Menekşe Gülben’in yeni kitabı Beygül, “hafıza”, “geçmiş”, “kimlik” gibi meselelere dair geliştirdiği düşüncelerle dikkat çeken bir novella. Adını Antalya’daki Bey Dağları’ndan ve Güllük Dağı’na bakan bir kasabada yaşayan bir çocuk karakterden alan novella, söz konusu karakterin içsel yolculuğu üzerinden hareket eder ve dünyaya yeni bir pencereden bakmayı önerir.
Novella, Beygül’ün çocukluğundaki anıların “kara kaplı bir defter” aracılığıyla yeniden kurulmasıyla başlar ve okuru hem mekânsal hem de zihinsel açıdan uzun soluklu bir keşif sürecine davet eder. Beygül’ün geçmişiyle yüzleşmesi, zaman içerisinde hem o hem de yakın çevresindeki kişiler için gerçek ile hayal arasında gidip gelen ve birçok tartışmayı peşi sıra sürükleyen derinlikli bir anlatıyı beraberinde getirir. Burada okur için temel olarak iki önemli hat belirir: Hatıraların güvenilirliği ve yaşanan deneyimlerin gerçekliği. Okur, bireyin hafıza ve kimlik arasındaki ilişkiyi kurma çabasına doğrudan tanıklık eder ve böylelikle anlatı giderek açılır.
Beygül erken yaşlardan itibaren kendinin ve kendi bilincinin farkına varmış bir birey olarak dikkat çeker. Onun için her şey kendisini anlamasıyla ve tanımaya başlamasıyla şekillenir. Hiçbir zaman tam olarak ailesinin, özellikle de babasının istediği gibi kaslı, güçlü kuvvetli bir “erkek çocuk” olamayan Beygül, arzularıyla gerçekler arasındaki derin ayrımın farkına varır ve böylelikle metinde kendi gelişimi ve olayların değişimi sırasında ilk kırılma hattını çizer: İnsanın olmak istediğiyle kişiyle ondan istenen kişi olması arasındaki ayrım. Bu ayrım Beygül’de hayatının ilk anlarından itibaren belirir ve zamanla giderek derinleşir. Servet, Halil, Andrea üzerinden tarihlendirilebilecek bu süreç, onun için hayatın farklı dönemlerini ve keşiflerini içerisinde barındırır.
Kurmaca metnin anlatı dünyası salt yalnız bir bireyin içsel değişim yolculuğu üzerinden değil; aynı zamanda aidiyet, cinsiyet, korku ve cesaret gibi temel meseleler üzerinden de gelişir. Beygül’ün sıradan görünen kasaba yaşamında gözlemlediği insanlar (arkadaşlar, komşular, öğretmenler, akrabalar ve bir bütün olarak aile), okul ve mahalle ilişkileri onun kimlik arayışını biçimlendirirken metin, söz konusu bu başlıkları, ana izlekleri birer “gözlem alanı” olarak ön plana çıkarır. Öyle ki, karakterlere ve meselelere paralel bir şekilde gelişen bu gözlem alanı Beygül için hem hayatı anlamaya ve tanımaya yönelik bir sürecin somut çıktısıdır hem de aslında toplum denen yapının/organizasyonun hangi kodlar üzerinden şekillendiğinin bir göstergesidir. Dolayısıyla, burada bireysel olanla toplumsal olanın nasıl iç içe geçtiğine ve nasıl karşı karşıya geldiğine dair bir soruşturma yürütmek mümkün olur. Beygül bu yaklaşımını doğrudan kendi tecrübesi üzerinden gerçekleştirirken, toplumun aykırı olana dair ne tür bir tepkisel mekanizma geliştirdiğine de işaret eder. Böylelikle ortaya çok yönlü bir yapı çıkar. Beygül’ün farklı coğrafyalara; önce Trabzon’a, ardından Londra gibi büyük kentlere uzanan yolculuğu, yalnızlığın ve yabancılaşmanın çok yönlü yapısını ortaya çıkarır. Böylece metin, bireyin kendi bedeni ve arzularıyla kurduğu karmaşık ilişkiler üzerinden giderek bir “varoluş masalı”na dönüşür.
Hafıza ile gerçeklik arasındaki ilişki metnin ana aksında yer alan bir diğer önemli bağlamdır. Okur geçmişte kalan anıların bugünle nasıl bir bağ kurduğunu, bu bağın insanın psikolojisini nasıl şekillendirdiğini Beygül’ün dile getirdikleri üzerinden sorgulamaya başlar. Beygül kendi yaşamı boyunca birçok şeye tanıklık etmiş, hayatı şekillenirken birçok dış etkiye de maruz kalmış bir karakter olarak ön plana çıkar. Ailesi, yakın çevresi, arkadaşları onun yaşamına farklı dönemlerde farklı şekillerde doğrudan veya dolaylı olarak müdahale etmiş, böylelikle onun yaşamında önemi giderek daha da artacak birtakım tartışma ve kırılma anlarını hazırlamışlardır. Bu tartışmalar hem birey olmanın beraberinde ne derece büyük yükler getirdiğini görünür kılar hem de toplumun bu konuda ne derece müsamahasız bir yapıya sahip olduğunun altını çizer. Beygül kendisi olmak için çabaladıkça, bunun için mücadele ettikçe toplum onu daha da çetrefilli bir duruma iter. Böylelikle onunla toplum arasında her bir adımda daha da açılan, herkesi bir diğer uca çeken büyük bir mesafelenme söz konusu olur.
Beygül’deki her bir karakter, anlatıcının yaşamında bir kırılma noktasını ve farklı bir dönemi işaret etmesi bakımından özel bir yerde durur. Öncelikle Servet, her şeyin başlangıcında ilk taşı yuvarlayan karakter olarak ön plana çıkar. O, Beygül’ün kendi varlığının ayırdına varmasına, Antalya’dan Trabzon’a uzanan ve ona kendi benliğini bulma yolunda önemli bir vesile sunan ilk adım, ilk eşiktir. Beygül, Servet aracılığıyla aslında gelecekte onu neyin beklediğinin ayırdına daha keskin bir şekilde varır. Onda benliğini, kimliğini ve arayışını bulup somutlaştırır. Ardından gelen Halil onun için artık bir geçişi, geçiş dönemini temsil eder. Söz konusu bu arayış ve geçiş süreci Beygül’de kendisine yeni bir anlam üretir. Deftere işlenen ve işlenecek birçok konu böylelikle bir bellek inşa eder. Metindeki son durak olarak işaret edilebilecek Andrea ile bir sona erişme, nihayete erme yolunda hızla gelişen/ilerleyen bu süreç, Beygül’e paralel bir şekilde üç karakter üzerinden somutlaşır; hayatın ve kişisel tecrübenin insan hayatındaki üç farklı dönemini (gençlik, orta yaş ve olgunluk) temsil eder. Böylelikle zaman düşüncesi metinde belirli birtakım kişi ve kişilerle eşleşir. Hayatın her bir dönemine bir başkası ortak olur, Beygül’e eşlik eder.
Nihayetinde Beygül’ün yolculuğu yalnızca bir şehirden diğerine, bir karakterden diğerine geçilen bir sürecin anlatısı değil, aynı zamanda hafızanın derinliklerinde kaybolmuş bir “benlik arayışı”nın takipçisi olarak da okunabilir. Bu benlik arayışı onun öncelikle kadınlardan değil, erkeklerden hoşlandığını fark etmesiyle belirir. Servet ile başlayan ve onun kendi benliğinin ayırdına varmasıyla giderek hareketlenen bu süreç, çok geçmeden giderek çetrefilleşir. Beygül’ün kendi yaşamına paralel bir şekilde ailesini, anne babasını, kardeşini de işin içine dahil etmesi, belleğinin bir yerlerinde hep onları da düşünmesi bu açıdan önemlidir. Ancak burada temel kırılma, Trabzon dönüşü babasının rakı masasında bulduğu iki zarfta gizlidir: Biri askeriyeden, diğeri hastaneden gelen. Bir tarafta onu bekleyen somut gerçeklik, öbür tarafta yapmak istedikleriyle yapmak zorunda kaldıkları arasındaki ayrım onu zamanla daha büyük ayrımlara sürükler.
Geçmiş, Beygül için her zaman üzerine düşünmeye değer ve aslında bugünün gözüyle daha da anlam kazanan özel bir başlıktır. Beygül geçmişini bugünden anlatmaya başlar ve hatıralara özel bir anlam atfeder. Onun için hemen her zaman hatırlanmaya ve üzerine düşünmeye değer birtakım özel anlar vardır ve bu anlar ona bir kimlik kazandıran, yaşamı anlamlı kılan temel kırılmalara işaret eder. Dolayısıyla, geçmişi düşünmek sadece belirli bir zaman aralığını tahayyül etmek değil, aynı zamanda kişinin kendi ve kendisiyle ilişkili onca şeyi de beraberinde tartışmaya açması demektir. Beygül’ün kendisiyle, kendi kimliğiyle ve çevresiyle giriştiği yüzleşmede/soruşturmada bu durum daha da anlam kazanır. Böylelikle metin boyunca Beygül’ün bugünden geçmişe doğru attığı her bir adımda yeniden inşa ettiği ve üzerine düşündüğü geçmiş, onun için bugünü var eden uzun soluklu bir zamansal aralığın kaydıdır.
Menekşe Gülben’in Beygül boyunca geliştirdiği dil, okur için oldukça yalın ve sakin kurmaca dünyayı beraberinde getirir. Öte taraftan bu kısa ve öz metnin yoğun bir duygudaşlığı içerisinde barındırdığı da ifade edilebilir. Rasim Aksan’ın kitabın kapağında yer alan eseri (“İsimsiz”, 2025) Beygül’ün hikâyesine görsel bir katman ilave ekler ve hikâyenin derinliğini sembolik bir biçimde pekiştirir.
Beygül bir geçmiş anlatısından öte; kimlik, aidiyet ve gerçeklik sorgulamalarıyla örülmüş, çok katmanlı bir yapı olarak düşünülebilir. Okur, Beygül’ün yolculuğu boyunca modern bireyin karmaşık duygularıyla, yalnızlığıyla ve geçmişin gölgeleriyle yüzleşir. Bütün bunlardan hareketle Beygül, hem edebi dilinin yoğunluğuyla hem de insan psikolojisinin merkezine yerleşen meseleleriyle iyi bir metin olarak dikkat çeker.