Heather Hawk Feinberg’in Ağlamak Yağmur Gibidir adlı çocuk kitabından bir alıntıyla başlamak doğru olabilir:
“Bizler, duygularımızdan ibaret değiliz. Unutma, duygular hava olayları gibidir. Gelip geçerler…”
Duygularımız bizim yüklediğimiz anlamlardan ibaret ve her ne kadar gelip geçici de olsa, bizi biz yapan en önemli parçamız. Tiffany Watt Smith de buradan yola çıkarak duygunun ne olduğundan, nasıl icat edildiğinden, evrimin ve kültürlerin duygularımızı nasıl etkilediğinden bahsediyor ve a’dan z’ye tamı tamına 154 duygu sıralayarak bizi karmaşık iç dünyamıza seyahat ettiriyor. Bazı duygulara aşina olsak da sayfaları ilerlettikçe bilmediğimiz kelimelere karşılık gelen ve hissedip de adlandıramadığımız duyguların ne olduğunu keşfe çıkıyoruz. Yaşadığımız bazı duyguların tarifi yoktur, kolay kolay dile dökemez ve açıklayamayız, mesela “aşk” gibi…Ama yine de duygular ve dil arasındaki bağlantıyı gördükçe söze dökemediğimiz duygularımızın bile bir karşılığının olduğunu bilmek bir tür “iç ferahlığı” sağlıyor.
Duyguların Evrenselliği
Kitapta, evrensel olarak hissettiğimiz ama her dilde karşılığı olmayan birçok duygu var. Okudukça aşina olduğunuzu ve daha önce hissettiğinizi hatırlıyor ve o an tanımlayamadığınız bu duygunun, bilmediğiniz bir dilde karşılığı olduğunu öğreniyorsunuz.
Örneğin, birini aniden öpme isteğine “Basorexia”,
Sevdiğimiz ve iyi muamele görmek istediğimiz birinin bizi hayal kırıklığına uğratması sonucu hissettiğimiz kızgınlık ve acıya “Abhiman”,
Hiç gitmemiş bile olsak özlem duyduğunuz, uzak diyar hasretine “Kaukokaipuu”,
Terk edilmiş yerlere ve yıkık dökük binalara karşı konulmaz bir çekim duymaya “Ruinenlust”,
Sevilen kişinin yokluğunda hissedilen eksiklik ve çok beklenen bir kavuşmanın vecdine saplanıp kalma hissine “Viraha” deniyormuş.
Bence hepimizin aşina olduğu, bazı insanların daha fazla aşina olduğu (örneğin engelli, hasta veya dilenen biri) bir duygu daha var: Pronoia, yani herkesin size yardım etmeye çalıştığı hissi. Birinin size yardım etmesi iyi bir şey gibi gözükse de bu duyguyu hisseden kişi kendini yetersiz ve acınacak bir konumda gibi hissediyor. Bu da düşük benlik saygısı ve kendine dair negatif hisler beslemeye yol açıyor.
İşte bu ve bunun gibi birçok duyguya ve kelimeye ev sahipliği yapıyor Duygular Sözlüğü.
Aşina Duygular
Biraz da hem his hem de kelime olarak aşina olduğumuz duygulardan bahsedebiliriz. Örneğin mutluluk, yas, heyecan, arzu ve merhamet gibi. Öyle ki kitapta en sevdiğim kısımlardan biri Smith’in merhamet ve acıma duygusu ile söyledikleri oldu. Her ne kadar birbiriyle iç içe geçmiş olduğunu düşünsek de bu iki duygu arasında belli başlı farklar var. Smith:
“Merhamet, bir başkasının acısına dahil olma isteğini içerse de acıma, daha ziyade bir izleyici aktivitesidir” diye ifade etmiş. Hepimizin etten ve kemikten bir insan olduğu düşünülürse, kim kime acıyacak üstünlüktedir ki? Bu yüzden acıma duygusundan ziyade merhamet duygusudur insanı insan yapan.
Özellikle bahsini açmak istediğim bir diğer duygu da “arzu.” Kitapta bu duyguyla ilgili çok güzel noktalara değinilmiş. Mesela büyüleyici olduğu kadar tehlikeli bir duygu olduğundan. Ve arzunun, yemek ve susuzluk gibi bedensel bir ihtiyaç haline geldiğinden. Şöyle bir ifade geçiyor ki:
“Cinsel olarak uyarılma arzu duymadan da gerçekleşebilir ve bir şeye duyulan istek her zaman tatmin dolu bir sona ermeyebilir.”
Özünde doğru bir yaklaşım ki arzulamadığımız biri de bize cinsel olarak haz verebilir ancak bizi duygusal olarak tatmin etmez. Birini arzulamak bizi ne kadar kırılganlaştırsa da duygusal ve fiziksel olarak arzuladığımız bir birliktelik yaşamak, bizi mutluluğun doruklarına ulaştırabilir. Ve arzunun büyüleyiciliği tam da bu noktada bizi yakalıyor. Bu durumda şunu söylemek de absürt olmaz: Arzu duymadığımız bir bedenle yaşadığımız birlikteliğe seks, duygusal ve fiziksel olarak arzuladığımız biriyle yaşadığımız birlikteliğe ise sevişmek diyebiliriz. Bu çıkarıma biraz etimolojik olarak da yaklaşıyorum. Çünkü seks kelimesi nedense bana sevgi ve şefkati çağrıştırmıyor. Zaten Latince ’de sexus “ayrışma, dişi ve erkek ayrışması, cinsiyet” sözcüğünden alıntıdır. Sevişmek ise Türkçe kökenli bir kelime ki seni seven birinin sevgisine, aşkına aynı hislerle karşılık vermek, iki kişinin birbirini eşit derecede (neyle ölçülüyorsa) sevmesi demek."
Arzu duygusunun büyüleyici tarafından bahsettiğimize göre biraz da tehlikeli tarafından bahsedebiliriz. Örneğin her arzunun hayal kırıklığı ile sonuçlanmasından. Düşünün ki bir şeyi arzuladığımızda ve onu/o şeyi elde edemeyeceğimizi fark ettiğimizde, yani o arzudan vazgeçmek zorunda kaldığımızda geriye kalan büsbütün bir hayal kırıklığı. Peki arzulayıp elde edersek? İşte o zaman da yakından bakmayı öğreniriz ve yakından baktığımızda o kadar da mühim olmadığını anlarız. Kısaca bir şeyi arzulamak, beraberinde sadece hayal kırıklığı getirir. Belki de son noktayı Dorian Gray’in Portresi’nden bir alıntıyla yapmak doğru olacak:
"Bütün yollar aynı noktada son bulur, sevgili Gladys."
"Nedir o?"
"Düş kırıklığı."