İTALİK ÖNERİLER – 3
Ustalara kulak vermek
“Jean Echenoz ilk romanını tamamlayıp gönderdiği tüm yayınevlerinden ret mektupları alınca kaybedecek bir şey kalmadığını düşünerek dosyasını en başta hayal ettiği Minuit Yayınları’na gönderir. Ve hayalleri gerçek olur. Beklemediği kadar hızlı gelen olumlu yanıt sonucunda kendisi gibi defalarca reddedilmiş Beckett’in eserlerini bir çırpıda yayımlamasıyla ünlü Jérôme Lindon’la buluşur.”
Jérôme Lindon, Samuel Beckett'le çalışırken.
“Mükemmel bir yapıtın imkânsız olduğu doğru, ama benim de içinde çalıştığım, müthiş bir hızla gelişen yayın dünyasında değişmeyecek bir şey var ki, o da yazarların, yapıtlarını nasıl daha iyi yapabilecekleri konusunda fikir alışverişi yapacak birilerine ihtiyaç duyacak olmaları.”
Rebecca Carter, “Editörlük Dünyası”
Yayıncılığın okulu olsa da, atölyelerde ve kurslarda pek çok şey öğretilse de sanırım bu alandaki en etkili eğitim, usta-çırak ilişkisi yoluyla deneyimin paylaşılması. Çalıştığımız her metnin/dosyanın/kitabın biricikliği nedeniyle sorunlar kimi zaman çok bilinmeyenli bir denklem kadar karmaşık hale gelebilir. Bu durumda bir bilene sormak, onun yol göstericiliğinden yararlanmak hayli rahatlatıcı olur(du). Çalıştığınız yayınevinde editörlere mesleki konularda rehberlik eden, sorun çözmede yardımcı olan, kurum içi editoryal eğitimler veren ve ustalığını paylaşmaktan sakınmayan bir şef (baş) editör varsa çok şanslısınız. Sorabildiğiniz kadar sorun!
Usta editörlerin deneyimlerini kaleme alması ya da söyleşiler aracılığıyla paylaşması bu nedenle çok önemli. Ben de elimden geldiğince satır aralarında kalan bu deneyimleri okumaya ve paylaşmaya gayret ediyorum. “İtalik Öneriler”de bu kez yazdıkları ve anlattıkları aracılığıyla ustalara kulak verelim istedim.
The Artful Edit: On the practice of editing yourself
Susan Bell
The Artful Edit
On the practice of editing yourself
W. W. Norton Company
2008, 248 s.
Random House Yayınevi’nin ve Conjunctions dergisinin eski editörlerinden Susan Bell, New School’un lisansüstü yazarlık programında yazar adaylarına yönelik “yazdıklarını düzenleme” seminerleri verdikten sonra yayımladığı The Artful Edit’te yazarlara olduğu kadar editörlere de bir metnin nasıl düzenleneceğine dair çok ayrıntılı bir yol haritası çiziyor. Makro ve mikro düzenlemeler başlığı altında neler yapılması gerektiğini anlatırken yazar adayları için çok sayıda alıştırmaya da yer veriyor.
F. Scott Fitzgerald’ın dünyanın en önemli ve ünlü editörlerinden Max Perkins’le (İtalik Öneriler-1’de tavsiye ettiğim filmi hâlâ izlemediyseniz şimdi tam sırası) The Great Gatsby’yi nasıl düzenlediklerini, birlikte nasıl çalıştıklarını anlatan uzun bir bölümün yer aldığı kitapta Susan Bell kendi tavsiyelerinin yanı sıra pek çok yazarın editörleriyle nasıl çalıştığına dair anekdotlara ve tanınmış yazarların yazdıklarını düzenleme süreçlerine ilişkin uzun alıntılara da yer veriyor. Kitap yayımlandıktan sonra hakkında çok sayıda övgü dolu yazı yazılan Susan Bell’le yapılmış kısa bir söyleşiyi de buradan okuyabilirsiniz.
The Artful Edit Türkçede okuyabilsek dediğim kitaplardan; keşke bir yayınevi ilgilense...
Jérôme Lindon
Jérôme Lindon
çev. Ayşe Orhun Gültekin Norgunk Yayıncılık
2009, 44 s.
Jean Echenoz ilk romanını tamamlayıp gönderdiği tüm yayınevlerinden ret mektupları alınca kaybedecek bir şey kalmadığını düşünerek dosyasını en başta hayal ettiği Minuit Yayınları’na gönderir. Ve hayalleri gerçek olur. Beklemediği kadar hızlı gelen olumlu yanıt sonucunda kendisi gibi defalarca reddedilmiş Beckett’in eserlerini bir çırpıda yayımlamasıyla ünlü Jérôme Lindon’la buluşur. Bu buluşmalar sonraki yıllarda farklı sıklıklarla devam eder; edebiyattan, sanattan, yayıncılıktan konuşurlar. Yazar ve editör olarak kurdukları saygı ve sevgi dolu ilişki, yıllar içinde dostluğa dönüşür.
Usta bir editörle çalışmanın etkisini her sözcüğünde hisseden ve hissettiren Jean Echenoz’un yıllar süren bu dostluğu ve yazar-editör ilişkilerini oldukça yalın ve samimi bir biçimde anlattığı bu kısacık biyografik roman Jérôme Lindon’un ölümünden kısa bir zaman sonra, 2001’de Minuit Yayınları tarafından yayımlanır.
Bir yazar için editörün ne anlam ifade ettiğini, içselleşmiş bir düşünme biçimi, estetik kaygılarda buluşmayı ve onaylanmanın önemini çok iyi anlatan bu romanın Türkçedeki macerası da yayıncılık tarihimiz açısından kayda değer. Ayşe Orhun ve Alpagut Gültekin Norgunk Yayıncılık’ı Fransa seyahatlerinden birinde izledikleri bir belgeselin etkisiyle kurmuş. (Belgeseli izlemek isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.)
Kuruluş hikâyelerini de 50. kitap olarak yayımladıkları Jérôme Lindon’un başında anlatıyorlar:
“Hikâye Paris’te, küçük bir otel odasında başlıyor, tarih 18 Mart 2001. Televizyonda Jérôme Lindon ve Minuit Yayınları üzerine bir belgesel izliyoruz. Minuit II. Dünya Savaşı sırasında yeraltında kurulmuş, Lindon, Beckett’in, Deleuze’ün yayıncısı, çok etkileniyoruz. Bir yıl sonra, 9 Mart 2002’de Norgunk Yayıncılık kuruluyor: n üzeri siyah kare.” (Minuit Yayınları’nın logosunun m üzeri bir yıldız olduğunu da ekleyeyim.)
Bu not dünyanın her yerinde iyi yayıncıların birbirini bulduklarını anlatmanın yanı sıra, iyi yayıncıların ortak özelliğini bir kez daha hatırlatıyor; edebiyata değer vermek ve işini önemsemek. Norgunk Yayıncılık Türkiye’de yayıncılığın başka türlü de yapılabileceğini gösteren en özel örneklerden biri, takip etmenizi öneririm.
Jérôme Lindon yayıncılar kadar edebiyatseverlerin de severek okuyacakları kısacık bir roman.
Göndermeler, İtalik Benim
Everest Yayınları
2018, 390 s.
Yazıya ustalıkla başladım, şef editörle devam ettim, sıra elbette yüzlerce kitapta katkısı, onlarca editörde emeği olan, yayıncılığa girmek isteyenlere, yolun başındakilere ve başı sıkışanlara her zaman yardım eden editörlerin editörü Selahattin Özpalabıyıklar’ın kitaplarına geldi.
Aşağıda andığım K24’teki dosyada “şairler, yazarlar gibi ‘yaratıcı’ değil de benim gibi ‘sürdürücü/geliştirici zekâ’ sahibi olanlar için ideal mesleklerden biri” olarak gördüğü editörlüğü Enis Batur’un sunuş yazısında da belirttiği gibi kılı kırk yararcasına yapan, söylediğinin aksine yaratıcı çözümler bulan, kitap yapmaya dair çok kapsamlı düşünen ve her şeyden önce çok iyi bir okur olan Selahattin Özpalabıyıklar, Göndermeler ve İtalik Benim’de yazılarını, bir editör ve çevirmen olarak ürettiği notlar, arka kapak yazıları, sergi metinleri ve davetiyeleri gibi paratextlerini (metindışı/yan metin) ve kendisiyle yapılmış söyleşileri bir araya getirmiş.
Everest Yayınları, 2021, 368 s.
Her iki kitapta da yer alan Intentio Editoris başlığı altında editörlük eğitimlerinin yanı sıra bu alandaki deneyimlerini cömertçe paylaşan Özpalabıyıklar’ın farklı mecralar için yazdığı editörlük yazılarını ve kendisiyle editörlük hakkında yapılmış söyleşilerini de (Intentio Editoris başlığı altında) okumanız mümkün. Şef editörümüzden öğrenecek hâlâ çok şey var.
Göndermeler ve İtalik Benim çok iyi bir editörün ilgi alanlarını tanımak ve ürettiği ilginç metinler aracılığıyla düşünme biçimini kavramak açısından editör ve çevirmen olmak isteyenlere, yayıncılığa yeni başlayanlara ve yolu yarılasa da öğrenmeye devam edenlere rehber olacak türden kitaplar.
Söylemeye bile gerek yok; çeviriye, edebiyat ve yayıncılık tarihine meraklı okurlar için de elbette.
Tam Benim Tipim
Tam Benim Tipim
çev. Sabri Gürses
Domingo, 2010, 353 s.
Bir metnin hazırlanmaya başlanmasından kitapçı raflarına giden yolculuğunda önemli duraklarından biri de tasarımcı masasıdır. Kitap okurun eline geçtiğinde satır boşluğundan fontuna (yazı karakteri), görsellerin yerleşiminden kapağına kadar en iyi hale gelmiş olmalıdır. Bunun için tasarımcılar kadar olmasa da editörlerin de temel bazı tasarım bilgilerine sahip olması gerekir bence. Bunların başında da fontlar geliyor. Yeryüzünde 100.000’den fazla font varken “bir metin için doğru font nasıl seçilir?” sorusunun yanıtını vermek zor ama uygun olmayan bir font seçilmişse bunu kolaylıkla fark ediyoruz. Fontların metni tamamlayan bir yanı var, bunu sanırım hepimiz biliyoruz.
Simon Garfield Tam Benim Tipim’de fontların estetik bakışımızı ve okuduğumuzu anlama biçimimizi nasıl şekillendirdiğini, fontların kontrolden çıktığı zaman neler olduğunu tuhaf örneklerle anlatıyor. Oldukça eğlenceli olan kitap font seçimlerimizi sorgulamamızı da sağlıyor.
Çalıştığınız metin tasarımcı masasına giderken onun nasıl şekilleneceğine dair fikriniz olsun istiyorsanız, hatta tasarımcıya –sınırlar dahilinde– önerilerde bulunacaksanız fontları tanımakla başlamak iyi olabilir.
Çocuklar İçin Demeyin
Editör Yako
Resimleyen: Andrea Petrlik Huseinović
Çeviren: Handan Sağlanmak Final Kültür Yayınları
2014, 24 s.
“Çocuk kitapları herkes içindir.” Bir de güzel resimlenmişse, tadından yenmez. Çocuklara kitapların nasıl yapıldığını anlatan “yazar kimdir, editör ne iş yapar, matbaa nasıl çalışır?” sorularının yanıtlarını barındıran çok sayıda kitap var. İçlerinden en sevdiklerimi, yetişkinlerin de okumasında fayda gördüklerimi de ara ara paylaşayım istedim. Editör Yako bunlardan ilki. Kašmir Huseinović’in kalemiyle Andrea Petrlik Huseinović’in resimlerinin birleştiği kitapta kahramanımız Yako’nun yolu kitap okumayı seven ama okuyacak düzgün kitapları olmayan bir şehre düşer. Daha çocukken iyi bir editör olmaya karar veren Yako’nun işi tahmin edeceğiniz üzere çok zordur. Ama o kitapları çok sevdiği için kollarını sıvayıp dosya yığınlarının içine dalar ve kitapta söylendiği gibi “taslakları okumaya, gerekli düzeltmeleri yapmaya ve eserleri yayına hazırlamaya” başlar.
Çocuklara kitapların gizli kahramanlarından editörün kim olduğunu anlatan bu kitabı yeri geldiğinde ne yaptığınızı anlatamadığınız tüm yetişkinlere armağan edebilirsiniz.
Bunlar da Var...
- İlk yazımda bahsettiğim gibi, dergilerin editörlük dosyaları bu alandaki birincil kaynaklarımız arasında. Notos’un Nisan-Mayıs 2011 tarihli 27. sayısındaki Editörlük Zor Sanat / Zanaat dosyası da bunlardan biri. Dosyada Türkiye’den ve dünyadan editörlerin yazıları yer alıyor. Rebecca Carter’ın Ali Ünal tarafından çevrilen “Editörlük Dünyası” yazısı kitap pazarlamasının giderek önem kazandığı sektörümüzde editörün önemine vurgu yapıyor. Dosyada editörün bir yazara katkılarını da Elif Köksal anlatmış. Keşke daha çok yazar böyle yazılar yazsa...
- Bir başka önemli dosya da K24’ün Eylül 2015 tarihli Türkiye’de Editörlük dosyası. Editör-çevirmen-redaktör ilişkisinin de ele alındığı dosyada alanımızın değerli isimleri deneyimlerini paylaşıyor. Buradan okuyabilirsiniz.
- Kitaplarından bahsettiğim, yukarıdaki dosyalarda da yazıları olan sevgili Selahattin Özpalabıyıklar’ı dinlemek de (hatta görmek) okuduklarımızı pekiştirecektir. İzlemek için tıklayınız.
- Yayıncılıktaki farklı çalışma alanlarından kişilerle söyleşiler yapan Epic Teams ekibinin Tea Time#90 “Interview With An Editor!” konuşmalarındaki konuğu Harper Collins Editoryal Direktörü Jen Klonsky yayıncılığa nasıl başladığını ve ne iş yaptığını anlatıyor...
- Fontlar demişken, Manifold’daki iki yazıyı da buraya iliştirmek isterim: İlki Esen Karol’un “Fontlara Mektuplar, ZoneFonts: Abuk Sabuk Fontlarım”, ikincisi de Beste Miray Doğan’ın “İki Alfabe Bir Font”.
- Film önerisi bekleyenler için de tatlı bir şey var: My Salinger Year (Salinger Yıllarım). J. D. Salinger’ın ajansında çalışmaya başlayan ve onun adına ret mektupları gönderen Joanna Rakoff aracılığıyla edebiyat ajanslarında işlerin nasıl yürüdüğünü ve Salinger’ın gizemini nasıl koruduğunu izlemek çok keyifli.
Önceki Yazı
Çağdaş Molla Kasımlar
“Bir romanın satır aralarını değiştirdiğinizde, romanın olay örgüsünü, dolayısıyla romanı bozmamış olduğunuzu düşünebilirsiniz. Ama öyle değil. Her yazılı edebi eserin satır aralarında anlatılanlar da çok önemlidir. Romanın olay örgüsünden azade olarak, hatta yazarından azade olarak çok şeye, zamanına, toplumuna ışık tutar.”
Sonraki Yazı
Bir palimpsest metin okuma deneyimi olarak
Buzul Çağının Virüsü
“Buzul Çağının Virüsü böylesi ikircikli dünyada nasıl yaşanacağını kestirememe halidir. Dayanakların yanılsama olduğu bir dünyada boşlukta asılı kalma halidir. Varlığın belirsizliklerine karşı hiçliğe varma istencidir. Bütün, yekpare bir şey bulmak imkânsızdır.”