Haftanın vitrini – 6
Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Bilge Kızlar / Kadınlar Şehri / Mahsus Selam / Marx'ın Grundrisse'si için Kılavuz / Nietzsche Banliyöde/ Seçmeler / Son Rüya / Sonrası / Perili Köşkler / Villa Yolunda
Bilge Kızlar
çev. Yeşim Seber
Sel Yayıncılık
Aralık 2025
304 s.
Sahne ışıkları, aile sırları, alkışlar, dans ve trajedi... Perde açılıyor: James Tait Black Memorial Ödüllü Angela Carter'ın eleştirmenler tarafından başyapıtı kabul edilen son romanı Bilge Kızlar.
Ataerkil soy kurgusunu yerle bir eden Bilge Kızlar, meşruluğu erkekte, değeri soyda, gücü şöhrette arayan düzeni tersine çeviriyor; aileyi kutsayan anlatıların ardındaki şiddeti, görkemli tiyatro mitinin ardındaki sömürüyü, görmezden gelinmenin kırıcılığını gözler önüne seriyor.
Bir ailenin lanetini ve mirasını, ihtişamla yoksulluğun, hafıza ile unutuluşun, alayla hüznün, intikam arzusuyla şefkat ihtiyacının birbirine kenetlendiği bir hikâyede dile getiren Angela Carter, sahnenin büyüsünü hayatın acımasızlığıyla çarpıştırarak, kadınların sessiz gücünü, yaşlanmanın görkemini ve hayatta kalmanın keskin ironisini, eşsiz bir dille yeniden kuruyor.
Carter'ın büyülü üslubuyla: Hayatta kalmak bir tiyatroysa, perde inmeden söylenecek son bir söz mutlaka vardır!
İstanbul - Perili Köşkler Kent Rehberi:
İstanbul'un Tarihi Yapılarındaki Mitler ve Hayalet Öyküleri
çev. Nevin Soysal
Kapı Yayınları
Ocak 2026
184 s.
İmparatorlukların başkenti, iki kıtanın hâkimi, incili Boğaziçi’nin sahibi, sarayların, köşklerin, yaverlerin, paşaların, kralların, mitolojik tanrıların memleketi kadim şehir İstanbul güzelim doğası, şıkırtılı denizleri, çok zengin mutfağı, perileri, hayaletleri, cinleri, kendi yaşadığı zamanları yitirenleri ve daha pek çok hikâyesiyle tanınır, bilinir, anlatılır.
İstanbul’un pek çok merkezi vardır, İstiklal Caddesi Saray’ın öte yanı Pera’daki merkezdir; dönüp dolaşıp köşklerine, otellerine ve muhteşem yapılarına bakasınız gelir. Şimdiki ev sahiplerinin sanki efsaneleri, söylenceleri ve eski zaman hayaletlerini unutmuş gibi davranmalarına aldanmayın; Beyaz Gül’ün hayaletinin, gelen her konsolosu sevgilisi sandığı Hollanda Başkonsolosluğu gibi saray olarak adlandırılan neredeyse tüm konsolosluk binaları, sürgündeki Sadullah Paşa’nın eşinin pembe elbisesiyle pencerede beklediği yalı misali Boğaziçi’ndeki köşkler, sevgilisine kavuşmak için Boğaziçi’nin azgın dalgalarına kendini bırakan Leandros’a yol gösteren Kız Kulesi gibi ister uzakta ister yanı başımızdaki anıt binalar aşklarının hatırasını hala yaşatmaya çalışan kahramanların adlarını bize fısıldar. Kendi kurduğumuz efsanelerin ve söylencelerin kanıtlarını barındıran, edebiyatın can verdiği Masumiyet Müzesi ya da dünyaca ünlü yazar Agatha Christie’nin sırlarını saklayan Pera Palas gibi perili binaların, siz daha kente girmeden saçtığı ışıkla Boğaziçi’ni aydınlatan Rumeli Feneri’nin büyülü öyküleri İstanbul’a adım atar atmaz yanı başınızda bitiverir.
Köşeyi döndüğünüzde gördüğünüz ayazma dertlerinize çare sunar, dermanı orada bulamazsanız Bardakçı Baba’nın adını anarak susuzluğunuzu giderip ağzınızı tatlandırırsınız. Kaybolursanız da yol göstereniniz bol olsun, yolunuz mutlaka İstanbul’un bitmek bilmeyen bambaşka bir öyküsünün ortasına çıkacaktır.
Kadınlar Şehri
çev. Pelin Mert Çetin
Fol Kitap
Aralık 2025
272 s.
Kadınların emeği, düşünceleri ve topluma katkıları, çok uzun bir süre boyunca erkeklerin yaptığı ve yazdığı bir tarihe düşülmüş dipnotlar olarak görüldü.
İtalyan asıllı Fransız yazar Christine de Pizan, edebiyatta ve felsefede kadın düşmanlığının revaçta olduğu Ortaçağda, kendisine biçilen dar payeyi kabullenmeyi reddetti ve bir savaşçı misali kalemini kuşanıp kaderini yeniden yazarak, kadınların yüzyıllardır taşıdığı gücü ve yaratıcılığı görünür kılacak benzersiz bir direniş eseri yarattı.
1405 yılında kaleme aldığı ve duvarları kelimelerden, akıldan ve adaletten örülmüş, erkek otoritesinin çizdiği sınırları aşan bir imgelemin ürünü olan Kadınlar Şehri, siyasi deha Semiramis’ten savaşçı Amazonlara, filozof Hipatia’dan Hıristiyan azizelere ve diğer tarihsel kişiliklere uzanan bir çizgide, mitolojide, dinsel ve tarihsel belgelerde adı geçen ama gölgede bırakılmış sayısız kadının hikâyelerini anlatıyor.
Christine de Pizan, feminist düşüncenin kurucu metinlerinden biri olan bu klasik eserinde kadınların "eksik" olduğu iddiasına karşı, eksik olanın onları anlatmaktan aciz, erkek egemen dünya ve tarih anlatısı olduğunu haykırıyor.
Mahsus Selam
Sia Kitap
Şubat 2026
128 s.
Onur Çalı 2015 yılından beri “Dünlük” yazıyor. Dünlükle günlük arasında ne fark var diyenleriniz olabilir.
Yazıldığı gün günlük olan, yazıldıktan hemen sonra dünlük olur. Dünde kalmıştır oradaki duygular, düşünceler, değerlendirmeler, ama yine de geçerlidirler. Yazan, gözlemiştir, yüksek sesle düşünmeyi yazıya dökmüştür, çağrışımlarla, örneklerle bezemiştir gözlemlerini. Aslında kendine dönüktür yazdıkları ama okunacağını da bilmiştir elbette. Ve okuyanları da düşündürmek istemiştir. Kâh kişiseldir yazdıkları kâh toplumsal; eskilere de götürür bizi, bugüne de getirir. Eskiye duyduğu özlem –hangimizde yok ki– ince bir çizgi gibi geçer yazılarının içinden. Dili yumuşak, sesi alçaktır. Okuru bilmediği coğrafyalarda da gezdirir, kimimizin bilmediği kitaplarla, yazarlarla, konularla da tanıştırır, kitabı bitirdiğinizde ılık bir nostalji gülümsetir sizi. Belki de yazarın aşağıda sözünü ettiği yerde bir mola vermek istersiniz.
Var bir hayalimiz: Sessizlik Odaları. Lüzumsuz sözden, kimsenin birbirini dinlemediği sohbetlerden, tekrar tekrar aynı şeylerin anlatıldığı konuşmalardan yorulanların ruhlarını dinlendirebilecekleri bir vaha olacak Sessizlik Odaları. Bu odalarda yan yana ya da karşı karşıya oturulacak olsa bile kimse konuşmayacak, tek laf etmeyecek.
Marx'ın Grundrisse'si için Kılavuz
çev. Onur Orhangazi
Metis Yayınları
Şubat 2026
440 s.
Karl Marx’ın 1857-58’de tuttuğu defterlerden oluşan ve o dönemki ekonomik kriz nedeniyle giriştiği siyasal iktisatla hesaplaşma tasarısının meyvesi olan Grundrisse, Marx’ın düşüncesinin anlaşılması için kilit önem taşıyan metinlerden biri. Marx’ı anlamaya bir ömür vermiş Harvey, dünyayı bir süreliğine durdurmuş olan COVID-19 salgını sırasında kaleme aldığı Grundrisse İçin Kılavuz’daki amacını “Marx’ın düşünme biçimine bir kapı açmak ve olabildiğince çok insanı bu kapıdan geçmeye cesaretlendirmek” diye tanımlıyor. Yorumunu okura dayatmayan ama ister istemez yazarın kendi deneyim ve bilgisiyle şekillenmiş bir okuma sunuyor.
David Harvey, Marx’ın çok erken bir tarihte fark ettiği üzere, sermayenin kendi iç yasaları nedeniyle sürekli büyümek zorunda olduğunu, dolayısıyla kâr oranı düşerken kâr hacmini yükseltmek, bu uğurda emekçileri çalıştırıp bir yandan da ürünlerini tüketecek pazarın bir parçası olarak kullanmak, o pazarı genişletmek için bilim ve teknoloji yardımıyla üretimi artırırken iletişim ve ulaşımı kolaylaştırarak bütün dünyayı hem hammadde kaynağı olarak sömürmek hem pazar haline getirmek, artık sermayeyi nemalandırmak adına benzeri görülmemiş büyüklüklerde kentler inşa etmek, vb. için uğraştığını, ama kapitalizmin sınırlarının ve ondan kurtulma imkânımızın da yine bu yasalara içkin olduğunu çok güzel anlatıyor. Marx’ın eseriyle birlikte, yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğini geride bırakırken içinde yaşadığımız dünyayı anlamak için çok değerli bir kılavuz.
Nietzsche Banliyöde
çev. Şilan Oğurlu
Kolektif Kitap
Ocak 2026
408 s.
Felsefe! Felsefeye ihtiyacımız var! Nietzsche gibi filozoflar olmalıyız biz de. Banliyönün filozofları! Wokingham filozofları! Thames Vadisi filozofları! Her şeyi ama her şeyi sorgulamalıyız. Hiçbir şeyi rahat bırakmamalıyız. Taşları yuvarlamalıyız; kendi taşlarımızı! Kendi bedenlerimizde yeniden doğmak için!
Lars Iyer felsefeyi dünyayla, hayatla ve kendileriyle baş etmenin bir aracı olarak gören bir grup öğrenciyle Nietzsche’yi, kendine özgü romancılık üslubuyla banliyödeki sıradan bir lisede buluşturuyor. Bu romanda karakterler dönüşmüyor; düşünüyor, takılıyor, tekrar ediyor. Betimlemelerin yerini fikirler, sahnelerin yerini konuşmalar, anlatının yeriniyse sürekli geri dönen bir varoluş sorusu alıyor.
Iyer ironiyi felsefeyle, gündelik hayatı entelektüel gerilimle ustalıkla kaynaştırırken erken yaşta düşünmenin yarattığı o tuhaf sıkışmayı görünür kılıyor: fazla bilinç, fazla ironi, fazla farkındalık. Nietzsche’nin bir rehberden çok soruları çoğaltan, kesinlikleri dağıtan bir eşlikçi olarak rol aldığı bu roman, anlamın çöktüğü bir dünyada düşünmeye devam etmenin bir erdem değil, neredeyse kaçınılmaz bir talihsizlik olduğunu öne sürüyor. Teselli vaat etmeden, çözüm önermeden, okurunu rahatlatmadan ısrarla soruyor: Anlamın kalmadığı bir dünyada düşünmeye neden ve nasıl devam edeceğiz?
Seçmeler
çev. Deniz Koç
Ocak 2026
152 s.
Bir kadın.
Bir… belki de iki ömürlük rol.
Manhattan’da bir restoranda iki kişi öğle yemeğinde buluştu. Kadın, yaklaşan prömiyerin provasına gömülmüş, sahnede olduğu kadar hayatın içinde de usta bir oyuncuydu. Adam çekici, huzursuz edici ve gençti – onun oğlu olabilecek kadar genç. Aralarındaki yaş farkı sadece bir rakam değil, bir güç savaşıydı.
Katie Kitamura, hayranlık uyandıran o soğukkanlı üslubuyla, her gün üstlenilen rolleri usulca çözüyor: sevgili, ebeveyn, yaratıcı, ilham perisi… Ve her performansın ardında saklanan, özellikle de bizi en yakından tanıdığını sananlardan gizlenen hakikatleri fısıldıyor.
Seçmeler, hayattaki rollerimizin ne kadarının bize ait olduğunu, ne kadarının ise başkalarının bakışları tarafından kurgulandığını sorgulayan hipnotik bir roman.
“Katie Kitamura, baş döndürücü bir ustalığa sahip bir yazar; metinleri her zaman birbiriyle çelişen iki etkiyi aynı anda taşımayı başarıyor: Esnek, baştan çıkarıcı bir yüzey ve onun altında kaynayan zihinlerin kaosu ile bastırılmış gerçeklikler. Özgün bir yazar; kendine ait bütünüyle ayrı bir anlatı alanı inşa ediyor.”
–Rachel Kushner
“Böylesine güzel ve sarsıcı bir kitap daha önce okumadınız. Seçmeler, aşk, sanat ve benlik hakkındaki yerleşik kabullerimizi ve dahası, bir romanın nasıl açılıp gelişmesi gerektiğine dair düşüncelerimizi kökten sorguluyor. Eğer dünya bir sahneyse, Kitamura bize rollerimiz için asla seçmeler çıkmayacağını hatırlatıyor.”
–Hernan Diaz
“Kusursuz, tuhaf ve benzersiz. Bu romanı tek oturuşta okuyacaksınız.”
–Samantha Harvey
Son Rüya
çev. Süleyman Doğru
Doğan Kitap
Ocak 2026
208 s.
Ben annemden çok şey öğrendim ama ne o ne de ben bunun farkına vardık. Mesela işim için temel bir şey öğrendim: Kurgu ile gerçeklik arasındaki farkı ve gerçekliğin, hayatı kolaylaştırmak için kurguyla tamamlanmaya nasıl ihtiyaç duyduğunu.
Bu, bir otobiyografi değil; ama ondan kaçarken yazılmış bir kitap. Pedro Almodóvar, Son Rüya’da sinemasını besleyen hayaletleri, saplantıları ve hikâye kırıntılarını bu kez okurunu şaşırtmak için serbest bırakıyor. 1960’ların sonlarından bugüne uzanan on iki metin; anı ile kurmaca, itiraf ile parodi, gotik ile komedi arasında dolaşan bir anlatı labirenti kuruyor. Tıpkı filmlerindeki gibi, duygunun ölçüyü taşırdığı, arzunun anlatıyı yönlendirdiği bu dünyada annenin ölümüyle yüzleşiliyor; pişman bir vampir sahneye çıkıyor; Mesih ile hırsız Barabbas arasında beklenmedik bir aşk filizleniyor; “Uyuyan Güzel” tekinsiz bir biçimde yeniden yazılıyor; Benjamin Button’ın öncülü sayılabilecek Miguel’in yaşamı tersine doğru akıyor.
Bazı hikâyeler hiç çekilmemiş Almodóvar filmleri gibi; bazılarıysa kameranın yakalayamayacağı kadar çıplak, kırılgan ve çılgın.
Son Rüya, melodramla itirafın, arzuyla hafızanın iç içe geçtiği parçalı bir iç dünya kaydı: bir hayatın değil, bir hayal gücünün günlüğü.
Sonrası – Evlilik ve Ayrılığa Dair
çev. Roza Hakmen
YKY
Ocak 2026
120 s.
Rachel Cusk yalnızca romanlarıyla değil, anı, deneme, eleştiri gibi türleri iç içe geçirdiği düzyazı kitaplarıyla da günümüzün en önemli edebiyatçıları arasında yer alıyor. Hamileliğini ve anneliğinin ilk yılını ele aldığı Bir Ömrün Emeği’nin ve ailesiyle birlikte çıktığı İtalya seyahatini anlattığı Son Akşam Yemeği’nin ardından gelen Sonrası’nın da yayımlanmasıyla, Cusk’ın bir üçleme olarak görülebilecek düzyazı kitaplarının sonuncusu Türkçede okurla buluşmuş oluyor.
Evliliğin sona erişinin ardından gelen yeni gerçekliği soğukkanlılıkla keşfe çıkan Cusk, kadının toplum içindeki yerini, aileyi ve evliliği, otorite kavramını teşrih masasına yatırıyor; yeni edinilmiş acı bir bilginin ışığında hem kendi çocukluğuna ve ailesine yeni bir gözle bakıyor hem de belli başlı Yunan tragedyalarına taze bir bakış getiriyor. Sonrası, Rachel Cusk’ın yazarlığında Çerçeve üçlemesiyle başlayan kırılmaya dair ipuçları da sunan, sarsıcı bir kitap.
Villa Yolunda
çev. Damla Gürkan Anar
İletişim Yayınları
Ocak 2026
104 s.
Çağdaş İran edebiyatının en etkileyici isimlerinden olan Feriba Vefi, hayatın tam içinden, sıradan ama çok sahici kadınları anlatıyor.
Çocukları için “annelik”, yaşlı anneleri için “evlatlık” sorumlulukları arasında bunalanlar; kayınvalide-görümce yanında bir türlü kendisi olamayan gelinler; kocaları tarafından tembel, işe yaramaz görülen ev kadınları; çocuklarıyla iletişim kurmakta zorlanan anneler; hayallerini gerçekleştirme yolları arayan genç kızlar; gerçek aşkı hayal eden eşler...
Güçlü, kendi hayatlarını yaşamak isteyen, erkek dünyasında var olmaya çalışan karakterler, Vefi’nin sade, akıcı ve vurucu kalemiyle okurla adeta bir kardeşlik bağı kuruyorlar.
Birkaç gün için annelik vazifesinden azade olmak ve anne olduğumu unutmak istiyordum, hatta bakımıma muhtaç bir annenin kızı olduğumu da.