Gerçek “yok-yerler” nerede?

Bilinmeyen Boyut

NONA FERNÁNDEZ

İthaki Yayınları
Aralık 2023
208 sayfa

çev. Roza Hakmen

22 Şubat 2024

KAHRAMAN ÇAYIRLI

Roberto Bolaño’nun Katlanılmaz Sığırtmaç adlı öykü kitabında Fransız antropolog Marc Augé’nin “yok-yerler”ini [non-lieu, non-place] (Marc Augé, Non-places: introduction to an anthropology of supermodernity, 1992, Verso; Marc Augé, Yok-yerler, çev. Turhan Ilgaz, Daimon Yayınları, 2017, 104 s.).) aramıştım daha önceki bir yazımda. Peki “yok-yerler” nerelerdi? Hatırlayalım:

“Otobanlar, AVM’ler, tatil köyleri, havaalanları ve benzeri mekânlar Augé’ye göre klasik yer-bağlam ilişkiselliğinden daha farklı bir mekânsallık oluştururlar.” 

Bu kez ise niyetim Nona Fernández’in yeni romanı Bilinmeyen Boyut’u romanın “yok-yerler”inin peşine düşerek anlamaya çalışmak.

Bilinmeyen Boyut’ta (henüz) otoban yok, alışveriş merkezleriyle ise romanın ikinci yarısında karşılaşırız. “Kendilerini tatil köyündeymiş gibi hissettiklerini söyl[eyen]” üç tutuklu vardır. (s. 116) Ve en mühim “yok-yerler”den biri olan havaalanları: Cerrillos havaalanı, Pudahuel havaalanı... Havaalanına gidenler, havaalanından gelenler... Bir kez süpermarket otoparkıyla rastlaşırız. (s. 118) Bir kez de “otobüs terminaline gitmek üzere taksiye bin[ilir]”. (s. 126)

Bilinmeyen Boyut’ta sayısız defa otobüslerle karşılaşıyoruz; esasen bir otobüs de kendi başına hareketli bir “yok-yer” değil mi? Bir otobüsün mekânsallığı da bir tren garı ya da havaalanından çok uzak değil sanki. Gar, trenler için geçici; havaalanı uçaklar için; otobüs de insanlar ve mekânların geçiciliğinin izdüşümü değil mi?

Bir de roman boyunca pek çok kez karşımıza çıkan televizyonu, –her ne kadar sıradan bir nesne gibi görünse de– bu anlamda yorumlamak istiyorum. Sayısız imgenin, görüntünün gelip geçtiği ya da uçuştuğu televizyonu da bir tür “yok-yer” olarak ele alabilir miyiz? Televizyonun da klasik yer (nesne)-bağlam ilişkiselliği haricinde hareketli-geçici görüntüleriyle bir çeşit “yok-yer”vari bir mekânsallığa yol açtığını düşünüyorum.

Israrlı rüyalar

Nona Fernández’in önceki novellası Space Invaders için K24'teki yazımda ("Roberto Bolaño’nun “yok-yerler”i ve Nona Fernández")  şöyle demiştim: “Hafızanın ve toplumsal belleğin kalıntılarıyla bir rüyalar kitabı ... Kısacık olsa da hem bir çocukluk kitabı hem de yetişkinlerin Şili’de diktatör Pinochet rejimi altında yaşadıkları ağır acılarının dökümü.”  

Bilinmeyen Boyut için tümünü –çocukluk kitabı kısmını çıkararak– yine söyleyebiliriz: hafıza, toplumsal bellek, ısrarlı kötü rüyalar, ağır acılar.

Nona Fernández

Aslen 1984’te muhalif bir dergi bürosuna bir adamın gelerek “konuşmak istiyorum” demesiyle bir kadın gazeteci kayıt cihazına adamın anlattıklarını kaydetmeye başlar. Tüm iyi yazarların (ve yönetmenlerin) tüm eserlerinde tek, büyük, kocaman bir büyük eserin, gökyüzünün farklı parçasını anlattığını düşünürüm: Space Invaders’ta olduğu gibi Bilinmeyen Boyut’ta da Şili’de Pinochet rejiminin muhtelif hesaplaşmalarıyla karşılaşırız. Ancak Fernández’in oyuncaklı ama gene de çoğu zaman nesnel, mesafeli üslubu kara zamanları hallaç pamuğu gibi atar:

“... Yıllar ağır ağır geçiyordu. Ağdalı bir zamandı, öğle sonraları bitmek bilmezdi, televizyonda Evinizde Sinema, Dev Cumartesiler, Lost in Space, Bilinmeyen Boyut izlemece, toplu hâlde Atari Space Invaders oynamaca. Dünyalı silahlarının fosforlu yeşil mermileri bir uzaylıya rastlayıncaya kadar ekranda hızla ilerlerdi. ...(s.159)”

Peki ya Nona Fernández’in en önemli izleği olan (kolektif) hafıza, bellek? “Yok-yerler”i otobüs terminallerinde, havaalanlarında, otobanlarda ararken en kuvvetli, en etkili, en zor, her yere farklı ölçülerde sızıveren ve tespit etmesi en güç mekânı atlıyor olmayalım? Toplumsal hafızanın, belleğin de klasik yer-bağlam ilişkiselliğinin dışına çıktığını söyleyemez miyiz?