istemesi eğitimli dünyanın yarattığı korkuları tam on ikiden vuruyor. Fabienne’in yazdığı kitap Avrupa’da ve Amerika’da çok okunanlar listesine hemen giriveriyor.

Yiyun Li

Karakter odaklı anlatılan hikâye için şöyle bir tespitte bulunmak yanlış olmaz sanırım: Bir kitabı ikiye yarabildiği gibi, okuru da Fabienne ve Agnes karakterleri üzerinden ikiye yarıyor Yiyun Li. Kötücül ve iyicil tüm duygular, inişler ve çıkışlar zıt noktalara doğru yol alırken, kimin kimden daha iyi veya daha kötü düşüncelere sahip olduğunu görmemiz için yüzleşmeler yaşadığımız anlar titizlikle yaratılıyor. İkilinin kasabanın mezarlığında varoluşa ve ölüme dair gökyüzüne bakarak yaptıkları konuşma hikâyenin üzerine inşayı tamamlayıcı bir çatı gibi yerleşiyor.

Kazkafanın Kitabı damıtılmış bir saflık ve berraklık arayışı romanı. Bu arayış içinde romanı yazan Yiyun Li yazarken ne kadar cesursa, okurdan da aynı cesur yüreklilikle okumasını istiyor. Sonuçta yazdığı kitaba ismini vermeyen Fabienne’i ve onun tam zıttı şekilde yarattığı Agnes’i boşuna var etmiş olamaz.

Hikâyeyi ne okur ne de karakterler adına aklama noktasına asla gitmiyor Yiyun Li ve Agnes’e daha romanın başında söylettiği cümlelere ek olarak söyletmeye devam ettiği şu cümlelerle insan zekâsının, duygularının, bilincinin, hafızasının önce nasıl darmadağın edildiğinin, sonra da asla bütünlenemediğinin ilk sinyallerini aslında vermiş oluyor.

“Bir yarım portakalla bir başka yarım portakal birleşse bir tam portakal etmez. İşte benim hikâyemin başladığı yer burası. Kendini bıçağa layık görmeyen bir portakal ve kendini bir bıçağa dönüştürmeyi asla hayal etmemiş bir portakal. Kesmek ve kesilmek; o zamanlar ikisi de ilgilendirmezdi beni.”

Yiyun Li kitap içerisinde kitap yazarak, hikâye içerisinde hikâye anlatarak, kimlikler, yaşam ve ölüm arasındaki oyunun gerçeklerini bizler için yaprak yaprak açıyor ve nefis bir roman okumamızı sağlıyor. Dünyaya dair ve dünyanın içinde yaşayan insanlara dair gerçekleri edebiyatın eşsiz anlatım olanaklarıyla beziyor. Hepimiz adına sistemini kurmuş, tıkır tıkır işleten dünyaya karşı bizi aptal yerine koyduğunuzun farkındayım çığlığı atıyor.

“Dünyada bizim gibi iki kıza yer yoktu ama ben o zamanlar bunu bilmiyordum. Küçümsenen, engellenen, hatta ölümcül şekilde yaralanan Fabienne’in kendisi ve benim adıma dünyayı aptal yerine koymaya çalıştığını bilmiyordum.”

Pen-Fulkner Ödüllü Kazkafanın Kitabı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın Çağdaş Dünya Edebiyatı Serisi’nden yayımlanan 16. kitabı olarak Nuray Önoğlu çevirisiyle buluştu bizlerle. 2005 yılı itibariyle yayımlanan kitaplarıyla Pen Yazarlar Birliği’nin verdiği ödüllerin neredeyse hepsini tek tek alan Çin doğumlu Yiyun Li halen ABD Princeton Üniversitesi’nde dersler vermektedir. Oğlunu bir intihar girişimi sonucu kaybeden, 2012 yılında kendisi de ağır bir depresyona girerek iki kere intihara teşebbüs eden Li, iyileştikten ve hastaneden ayrıldıktan sonra uzun süre kurgu eserler yazmayı bırakır. Biyografiler, anılar, günlükler, gazete haberleri okumaya başlar. Diğer insanların, başkalarının hayatlarını okumak “bir rahatlıktır”.

Yiyun Li ile ilgili bu detay bilgileri öğrenince Kazkafanın Kitabı’nın neden hikâyeyi tersyüz edecek şekilde sonlandığını anladım… Romanı okuyun lütfen. Ne demek istediğimi okuduğunuzda daha iyi anlayacaksınız.