• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Haftanın vitrini – 49

Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Akıl Almaz Olanı Anlatma Girişimi / Baba İzi / Çadır 111 / Gölün Leydisi / Kesişen Hayatlar / Maddenin Kısa Tarihi / Nils Vik'in Öldüğü Gün / Sekizinci Kıta / Şostakoviç / Tolstoy ve Tolstaya

K24

@e-posta

VİTRİNDEKİLER

3 Aralık 2025

PAYLAŞ

Dağ Solstad
Akıl Almaz Olanı Anlatma Girişimi
çev. Banu Gürsaler-Syvertsen
YKY
Kasım 2025
136 s.

Mimar ve toplu konut planlama müdürü Arne Gunnar Larsen eşini, çocuklarını terk eder ve bir zamanlar meslektaşlarıyla birlikte tasarladığı, Oslo’nun dışındaki uydukente taşınır. Ancak insanlığa yaraşır bir yer olacağını hayal ettiği uydukentte, zamanla kendiliğinden ortaya çıkacağına inandığı kolektif ve zengin hayatla değil, insanların birbirinden yalıtılmış yaşamlar sürdüğü, materyalist ve kasvetli bir gündelik gerçeklikle karşılaşır. Larsen bir süre sonra karşı komşusu Ylva ve Bjørn Johnsen’le yakınlaşacak, Ylva’nın çekimine kapılmasıyla arkadaşlıkları tuhaf bir yön alacak, hepsinin hayatı geri dönülmez bir biçimde değişecektir.

Dag Solstad ilk kez 1984 yılında yayımlanan Akıl Almaz Olanı Anlatma Girişimi’nde, modern toplumda entelektüelin yeri, sıradan bir varoluşun içinde anonimleşme arzusu ve erkekler arasındaki suç ortaklığı gibi gözde temalarını kara roman ve melodram gibi popüler türlerin yardımıyla irdelerken yazar olarak kendini de anlatıya dahil ediyor.

Necati Öziri
Baba İzi
çev. Gül Gürtunca
Holden Kitap
Kasım 2025
240 s.

Almanya'da doğup büyüyen Arda, çoklu organ yetmezliği sebebiyle hastanede yatmaktadır ve günleri sayılıdır. Babası, o daha çok küçükken evi terk etmiş, bir daha geri dönmemiştir. Arda, annesi ve ablasıyla Almanya’da göçmen olarak hayatta kalmaya çalışmış, türlü badireler atlatmıştır. Göçmen bürolarında, şiddetin kazananı belirlediği sokaklarda geçen bir gençlik. Kimliksizlik, aidiyetsizlik ve yoksulluk. Yoksulluk.
 
Necati Öziri, sosyal ve politik koşulların hayatlarını ve bedenlerini şekillendirdiği bir oğul, bir anne, bir kız kardeşi anlatıyor.
 
Baba İzi, radikal bir gerçeklikle yazışmış, öfkeli, güçlü, sevgi ve özlemle dolu bir roman.

Bahaa Rahhal
Çadır 111: Gazze'de Son Barınak
çev. Mücahit Yüksel
Duruş Yayınları
Aralık 2025
136 s.

Bu kitap hiçbir insani değer tanımayan işgalci terör devleti İsrail’in on yıllar boyunca açık hava hapishanesine çevirmiş olduğu Gazze’de, 7 Ekim olaylarından sonra başlattığı işgal ve soykırımın içeriden bir hikâyesidir.

Yusuf aynı evde yaşadığı babası, annesi, eşi ve iki yaşındaki kızıyla birlikte, bombardıman başladıktan sonra Gazze’de oradan oraya kaçarken ve sonunda Refah’ta sığınmış oldukları 111 numaralı çadırı anlatırken sadece yaşadıkları acı dramı nakletmez, aynı zamanda bütün Gazzelilerin hislerine tercüman olur.

Yusuf’un umutla umutsuzluk arasındaki ince çizgide telefonunda tuttuğu bu günlükler; açlık, soğuk hava, hastalık, korku, yalnızlık ve en çok da insanlığa sitemle örülmüş bir direnişin sesini bugüne taşır. Her cümlenin ardında, kaybolan çocukların gülüşü, yıkılan hayatların yankısı ve şehit olan insanların hikâyesi vardır.

Bu kitabı okudukça kalbiniz sıkışacak, gözleriniz dolacak; ama aynı zamanda yaşamın, direncin ve umudun nasıl ayakta kaldığını göreceksiniz.

Sir Walter Scott
Gölün Leydisi
çev. Ahmet Özer, Hasan Aksakal
Beyoğlu Kitabevi Yayınları
Kasım 2025
228 s.

1810’da yayınlandığında altı ay içinde on binlerce okura ulaşarak Avrupa çapında bir edebiyat olayına dönüşen Gölün Leydisi, Sir Walter Scott’u çağının en parlak şairlerinden biri kıldı. Schubert’in melodilerinden Rossini’nin aryalarına, Victor Hugo’nun dizelerinden Puşkin’in romanlarına dek tüm Avrupa sanatına ilham veren bu görkemli eser, aşkın, siyasetin ve toplumsal hafızanın romantik bir destanı olarak edebiyatın büyük klasikleri arasına girdi.

Scott, sislerle örtülü dağların, yankılı vadilerin ve Loch Katrine’in büyülü kıyılarının ortasında bireysel tutkularla kolektif kimlik arayışlarını ustalıkla iç içe geçirirken Ellen Douglas’ın zarif sesi, Roderick Dhu’nun asi gölgesi ve Kral James’in gizli kudreti aracılığıyla feodal bağlarla merkezi iktidarın çarpışmasını bir ortaçağ rüyası gibi dile getirir.

Altı kantoya yayılan bu epik anlatı-şiirin büyüsü sadece İskoçya’nın göz alıcı pastoral manzaralarında değil, Scott’un İskoç milli kimliğine dair romantik hayallerinin titreşiminde de gizlidir.

Gerçek bir edebiyat klasiği olan Gölün Leydisi, ilk kez eksiksiz çevirisiyle Türkçeye kazandırılıyor. Bu eser İskoç Romantizminin doruklarında dolaşmak isteyen edebiyatseverlere de, edebiyatın toplumsal hafızayı ve milli kimliği nasıl şekillendirdiğini görmek isteyen tarihçilere de eşsiz bir davet sunuyor.

François Dosse
Gilles Deleuze ve Félix Guattari: Kesişen Hayatlar
çev. Aslı Sümer, Devrim Çetinkasap
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Kasım 2025
büyük boy, 592 s.

Deleuze ve Guattari nasıl oldu da bireyselliklerini koruyarak ortak bir ses oluşturabildiler? Bu benzersiz ortaklık hangi kavramların doğmasına yol açtı ve iki düşünürün yaşamlarını nasıl dönüştürdü?

Gilles Deleuze’ün felsefi derinliği ile Félix Guattari’nin devrimci psikiyatri pratiği, beklenmedik bir karşılaşma sayesinde buluşarak düşünce tarihinde yeni ufuklar açtı. Bu buluşmadan Anti-Oidipus, Bin Yayla ve Felsefe Nedir? gibi çığır açan eserler doğdu.

François Dosse’un Gilles Deleuze ve Félix Guattari: Kesişen Hayatlar adlı kitabı, 20. yüzyıl düşünce tarihinin en çarpıcı ve üretken ortaklığının perde arkasını ilk kez bu denli ayrıntılı biçimde aydınlatıyor. Arşiv belgeleri, mektuplar ve tanıklıklardan yola çıkarak yalnızca entelektüel bir devrimi değil, aynı zamanda kişisel zorlukları, duygusal gerilimleri ve siyasi mücadeleleri de gözler önüne seriyor. Dosse, bu eşsiz yaratıcı ortaklığın ardındaki insan hikâyelerini titizlikle inceliyor.

Kesişen Hayatlar, felsefe, psikanaliz, sosyoloji ve siyasetle ilgilenen herkes için vazgeçilmez bir kaynak. İki zihnin yaratıcı buluşmasından doğan devrimci fikirlerin ardındaki insan deneyimini sürükleyici bir anlatımla sunuyor…

Kerem Cankoçak
Maddenin Kısa Tarihi:
Büyük Patlamadan CERN Deneylerine Maddenin Yolculuğu
Alfa Yayınları
Kasım 2025
304 s.

İçinde yaşadığımız evren yaklaşık 13,8 milyar yıl önce, atomdan da küçük bir noktadan başladı ve başlangıçtaki ışınım madde parçacıklarına dönüşerek önce atomaltı parçacıkları, sonra atomları, daha sonra yıldızları ve galaksileri yarattı. Sürekli evrim geçiren evrenimiz sonunda Dünya gezegenini ortaya çıkardı ve bu gezegende yine maddeden canlılık evrildi. Sonra 4 milyar yıl içinde artık adına canlı dediğimiz yeni tür madde, daha üst düzey karmaşıklık içeren evrim yasalarıyla evrimine devam etti ve daha komplike canlıları oluşturdu; ta ki bizlere, yani Homo sapiense kadar. Evren kendini insanlar üzerinden anlamaya başladı. Bilim ve toplum ilişkilerine de değinen ve her bölümün sonunda İleri Okumalar listesi içeren kitap, maddenin kendiliğinden macerasını felsefi yönleriyle ele alan bir kısa tarih çalışması.

Froda Grytten
Nils Vik'in Öldüğü Gün
çev. Banu Gürsaler Syvertsen
Metis Yayınları
Kasım 2025
152 s.

Benim hikâyem böyleydi, diye düşündü Nils. Artık her şeyi biliyordu, resmin tümünü görmüştü. Adım adım, sırasını bekleye bekleye buraya dek gelmişti. Doğmak, havanın, denizin, toprağın, nefretin ve aşkın ne olduğunu öğrenecek kadar yaşamak ve sonunda teşekkür ederek elveda demek. Her şeye rağmen bu büyük bir hikâyeydi, pek çok müsvedde ve taslaklarla dolu bir hikâye, yine de sonu olan bir hikâye, bir uyum ve kabullenme hikâyesi, geçmişe ve değişime dair bir hikâye. Bir hikâye başladıktan sonra kontrolden çıkar. Kişiye düşen onu sonuna dek izlemektir.

Eşini kaybetmiş ve kızları kendi hayatlarını kurmuş olan tekne kaptanı Nils Vik, hayatının son gününde, daha önce sayısız kere yaptığı gibi sefere çıkar. Ama diğer seferlerden farklı olarak bu defa gerçek yolcuları değil, hayatında ve hafızasında yer etmiş kişileri, çoktan ölmüş yakınlarını ve tanıdıklarını buyur eder teknesine. Onlarla birlikte bütün hayatını gözden geçirip geçmişiyle hesaplaştığı bu son seferin dönüşü olmayacaktır.

Norveç’in prestijli Brage Ödülü’ne layık görülen bu romanı edebiyatsever okurlarımıza hararetle tavsiye ediyoruz.

Levent Şentürk
Sekizinci Kıta:
Enis Batur Üzerine Yazılar 1996-2025
Ayrıkotu Kitap
Aralık 2025
208 s.

Levent Şentürk, tanıdığım günden bu yana, yetişimini ilkin o zaman da şimdi de efsane gözüyle bakılan bir kadro içinde yazık ki çok kısa süren iş arkadaşlığımızda yan yana çalışırken, sonra yıllardır uzaktan ve ancak telefon, eposta, seyrek görüşmeler ve olabildiğince okuma yoluyla izlediğim ve donanımının her yöndeki erimini gördükçe imrendiğim, hatta, neden söylememeli, kıskandığım bir yazar.

Bir kere, öğrene- ve öğretegeldiği mimarlığın ve dilimizde az rastlanan OuLiPo (= GiYazİş, PoEdAt vb.) uzmanlığının hakkını veriyor.

Bu iki alanın iç içe geçmiş kapsam ve bağlamında kurup sürdürdüğü

PoMİ ve PoUrAt da cabası.

Ama galiba asıl kıskandığım yanı, bir önceki paragrafta öylece söyleyip geçiverdiğim OuLiPo’cu yanının işe karışmadan edemediği yazarlığı. Özellikle de Enis Batur üzerine/dolayımında yazdıkları. Kolay kolay cesaret edilemeyecek zorlu bir uğraşı bu – OuLiPo’cular içinden kaçmak zorunda oldukları labirenti kendileri inşa eden farelerdir madem, labirentin bütün duvarlarına en az birer kez toslanacaktır. Ama bu çarpmalara çıkış yolunu bulmak için ışık tutma çabaları olarak da bakabiliriz.

Bu kitapta toplanan yazılar bunun kanıtı işte: Enis Batur adıyla bildiğimiz labirentin duvarlarına tutulmuş ışıkların yansıması. Ya da bu çokyüzlünün bütün façetalarından yansıyan ışıkların yazıyla kayda geçirilmesi.

: Sekizinci Kıta için bir Baedeker.

                                                           –Selahattin Özpalabıyıklar

Bilsay Kuruç
Şostakoviç: Elli Yıl Sonra
Kırmızı Kedi Yayınevi
Kasım 2025
144 s., büyük boy

20. yüzyıl büyük devrimlerin, savaşların, ulusal kurtuluş mücadelelerinin ve karşıdevrimlerin çağıydı. Politikada olduğu kadar kültür-sanat alanında da büyük kırılmalara ve yaratıcı patlamalara gebeydi. Şostakoviç, özelde senfoni türünde genelde müzik dünyasında yeni ufuklara çağlayan bir yataktır. Yüzyılın ortasında yönünü arayan insanla “müzik düşüncesi” üzerinde buluşarak kendi sesini aramış; insanın çok boyutlulukla yüklü “dramı”nı yine onun yaratıcı gücüne duyduğu güvenle aşmaya çalışmıştır.

O, uygarlığın derin dokusuna, kendi kumaşında biçtiği evrensele kucak açan bir yorum kattı. Sovyet insanının gündelik tasalarını; 1905 ve 1917 Devrimlerini, İçsavaşı, tarımda kolektivizasyonu, İkinci Dünya Savaşı’nı hep derinlikle, incelikle, ülke sevgisiyle evrensel biçime bürüdü. Soğuk Savaş’ın antikomünist histerisine kapılmadan, özgün bir hümanizma geliştirdi.

Bu tarihsel uğrak bizi “Şostakoviç’i nasıl dinlemeli?” sorusuna getiriyor. Dinleyiciyi, Soğuk Savaş’ın yarattığı tahribatla şekillenen “piyasa mahkûmu” olmak zorunda değil. Bilakis, müzik önünde “kendi saygınlığını bilen kişi” olmak zorunluluğundadır.

Cumhuriyet bilgesi Bilsay Kuruç, yalın ama özlü çalışmasında, Şostakoviç’i tarihsel bağlamı içinde incelerken hem salt tüketici konumuna itilmeye çalışılan “müzikseverlik” fikrine meydan okuyor, müziğin kolektif doğasını anımsatıyor hem de Sovyet kültür yaşamına dair –Soğuk Savaş yalanlarına pabuç bırakmadan– derin ipuçları veriyor.

Tolstoy ve Tolstaya: Mektuplarla Bir Hayatın Portresi
Derleyen: Andrew Donskov
çev. Özge Özdemir
İletişim Yayınları
Kasım 2025
595 s., büyük boy

Tolstoy ve Tolstoya’da Andrew Donskov, bu benzersiz mektuplaşmanın en çarpıcı örneklerini bir araya getirerek okura bir evliliğin iniş çıkışlarla dolu ruhsal haritasını sunar. Aşk, sabır, hayal kırıklığı ve mücadeleyle örülü bu yazışmalar, Tolstoy’un yalnızca eserlerine ışık tutmaz, özel yaşamına dair de unutulmaz bir portre ortaya koyar.

Büyük bir yazarla bir hayatı paylaşmanın hem yüceliğini hem de ağırlığını anlamak isteyen herkes için sarsıcı bir okuma deneyimi.

“Oysa ki canım Lyova’m, her şeyi sürekli sana söylemek ve açıklamak istiyorum. Lyovaçka, zamanın olursa, bana yazdığın mektupları biraz daha uzun tut. Seni yanımda hissetme sayesinde günde sadece birkaç dakika bile olsa içim mutlulukla doluyor. Aksi halde [hayatım] bomboş ve yapayalnız gibi geliyor.”
(Sofya, 29 Temmuz 1865)

“... bende uyandırdıkları heyecan nedeniyle mektupların benim için bütün o Yunan [yazarlardan] muhtemelen daha tehlikeli. Özellikle de onları aniden aldığım için. Gözyaşlarına boğulmadan okuyamıyorum. Baştan aşağıya titriyorum ve kalbim hızlanıyor. Sen aklına geldiği gibi yazıyorsun, benim içinse her sözcük mühim.”
(Lev, 16-17 Temmuz 1871)

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • Akıl Almaz Olanı Anlatma Girişimi
  • Baba İzi
  • Çadır 111
  • Gölün Leydisi
  • Kesişen Hayatlar
  • Maddenin Kısa Tarihi
  • Nils Vik'in Öldüğü Gün
  • Sekizinci Kıta
  • Şostakoviç
  • Tolstoy ve Tolstaya

Önceki Yazı

TADIMLIK

“İnsan dünyada bedeni kadar yer kaplamıyor...”

Gaye Boralıoğlu'nun İletişim Yayınları'ndan önümüzdeki hafta çıkacak olan son kitabı Her Şey Normalmiş Gibi'nin ilk bölümünden kısa bir Tadımlık...

K24

Sonraki Yazı

PORTRE

Adalete ve barışa adanmış bir hayat:

Tahir Elçi

“Bu kitap ömrünü adalete ve barışa adamış bir hukukçunun, bir aydının hayat hikâyesinden ve mücadelesinden ibaret değil. Anlatılanlar toplumsal tarihimizin ve ülkemizdeki hukuk sisteminin de hikâyesi aynı zamanda.”

BEHÇET ÇELİK
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist