“Bu çağda hemen herkesin yaşadığı...” 

Bunaltı Çağında Yaşamak

Toplumdan Bireye Kaygı, Endişe ve Anksiyete Bozukluğu

E. TÜLİN ERİNÇ

Beyaz Baykuş Yayınları
Şubat 2024
157 sayfa

28 Mart 2024

E. Tülin Erinç, Bunaltı Çağında Yaşamak adlı kitabında, içinde yaşadığımız çağın “getirileri” arasında önde gelen sorunların başında gelen ve Erinç’in bizzat 10 yıl boyunca yaşadığı anksiyete bozukluğunu, kaygıyı, endişeyi, agorafobiyi, panik atağı bireyden topluma uzanan bir süreç çerçevesinde ele alıp kendi tecrübeleriyle birleştirerek birinci ağızdan ve gündelik yaşamdan örneklerle anlatıyor.

BURAK SOYER

1990 yılında doğan E. Tülin Erinç, 2012 yılında İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü’nden mezun olmuş. Aynı yıl içerisinde pedagojik eğitimini de tamamlamış. Daha sonra Freud’un, “Psikoanaliz arkeolojiye benzer” söyleminden yola çıkarak tarihçiliğin de toplumların psikoanalizine benzediği fikrini benimsemiş ve yönünü psikolojiye çevirmiş. Yüksek lisansını Harp Akademileri’nde Harp Tarihi ve Strateji Anabilim Dalı’nda bellek, günlükler ve propaganda üzerine yapmış. Halen İstanbul Üniversitesi Eskiçağ Anabilim Dalı’nda “Anadolu’da mağara tapınımlarının psikolojisi” üzerine psiko-tarih doktora eğitimine devam eden E. Tülin Erinç’in, “Toplumdan Bireye Kaygı, Endişe ve Anksiyete Bozukluğu” alt başlıklı Bunaltı Çağında Yaşamak adlı kitabı kısa süre önce Beyaz Baykuş Yayınları etiketiyle yayımlandı. İçinde yaşadığımız çağın “getirileri” arasında kafaya oynayacak sorunlardan biri olan ve Erinç’in bizzat 10 yıl boyunca yaşadığı anksiyete bozukluğunu, kaygıyı, endişeyi, agorafobiyi, panik atağı bireyden topluma uzanan bir süreç çerçevesinde ele alıp kendi tecrübeleriyle birleştirerek birinci ağızdan ve gündelik yaşamdan örneklerle anlatıyor.

Beş bölümden oluşan Bunaltı Çağında Yaşamak’ta E. Tülin Erinç konuya irkilme, kaygı ve endişenin ne olup ne olmadığını açıklayarak giriyor. Bu üç duygu durumunu psikopatolojik olarak tanımladıktan sonra bunları tetikleyen etkenleri, dışsal sebepleri açıklıyor. Freud ve Rollo May’den yola çıkarak irkilmenin kaygının öncüsü olduğunu ifade eden Erinç bunun bebeklik dönemine kadar uzandığını söylüyor. Kendisi ise irkilmeyi, “kendilik veya çevresel bilişimizin anlık kesintiye uğraması durumunda oluşan donma, anlamsızlık, arıza deneyimidir ve kısa sürmeye meyyaldir” şeklinde açıklıyor. Kişinin kendine dair var olan gözleminde, kendisine tutulan bir aynada (olay, durum, kişi), o gözlemi göremediğinde irkilmenin yaşandığını belirten Erinç, kişisel olarak bu krizlerin topluma katılma zamanlarında gerçekleştiğini ifade ediyor. İrkilmeyi kendince anlamlandırırken kullandığı “çevresel bilişimizin kesintiye uğraması” tam da “topluma katılma zamanında” açığa çıkarken, bu “çevresel bilişin” Bunaltı Çağında Yaşamak’ta anlatılan diğer hastalıkların da müsebbibi olduğunu belirtmekte fayda var.

E. Tülin Erinç

E. Tülin Erinç kendi deyimiyle, “herkesin hayatında en az bir kere yaşadığı” kaygı atakları, panik atak, içe dönme durumlarının tanımlarını hem literatürdeki haliyle hem de kendi tarifiyle açıklayarak meselenin özüne odaklanıyor. Buraya bir parantez açalım, zira Erinç, anksiyete üzerinde özellikle fazla mesai harcamış. Yazara göre endişe ve kaygı bilişsel süreçlerden oluşuyor. Ancak Erinç anksiyetenin bedensel bir şey olduğunu belirterek şu örneği veriyor: “‘Bu krizde uygun fiyata kiralık ev nasıl bulacağım?’ şeklinde kaygılı bir düşünce sürecine girdiniz, dış şartlara dair bir endişeniz var. Bu düşünceyi düşünmeye devam ediyorsunuz. Düşünce gittikçe daha fırtınalı, karanlık bir ruh halini üzerinize çekiyor. Derken kalp atışlarınızın hızlandığı, terlediğiniz, mide bulantısı, uykusuzluk gibi durumlar deneyimlediğiniz, özetle angere kelimesinin verdiği, fiziksel deneyimlenen boğulma, sıkışma, darlanma haline geçtiniz. İşte anksiyete o. O yüzden onun adı bence Türkçede kaygı değil, bunaltı. Kaydı ve endişe, meselenin zihinsel-bilişsel kısmı. Bedensel kısmı ise anksiyete yani bunaltı.” Erinç’in bu örneği hem kitap genelinde anlatmaya çabaladığı tüm duygu durumlarının bir özeti hem de “bunaltı”nın neden “bunaltı” olduğunun da fazlasıyla tatmin edici bir tanımı niteliği taşıyor.

E. Tülin Erinç, Bunaltı Çağında Yaşamak kitabında ne olduğunu bilmediğimiz, bizi kıvrandıran, hayattan alıkoyan kavramları kendi yaşadığı tecrübelerle, yaptığı araştırmalarla eli yüzü düzgün bir şekilde açıklıyor. Bir uzman olmadığının altını ısrarla çizen Erinç, ele aldığı konuları “içeriden” bir gözle aktararak, konuya hâkim olmayan, ne yapacağını bilemeyen kişilere de rehberlik ediyor. Kitabın arka kapağında çok anlamlı bir soru var: “Bu çağda birkaç sağlam panik atak geçirmeden hayatta kalmak mümkün mü?” diye sorulmuş. Yine Erinç’ten tekrar ödünç alarak kullanalım: Hepimiz hayatımızda en az bir kere Bunaltı Çağında Yaşamak’taki hallere düşmüşüzdür. Bu işin sakat yanını şöyle açıklayabilirim: Kolumuz kırıldığında alçıya alıp kemiğini kaynamasını, sonra da iyileşmesini bekliyoruz. Ancak E. Tülin Erinç’in kitapta dibine kadar indiği kaygının, endişenin, anksiyetenin, panik atağın, agorafobinin böyle net bir iyileşme reçetesi yok. En klişe haliyle bu duygu durumlarıyla nasıl başa çıkacağımızı öğrenip ona göre önlem alabiliyoruz. İşin bu tarafıyla da Bunaltı Çağında Yaşamak ayrıca önem taşıyor.