Hayattayız Madem:

Aldatmanın gerekli görüldüğü yerde gerçeği aramak

Hayattayız Madem

ÇİLER İLHAN

Everest Yayınları
Eylül 2023
304 sayfa

2 Mayıs 2024

DUYGU ERGÜN

İnsanlarla, hayatla birleştiğimiz anlar vardır. Kimi zaman çağrıldığımız bir doğum günü partisi kadar davetkâr ve renkli, kimi zamansa yağmuru getireceği her halinden belli bulutların altında korumasız yürüdüğümüz bir vakitte sığındığımız saçak altı kadar gri olabilir bu anlar. Fakat hayatın renklerinden çok gailesiyle ilgilendiğimizden olsa gerek, bu zamanların dipsiz dünyamıza nasıl zuhur ettiğini fark edemeyiz. Ya da bazen çağrılmanın da sığınmanın da benzer bir renk cümbüşü olduğunu göremeyiz.

Çiler İlhan son romanı Hayattayız Madem’de eline aldığı bir yumak iple bu cümbüşü örüyor. Çilesinin renkleriniyse Halep’ten Nazi kamplarına, Meryem’den Ahuva’ya “göçe ve soykırıma maruz kalan ve aidiyetini sorgulayan insanların kesişen hikâyelerinden” alıyor. Kitabın kapağındaki beyaz iple teyellenmiş kadın siluetini yaran siyah ipi görünce düğüm düğüm bir karşılaşmalar masalıyla yüz yüze geleceğimizi anlıyoruz. Ancak çizime tekrar bakınca hikâyenin gidişatına ipucu olabilecek bir başka detay daha dikkatimizi çekiyor: İğneye takılı siyah ip, teyel atamayacak kadar azalmış. Demek ki kitap adının hakkını burada verecek, hayatta olduğumuz müddetçe her şeyin bir sonu olabileceğini gösterebilecek. En çok da kötülüğün…

Gerçeğin gerçekle sıvandığı bir hikâye

“Ben artık bilmiyorum hikâyem nerede başlamıştır. Doğduğumda mı, babam beni o kasaba verdiğinde mi, o hayvan kasabı beni insan kasabına bağışladığında mı? Yok, başka yerinden tutmalı hikâyemi...”

Halep’ten kaçıp sığındığı Türkiye’de Yahudi bir ailenin evine –ezkaza– çağrılan Meryem’in bu sözleriyle başlıyor hikâye. Çok geçmeden Meryem’in saçlarının uçlarına beyaz kurdeleler takarak gezdiği Halep sokaklarından on sekizine gelmeden gelin olduğu eve, oradan da 2012’de başlayan koca bir savaşın ortasına vardığı koca bir kör düğüme dönüşüyor. Meryem’in yediği tokatların acısı yanağımızda, satıldığı IŞİD kamplarında maruz kaldıklarına, gördüklerine yönelik öfkesi ve mücadelesi yüreğimizde okuyoruz satırları. Okuduklarımızın dayanma gücünün ötesindeki sahici anlatımından başka bir şey daha var boğazımızı sıkan, bir kurmacaymışçasına okuduklarımız aslında gerçek… Evet, İlhan gerçeğin gerçekle sıvandığı bir hikâye anlatıyor.

Çiler İlhan

Bertolt Brecht, “Aldatmanın gerekli görüldüğü, yanılgıya düşmenin teşvik edildiği zamanlarda düşünür, okuduğu ve işittiği her şeyi düzeltmeye çalışır. Ne okursa veya ne duyarsa içinden tekrar eder ve tekrar ederken de onu düzeltir. Yalan beyanların yerine cümle cümle doğrularını koyar” diyor. İlhan’ın satırlarını “yalanlarla örülü yaşam ve yönetim biçimlerimiz, kurum işleyişlerimiz, aile ilişkilerimiz, gündelik hayatımız, ekranlardaki, sayfalardaki yalan tellalları”na karşı Bertolt’un bu şiarıyla okuyoruz. Toplumun bir kısmınca Türkiye’deki işsizliğin, ekonomik ve toplumsal krizin, siyasette kazanmanın ya da kaybetmenin en önemli sorumlusunun göçmenler olarak görüldüğü herkesin malumu. Hatta yerel seçim politikalarını bunun üzerine kuran, sokakta karşılaştığı göçmen çocuklara ayrımcı ve ırkçı sözler sarf eden siyasetçilere dahi tanık oluyoruz. İlmek ilmek örülen bu düşmanlığa karşı –eğer istersek– “Para az, sıkıntı çoook” diyen göçmenlerin seslerini de duyabiliriz. İlhan yoksulluğun, yalanın, fiziksel şiddetin her türlüsüyle başa çıkmak zorunda kalmanın yanı sıra cinsiyetlerine yönelik şiddete de maruz kalan göçmen bir kadın prototipinden bu yüzyılın soykırımına da tanıklık ederek bu sesi duyuruyor: “Yalan beyanların yerine cümle cümle doğrularını koyarak.”

Edebiyat mı kurguyu, kurgu mu edebiyatı yaratır?

Hayattayız Madem, karakteriyle ve hikâyeleriyle günümüzün turnusol kâğıdı adeta. Teşvikiye’deki Yahudi bir ailenin Suriyeli bir mülteci olan Meryem’e evini açmasıyla suya yatırılan kâğıt, ilk rengini sıradan insanların iyiliği üzerinden gösteriyor. Meryem’in gerçek hayatta pek mümkün görünmeyen bu beklenmedik sığınma hikâyesi kurgudaki kör düğümü çözüyor. Kurguda çözülen düğümün ipleri süzülerek gerçeğe sızıyor. Oradan da yepyeni bir yumağa sarılarak yeni hikâyeler için tekrar kurguya…