• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Ingvar Ambjørnsen'in ardından:

İmkânsızın kıyısında yaşayanların yazarı

“Ingvar kırk yılı aşan yazarlık hayatı boyunca toplumun kıyısında kalmayı seçenleri anlatmaktan hiç vazgeçmedi ve eleştirel özü aynı kalmak üzere yeni türlerde eser verdi.” 

Ingvar Ambjørnsen. Fotoğraf: Marie Sjøvold.

BANU GÜRSALER SYVERTSEN

@e-posta

PORTRE

31 Temmuz 2025

PAYLAŞ

“Rüzgârın daha neredeyse tohumken üfürüp eğdiği” ve “tek amaçları imkânsızın kıyısında, öfkeli ve eğri bir hayat yaşamak” olarak betimlediği insanları tanıttığı kitabıyla benim çevirmen kalbime giren ve siz okurların kuşaklar boyu elinizden, dilinizden düşüremediğiniz Beyaz Zenciler’in yaratıcısı Ingvar Ambjørnsen 19 Temmuz 2025’te aramızdan ayrıldı.

Yetişkin hayatının kırk yılını Hamburg’da geçiren Ingvar, 2025 yılının şubat ayında verdiği röportajlarda eşi çevirmen Gabriela Hæfs’le birlikte Norveç’e geri döndüğünü açıklamıştı. On beş yıldır mustarip olduğu KOAH hastalığının ileri bir aşamasına geldiği bilinirken, haziran ayının sonunda VG gazetesinde yayınlanan son röportajında yeni bir kitabının çıkmak üzere olduğu bilgisini okurlarıyla paylaştı ve öykü kitabı Sorgen i St. Peter Ording’in (“St. Peter Cemaati’nde Yas”) son kitabı olduğunu belirtti. E-posta olarak gönderdiğim sorularımı daima cevaplayan Ingvar’ın birkaç ay önce yazdığıma cevap vermemiş olması nedeniyle bu acı sonun çok yaklaşmış olduğu hissetmiştim.

Ingvar Ambjørnsen’in ardından Norveç edebiyat dünyası gerçekten yasa girdi. Yetmiş yaşını göremeden vefat eden yazarın ardından bir kitap oluşturacak kadar çok yazı yazılıyor bu günlerde. Ingvar toplumun görmezden geldiği insanları gören ve onlara ses veren yazardı ve bu özelliğiyle de edebiyatı çok ses getirdi. İlk romanı 23 salen’ta (“23. Koğuş”) yazarın kendisi diyebileceğimiz, on sekiz yaşındaki bir gencin hastabakıcılık deneyiminden yola çıkılarak, sistemin hastalara nasıl davrandığını gördükçe böyle bir mesleği seçmemeye karar verişinin öyküsü anlatılır.

1970’li yıllarda Oslo’da bir parkta toplanan, uzun saçları, içici alışkanlıklarıyla ve farklı yaşam tarzlarıyla bilinen gençleri “Biz bir kabileye, sahici bir Kızılderili kabileye mensup hissediyorduk kendimizi” cümleleriyle edebiyata taşıyan, ilk dikkat çeken kitabı Siste revejakten (“Son Tilki Avı”) 1983 yılında yayınlandı. Üç yıl sonra da bu sosyal çevreyi ilk kez içerden, acımasızca gerçekçi, heyecan verici ama aynı zamanda sıcak ve hüzünle karışık gülümseterek anlatan ve o gün bugündür efsane olan kitabı Beyaz Zenciler’i okurlarının yüreğine bıraktı.

Ingvar kırk yılı aşan yazarlık hayatı boyunca bu alanı yani toplumun kıyısında kalmayı seçenleri anlatmaktan hiç vazgeçmedi ve eleştirel özü aynı kalmak üzere yeni türlerde eser vermeye devam etti. Polisiyeler, gençlik kitapları, dark-öyküler ve gazete makaleleri, edebi eleştirileri yazdı. 1993 yılında yayınlanan Utsikt til paradiset (“Cennet Manzaralı”) ile yepyeni ve unutulmaz bir karakter yarattı: Elling. Elling anneciğiyle düzgün ve içine kapanık bir hayat yaşayan, insanlarla temastan kaçınan, her şeyi penceresinden seyreden (evet, “Elling otistik miydi?” sorusu on yıllardır sorulur ve yazarı da bu soruyu “Bazı özellikler taşıyordu” diye cevaplar), sosyal demokrasinin, adil olanın iradeli savunucusu ve dönemin başbakanı bayan Gro Harlem Brundtland âşığı, orta yaşlı bir adamdır. Ingvar Ambjørnsen bu karakterini geliştirip üç roman daha yazarak Norveç edebiyatına Elling dörtlüsünü kazandırdı. Elling sinemaya ve tiyatroya aktarıldı ve kendisini canlandıran aktör sayesinde de kurgu karakter olmaktan çıkıp Norveç’in tuhaf ama sevimli bir tipi haline geldi.

Burada bir parantez açıp Türk okurlarına en azından kendi adıma Elling’i neden Türkçeye çevirmediğimin cevabını vermek istiyorum. Kanımca ilk kitap Norveç’in iç durumunu ve dönemin başbakanını anlatan gazetelerle ve olaylarla fazlasıyla doluydu ve Beyaz Zenciler, İnsan Postuna Bürünmüş Köpek gibi yükselen yıldızların ardından Ingvar’ı biraz sönük gösterebilirdi. Dizi iki, üç, dört olarak devam edince, bütünlük halinde çok daha anlamlı olmaya başlamıştı. Ingvar’la görüştüm ve tıpkı film versiyonunda olduğu gibi bir “kompakt” versiyon yapıp yapamayacağımızı öğrenmek istedim. O bunu istemedi. Teker teker dört kitabı çevirip yayınlamak da o dönemde özellikle ben ve yayıncım tarafından da çok arzu edilmedi. Kendi başlarına bütünlük arz eden eserleriyle Tavandaki Kukla, Gece Gündüzü Düşlüyor, San Sebastian Blues ile Ingvar Ambjørnsen’li yolumuza devam ettik.

Ingvar Ambjørnsen, 2023.

İzin verirseniz biraz da benim bir okuru olduğum Ingvar Ambjørnsen’in dilimize çevrilişinin öyküsünden söz etmek istiyorum. 1980’lerin sonunda İstanbul’a geldiğimde Cumhuriyet gazetesinin Çerçeve dergisine yaptığım bir ziyaret sırasında tanıştığım (Celal Üster tanıştırdı bizi), Ayrıntı Yayınları’nın kurucusu ve yöneticisi Ömer Faruk benden Norveçli bir yazardan “aykırı bir roman” istemişti. Çok sevdiğim Ingvar Ambjørnsen’i hiç tereddütsüz önerdim ve çevirmeye başladım. Evet, efsane lületaşı pipo konusu doğrudur ve bunu kitabın önsözüne de yazdım. Hamburg’da yaşayan Ingvar Even Ambjørnsen-Haefs ile Ömer Faruk’un isteği üzerine kitabın yayın haklarını ücretsiz alma konusunda yazıştım. Ingvar tam da kendisine uyan anti-kapitalist tarzda buna olur verdi ve karşılığında hediyelik bir lületaşı pipo istedi. Kitabın yayımlanmasından sonra Ömer Faruk iki pipoyu Ingvar’a iletti. İkinci çevirim İnsan Postuna Bürünmüş Köpek için ise hediyelik nargileyi bizzat götürüp Ingvar’a teslim etti. Ingvar ile e-posta yoluyla tüm çeviri süreçlerimde haberleştim, sorular sordum, cevaplar aldım. Yüz yüze Oslo’da iki kez görüştük. Kendisiyle o zamanlar radyo yapımcısı ve sunucusu olarak görev yaptığım Norveç Radyosu Türkçe Yayınlar Servisi için iki röportaj yaptım. O sesler uçtu gitti. Tıpkı Ingvar gibi. Şair Baki’nin dizesiyle, “Baki kalan bu boş kubbede hoş bir seda”… Buralardan ardında pek çok kitap bırakarak Ingvar geçti gitti. Çok yönlü yazarlığı, usta kalemi çok özlenecek. Sözümü Norveçli yazar Erik Fosnes Hansen’in cümleleriyle bitirmek istiyorum:

Ingvar diğer yazarların ulaşamadığı okur kitlelerine ulaşıyordu. Büyük bir yazar ebediyete intikal ettikten sonra “Geride doldurulamayacak bir boşluk bıraktı”demek âdettendir. Ingvar’ın çok yönlülüğü bu boşluğu her katmandan çok sayıda okur açısından giderek çok daha büyük bir hale getirecek.

Huzur içinde yat Ingvar. Biz seni çok sevdik.

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • Beyaz Zenciler
  • Ingvar Ambjørnsen

Önceki Yazı

ELEŞTİRİ

Mutfağımdan yazıyorum:

Hikâye anlatıcılığı, yemek ve hafıza

“Unutma Bizi Dolması'ndaki gastronomik unsurlar, gündelik hayatın içinde yer alan nesneler, tatlar olmasına rağmen öyküye dahil olduklarında başka bir işleve bürünürler. Her biri insan hikâyelerinin farklı bir yönünü çeşitlendirir ve onları daha uzun süre hafızada kalıcı duruma getirmeye yarar.”

YAHYA DOĞAN

Sonraki Yazı

PORTRE

Yıkıntılar çölünden bir çağrı:

Wolfgang Borchert

“Borchert, yurttaşı Heinrich Böll gibi, sorumluluğunu aldığı enkazın mağduru da olduğunun bilincindeydi. Hem kurban hem fail olma farkındalığı ruhuna azap veriyordu....”

MELCE SELİME ÖZTÜRK
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist