Gaslighting:

Bizi kör kuyularda merdivensiz bırakanlar

Gaslighting

Gerçekliği Çarpıtmanın ve Manipülasyonun Karanlık Sanatı

KATE ABRAMSON

Timaş Yayınları
Ağustos 2025
224 sayfa

Çeviren: Ömer Anlatan

21 Ağustos 2025

Gaslighting neden bu kadar yıkıcı? Abramson’a göre mesele yalana indirgenemeyecek kadar ciddi. Bir yalan gerçekliği bozabilir ama gaslighting kişinin kendi yargı kapasitesine olan güvenini sistematik biçimde aşındırır. Bu, bir hatırlamayı, bir düşünmeyi, bir tepkiyi yanlış hissettirme pratiği. Ve işte burada kavramın popüler söylemde nasıl boşaldığını hatırlatıyor yazar: Her anlaşmazlığa gaslighting demek asıl tehlikeyi görünmez kılıyor. Gaslighter, hedefin algı, hafıza ve muhakeme yetisini sistematik şekilde bozarak “delirtmeye” çalışıyor. Ana tez gaslighting’in epistemik özerkliği yok etmesi, bireysel ilişkilerden toplumsal yapılara uzanan bir güvensizlik yaratması.”

ADALET ÇAVDAR

Bazen bir kitapla karşılaşırsınız ve sadece bir kavramla değil, bir çağın gölgesiyle yüzleşirsiniz. Gaslighting kelimesi son yıllarda kulağımıza o kadar çok çalındı ki, artık neredeyse anlamını kaybetmiş, moda bir sözcük gibi geliyor insana. Oysa Kate Abramson’un On Gaslighting kitabı bu yüzeyselliğin altındaki derinliği hatırlatıyor. Okurken şunu düşündüm: Gerçeklik ne kadar kırılgan ve biz kadınlar onu hangi ellerle taşıyoruz? Özellikle ilişkilerde, o ince manipülasyonlarla kendi yargılarımızı kaybettiğimiz anlar aklıma geliyor. Kitap zihnimize yerleşmiş en basit güven hissini bile sorgulatıyor. Bazen bir ilişkide, bazen bir iş toplantısında, bazen de bir sistemin içinde. Hep aynı soruyla: “Kendi yargına güveniyor musun?” Abramson bu soruyu sorarken yalnızca felsefi bir tartışma açmıyor; hayatın içinden geçen bir etik sorunla karşı karşıya bırakıyor bizi. “Acaba kaç kez başkasının sözüyle kendi algımı kaybettim?” diye düşündürüyor. Günümüzle bağlantısı da burada yatıyor; sosyal medyadan işyerlerine, ilişkilerden politikaya kadar her yerde karşımıza çıkan bu zehir, çoğu zaman cinsiyetçi dinamiklerle karışıyor.

Kate
Abramson

Kitabın orijinal adı On Gaslighting, Türkçe baskısı ise Gaslighting: Gerçekliği Çarpıtmanın ve Manipülasyonun Karanlık Sanatı. Yazar Kate Abramson 1972 doğumlu bir Amerikalı filozof. Harvard’da doktorasını tamamlamış, Indiana Üniversitesi’nde etik, ahlak felsefesi ve feminist felsefe üzerine çalışıyor. 2023’te Princeton University Press tarafından yayımlanan eser, geçtiğimiz günlerde Timaş Yayınları tarafından Ömer Anlatan’ın çevirisiyle yayınlandı. Ömer Anlatan psikoloji kökenli bir çevirmen; metnin felsefi derinliğini korurken, Türkçeye akıcı bir üslup katmış, ki bu biz okurlar için önemli, çünkü kavramlar zaten ağır, çeviri onları boğmasın istiyorsun. Kitap felsefe ve sosyal bilimler alanındaki feminist teori ve etik tartışmalarına odaklanıyor; popüler psikolojiyle akademik düşünce arasında bir köprü kuruyor; sanki günlük sohbetimizde kullandığımız terimleri derinlemesine inceliyor.

Yapı mantıksal ve katmanlı bir ilerleyiş sunuyor, yedi bölümden oluşuyor. İlk bölüm kavramı tanımlıyor, tarihsel bağlamını açıyor. 1944 yapımı Gaslight filmini ele alarak Gregory’nin Paula’yı nasıl adım adım delirtmeye çalıştığını anlatıyor; lambaların kararması, eşyaların kaybolması gibi detaylarla. “Gaslighting nedir, ne değildir?” sorusuyla işe başlıyor, yalan söylemekten, küçümsemekten nasıl farklı olduğunu ortaya koyuyor. İkinci ve üçüncü bölümler bu davranış biçiminin bireysel ilişkilerde nasıl ortaya çıktığını anlatıyor; bir partnerin diğerine “Abartıyorsun, deli misin?” demesi, hafızasını sorgulatması gibi basit örneklerle... Dördüncü bölümde konu genişliyor; iş hayatı, toplumsal yapı ve kurumsal gaslighting tartışmaya giriyor – patronun çalışana büyük bir proje verip gizlice engeller koyması, başarısızlığı suçlama bahanesi yapması gibi. Son bölümler etik ve politik açıdan ne yapılabileceğine odaklanıyor; güvenin nasıl yeniden kurulacağını, gaslighting’in çok katmanlı ahlaki korkunçluğunu inceliyor.

Örgü tematik; her bölüm bir sonrakine zemin hazırlıyor. Akıcı ama yoğun bir akış var. Abramson’un metodu akademik ama kuru değil. Kavramları açarken birden gündelik hayattan örneklerle zihne dokunan bir açıklık beliriyor. Cümleler ritimli: Bazen bir paragrafı aşan uzunlukta, bazen tek kelimelik bir durak. Okur nefes alıyor, sonra yeniden derine iniyor.

Karısının akli dengesini bozmaya çalışan koca: Charles Boyer ve Ingrid Bergman Gaslight'ın bir sahnesinde (Georges Cukor, 1944)

Gaslighting neden bu kadar yıkıcı? Abramson’a göre mesele yalana indirgenemeyecek kadar ciddi. Bir yalan gerçekliği bozabilir ama gaslighting kişinin kendi yargı kapasitesine olan güvenini sistematik biçimde aşındırır. Bu, bir hatırlamayı, bir düşünmeyi, bir tepkiyi yanlış hissettirme pratiği. Ve işte burada kavramın popüler söylemde nasıl boşaldığını hatırlatıyor yazar: Her anlaşmazlığa gaslighting demek asıl tehlikeyi görünmez kılıyor. Gaslighter, hedefin algı, hafıza ve muhakeme yetisini sistematik şekilde bozarak “delirtmeye” çalışıyor. Ana tez gaslighting’in epistemik özerkliği yok etmesi, bireysel ilişkilerden toplumsal yapılara uzanan bir güvensizlik yaratması. Bu sadece kişisel değil, kolektif bir etik sorun olarak ele alınıyor. Özellikle kadın bakışından bakınca, filmdeki Paula gibi, ilişkilerde bu nasıl oluyor diye düşünüyorsun; bir erkeğin kadının hafızasını sorgulaması, onu izole etmesi, sonunda kadının kendini deli sanması. Etkileri korkunç: Kendinden şüphe, yalnızlaşma, depresyon, hatta fiziksel sağlık sorunları. Kitapta bahsedildiği gibi, mağdur kendini sürekli suçlu hissediyor, gerçekliğini kaybediyor; uzun vadede travma, güven kaybı, ilişkilerde zorlanma. Ama kurtulma yolları da var: Fark etme ânı, Paula’nın filmde yaptığı gibi yüzleşme, destek almak, –arkadaşlar, terapist– günlük tutmak, hafızayı güçlendirmek, empatiyi geri kazanmak, sınır koymak. Abramson, direnmeyi güveni yeniden kurmakla bağdaştırıyor.

Abramson’un yaklaşımı akademik ama erişilebilir. Metodoloji felsefi: Kavramları analiz ediyor, film sahneleriyle ve gerçek hayat vakalarıyla somutlaştırıyor – mesela patronun tuzak projesi ya da ayrımcı birinin ırkçı gaslighting’i. Dil yoğun, teknik terimler içeriyor ama gündelik örneklerle dengelenmiş. Üslup öğretici ve tartışmacı; duygusal değil, mantıksal ikna hedefleniyor. Okura seslenişi nesnel ama, “Bu davranış neden sıradan bir yalan değil?” gibi sorularla zihni uyarıyor.

Kitap 2020’ler döneminin bir yansıması. #MeToo hareketi, toksik ilişkiler ve mental sağlık tartışmalarıyla şekillenmiş bir bağlamda yazılmış. Gaslighting, Merriam-Webster tarafından 2022’de “yılın sözcüğü” seçilmişti; sosyal medya manipülasyonu, politik yalanlar ve işyeri mobbingi gibi güncel meselelerle iç içe bir kavram. Günümüzle ilişkisi hâlâ canlı: Dijital çağın gerçeklik erozyonu, pandemi sonrası güven kaybı... Abramson feminist felsefeyle cinsiyetçiliğin ve ırkçılığın bu manipülasyonda nasıl rol oynadığını gösteriyor. 2024’te yayımlandığında kavram zaten çoktan hayatımıza girmişti. İnsanlar ilişkilerinde, işyerlerinde, hatta politikada bu kelimeyi kullanıyordu. Ama Abramson’un metni bu kalabalığın içinden bir açıklık açıyor. Felsefi bir berraklık, etik bir çerçeve getiriyor. Dönemin ruhu, gerçekliğin sürekli tartışmaya açıldığı bir çağ; algoritmaların bilgiyle oynadığı, yalanın hakikat kılığına girdiği bir zaman. Bu yüzden kitap sadece bireysel bir mesele değil, kolektif bir sorumluluk metni gibi okunuyor.

Julia Roberts Sleeping with the Enemy'de, üzerinde hakimiyet kuran kocasından kurtulmaya ve yeni bir hayat kurmaya çalışır (Joseph Ruben, 1991).

Kendi açımdan, kitap dengeli bir iz bıraktı. Güçlü yanı kavramsal netlik: Gaslighting’i etik bir ihlal olarak tanımlaması, örneklerle somutlaştırması – Paula’nın yalnızlaşması gibi. Zayıf yanı akademik yoğunluk; bazı tekrarlar okuru yorabilir; çevrimiçi manipülasyon gibi konuların eksikliği ayrıca dikkat çekici …

Yine de Abramson amacına ulaşıyor; okuyucuyu düşünmeye sevk ediyor. Bu kitap manipülasyonla karşılaşan herkese hitap ediyor – ilişkilerde, işte, toplumda. Okurken insan kendine soruyorsun: Ben kimin ışığını kestim? Kim benim ışığımı kesti?

Sonuçta Abramson bize sorduğu soru şu: Gerçekliğimizi nasıl geri kazanırız? Gaslighting sadece bir kavramı açıklamıyor; hem bireysel ilişkilerde hem toplumsal bağlamda güvenin ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Bu yüzden de kitabın sonunda yer alan “Güveni Tekrar Nasıl Kazanırız?” bölümünden uzun bir paragrafı yazıya eklemek istedim. Çünkü hepimizin temel ihtiyaçlarından biri de güven duymak ve güven duyulmak.

İyi şekilde güven duymak bir güçten (görme duyusu gibi) ziyade bir beceridir: duygu düzenleme, kişiler arası içgörü ve uzlaşma becerisi, uygun normatif beklentiler belirleme ve gerektiğinde onları düzenleme becerisi, bakış açısı, ahlaki düşünme becerisi. Bu açıdan bakıldığında, gaslighting’in güvene ne yaptığı şöyle özetlenebilir: Kişinin güvenme becerisini yok eder ama güvenme kapasitesini geride bırakır. Fakat bu özel bir tür güç yahut kapasitedir. Kullanılmadığı için zamanla unuttuğumuz bir yabancı dili yeniden öğrenme yetimizden farklı olarak güven öyle bir yetidir ki, onsuz duramayız; istemesek bile ona göre hareket etmeye çalışırız. İnsan yaşamının doğası gereği güven kapasitesi içi boş halde, kullanılmadan öylece bırakılamaz. Kişi güvenme becerisini kaybetmiş olsa da, insan olarak varlığını sürdürebilmesi için bu kapasiteyi kullanmak zorundadır. Bu yüzden, diğer ciddi psikolojik travmalarda olduğu gibi, başarılı gaslighting’e maruz kalan kişilerde şu durum sık görülür: Ya kimseye asla güvenemeyecek kadar derin bir güvensizlik yaşarlar ya da çocukça bir saflıkla, bir başkasını ideal bir ebeveyn ya da kurtarıcı gibi görerek ona körü körüne bağlanırlar. Bu gelgit şaşırtıcı değildir. Güvenme becerisine geri dönüşün uzun ve zorlu bir yol olduğunun altını çizmek gerekir. Fizik tedavinin psikolojik bir karşılığı gibi düşünülebilir; güvenin normatif çerçevelendirici boyutuna yeniden duyarlı olmayı öğrenmeyi, güvenin şekil duyarlılığına uygun biçimlerde güven ihlallerine yerinde tepkiler vermeyi ve bir başkasına duyulan güvenin sınırlarını, güvenin özgüllük talebine uygun şekilde doldurmayı içerir. Ama sonuç olarak bir geri dönüş yolu vardır. (s. 209)