Haftanın vitrini – 7
Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Arkadya / Beklenen İstanbul Depremi / Biyopolitikanın Ötesi / Çatırdayan Kafatasları / Genç Mungo / Hastane / Karihōmen / Patronun Gözü / Sessiz Cümle / Talim Yazıları
Arkadya
çev. Filiz Sarıalioğlu
İthaki Yayınları
Şubat 2025
324 s.
2017’de Granta dergisi tarafından en iyi genç Amerikalı yazarlar arasında gösterilen, kitaplarıyla Ulusal Kitap Vakfı Kurgu Ödülü’ne üst üste aday olan, ilk öykü kitabı Florida ile 2018’de The Story Ödülü’nü kazanan ve aynı yıl Guggenheim Vakfı Bursu’na layık görülen Lauren Groff, Arkadya’da zamansız ve eşsiz bir hippi komününü anlatıyor.
Evvel zaman içinde, 1960’ların sonlarına doğru, gençliğin özgürlüğün peşine düştüğü aşk ve isyan yıllarında, bir grup insan New York kırsalındaki eski yerleşimcilerden kalma bir malikânenin topraklarında kendi ütopyalarını yaşamaya başlar: Arkadya. Komünde ilk doğan bebek ve minnacık boyutuyla herkesin gözbebeği olan “Bit” Ridley Stone, gerçekliğin ve ideallerin tüm zorluklarıyla renkleri arasında rüya gibi bir ortamda doğar, büyür, hayatı öğrenir, âşık olur. Zaman içinde cennet dağılınca da tüm hippiler gibi gerçeklerin acı tadıyla yüzleşecektir.
Hayallerin peşinden gidenlerin gerçeklikle sınavlarına dair, umulmadık derinlikte dönüşümlere ve büyüleyici detaylara gebe bir ütopya, günümüzün karanlığını aralayan ışıltılı bir anlatı.
“En tesadüfi detayları bile yaşamla titreşen Arkadya güvenebileceğiniz sevgi dolu, hassas bir mekâna geri götüren yürek burkucu bir patikaya çıkıyor.” —The Washington Post
“Envai çeşit karakterle dolu ve tutkulu ve ah, çok sevimli, Lauren Groff’un Arkadya’sı uzun zamandan beri okuduğum en etkileyici ve tatmin edici romanlardan biri oldu. Gösterişe kaçmadan daha iyisini yazmak mümkün olamaz.” —Richard Russo
Beklenen İstanbul Depremi:
İstanbul'u Depreme Nasıl Hazırlarız?
Doğan Kitap
Şubat 2025
112 s.
Deprem dirençli kent mutlu kenttir!
Ülkemizde depremlerin tarihi yaklaşık 16,3 milyon sene öncesindeki Neo-Tektonik döneme dayanır. Bu tarih önümüzde uzanan geleceğin de habercisidir. Depremleri durdurma gücümüz yok, onları engelleyemiyoruz ama her depremde binlerce insanımızı toprağa verecek kadar âciz miyiz? Hayır. 21. yüzyılda depreme bu kadar kurban vermek açıklanabilir bir durum değildir. Çağdaş ülkeler, yani bilim toplumları, bir depremde bu kadar çok insan kaybeden ülkeleri “çürümüş” toplumlar olarak niteler. Depremden sonra açılan davalarda bu çürümüşlüğün izleri görülmektedir: Müteahhitlerin yaptığı çürük evler, kalite ve malzeme yolsuzluğu, denetim eksikliği...
Alp-Himalaya Dağ Kuşağı üzerinde yer alan ülkemiz için deprem gerçek bir beka meselesidir. Nesillerimizin bu topraklar üzerinde güvenli, sağlıklı, ekonomik olarak güçlü ve bağımsız bir yaşam sürdürebilmesi için deprem sorununun bir an önce çözüme kavuşturulması gerekir. Bu da ancak ve ancak deprem dirençli yerleşim alanları yaratmakla mümkündür.
Beklenen İstanbul depremine karşı devlet-yerel yönetim, sivil toplum ve yurttaş ekseninde deprem dirençli bir İstanbul’u nasıl yaratabileceğimizin ana hatlarını açıklayan Prof. Dr. Naci Görür’den yerel yönetimler, altyapıdan sorumlu kurumlar, yurttaşlar ve İstanbul’a gönül vermiş herkes için bir el kitabı.
Biyopolitikanın Ötesi:
Dünya Siyasetinde Teori, Şiddet ve Dehşet
çev. Serap Güneş
Ocak 2025
272 s.
11 Eylül saldırıları çağdaş dünyanın tarihinde bir kırılma noktası oldu ve uluslararası siyasetin çehresini tanınmayacak ölçüde değiştirdi.
Bu kitapta François Debrix ve Alexander Barder, 11 Eylül’den sonra Teröre Karşı Küresel Savaş ekseninde şekillenen yeni uluslararası düzende yaşamı, ölümü, savaşı, dehşeti, korkuyu, şiddeti ve terörü ele alan eleştirel biyopolitik yaklaşımların ve temsil çerçevelerinin kavramsal sınırlarını açığa çıkarıyor. Şiddet tekelini elinde bulunduran modern devletlerin insanı yaşatma, bedenleri yönetme ve yönlendirme tertibatlarının neredeyse iflas ettiği, korku ve dehşetin birer araç olmaktan çıkıp kendi başına amaç hâline geldiği, geleneksel biyopolitikanın ötesine geçen yeni ve grotesk bir dünya siyaseti tablosu sunuyor. Vietnam Savaşı’nın acımasızlığından Ebu Gureyb hapishanesinin işkencelerine, Meksika’daki uyuşturucu kartellerinin narko-şiddetinden El Kaide’nin korkutucu taktiklerine kadar, devlet dışı aktörlerin de şiddetin başlıca failleri hâline geldikleri bir dünyada bedenlerin parçalandığı, insanın insanlığının silindiği, korku ve dehşetin mekâna ve zamana hâkim olmaya başladığı yeni bir düzenin mekanizmalarını betimliyor ve bu mekanizmaları anlamamıza yardımcı olacak yeni kavramsal araçlar sunuyor. Şiddetin yeni yüzyılda nasıl düzenlendiğini ve meşrulaştırıldığını sorgulayarak, okuru küresel iktidarın karanlık boyutlarıyla yüzleşmeye, “dehşet çağında” direniş ve dönüşüm olanaklarını keşfetmeye davet ediyor.
Çatırdayan Kafatasları
çev. Gül Özlen
Siren Yayınları
Ocak 2025
96 s.
Toplumdan dışlanmış insanların hikâyelerini anlatmaktaki ustalığıyla dikkat çeken ve birçok Flaman yazara ilham veren Roger Van de Velde, yirminci yüzyıl Avrupa edebiyatının geç keşfedilen hazinelerinden biri...
Gerçek yaşama dayalı trajikomik hikâyelerden oluşan Çatırdayan Kafatasları günümüzde modern bir klasik olarak anılıyor. Kalabalıkların içinde yalnız olmaya, insan zihninin ve dürtülerinin karanlıklarına ve insanları toplumun kıyısına iten derin yaralarla arazlara dair bu anlatılanlar, hayatının önemli bir kısmını parmaklıkların ardında, cezaevinin psikiyatri koğuşunda geçirmiş Roger Van de Velde’nin deneyimlerine dayanıyor.
Yayımlandığı yıl Belçika’da pek çok tartışmaya yol açan Çatırdayan Kafatasları, insan olmanın ne anlama geldiğini irdeleyen, çizdiği portrelerle kolay kolay unutulmayacak, sarsıcı ve düşündürücü, tokat niteliğinde bir kitap.
Genç Mungo
çev. Duygu Akın
Can Yayınları
Şubat 2025
480 s.
Mungo Hamilton ve James Jamieson, 1990’ların başında Glasgow’un iki ayrı mahallesinde, işçi sınıfı gençlerinin mezhepsel çizgilerle bölündüğü ve itibarlarını korumak için mücadeleler verdiği fazlasıyla maço bir dünyada yaşarlar. “Gerçek” birer erkek sayılabilmeleri için birbirlerinin ezelî düşmanı olmaları gereken bu iki genç, James’in inşa ettiği güvercinliğe sığındıklarında çok iyi arkadaş olur, şefkati keşfeder ve hiç de misafirperver olmayan bu kurşuni şehirden kaçmanın hayalini kurarlar. Mungo gerçek benliğini etrafındaki herkesten saklamak için büyük uğraş vermek zorunda kalacaktır.
Karakterlerinin gündelik hayatlarını lirizmle zenginleştiren Douglas Stuart, bu romanında dinsel ve cinsel tutuculuğun insanı nerelere sürükleyebileceğini insancıl bir bakış açısıyla yansıtıyor. Sınıfsal özelliklerin değer yargılarını nasıl etkilediğini, kişilerin yaşamını nasıl farklı uçlara götürdüğünü akıcı bir dille anlatıyor.
Genç Mungo erkekliğin anlamı ve birini sevmenin tehlikeleri hakkında, romantizm ve şiddet arasında gidip gelen etkileyici bir roman.
Hastane
çev. Duru Aygüven
Holden Kitap
Şubat 2025
120 s.
“Tek bir gerçek cehennem var, işte burada, her gün içinde yaşadığımız cehennem! Burası, burası!”
Faslı yönetmen, şair ve yazar Ahmed Bouanani’nin ilk düzyazı eseri Hastane 1990’da Fas’ta basıldı. Yazar, 1967’de yakalandığı tüberküloz sonucu hastanede geçirdiği altı ay, bu süreç boyunca eşi Naima’ya yazdığı mektuplar ve Fas’ın kolektif hafızasından aklında kalan parçaları bu romanda bir araya getirdi.
Belirsiz bir zamanda, belirsiz bir coğrafyada geçen hikâye, hastanenin giderek bir hapishaneye dönüşmesini anlatıyor. Kapılar kayboluyor, yaşayanlar ölüleri andırıyor. Kan, gözyaşı ve pislik hastaların etrafını sararken ölüm de aralarında dolaşıyor, dost oluyor onlarla. Doktorlar ve hemşireler ortadan kayboluyor, cesetler hastalar tarafından taşınıyor. Bouanani, tıpkı Sâdık Hidâyet, Franz Kafka ve Thomas Mann gibi yaşamın dayanılmaz ağırlığından kurtulmak için metaforlara sığınıyor. Bu yolculukta hiçbir yere gidilmediği halde tuhaf yerlere varılıyor.
İletişim Yayınları
Şubat 2025
351 s.
Filistin askısını biliyor musun; Karihōmenlilik işte öyle bir işkence. Vücudunun bütün ağırlığını yere zar zor değen ayak parmaklarının üstünde taşıman gerekiyor. Ben buna ‘Japon askısı’ diyorum. Karihōmenlilik ne zaman indirileceğini bilmeden tutulduğun bir askıdır. Çoğumuz yıllardır Japon askısındayız. İltica başvurusu yapıyorsun, reddediyorlar. Yine başvuruyorsun, yine reddediyorlar. ‘Ülkeme dönersem hapse girerim’ diyorsun, seni burada hapse atıyorlar. Dönmeyi reddedersen seni Karihōmenli yapıp Saitama’ya hapsediyorlar.
İrfan Aktan, 1990’lı yıllardan itibaren baskılar ve yayla yasakları nedeniyle Adıyaman-Maraş-Gaziantep üçgenindeki topraklarını terk etmek zorunda kalan Mahkan aşiretine bağlı Kürtlerin Japonya’da karşılaştıkları zulme sert bir ışık tutuyor.
Aktan, Tokyo’ya yakın Kawaguchi-Warabi şehirlerinde yaşayan kadını, çocuğu, yaşlısıyla iki bin Kürt’ün, Türkiye ve Japonya hükümetleri arasındaki ilişkilere ve Japon iç siyasetine nasıl kurban edilip ikili kuşatmaya alındığını gösteriyor. Karihōmen denen “denetimli serbestlik” statüsüyle çalışma, sağlık, seyahat ve eğitim dahil, her türlü haktan nasıl mahrum bırakıldıklarını, Japonya’daki Netto-uyo (internet sağı) ile Türkiye’deki ırkçı sosyal medya kullanıcılarının müşterek olarak Kürt karşıtı nefreti nasıl örgütlediğini mercek altına alıyor. Japonya’daki ırk ayrımcılığının tarihsel ve sosyal arka planına eğiliyor. Karihōmen – Japonya’da Kürt Olmak bu alanda yapılmış kapsamlı ilk çalışma özelliği taşıyor.
Patronun Gözü – Yapay Zekânın Sosyal Tarihi
çev. Elçin Gen
Metis Yayınları
Şubat 2025
312 s.
Yapay Zekâ nedir? Yüzyıllar boyu kölelerden, emekçilerden beklenen bezdirici işleri halledecek bir "bedelsiz işçi" mi? İnsan beynini taklit edip aşan "üstün zekâ"sıyla tüm dertlerimizi çözecek bir "dost yabancı" mı? Sonsuz gelişme potansiyeliyle sonunda insanlığı alt edecek bir gizemli güç mü? Yoksa insan uygarlıklarının kadim zamanlardan beri geliştirdiği temel soyutlama işlemlerinin devasa ölçeklere taşınmasından ibaret bir istatistik makinesi mi?
Sistemin işleyişinin her zamankinden çok gözlerden gizlendiği, masallarla mitlerle örtüldüğü günümüzde, her aşamasında dünya kaynaklarını acımasızca tüketen, insanlığın biriktirdiği kol ve zihin emeğine el koyarak çalıştırılan Yapay Zekâ olgusuna daha yakından bakmamız gerekiyor.
Patronun Gözü, Yapay Zekâ'nın biyolojik zekâyı değil emeğin ve toplumsal ilişkilerin zekâsını taklit ederek geliştirildiğini anlatıyor. Bu kitapla 2024 Deutscher Memorial ödülünü kazanan Pasquinelli, Yapay Zekâ'nın epistemolojisiyle ve bilgi hafriyatçılığı rejimiyle mücadele etmek için kolektif bir “karşı-zekâ”nın öğrenilmesi gerektiğini söylüyor ve okura tavır alma çağrısı yapıyor:
"Bizim asıl ihtiyacımız, tüm sorunları teknolojiyle çözmeye kalkmak veya tersine teknolojiden tümden vazgeçmek değil, topluluklara ve kolektife ihtimam gösteren, failliği ve zekâyı asla tümüyle otomasyona terk etmeyen bir tasarım, planlama ve icat kültürü yaratmak."
Sessiz Cümle
çev. Nilüfer Şen
Ayrıntı Yayınları
Şubat 2025
320 s.
The Washington Post’un ifadesiyle “her sayfasında eğlenceli, şık ya da dâhiyane bir şeyler bulabileceğiniz, bütün gün okuyabileceğiniz yazarlardan biri” olan David Lodge, Atlantik’in her iki yakasında da övgü toplamıştır. Lodge’un, on dördüncü kurmaca eseri olan Sessiz Cümle, esprili, özgün ve sürükleyici… Sağırlık komiktir ama körlük trajiktir. Örneğin Oedipus’u ele alalım: Diyelim ki gözlerini oymak yerine kulak zarını patlattı. Aslında
daha mantıklı olurdu, çünkü geçmişine dair o korkunç gerçeği kulaklarıyla öğrenmişti, ama bu aynı katartik etkiye sahip olmazdı. Belki acıma duygusu uyandırabilirdi ama dehşet uyandırmazdı.
Sessiz Cümle tam bir David Lodge klasiği; bir insanın sağırlık ve ölümle, yaşlanma ve ölümlülükle, insan hayatının komedisi ve trajedisiyle yüzleşme çabasının komik ve dokunaklı bir anlatımı.
Talim Yazıları
Everest Yayınları
Şubat 2025
144 s.
Kimdi, unuttum, Dostoyevski’nin mektuplarının bomboş olduğunu söylüyordu yazarlarımızdan biri. Dostoyevski’nin mektuplarında Dostoyevski’yi aramış ama bulamamış. Ben de orada buluyorum Dostoyevski’yi. Yapıta bakmak, fokuslanmak, parıltıda kör olmaktır. Roman yazarken “başka biri”sin, yapıtın bir parçası olarak orada olman gerekmiyor. Ama mektuplarında kendinsin, (yapıtının bir parçası olarak) oradasın. Kimsin?
Çağdaş şiirin sıkı şairlerinden Ergun Tavlan, Sesleri Alan: ve Görme Huyu kitaplarının ardından Talim Yazıları’yla okurların karşısında! Tavlan, edebiyat tarihinden bugüne satır aralarında kalanları, konuşulan fakat yazıya geçirilmeyenleri, “söylenmeye” cesaret edilemeyenleri özgün üslubu ve fragmantal yazı biçimiyle kaleme alıyor. Talim Yazıları parça parça büyüyen başka bir eleştiri, yakın okuma yaklaşımı.