Hansel ile Gretel ve beyaz ördek
“Hansel ile Gretel’in yoksun olduğu iki şey ekmek ve sevgidir. İlkine cadının mücevherleri sayesinde nihayet kavuşurlar. İkincisini onlara karşılıksız ve cömertçe veren tek karakterse, masalın en güçsüz karakteri olan beyaz ördektir.”
Hansel ve Gretel'in opera uyarlamasından. Houston Grand Opera, 2026.
2025 yılında Harper Collins tarafından yeni bir Hansel ile Gretel kitabı[1] yayımlandı. Kitap Maurice Sendak’ın 1997 yılında Hansel ile Gretel operası için hazırlamış olduğu harikulade çizimlerle Stephen King’in yeniden anlattığı masalı bir araya getiriyor. King, Hansel ile Gretel’i yeniden anlatırken, onun Grimm Kardeşler’in derlediği haline büyük ölçüde sadık kalmış.[2]Ancak nedense, kardeşlere eve dönüş yolunda eşlik eden beyaz ördekçiği masalın dışında bırakmış.
Kitabın önsözünde King şöyle diyor:
Jacob ve Wilhelm Grimm kardeşler tarafından anlatılan hikâyede kendime özgürlükler tanıdığımı söyleyeceksiniz (evet, öyle yaptım ve bunun için özür de dilemiyorum). Kardeşleri gölün veya nehrin (metinde sadece büyük su kütlesi olarak tarif edilir) karşısına geçiren o büyülü ördek çok az ilgimi çekti ve bana biraz fazla deus ex machina[3] olarak göründü (Eğer Bay Sendak resimlemiş olsaydı muhtemelen hikâyede bırakırdım, ama resimlemedi). Onu çıkardım, ama hikâyeyi duymuş herkesin hatırlayacağı o tekerlemeyi metinde tuttum: “Tıkır tıkır, minik fare, evimi tıkırdatan kim öyle?” Başka bir deyişle, tüm iyi kısımları metinde tutmaya çalıştım.”[4]
King’in Hansel ile Gretel masalından beyaz ördeği atmasının metnin tümünü sakatlayan büyük bir hata olduğuna inanıyorum ve bu denemeyi, bahtsız kardeşleri suyun karşı yakasına geçirme yüceliği gösteren ördekçiğin itibarı iade edilebilsin diye yazıyorum.
Muhtemelen masalı okuyanların aklında en az kalan karakter ördektir. Üvey anne ya da cadı gibi güçlü karakterlerle kıyaslanınca, bunu anlayabiliyorum. Yine de masalın en silik karakteri olan babanın bile ördekten daha akılda kalıcı olması üzücü görünüyor.
Masal esasında hem fiziksel hem de duygusal bir yoksunluk öyküsü anlatır. Kardeşler evde neyin yoksunluğunu çektilerse onunla ayartılırlar: Yiyecekle ve sevgiyle.
Yiyecekle ilgili kısmı masalın en açık görünen kısmıdır ve ekmeğe yapılan vurgu bunun altını çizmek içindir. Gerçekten de bu kısacık masalda sürekli ekmekten söz edilir:
Yarın erkenden çocukları ormanın hiç balta girmemiş kısmına götürürüz. Orada onlara ateş yakar ve birer parça ekmek bırakırız.[5]
Hepsini yedik içtik; sadece yarım somun ekmeğimiz kaldı; ondan sonra işimiz bitik! Çocuklar bu evden gitmeli. Onları ormanın ta derinliğine bırakalım ki, yollarını bulamasınlar. Yoksa başka çaremiz yok![6]
Ertesi sabah kadın çocukları yataktan kaldırarak her birine birer dilim ekmek verdi; ama bu seferki daha da azdı.[7]
Öğlen olunca Gretel ekmeğini Hansel’le paylaştı; çünkü oğlan kendi hakkı olan ekmeği yola serpiştirmişti.[8]
Maria Tatar[9] 1987’de yayımladığı çalışmasında bu masalın 1315-1317 arasında Avrupa’da yaşanmış “gerçek” bir kıtlık felaketini yansıtıyor olabileceğini ileri sürer. Ona göre, bu dönemde iklim krizi, hayvan hastalıkları ve tahıl kıtlığı gibi felaketler toplumları yamyamlığa varan bir toplumsal çöküşe sürüklemişti ve bunun izleri Hansel ile Gretel masalında açıkça görülebilir.
Beslenmek değil, hayatta kalmak için yenen bir yiyecek olarak ekmeğe[10] yapılan vurgu, bu vahşi hayatta kalma mücadelesini yansıtır.
Anne,[11] masalın daha başında, babayı, eğer çocuklar olmazsa hiç değilse onlara vermeleri gereken ekmeği kendilerine alarak hayatta kalabilecekleri bir olası geleceğe ikna etmeye çalışır. Birkaç denemenin ardından da babanın aklını çelmeyi başarır. İkisi beraber, tam iki kez, o koşullarda vahşi hayvanlara yem olacaklarını bile bile, kardeşleri ormanın ortasına terk ederler. Kardeşler ilkinde geri dönmeyi başarır, ikincisinde kaybolup cadının tuzağına düşer.
Masal boyunca anne daima kararlıyken, baba ikircikli bir tutum takınır. Baba ve üvey anne ilişkisi büyük ölçüde Hıristiyan ve Yahudi geleneklerindeki Âdem ile Havva anlatısını andırır. Kur’anî versiyondakinin aksine, oradaki anlatıda Âdem ve Havva şeytan tarafından birlikte ayartılmazlar. Eski Ahit’te Şeytan’ın Havva’yı, Havva’nın da Âdem’i kandırdığı bir hiyerarşi vardır. Bu durumda, Âdem buradaki günahkârların en günahsızı gibi görünür.
Bu hiyerarşiye rağmen, ikircikli baba ve kararlı üvey anne kardeşleri ölüme terk etme kötülüğünü birlikte işlerler.
Hansel ile Gretel, cadının ayartmalarının açık hedefi olarak ormanda yalnız başınadır.
Burada çocukları cadının şekerden yapılmış evine çeken şey fiziksel açlıktır; ancak onları esas tuzağa düşüren, yani evin eşiğinden geçmelerini sağlayan kendi evlerinde bulamadıkları bir başka şeydir: sevgi ve şefkat.
Cadı onları evinin parçalarını yerken gördüğünde şunları söyler:
Ay ay, sevgili çocuklar! Kim sizi buraya getirdi? Gelin içeri, evimde kalın. Korkmayın, başınıza bir şey gelmez.[12]
Masalın devamını yüreğimiz ağzımızda okuruz; çünkü cadı Hansel’i şişmanlatıp yemeyi planlamaktadır. Hansel’in gözleri iyi görmeyen cadıyı tavuk kemiğiyle kandırarak henüz şişmanlamadığına ikna etmesinden etkileniriz. Nihayet sabrı taştığındaysa, cadı bu kez Gretel’in zekice oyunuyla alt edilir. Cadı fırında yanarak ölürken ve çocuklar cadının evinden ayrılıp yola çıkarken rahat bir nefes alırız.
King’in versiyonunda, ördeğin çocukları birer birer sırtına alıp su kütlesini geçirmesi atlanarak doğrudan eve ulaşma kısmına geçilir. Bu arada üvey anne ölmüştür. Çocuklar, arada kötü üvey anne olmadan, babalarıyla mutlu bir hayat sürebilirler artık. Üstelik çocukların cadının evinden aldıkları mücevherler sayesinde yoksulluktan da kurtulmuş olarak... Böylelikle kötüler (cadı ve üvey anne) cezalandırılmış ve iyiler (Hansel, Gretel ve baba!) ödüllendirilmiş olur.
Muhtemelen King, masaldaki trajik unsurun cadının ölümüyle ve çocukların şeker evden ayrılmasıyla sona erdiğini düşünmektedir. Oysa esas trajedi çocuklar cadının evinden çıktıktan sonra başlamaktadır. Çünkü kardeşler onları iki kez ölüme terk eden ebeveyninin evine dönmektedirler. İşin kötüsü, çocuklar onları korumak ve kollamakla mükellef ebeveynlerinin planlarını anbean işitmişlerdir.
Hansel kız kardeşinden önce uyanmış ve babaları ile üvey annelerinin planlarını işitmişti. Kulak misafiri olduğu bu konuşmayı kardeşine anlattı. Gretel ağlamaya başladı. “Bizim için her şey bitti! Kurtlar ve ayılar tarafından paramparça edilip ormanda öleceğiz.”[13]
Ebeveyniyle yaşadıkları eve orada istenmediklerini bildikleri halde, sadece tanıdıkları tek “ev” orası olduğu için gitmektedirler. Eve döndüklerindeyse gerçekten kurtulmuş olmazlar, çünkü orada masalın üçüncü “kötü”sü, yani “günahkârların en günahsızı” onları beklemektedir: Baba.
Ignatius
Taschner. Berlin.
Masalda Hansel ele Gretel dışında gerçekten iyi tek bir karakter vardır; o da ördektir. Bana göre onun varlığı masalın mesajını doğru okuyabilmek için kilit önemdedir. Mesaj şudur: Gerçek güç tek bir bireyin yüksek aklı ya da fiziksel kapasitesinde değil, güçsüzlüğünün farkında olan bireylerin bir aradalığındadır.
Genellikle ördek, civciv ya da güvercin gibi karakterler tam da fazlaca “narin” olma özellikleriyle masallarda kendilerine yer bulurlar. Bu durum en iyi, “dış can” motifinde görünür olur.[14] Kahramanın alt etmesi gereken devler ve olağanüstü yaratıklar ilk bakışta ölümsüzmüş gibi görünür. Çünkü onlara kılıç işlemez ve kahraman ne kadar uğraşırsa uğraşsın, kaba güçle bu varlıkları deviremez. Bir noktada keşfedilir ki, devin veya olağanüstü varlığın ölümsüz gibi görünmesinin nedeni, onun canının kendi bedeninde değil, dışarıda; çoğu zamanda ördek, civciv ya da güvercin gibi küçük yaratıkların içinde olmasıdır. Yani paradoksal olarak, en güçlü varlığın yaşamı en güçsüz olana bağlıdır.
Bir anlamda, güçsüz ve kırılgan olmakta gizli ve keşfedilmeyi bekleyen bir potansiyel bulunur. Bu potansiyeli de çoğu zaman araçsal düşünmenin körleştirdiği yetişkinler değil, çocuklar ya da aptallar görebilir. Çünkü onlar yetişkinlerin hor gördüğü, küçük şeylere ihtimam gösterirler.
Yetişkinler, krallar ya da en genel anlamıyla güçlü karakterler, küçük varlıklara kibirle, “Peki siz benim için ne yapabileceksiniz ki?” ya da “Siz karıncalardan ne gelebilir ki?” derler.[15]
Lüthi, masal kahramanlarının yalıtılmış olmalarına dikkat çeker. Ana kahraman genellikle evin sevilmeyen, istenmeyen üyesidir: En küçük çocuğu, üvey kızı, en zayıfı veya görünüşte en aptal olanıdır. Ama onlar yetişkinlerin aksine, güçsüz ve başkalarının yardımına muhtaç olduklarının farkındadır.
[Kahraman] Tam da yalıtılmış olduğu ve kendisini kolayca koparabildiği için, yeni takımlara/ilişki ağlarına (konstelasyonlara) girme yeteneğine de sahiptir. O sadece yardımcılara ve yardıma bağımlı olmakla kalmaz, bu yardımı gerçekten de alır ‒yardımcılar aniden çıkagelir.[16]
Örneğin Kraliçe Arı[17] masalında, evin Budala diye çağrılan en küçük çocuğu, karınca yuvasını bozmak isteyen diğer iki kardeşe engel olur. Onlar göldeki ördekleri kesip yemek istediklerinde, “Hayvanları rahat bırakın, onları öldürmenizi istemiyorum” der. Sonra içindeki balı almak için bir kovanı yakmak istediklerinde, onlara engel olan yine Budala’dır. Ardından, atıldıkları macerada iki büyük kardeş taşa dönüşür. Eğer Budala da diğerleri gibi, görevi tamamlamakta başarısız olursa, aynı kaderi paylaşacaktır. Bir taşın üzerine oturup çaresizce ağlarken; kurtardığı karıncalar, ördekler ve arılar yardımına koşar.
Bettelheim, Budala’yı benliği bütünlüğe kavuşmuş bir karakter olarak taltif eder.[18] Kardeşlerin küçük hayvanlarla karşılaştıkları her an, onların benliğinin sağlamlığının ölçüldüğü bir sınamadır. Zayıflara kibirle mi, yoksa şefkatle mi yaklaşıyorlar? İyi tarafta mı yer alacaklar, yoksa kötü tarafta mı?
Masallarda genel olarak güçlüler kendi başlarına hareket ederler; zayıflarsa birbirlerine destek olurlar. Hansel payına düşen ekmeği kırıntı haline getirip tükettikten sonra, Gretel kendi ekmeğini kardeşiyle paylaşır; ördekse birer birer kardeşleri suyun karşısına geçirir.
Cadıyla, babayla ve üvey anneyle kıyaslanınca, diğer karakterlerin hepsi bir hayli zayıf ve kırılgandır. Ama onların bütün güçleri tam da bu güçsüzlüklerinden gelir.
Hansel ile Gretel onları şişmanlatmaya ve fırına atmaya çalışan cadıyı kandırabilir; çünkü cadı, çocuklar tarafından kandırılamayacağına inanır. Baba ve üvey anne, kardeşleri ormana bıraktığında onların geri dönemeyeceklerini düşünür; çünkü onların kaderleri hakkında tam bir inisiyatifleri olduğundan şüpheleri yoktur.
Hansel ile Gretel’in yoksun olduğu iki şey ekmek ve sevgidir. İlkine cadının mücevherleri sayesinde nihayet kavuşurlar. İkincisini onlara karşılıksız ve cömertçe veren tek karakterse, masalın en güçsüz karakteri olan beyaz ördektir.
Giulia Scarcia
Üstelik, ördek umut ilkesini işletebilmemizi sağlar. Eğer o olmasaydı, masalı bitirdiğimizde Hansel ile Gretel’i son bir kötüyle, yani babayla baş başa bırakmış olurduk. O zaman masal tümüyle kötülerle çevrelenmiş, hayli zalim bir dünyada geçmiş olurdu. Oysa beyaz ördeğin varlığı, gücü sadece bir su kütlesini geçirmeye yetiyor bile olsa, bize masal bittikten sonra kardeşlerin selameti için bir umut bırakır. Bu yüzden, bu masalda kritik bir görevi olan ördeğin saygıyla anılması gerektiğini düşünüyorum.
İnanıyorum ki, eğer bir masal kahramanı olsaydım, beyaz ördekçik için yazdığım bu deneme nedeniyle ödüllendirilirdim. Ancak büyük yazar Stephen King için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Eğer o bir masal kahramanı olsaydı, muhtemelen masalın bir yerinde bir şekilde cezalandırılırdı, küçük yaratıklara gereken ihtimamı göstermediği için.
NOTLAR
[1] Stephen King ve Maurice Sendak, Hansel and Gretel, Harper Collins, 2025.
[2] Grimm Kardeşler, Grimm Masalları Cilt 2, çev. Saffet Günersel, Pinhan Yayınları, İstanbul, 2011, 536 sayfa.
[3] Antik Yunan tiyatrosunda, bazen işler karmaşıklaştığında oyunun gereği olarak sorunları çözmek için, bir oyuncu bir çeşit vinç yardımıyla, tanrı rolü yaparak sahneye inerdi. Anlaşmazlıkları çözer, suçluları cezalandırır ve oyunu bir sonuca bağlardı. “Deus ex machina” adı verilen vinçteki tanrı bugün mecazen kullanılır ve edebi metinlerde özensizce yapılmış bir kurguya ya da bir hikâyede oldubittiye getirilen bir sona işaret etmek için kullanılır.
[4] Stephen King ve Maurice Sendak, Hansel and Gretel, Harper Collins, 2025, s.y.
[5] Grimm Kardeşler, Grimm Masalları Cilt 2, çev. Saffet Günersel, Pinhan Yayınları, İstanbul, 2011, s. 349.
[6] a.g.e., s. 352.
[7] a.g.e., s. 353.
[8] a.g.e., s. 353.
[9] Maria Tatar, Hard Facts of The Grimm’s Fairy Tales, Princeton University Press, 2029.
[10] Kültürel yatkınlıklar bir yana, ekmeğin ve genel olarak ucuz karbonhidrat tüketiminin yüksek olması yoksulluğun başlıca göstergelerinden biri kabul edilir. 1978 ve 2020 arasında Polonya’da yürütülmüş uzun erimli bir çalışma, kişi başına düşen gelir düzeyi arttıkça ekmek tüketiminin görünür şekilde düştüğünü ortaya koyar (Adam Sadowski ve diğ., “Bread consumption trends in Poland: A socio‐economic perspective and factors affecting current intake”, Food Science and Nutrition, 12(10), 2024).
[11] Burada not olarak “kötü kalpli üvey anne” klişesinin Grimm Kardeşler’in orijinal derlemesinde bulunmadığını eklememiz gerekiyor. Avcıyı Pamuk Prenses’i öldürüp ciğerini sökmesi için ormana gönderen de, Hansel ile Gretel’in ormanda ölüme terk edilmesi için babayı kışkırtan da “öz” annelerdir. Ancak belki toplumsal bilinçaltının bu “tercih”leri fazlaca zalimce bulunduğundan, belki “kutsal” anne imajını koruma gerekliliğinden, bu derleme basılırken masallardaki “anne” sözcüklerinin önüne “üvey” sıfatı eklendi. Bu da annenin zalim ve kararlı tutumunu modern kulaklar için daha “rasyonel” yaptı.
[12] Grimm Kardeşler, Grimm Masalları Cilt 2, çev. Saffet Günersel, Pinhan Yayınları, İstanbul, 2011, s. 355.
[13] Stephen King ve Maurice Sendak, Hansel and Gretel, Harper Collins, 2025, s.y.
[14] Mustafa Sever, “Masallarda Dış Can (Canın Bedenin Dışında Saklanması)”, Millî Folklor, 60, Kış 2003, s. 161-164.
[15] Max Lüthi, The Fairytale As Art Form and Portrait of Man, çev. Jon Erickson, Indiana University Press, 1984, s. 49.
[16] a.g.e., s. 137-138.
[17] Grimm Kardeşler, Grimm Masalları Cilt 2, çev. Saffet Günersel, Pinhan Yayınları, İstanbul, 2011, s. 9.
[18] Bruno Bettelheim, Masalların Büyüsü, çev. Seda G. Elibal, İnkılap Yayınları, İstanbul, 2019, s. 102.
Önceki Yazı
Aşkın Okunmaz Kıyıları’na doğru çileli bir yolculuk
“Tam bir 'hezarfen' olan Victoria Holbrook'un, zarif ve zeki ironileriyle zaman zaman tebessümlere yol açsa da, insanın yüreğinin ortasına bir çeki taşı gibi oturan Amcam Sokrat isimli anı kitabı üzerine...”
Sonraki Yazı
Usmanbaş’ı yeniden okumak:
Boşluğa Atlayış üzerine
“Boşluğa Atlayış’ta Usmanbaş yalnızca bir besteci olarak değil, bir düşünce figürü olarak da metinde kendini gösteriyor. Bunun bir diğer nedeni de Aykut Köksal ile Mehmet Nemutlu'nun besteciyi kutsallaştıran bir dil kullanmaktan kaçınmaları.”