Haftanın vitrini – 32
Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: 1938 Günlüğü / Büyük Sorular: Evren / Denizler / Elliler Apartmanı / Eva Uyuyor / Hasır Şapkalar / Kabil’in Çocukluğu / Kayıp Adımlar; Odysseus: Hoş Geldin Yabancı / Yalnızlık
1938 Günlüğü
çev. Özge Parlak Temel
Can Yayınları
Temmuz 2026
80 s.
Acaba sanatın sırrı burada mı saklı? Eserin rüyada nasıl görüldüğünü anımsamak, onu görüldüğü gibi yeniden anlatmak ve her şeyden önce anımsamaya çalışmak. Belki de tüm keşif anımsamakta gizlidir.
1938 Günlüğü, Elsa Morante’nin gençlik yıllarında tuttuğu notlardan oluşuyor. Yalnızca gündelik hayatın değil; rüyalar, arzular, suçluluk duygusu, yalnızlık ve aşkın yarattığı kırılganlıkların da yer aldığı bu sayfalarda Morante, henüz yirmi altı yaşındayken, kendi iç dünyasını büyük bir açıklıkla izliyor.
Alberto Moravia’yla yaşadığı çalkantılı ilişkinin gölgesinde yazılan bu metin, gönderilmemiş mektupları, gece düşlerini ve parçalı düşünceleri bir araya getiriyor. Günlük ilerledikçe gerçek ile düş, uyanıklık ile bilinçdışı arasındaki sınırlar siliniyor; yazı, bir itiraftan çok, karanlık bir içsel keşfe dönüşüyor.
Morante’nin sonraki eserlerinde belirginleşecek çocukluk, arzu, suçluluk, annelik, yalnızlık, hayal gücü gibi temalar ilk kez bu metinde bütün çıplaklığıyla ortaya çıkıyor. Dante’den Rimbaud’ya, Freud’dan Kafka’ya uzanan edebî evreniyle birlikte, 1938 Günlüğü hem kişisel bir belge hem de bir yazarın kendi sesini arayışının eşsiz bir kaydı.
Stuart Clark
çev: Mehmet Moralı
Alfa Yayınları
Temmuz 2026
224 s.
“Büyük Sorular” serisi, tanınmış uzmanların bilim veya felsefenin önemli bir dalına ilişkin en temel ve en sık sorulan 20 soruyu ele almasını sağlıyor. Her bir deneme, meraklı zihinleri yüzyıllardır meşgul eden bir soruyu basit ve özlü bir şekilde inceliyor ve tarihin büyük düşünürlerinin yanıtlarını sunuyor. Büyük Sorular: Evren kitabında Dr. Stuart Clark, astronomi ve kozmolojinin 20 temel sorusunu ele alıyor: Evren nedir? Evren ne kadar büyüktür? Evren kaç yaşındadır? Yıldızlar neyden oluşur? Evren nasıl oluştu? Gezegenler neden yörüngelerinde kalır? Einstein haklı mıydı? Kara delikler nedir? Dünya nasıl oluştu? İlk gök cisimleri neydi? Kara madde nedir? Kara enerji nedir? Gerçekten yıldız tozundan mı yaratıldık? Mars’ta yaşam var mı? Başka zeki varlıklar var mı? Zaman ve uzayda seyahat edebilir miyiz? Fizik kanunları değişebilir mi? Alternatif evrenler var mı? Evrenin kaderi ne olacak? Tanrı’nın varlığına dair kozmolojik kanıtlar var mı?
“Büyük Sorular: Evren”, son derece sade ve abartısız bir anlatıma sahip... Evrenle ilgili büyük soruların karmaşık açıklamalarını ilgi çekici bir tarzda aktarıyor.
–Jeff Foust, The Space Review
“Kitap, astronominin bazı temellerine harika bir giriş niteliğinde … her açıdan başarılı”
–World Press
“Stuart Clark her bir soruda okunabilir ve ilginç bir içerik üretmiş.”
–Bill Barlow, Astronomy Now
Denizler
çev. Süheyla Abanoz
Dedalus Kitap
Temmuz 2026
192 s.
Deniz kıyısındaki bu kasabada insanlar içki içer, susar ve birbirlerine yavaş yavaş çürümeyi öğretir. O ise başka bir şeye inanır: Bir gün denize döneceğine. Büyükbabasının dizgicilik yaptığı, babasının hayalet gibi dolaştığı bu kasabada, kendisinden on dört yaş büyük bir savaş gazisine umutsuzca âşıktır. Kimse onun anlattığı hikâyelere inanmaz. Belki de haklıdırlar. Belki gerçekten bir denizkızıdır.
Büyümenin acısını dindirmek için yaptığı tek seçim, onu parmaklıkların arkasına sürükler. Özgürlüğünü geri almak için yaptığı şey ise kasabanın sınırlarını aşarak efsaneye dönüşür. Denizler, gerçekle efsane arasındaki çatlağa yazılmış büyüleyici bir roman. Karanlık, kırılgan ve şiir kadar akışkan.
“Biraz korkutucu, biraz kutsal.” — Maggie Nelson
Ali Özgür Özkarcı
Elliler Apartmanı
Edebi Şeyler
Temmuz 2026
208 s.
Ellili yıllar, edebi kanonumuzun “yeraltına”, “sürgünlüğe”, “marjinalliğe” yönelen “kırılma” dönemlerinden biriydi. Diğer bir ifadeyle, günümüzde büyük yazar ve şair olarak tanıdığımız isimlerin çoğunun ortaya çıktığı, edebiyatın akışının değiştiği yıllar…
Ali Özgür Özkarcı, Türkçe edebiyata kendine özgü bir açıdan bakan, özgün sınıflandırmalarını daha önce ayrıntılandırmış bir yazar olarak bu kez “Elliler Kuşağının” şiirine ve öyküsüne odaklanıyor. Elliler Apartmanı, öykünün, şiirin hem biçimsel atılımlarını inceliyor hem de edebiyatta değişen şeylerin özünü, tanıdık tür anlayışının nasıl yeraltına çekildiğini çözümlüyor. Kitaptaki Portreler bölümü “ellilerin inşasının” ayrıntılarına eğilirken, “Bir Öyküden Apartmanı” bölümünde ise, elli kuşağının içinden çıkan Oğuz Atay, Sevim Burak, Yusuf Atılgan, Leylâ Erbil, Füruzan, Vüs’at O. Bener gibi seçkin on yazarın on öyküsünü mercek altına alınıyor.
Elliler Apartmanı hem deneme hem de dönem panoraması okumayı sevenler için…
Eva Uyuyor
Çev: Burcu Yılmaz
Everest Yayınları
Temmuz 2026
392 s.
Güney Tirol’ün kar ve reçine kokan keskin nisan havasında kırk yaşındaki halkla ilişkiler uzmanı Eva için geçmişin kapıları beklenmedik bir telefonla aralanır. Arayan, Eva’nın çocukluğunda kısa bir süreliğine de olsa baba şefkatini tattığı ancak sonra iz bırakmadan hayatından çıkan emekli jandarma Vito Anania’dır. İtalya’nın en güneyinde, Calabria’da ölümü bekleyen Vito, Eva’yı son bir kez görmek istemektedir.
Eva İtalya’yı kuzeyden güneye kateden 1397 kilometrelik tren yolculuğuna çıktığında, bu sadece bir ziyaret değil, aynı zamanda annesi Gerda’nın ve parçalanmış bir coğrafyanın tarihine yapılan bir zaman yolculuğu olacaktır. Gerda’nın genç jandarma Vito ile yaşadığı tutkulu aşk, sadece sınırlar ve önyargılarla değil, Birinci Dünya Savaşı’ndan Mussolini’ye, hatta günümüze uzanan ağır bir tarihsel mirasla da sınanacaktır.
Yayımlandığı andan itibaren dünya çapında büyük ilgi görerek pek çok dile çevrilen ve uzun soluklu bir çoksatar haline gelen eser, Francesca Melandri’ye prestijli ELLE İtalya Okuyucuları Büyük Ödülü’nü kazandırmıştır. Hem sürükleyici bir aile sagası hem de güçlü bir tarihi roman olan Eva Uyuyor, “vatanı olmayan bir vilayetin ve babası olmayan bir kızın” hikâyesini anlatırken, birliği hâlâ kırılgan olan bir ulusun portresini affetme ve uzlaşma temalarıyla harmanlıyor.
Hasır Şapkalar
çev. Hârun Ömer Tarhan
YKY
Haziran 2026
272 s.
Margarita Liberaki’nin benzersiz romanı Hasır Şapkalar, Atina yakınlarında bir çiftlikte yaşayan üç kız kardeşin büyüme hikâyesini anlatıyor. Sürekli evlenip aile kurmayı düşleyen Maria; kendini nakış işlemeye veren ve atını insanlardan çok seven İnfanta; yazar olup dünyayı gezme hayalleri kuran –anlatıcı– Katerina. Her biri tamamen farklı bu kardeşler tüm sırlarını birbirleriyle paylaşırken, geçen her yaz onların yaşamlarını başka yönlere savurur. Gelecek kaygıları, ilk aşkları, aile sırları ve tuhaf komşularının davranışlarıyla bezeli çiftlik hayatında bu üç kız kardeş er ya da geç özgürleşmenin de, gitmenin de, kalmanın da bir bedeli olduğunu öğrenecektir.
Liberaki yaz mevsimine özgü o pastoral ışığı ve sıcaklığı edebiyata kusursuzca yansıtıyor.
Çoğu Avrupa diline “Üç Yaz” başlığıyla çevrilen Hasır Şapkalar fantastik, gerçekçi, doğal, romantik ve sıcak bir roman.
“Bu kitap beni derinden etkiledi. Gerçek bir şiir…”
–Albert Camus, Liberaki’ye yazdığı mektuptan
“Coşkulu ama aynı zamanda düşündürücü, hayalperest ama aynı zamanda gerçekçi olan Hasır Şapkalar, bir yandan bir kasaba hikâyesi, bir yandan çağdaş bir peri masalı, bir yandan da kızların kendilerini serbest bırakmalarının, sınırlarını zorlamalarının ve kim olduklarını keşfetmelerinin verdiği baş döndürücü hazzın neşeli bir tasviri…”
–Karen Van Dyck, The Paris Review
Michael Amherst
Çev: Cem Akaş
Domingo
Temmuz 2026
160 s.
“Hayatının belirlenmiş, çoktan yazılmış olmasına inanamıyor.”
Nehirler arasında yer alan eski bir manastırın gölgesinde büyüyor Daniel. Yaşıtlarından farklı bir çocuk, her şeyi anlamak istiyor; soru sormak onun için nefes almak gibi. Ama zekâsı ve hassasiyeti çoğu zaman yanlış anlaşılmış, babasının okul müdürü olması ise onu arkadaşlarından uzaklaştırıp daha da yalnızlaştırmış.
Babasının işini kaybetmesi ve boş hevesi uğruna kırsala taşınmalarıyla Daniel ve ailesi için her şey kötüye gidiyor. Daniel yeni okuluna Philip adında bir öğrencinin gelmesiyle teselli buluyor. Hayranlık ve merakla bağlandığı Philip ve okulun karizmatik resim öğretmeni Bay Miller, ona sonunda parlayabileceği bir dünyanın kapılarını aralıyor. Ama kapıldığı büyü, Daniel’ı sevdiği her şeye ihanet etmesine yol açabilecek tehlikeli bir yola sürükleyecek.
Şefkatli, sarsıcı ve sürükleyici Kabil’in Çocukluğu, anne ile baba, benlik ile arzu, itaat ile özgürlük arasında kalan bir çocuğun unutulmaz portresini çiziyor.
“Önündeki hayatın zenginliğine rağmen dört bir yanı sıkıcı ve sıradan bir dünyayla kuşatılmış, kaçıp kurtulmak ya da içinde boğulup gitmek dışında seçeneği kalmamış bir çocuğun ağzından anlatılan güçlü, sarsıcı bir hikâye.” –André Aciman
“Kabil’in Çocukluğu ile yeni bir edebiyat yıldızı doğuyor.” –The Times
Alejo Carpentier
Çev: Sibel Castro
Sia Kitap
Temmuz 2026
272 s.
Modern dünyanın gürültüsünden kaçan anlatıcı, sanatının otoma13tikleştiği ve evliliğinin görev duygusuna dönüştüğü bir dönemde, eski bir dostu olan müze küratöründen aldığı teklifle, ilkel müzik aletlerinin kökenlerini araştırmak üzere Güney Amerika’nın derin linklerine doğru bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuk aslında, zamanın durduğu bir yere, kaybedilmiş bir “hakikate” doğru ilerlemektir. Anlatıcı da her adımda, farklı çağların iç içe geçtiği bir dün yanın içlerine ilerler ve bu balta girmemiş ormanların kalbinde, Rosario’da, aradığı saf aşkı bulduğuna inanır. Oysa zamanla, uygarlık ile doğa, geçmiş ile şimdi, aidiyet ile yabancılaşma arasındaki kırılgan denge bozulacak, geri dönüşün gerçek ten mümkün olup olmadığı sorusu ve atılan adımların değeri ortaya çıkacaktır. Anlatıcı eski dünyaya ulaşmak için çıktığı bu yolda modern dünyadan gerçekten kurtulabilecek midir? Beklenmedik şekilde karşılaştığı ilkel yaşam anlatıcıyı büyüleyecektir ancak bu onun seçeceği yaşam olacak mıdır? Alejo Carpentier, büyülü gerçekliğin sınırlarında dolaşan romanında, insanın kendi kökeniyle kurduğu ilişkiyi, “dönüş” fikriyle sorgular.
Hiçbir şeye sahip olmadan, dünü sürüklemeden, yarını düşünmeden, yalnızca şimdiyle yaşamak bana hayret verici geliyor...
Rüstem Aslan
Doğan Kitap
Temmuz 2026
200 s.
Odysseia destanı, güçlü, zengin, ihtişamlı bir kralın her şeyini nasıl kaybettiğini, nasıl aç susuz dolaşan bir mülteciye, yaşlı bir dilenciye dönüştüğünü ama aynı zamanda bütün umutların tükendiği anda direnişle, sabırla, akılla, hile ve mücadeleyle her şeyini nasıl geri kazandığını, yıllar sonra sevdiği ailesine nasıl kavuştuğunu anlatan çarpıcı bir hikâyedir.
Anlatılan tüm olaylarda kimliksizleşme, yurtsuzlaşma ve evsizleşme merkezi bir öneme sahiptir. Yabancı ülkeler, yabancı coğrafyalar, yabancı insanlar ve yabancı diller insanın önündeki en büyük maceralardır. Odysseia destanı, Akdeniz’in sert, acımasız, fırtınalı denizlerinde Odysseusʼun tüm bu engelleri nasıl aştığının bir kronolojisidir.
Prof. Dr. Rüstem Aslan, Odysseus: Hoş Geldin Yabancı’da okuru Odysseia’yı ve Antik Çağ’ın tüm kodlarını anlamak için eşsiz bir rehber eşliğinde yola çıkarıyor. Bu kitapla sadece üç bin yıllık bir destanı okumayacaksınız, tehlikeli devlerin ve büyücülerin gölgesinde hayatta kalma mücadelesi veren Odysseus’a bizzat eşlik edeceksiniz. “Hiç Kimse” olmaktan çıkıp kendi kaderinin efendisine dönüşen bir adamın adımlarını takip ederken kaba kuvvete karşı aklın, sabrın ve yurt özleminin rehberliğinde Odysseus’la omuz omuza yürüyecek ve bu amansız serüvende kendi “İthaka”nızı keşfedeceksiniz.
Antan Özer
Aras Yayıncılık
Temmuz 2026
160 s.
Modern İstanbul Ermeni Şiiri'nin özgün seslerinden Antan Özer, gündelik hayatın en sıradan anlarında insanın en derin meselelerini görünür kılan şiirleriyle okurla buluşuyor. Yalnızlık, yalınlığın içindeki derinliği, mizahın içindeki hüznü ve hayatın görünmez ayrıntılarını bir araya getiren seçkin bir şiir derlemesi. Özer, konuşma dilinin doğal akışına yaslanan berrak üslubuyla yalnızlığı, yoksulluğu, adaletsizlik karşısındaki vicdanı, insanın varoluş sancılarını ve bütün bunlara rağmen yaşam sevincini anlatıyor. İnce bir mizah, beklenmedik karşıtlıklar ve güçlü gözlem yeteneğiyle kurduğu dizeler, okuru hem gülümsetiyor hem de uzun süre zihninde yankılanacak sorularla baş başa bırakıyor. 1940'lı yıllarda şekillenen Modern İstanbul Ermeni Şiiri kuşağının önemli temsilcilerinden Antan Özer, Zahrad'ın açtığı şiir yolunu kendi özgün sesiyle zenginleştiren şairlerden biri olarak öne çıkar. Gösterişten uzak, sözü tutumlu kullanan şiirlerinde küçük insanın gündelik hayatına, yoksulluğa, ayrımcılığa, belleğe, ölüme ve yaşama aynı ölçüde dikkat kesilir. Mizahı hiçbir zaman yalnızca güldürmek için değil, hayatın çelişkilerini görünür kılan güçlü bir anlatım biçimi olarak kullanır. Şiiri hayatın felsefi bir yorumu olarak gören Özer, az sözle çok şey söyleyen dizelerinde, sıradan görünen deneyimlerin ardındaki evrensel hakikatleri yakalar. Bu yönüyle şiirleri, dönemini aşarak bugün de canlılığını ve güncelliğini korur. Ohannes Şaşkal'ın titiz çevirisiyle Türkçeye kazandırılan Yalnızlık, Modern İstanbul Ermeni Şiiri'nin mütevazı ustalarından Antan Özer'le tanışmak isteyen okurlar için önemli bir başlangıç niteliğinde.
Önceki Yazı
Gospodinov’un hafızası
“Elbette hafızamızı kendimiz seçer ve şekillendiririz; hatta bir yazar hafızasını istediği yöne çevirmekte tamamen özgürdür. Ancak yazım tarzının bilinç akışı olması insanda dürüstlük beklentisi yaratıyor ve işte tam olarak benim Gospodinov kitaplarında bulamadığım bu oldu.”