Karga, müstakil bir yaşama mürşitlik eder mi?

Çarpık Ev

BURCU AKTAŞ

Redhouse Kidz
ocak 2024
188 sayfa

Resimleyen: Burak Akbay

8 Şubat 2024

DUYGU ERGÜN

Modern şehir hayatının maskesini düşüren bir kitaba mürşitlik eden bir karga biliyorum. “Konacak ne bir balkon ne bir pencere” ne de bir ağaç bulunan koca şehrin gökyüzünde dolaşan, çatılarda zıplayan, gören, bilen, sezen ve “dürbünüyle” bakanlara fark ettireceği çok şeyi olan bir karga. Gerçek mutluluğu yaşayanların omuzlarında, arayanlarınsa göz hizalarında dolaşan bir karga. “Ben insanoğlunun aynası mıyım?” diye soran Ahmet Muhip Dranas’a cevap veren; “Lafonten’den bu yana devran hayli değişti” diyen Can Yücel’i haklı çıkaran bir karga.

Burcu Aktaş, Çarpık Ev  kitabının satır aralarında gezdiriyor bu kargayı. Bir fabl değil okuduğumuz. Aslında karga romanın ana karakteri de değil, ancak adeta “öldüresiye bir oyuna davet ediyor” bizi: Gerçekten bakıp görmeye…

Soyut bir çocukluk düşü: Geçmiş

Bugün en çok neyi özlüyoruz diye sorsanız yanıt olarak “geçmiş”i derim. İçinde bulunduğumuz siyasi ve kültürel iklim, eğitim imkânlarımız, yaşadığımız mahalle, yaptığımız iş, geçirdiğimiz bayram, içtiğimiz su, yediğimiz bir dilim salçalı ekmeğin tadı… Hangi konudan dem vursak “eski”den daha iyiydi sanki. Fakat kıyasladığımız hiçbir şeyin aslında geçmişi mükemmelleştirmediğini biliyoruz. Bugün adaletten, eşitlikten, düşünceden, sorgulamaktan, üretmekten, anlayıştan öyle yoksunuz ve “birinin yokluğu diğerininkini” öyle derinleştiriyor ki, insanca bir yaşam için mecbur olduklarımızdan her geçen gün biraz daha mahrum bırakılıyoruz. Bu mahrumiyet ise soyut bir çocukluk düşü olan geçmişte arzı endam ediyor.

Burcu Aktaş içimizdeki bu pusarık özlemi neden ve sonuçlarıyla gören yazarlardan. Ve bu havayı nasıl dağıtacağını da iyi biliyor. Kör göze parmak sokarak yapmıyor bunu. Bugünden şikâyet edenler dünü, yarından edecekler de bugünü görsün diye edebiyatı hayatın doğalına yerleştiriyor. Çarpık Ev de böylesi bir gayretin sonucu çıkıyor ortaya. Gündüzleri gökdelenlerin gölgesinde kalan, akşamlarıysa onların ışıklarıyla aydınlanan bahçeli bir ev ve bu evin sakinleriyle bir çocuk kitabına oradan da yetişkin masalına dönüşüyor.

Kim daha “çarpık”?

Dev apartmanlarda yaşayan çocukların güneş doğmadan uyandığı, çok uzak bir başka semtteki okullarına servisle gittiği, sınıflarındaki ve apartmanlarındaki çocuklar da olmasa aynı sokakta yaşadıkları başka hiçbir çocuğu tanımağı, anne-babası, öğretmeni, sitenin güvenlik görevlisi, bakıcısı ya da arkadaşlarının ebeveyni olmadığı sürece hiçbir yetişkinle iletişim kur(a)madığı, çok çalışmaları gereken ve çok başarılı olmak zorunda oldukları bir sokak. Tüm bu sıkışmışlığa rağmen bu sokakta akşamları sert rüzgârlar estiğinde tahtaları gıcırdayan, çevresi mahallenin kedi, köpek ve kuşlarıyla dolu bir başka ev ve bu evde babaannesiyle yaşayan bir başka çocuk daha var. Sokağın büyük çoğunluğunda yaşayan çocuklar, ebeveynlerinin pis ve gereksiz bulup Çarpık Ev diye adlandırdıkları bu evi ve orada yaşayanları çılgınca merak ediyor. Birbirlerinden habersiz neredeyse her akşam bu evi izliyor, rüyalarında görüyor, tuhaf hatta gizemli buluyorlar. Bu gizemi çözmek için kuşatıldıkları çeperden kurtulmaları gerektiğini pekâlâ bildiklerinden, biraz da cesaretle, bu evi ve içinde yaşayanları daha yakından izliyorlar. Ancak bu kez de gördükleri bildiklerine yetmiyor. Çünkü uçan marullar, uçan çocuklar, canavara dönüşen babaanne, salonun tam ortasında beslenen bir fil, dondurmayla kandırılan ve onlara ne olacağı bilinmeyen çocuklar… Yoo, bunlar kimsenin bilebileceği bir iş gibi durmuyor. Ya da gerçekten öyle mi dersiniz!

Burcu Aktaş

Bir söyleşisindeÇarpık Ev’i, gördüğümüz şeylerin aslında göründüğü gibi olmadığını anlatmak için yazdım” diyen Aktaş sahneye aldığı bu sokak ve karakterlerle gözümüzü açıyor. İlk gördüğümüz ve iliklerimize kadar hissettiğimiz şehir hayatının bizi nasıl sıkıştırdığı. Sonrasında kaybolan bağlarımızı, farklı olmanın güzelliğini nasıl görmezden geldiğimizi, bir olmaya inancımızı neden yitirdiğimizi, olanca varsıllığımızın aslında yoksunluğa dönüştüğünü anlıyoruz. Hangimiz, hangisi ya da kim daha çarpık, diye sorgulayarak devam ettiğimiz sayfalar çevrildikçe bir yazarın haklı ve gizli isyanına evriliyor:

Gerçekten bakmazsan göremezsin!

Burcu Aktaş içimizdeki bu pusarık özlemi neden ve sonuçlarıyla gören yazarlardan. Ve bu havayı nasıl dağıtacağını da iyi biliyor, demiştik. Evet, Aktaş “Çarpık Ev’de çepeçevre kuşatıldıkları halde isyan etme cesaretine ve merak duygusuna sahip çocuklar varsa, gerçek hayatta da var” diyor ve yüksek duvarlara inat, laf aramızda Lafonten’e bile inat, müstakil bir başka hayatın mümkün olabileceğini usul usul gösteriyor. Tabii şunu da unutturmadan: Gerçekten bakmazsan göremezsin!

Peki ama karga bunun neresinde derseniz kitabı okuyarak onu bulmak da sizin payınıza düşüyor…