Haftanın vitrini – 51
Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Atalarımın Evi / Değersizler / Eksik Tohum / Güneş Dil / Her Gün Yeniden Başlar Hayat / Houdini’nin Kutusu / Latin Batı’da Mülkiyetin Tarihi / Oysa Hiç Karşılaşmamıştık / Şehir / Yaşamak Güzel Şey
Atalarımın Evi
ev. Yeşim Seber
Doğan Kitap
Kasım 2025
240 s.
Günümüz Amerikan edebiyatının önemli yazarlarından Alice Walker, kült romanı Renklerden Moru’ndan sonra bu kez köklere, atalara ve aşkın binlerce yıllık yankısına dönüyor. Güney Amerika’nın ormanlarından modern San Francisco’ya; Afrika’dan kopup gelen hafızalardan kadınların derin iç dünyalarına uzanan bir çizgide, Renklerden Moru’nun karakterleri Celie ve Shug’ın gölgesi bu kez başka insanların hayatlarına değiyor. Atalarımın Evi’nde bütün karakterler kendi çalkantılı yaşamlarıyla baş edebilmek için atalarının acımasız hikâyeleriyle yüzleşmek zorunda.
Walker’ın “son beş yüz bin yılın romantizmi” dediği bu büyülü anlatı; mitolojiyle hafızayı, aşk ile iyileşmeyi, kişisel geçmiş ile kolektif olanı buluşturuyor. Her karakter, kendi yarasını anlamaya çalışırken aynı soruyu soruyor: Aşk sadece şimdiye mi aittir, yoksa geçmişin içinden mi gelir?
“Bu romanın zenginliği şaşırtıcı, hatta baş döndürücü. İçinde yüzlerce tema ve konu dönüp duruyor; onlarca karakter, zaman ve mekânın girdabı… Hiçbiri yüzeysel değil: Tüm karakterler tutkulu birer aktör ve acı çeken bireyler. Konuştukları her şey çok önemli, gerçekten hayat memat meselesi. Dostoyevski’nin karakterleri gibi; durmadan büyük ahlaki soruları ortaya atıyor, birbirlerini özbilgiye, dürüstlüğe, hayata katılmaya doğru itiyorlar.” —Ursula K. LeGuin
Değersizler
çev. Seda Ersavcı
Siren Yayınları
Aralık 2025
132 s.
Leziz Kadavralar romanında uygarlığın içindeki barbarlığı, tüketim kültürüne yerleşen yamyamlığı ele alan Agustina Bazterrica’dan, çevresel kıyametin hüküm sürdüğü gelecekte hayatta kalmaya çalışan bir kadının direnişine dair dehşet verici bir hikâye: Değersizler.
Yine distopik bir kurguya imza atan Bazterrica, savaşların ve afetlerin ardından doğal hayatın durma noktasına geldiği bir dünyada, kurtulacağını umarak sığındığı manastırda kendisi gibi birçok değersizle beraber onları gölgelerin arkasından izleyen bir erkeğin —O’nun— egemenliğine maruz kalan bir kadının kendini keşfediş hikâyesini anlatıyor.
Değersizler, totaliter ideolojilerin baskıcılığını, iklim krizinin kaosunu ve insan içgüdülerinin sapkınlığını bir potada eriten, esaretin pençesindeki bir kadının yazarak, kendi hikâyesini anlatarak nasıl direnmeye çalıştığına eğilen, tıpkı bir kırbaç gibi sert ve keskin darbelerini esirgemeyen bir roman; bir gece kitabı.
Eksik Tohum
çev. Başak Güntekin
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Aralık 2025
264 s.
Anthony Burgess bu çok katmanlı karşı-ütopyacı romanında karanlık bir yakın gelecek vizyonu ortaya koyar. Sonuçları küresel ölçekte hissedilen aşırı nüfus artışının yol açtığı kıtlık ve açlık Birleşik Krallık’ı da etkisi altına almış, yamyamlık ülkenin dört bir yanına yayılmıştır. Hükümet ise nüfus artışına çözüm olarak eşcinselliği ve kısırlaştırma operasyonlarını teşvik etmekte, düzmece savaşlara başvurmaktadır. Burgess, T. R. Malthus’un nüfus kuramını hicvederek, doğum oranını kontrol etmeye girişmek gibi aşırı önlemlerin beyhudeliğine işaret eder. Kaosun hüküm sürdüğü, ahlakın muğlaklaştığı bu dünya, okuru uygarlığın kırılganlığına ve insanın sınırlarına dair nahoş gerçeklikle yüzleştirir. IV. yüzyılda yaşamış heretik keşiş Pelagius ile çağdaşı Aziz Augustinus arasındaki ihtilaf romanın ana eksenini oluştururken, tarihin döngüselliği de sık sık vurgulanır. Pelagius insanın doğasının özünde iyi olduğunu ve insan iradesinin özgürlüğünü savunur. Augustinus’a göre ise her türlü iyilik Tanrı’dan gelir ve Tanrı’nın iradesinin her insan için belirlediği yazgıyı hiçbir şey değiştiremez. Tarih de bu iki karşıt görüşün ağır bastığı evrelerle, ikisi arasındaki bir ara evrenin sürekli yinelenmesinden ibarettir.
Güneş Dil
çev. Yasemin Yelbay Yılmaz
Yitik Ülke Yayınları
Aralık 2025
396 s.
Matthias Göritz, uluslararası alanda tanınan bir Alman romancı, şair ve çevirmen. Hamburg Edebiyat Ödülü, Mara Cassens Ödülü, Robert Gernhardt Ödülü, William Gass Ödülü ve Uluslararası Pretnar Ödülü’ne layık görülen Matthias Göritz’in büyük ses getiren yeni romanı Güneş Dil, Yasemin Yelbay Yılmaz’ın çevirisiyle Türkçede.
Genç Amerikalı Lee, sevgilisini ve ilişkisini ardında bırakarak kendini ve büyükannesinin geçmişini keşfetmek için İstanbul’a doğru yola çıkar. 1930’larda Nazi zulmünden kaçarak bu kente sığınan Alman Yahudisi Helene Bischoff’un, yani büyükannesinin hayatını araştırmak amacıyla başladığı bu yolculuk hem sırlara hem de gerçeklere gebedir.
Mustafa Kemal Atatürk dönemi Türkiyesi; özellikle entelektüeller, mühendisler, doktorlar ve hukukçular için sığınak olmuş, Cumhuriyet’in radikal modernleşmesine katkı sağlamak üzere ülkeye davet edilmişlerdir.
Lee, İstanbul’un kadim ve karmaşık dokusu içinde, büyükannesinin zamanında hayatına giren; o dönem gazeteci ve ajan olarak da çalışan Georg Naumann’ı bulur – hâlâ hayattadır. Artık çok yaşlı olan bu adam, hâlâ çok büyük bir sırrı saklamaktadır.
Matthias Göritz, tarihin acısını, aşkın gücünü ve İstanbul’un labirent gibi çekim alanını ustalıkla harmanlıyor. Gerçekle kurgunun iç içe geçtiği bu roman, geçmişle bugünü duygusal bir köprüyle bağlıyor; bize çok sesli, duyulara hitap eden bir şehir ve kimlik portresi çiziyor.
Her Gün Yeniden Başlar Hayat
Teselli Sözleri
çev. Cem Yavuz
Everest Yayınları
Aralık 2025
144 s.
Rainer Maria Rilke, hayatı boyunca kendisine yakın olmuş ya da eserlerini okuduktan sonra kendisiyle kısa veya uzun süreliğine iletişime geçen, bir tür içsel bağ hissettiği kişilere doğrudan ve kişisel mektuplarla yanıt vermişti. Sanatçı 1926’da, elli bir yaşında öldüğünde, şiirleri ve düzyazıları kadar önem verdiği on dört binden fazla mektup bırakmıştı ardında. Şiirlerine fazla aşina olmayan okuyucular açısından şairin sanat, aşk ve ölüm üzerine özgün düşüncelerine anıklık etme imkânı sunabilecek bu devasa külliyat içerisinde yer alan yaklaşık iki düzine mektupta Rilke, hayal kırıklığı yaratan modern dünyada bireyi ölüm, veda ve kayıp gibi hayatın en sahih farkındalık halleriyle yüzleştirir. Ölümün cesaretle kabullenilmesi yoluyla derin bir kişisel seyr’engizi öneren bu mektupların her biri, kelimelerin kederi ifade etmek ve acıyı dindirmekte kifayetsiz kaldığı o Artık-Burad’Olmayış ve kayıp haliyle yüzleşen herkes için bir teselli kaynağı ve kılavuz olabilir.
Houdini'nin Kutusu:
Kaçış Sanatı Üzerine
çev. Oya Gürbahçe
Ayrıntı Yayınları
Aralık 2025
74 s.
Adam Phillips bu eşsiz, muhteşem ve aydınlatıcı kitapta, Harry Houdini ve Emily Dickinson da dahil olmak üzere dört kaçış sanatçısının yaşamını inceleyerek bizi toplumumuzdaki ve kendi içimizdeki kaçış kavramı üzerine düşünmeye yönlendiriyor.
Hiç kimse kaçma arzusu ve ihtiyacından kaçamaz. Dört kaçış sanatçısı örneğini analiz eden Phillips, okurların kendi içlerinde gizlenen kaçış sanatçılarını tespit etmelerini sağlıyor. Houdini’nin Kutusu özgün, göz kamaştırıcı ve ufuk açıcı bir eser.
Adam Phillips, bugüne kadarki en büyüleyici kitabı olan bu eserinde, insanların neden kendilerini en çok kaçış anında canlı hissettiklerini bize hatırlatıyor. Ancak ister bir şeyden kaçıyor olalım ister bir şeyle kaçıyor olalım (Icarus, Oedipus ya da Narcissus gibi; kurban ya da tiran olarak) neden kaçmamız gerektiğini ve neye kaçmak istediğimizi de tanımlamadan kendimizi tanımlayamayız.
Latin Batı'da Mülkiyetin Tarihi
Birinci cilt: Refah, Erdem, Hukuk
çev. Kıvılcım Turanlı
Zoe Kitap
Aralık 2025
312 s.
Christopher Pierson Mülkiyetin Tarihi’nde, şu anda sağduyuya ait bir fikir gibi görülen mülkiyet düşüncesinin Latin Batı düşünce tarihinde Antik Yunan’dan Locke’a kadar olan dönemdeki gelişimini ele alıyor. Pierson, herhangi bir şey üzerinde kişilerin münsahır bir tasarruf yetkisine sahip olabilmesine yönelik çok köklü ama bazı açılardan da çok mantıksız bu ‘mülkiyet hakkı’ düşüncesini, savunucularının ve karşıtlarının argümanlarını çözümleyerek aktarırken aynı zamanda argümanlar arasındaki süreklilik ilişkisini de gün yüzüne çıkarıyor.
Oysa Hiç Karşılaşmamıştık
Potkal Kitap
Kasım 2025
96 s.
Mine Ölce, “Oysa Hiç Karşılaşmamıştık” derken uyandırdığı merak duygusunu her öyküde diri tutarak, gerektiğinde kurguyla, gerektiğinde dille, gerektiğinde de konuyla sürekli bir sürpriz hazırlıyor okuruna. Bu sürprizin nereden, nasıl geleceği hiç belli değil. Hatta nesneler ve hayvanlar da bir anda insanlar gibi konuşup okura yeni bir gözlük takabilir
.“Bekleyenler, beklenenler, gitmek isteyenler, gidenler, gidemeyenler, özleyenler, unutanlar ve hatırlayanlarla yaşam, gerçekte olduğu gibi, Oysa Hiç Karşılaşmamıştık'ta, en hüzünlü anda bir umuda, en karamsar anda bir gülümsemeye açılıyor. Mine Ölce, kısacık öykülerinde, ayrıntılardan geniş bir duygu ve düşünce dünyasına, olağanlıktan şaşırtıcı bir başka olağanlığa ya da olağandışılığa başarıyla ulaştırıyor okurunu.” —Mehmet Zaman Saçlıoğlu
Şehir
Sia Kitap
Aralık 2025
414 s.
Ağustos 2004. Atatürk Havalimanı.Yirmi üç yaşında bir Amsterdam yolcusu.
İngiliz Edebiyatı alanında yüksek lisans yapma kisvesi altında, başka bir ortamda romancı olma hayalleri kuran bir genç. Aynı evde kaldığı karizmatik felsefeci Tomasz ve onun Hollandalı eksantrik kız arkadaşı Sharon. Yaşadığı yerin iki sokak ötesinde işlenen ve Avrupa siyasetini sarsan Theo van Gogh cinayeti. Göçmenlik ve demokrasi sorunlarını tutkuyla tartışan Amsterdamlıları izlerken ve onların aralarına katılırken, 750 yıllık bu kanal şehrinin her sokağını keşfetmek, müze evlerde, sahaflarda, Kırmızı Işık semtinde dolanmak, hayaller kurmak. Farklı kültürlerden gelmenin aykırılıklarına alışmaya çalışırken kendini sorgulamak ve yeni ilişkilerin büyüsüne kapılmak. Yazmanın, kendi sesini bulmanın, nihayet özgür olduğunu hissetmenin baş döndürücülüğü.
Şehir, 2000’lerin ilk on yılının tam orta noktasında, yirmili yaşlarında üç insanın paylaştıkları dört mevsimi anlatıyor. Amsterdam’da atılan her adımın, girilen her sokağın, binilen her trenin, yenilen her yemeğin, konuşulan her konunun mucizevi bir biçimde yeniden canlandığı beş bölümlük bir büyüme ve olgunlaşma hikâyesi.
“Harika bir yazar ve edebiyatın yorulmak bilmeyen savunucusu.” —Elif Batuman
“Kaya Genç, sıra dışı bir zamanda sıra dışı hayatları samimi, zeki, ayrıntılı, hayat dolu bir üslupla anlatıyor.” —Andrew Sean Greer
Nâzım Hikmet'in Yaşamı ve Mücadelesi:
Yaşamak Güzel şey
Fotoroman
Boyut Yayınları
Aralık 2025
288 s., büyük boy
Büyük şair Nâzım Hikmet’in hayatı ve mücadelesi, ülkesini terk etmek zorunda bırakılışının 75. yılında, Ali Cabbar’ın görsel bir şölen sunan Yaşamak Güzel Şey kitabıyla anılıyor. Nâzım Hikmet, 1951 yazında Karadeniz’de bir tankere binerek ömrünün sonuna kadar sürgünde yaşamayı neden göze aldı? O günlerin Türkiye’si bugüne kıyasla nasıl bir ülkeydi? Boyut Yayınları’ndan çıkan kitap bu sorulara cevap arıyor, şairin “bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” yaşama kavgasına politik mücadelesi, tutsaklığı, sanatı ve aşklarıyla tanıklık ediyor.
Türkiye’de ve dünyada yaşanan siyasi, toplumsal ve kültürel olayların ışığında, görselliğe öncelik vererek okuyucuya ilginç bir okuma deneyimi sunan Ali Cabbar, Deniz Gezmiş’in hayatını anlattığı ilk kitabı Aşk Olsun Çocuk gibi Yaşamak Güzel Şey’i de türünün tek örneği “politik fotoroman” olarak tasarladı. Türkiye’nin ve dünyanın 70 yıllık tarihini özetleyen iki kitap, birbirinin devamı olarak okunan sürükleyici bir seri oluşturuyor.
Yaşamak Güzel Şey’de Nâzım Hikmet’in hayatına yakından değen Orhan Kemal, Kemal Tahir, Suat Derviş, Abidin Dino, Sabahattin Ali, Zekeriya ve Sabiha Sertel gibi dönemin mağdur edilmiş, hapiste çürütülmüş ve hatta öldürülmüş aydınlarına da geniş yer veriliyor, aralarındaki ilişkilerin, dayanışmanın ve dostlukların çarpıcı hikayeleri anlatılıyor. Yaşananları fazla yorum yapmadan sade bir anlatımla aktaran yazar, geçmişle günümüz arasındaki bağlantıları okurun keşfetmesini istiyor.
Ali Cabbar, kitabı için şunları söylüyor:
Nâzım Hikmet’in yaşadıklarını, dönemin diğer aydınlarının gördüğü baskı ve eziyetlerle paralel bir şekilde anlatmaya çalıştım. Yüz yıl önceki zulüm ve yasakların bugün neredeyse aynı biçimde sürdüğüne dikkat çekmek istedim. Bunun nasıl mümkün olduğuna hayret ediyorum. Belki de toplumların evriminde yüz yıl, sanıldığı kadar uzun bir süre değildir.
Önceki Yazı
Çağdaş Kürt sanatı yazımına dair:
Walid Siti ve Mahmut Celayir monografileri
Avesta Yayınlarından çıkan Walid Siti ve Mahmut Celayir monografileri üzerine Fatih Tan ve Mahsum Çiçek'le yapılan bu söyleşi, iki sanatçının üretimlerini ortak bir düşünsel çerçevede ele almayı hedeflemekte...