Haftanın vitrini – 32
Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız kitaplar: Csutora / Dönmek / Heccav / Kızıl Ekolojik Devrim / Osmanlı Dünyasının Kadın Banileri / Öyküleriyle Türküler / Panayır Yeri / Psikanaliz Yazıları / Saat Yönünün Tersine / Yaşama Sırası Bizde
Csutora
Şahsiyetli Bir Köpeğin Hikâyesi
çev. Tarık Demirkan
Can Yayınları
Ağustos 2025
184 s.
Her şey burjuva bir kocanın, eşine son anda bir Noel hediyesi olarak yavru köpek getirmesiyle başlar. Başlangıçta evdeki herkes köpeğin büyüsüne kapılır, ona bir biblo gibi davranırlar, istediklerinde kucaklarına alırlar, canları sıkıldığında da bırakırlar. Hayvan büyüdükçe, özellikle onun safkan bir Puli değil de melez bir köpek olduğunu öğrendikten sonra ev halkının tavrı gitgide değişir. Her türlü disipline kayıtsız, özgürlüğüne düşkün Csutora’ysa evcilleştirilme çabalarına isyan eder, eğilip bükülmeden kendi bildiğini okur. Ancak kulağa ilk başta biraz komik ve eğlenceli gelen bu durum bir felaketle sonuçlanır.
Macar edebiyatının usta kalemi Sándor Márai’den dokunaklı olduğu kadar komik, anarşist bir köpek romanı.
“Márai, Gabriel García Márquez’le aynı kulvarda yer alan en büyük modern romancılardan biri.” –The Washington Post
Dönmek – Selanik İstanbul Selanik
Mundi Kitap
Temmuz 2025
240 s.
Şimdi Selanik’teyim. Babamların evinin önündeyim ama ev orada değil; mezarlarının üzerindeyim ama mezarlar orada değil; Yeni Cami’deyim ama orası artık cami değil; büyükbabamın tren istasyonundayım ama orası artık tren istasyonu değil; Terakki Mektebi’nin önündeyim ama orası artık Terakki değil!
Şimdi Selanik’teyim, hem Müslümanım hem Yahudiyim, ne Müslümanım ne Yahudiyim.
Kendisine, “Ben ben değilmişim, bir benim haberim olmamış,” dedirten sırrı 40 yaşındayken öğrenen; mezar taşlarında, mektuplarda, kitaplarda, hayatta kalan akrabalarının hikâyelerinde geçmişini aramaya başlayan “dönme” F. Nihan Hassan’ın öyküsü elinizdeki… Büyükbabası İbrahim’in peşinden Selanik Tren İstasyonu’na, babaannesi Fahriye’nin peşinden Bağdat’taki kumaş çarşılarına, büyük teyzesi Nihan’ın peşinden İkinci Dünya Savaşı Avrupa’sına, anneannesi Sabiha’nın peşinden Pendik’teki tuhafiye dükkânına giden Nihan’la birlikte biz de, bugünün Türkiye’sinde artık 60 yaşlarında bir kadının, kendisinden sır gibi saklanan aile hikâyesini baştan yazmasına tanık oluyoruz.
Hayatta kalabilmek için inancını gizleyen Selanikli Yahudi bir ailenin gerçek hikâyesini anlatan Dönmek, dönemin mübadele ve savaşlarla geçen gündelik hayatını, saklı kalmış bir geçmişin içinden çekip çıkarıyor ve damıttıklarını alışık olmadığımız bir perspektiften sunuyor.
Heccav yahut Şair Eşref'in Esrarengiz Macerası
Everest Yayınları
Temmuz 2025
160 s.
Hiciv şiirinin yetkin örneklerini vermiş Şair Eşref, 1902 yılında Tevfik Nevzad ve Hafız İsmail ile birlikte bir “fesat şebekesi” kurdukları gerekçesiyle İzmir’de gözaltına alınır. Oyun, o tarihte gözaltına alınan Eşref’in nezarethanede gözlerini açtığında bugüne uyanmasıyla başlar. Eşref, o gün de bugün de zorbalara, “cadı kazanlarına” karşı mücadele eder. Gerçek bir aydın gibi bedel öder.
Semih Çelenk’in 2009 yılından bu yana sahnelenen, Ankara Sanat Kurumu En İyi Oyun Yazarı, Lions Asaf Çiyiltepe Özel Ödülü ve Karabağlar Belediyesi Mizaha Katkı Ödülü gibi ödüller kazanmış oyunu Heccav Yahut Şair Eşref’in Esrarengiz Macerası, Şair Eşref’in alaycı diliyle eğlenceli bir “diktatörle mücadele kılavuzu” sunuyor.
“Semih Çelenk’in oyunu Heccav, Eşref’in sözel zekâsının ürünleriyle tatlandırılmış, ‘demokrasi’ sürecini bir türlü tamamlayamayan ülkemizin geçmişini, şimdisini ve geleceğini güleçliğe gölge düşürmeden taşlayan, yalın bir dramatik doku oluşturuyor. Güldürüye abanmayan, sözel açıdan hantallaşmayan, yergi dozu oyunun ‘gerçek’ ile ‘fantezi’ arasında gidip gelişine göre dikkatlice ayarlanmış bir metin kotarmış yazar.” –Prof. Dr. Ayşegül Yüksel
Kızıl Ekolojik Devrim
Ceylan Yayınları
Mayıs 2025
244 s.
Alternatifler büyük oranda aşınmış durumda. Hâkim güçler, iklim değişikliğiyle mücadeleye katılmak yerine, onun kurbanlarını dışarıda tutacak duvarlar dikmektedir. Sorunu militarize ederek sadece kaynakların sağaltılmasını sağlayacak olası adımların atılmasını engellemekle kalmıyor, aynı zamanda yıkımın yayılışını da hızlandırıyorlar.
Başka nasıl yollar izlenebilir? Bu kitabın konusu budur. Sorunun kısa cevabı, radikal bir güç değişimine ihtiyaç olduğu şeklindedir. Fakat bunu fark etmek işin bir yanıyken buna ulaşılmasını sağlayacak çoğunluğu mücadeleye çekmek başka bir yanıdır. Bu görevin bir kısmı, kapsayıcı ekolojik hedeflerin her seviyede popüler isteklere bağlanabilmesinden geçmektedir. Bir diğer kısmı ise, kolektif çıkarların somutlaştırılarak harekete geçirmesini sağlayacak bir politik mekanizma –bir politik güç– geliştirilmesinden geçmektedir. Yine bir başka kısmı, tehlikeli çevresel eğilimlerin yavaşlatılması –ve mümkün olduğu yerde tersine çevrilmesi– için gerekli tüm önlemlerin bulunması, tarif edilmesi, savunulması ve uygulanmasından ibarettir.
Osmanlı Dünyasının Kadın Banileri:
Gülnuş Sultan ve Mimari Mirası
çev. Tansel Demirel
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Temmuz 2025
304 s.
“Muzaffer Özgüleş, bir padişahın başkadını ve iki padişahın annesi olarak Osmanlı tarihine geçmiş olan Gülnuş Emetullah Valide Sultan’ın hayatını ve hayır faaliyetlerini aydınlatıyor. Bu kitap, Gülnuş Sultan’ın büyük bir çeşitlilik gösteren banilik faaliyetleri hakkında ilgi çekici bir analiz sunmakla kalmıyor, aynı zamanda kendisinden önceki ve sonraki Osmanlı hanedan kadınlarının yüzyıllar boyu yürüttükleri banilik faaliyetlerini topluca gözden geçiriyor, bıraktıkları mirası değerlendiren geniş bir panorama çiziyor.”
–Prof. Dr. Leslie P. Peirce
Ahmet Refik Altınay’ın deyimiyle, “Kadınlar Saltanatı”nın Hürrem Sultan, Kösem Sultan gibi isimlerinin yanında Gülnuş Emetullah Sultan’ın Osmanlı İmparatorluğu tarihinde hak ettiği yeri bulamadığı söylenebilir.
Oysa Gülnuş Sultan, Girit’in Resmo şehrinden Osmanlı payitahtına ve saraya uzanan yolculuğunda, IV. Mehmed’in başkadını olduktan sonra, iki oğlu, II. Mustafa ve III. Ahmed dönemlerinde, 1695’ten 1715 yılındaki ölümüne kadar valide sultanlık makamında büyük bir nüfuz sahibi olarak oturmuştur.
Osmanlı Dünyasının Kadın Banileri. Gülnuş Sultan ve Mimari Mirası Gülnuş Sultan’ın mimari alandaki hamilik rolünü, kendisinden önce ve sonra gelen hanedan kadınlarının oluşturduğu kadın baniler geleneği içinde değerlendiriyor.
Dr. Muzaffer Özgüleş geniş bir arşiv ve saha çalışmasına dayanan eserinde, Osmanlı’da hayrat sahibi hanedan kadınlarının banilik faaliyetlerinin büyüklük ve kapsamının, yapısal, tarihsel ve ideolojik faktörler gibi çeşitli parametrelerle nasıl şekillendiğini gösterirken, Osmanlı tarihinde bir padişahın yanında sefere çıkan tek haseki olan Gülnuş Sultan’ın etkileyici yaşamına da ışık tutuyor.
Öyküleriyle Türküler
İletişim Yayınları
Temmuz 2025
208 s.
İnsanın sevincine sevinç katan ya da hüznüne yoldaşlık yapan, coşturan, ağlatan, dillerden düşmeyen türküler yalnızca ezgiden, sözlerden ibaret değildir. Her bir türkünün ardında bu coğrafyada yaşanmış, şekillenmiş, hayatlara dokunmuş nice öykü gizlidir.
Folklor araştırmacısı ve deneyimli radyo prodüktörü Yaşar Özürküt, Öyküleriyle Türküler’de kimi nispeten yakın zamanın gerçeklerine dayanan, kimi asırlar öncesinin efsanelerinden kaynaklanan türkülerin özüne iniyor: “Karadır Kaşların” türküsünün ardında yatan gerçek ne? “Ormancı” türküsünün kahramanı olayı nasıl anlatıyor? “Çökertme”de Halil, kaymakamla neden düşman oldu? Çarşamba’yı sel nasıl aldı? Gesi bağlarında dolanan kimdi?
Özürküt, yıllarını verdiği araştırmaların neticesinde birçok farklı kaynaktan, halkın yaşayan hafızasından ve hatta bizzat türkülerin kahramanlarıyla görüşerek damıttığı bilgilerle okuru türkülerin kökenine, o ilk yakıldıkları anlara götürüyor. Üstelik kitapta yer alan karekodlarla bir yandan da ezgileri dinleme deneyimiyle...
Türkülerin ruhuna dair her bakımdan zengin, hem meraklılar hem araştırmacılar için vazgeçilmez bir kaynak...
“... derleme yaparım, türkülerin öykülerini sorup soruştururum... Yıllar yılı ‘Ah,’ dedim, ‘bu işi tastamam bilimsel bir şekilde birisi yapsa/yapsalar, yitmesin o canım türkülerin asılları ve öyküleri, en doğrusundan notalara geçirilse.’ Dileklerin tutması insana yaşam kıvancı verir, dileğim kabul görmüş ki o birisi çıktı, o birisi dediğim Yaşar Özürküt’tür.”
–Fikret Otyam
Panayır Yeri
Livera Yayınevi
çev. Tarık Kayakan
Temmuz 2025
776 s.
“Geriye ne kalır bir işçi öldüğünde? İşi mi? Var ettikleri mi? Ama şunu gördüm: Ne denli yoksul olursa olsun hiç kimse yoktur ki öldüğünde geriye hiçbir şey bırakmamış olsun.
Panayır Yeri Almanya’nın artık var olmayan yüzünün öyküsüdür. Werner Bräunig bu metinde, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Demokratik Alman Cumhuriyeti’nin kuruluş sancılarını, Doğu Almanya’daki Wismut uranyum madeninde çalışan işçilerin gündelik hayatlarına odaklanarak resmeder. Hem savaşın yıkıntıları arasında hem de kalkınma yarışı sırasında yaşamak zorunda kalan bu insanlar, Nazi rejiminin baskısına, İkinci Dünya Savaşı’nın dehşetine ve bir türlü oturmayan Doğu Bloğu sistemine tanıklık ettikleri için üç kez tarihin kurbanı olurlar.
Panayır Yeri’nde bu mağduriyetin yarattığı hoşnutsuzluğun önce protestolara, sonra ayaklanmalara, sonunda ise kanlı bir askeri müdahaleye evrilmesini sıradan insanların perspektifinden tüm gerçekliğiyle yansıtan Bräunig, edebi cüretinin bedelini kariyeriyle öder: Doğu Almanya’da hiçbir zaman yayımlanamayan ve ikinci cildi yazılamayan roman Sosyalist Birlik Partisi tarafından “düşmanca” bulunur ve metne yöneltilen eleştiriler bir parti kampanyasına bürünür. Bu ortamda giderek gözden düşen Bräunig alkol bağımlılığı sonucu kırk iki yaşında hayata veda eder.
Liderlerin ve yönetimlerin üstünlük mücadelesi altında ezilen, birbirlerine düşen ve kendi sistemlerinin ezici güçlerinin hedefi haline gelen kitlelere, kahramanı Fischer’in ağzından şöyle seslenen Bräunig’in ve Panayır Yeri’nin talihsiz akıbetinin nedenini anlamak güç değildir: “Neden yine sahte liderlerin peşinden gidiyorlar? Neden hiçbir şey öğrenmiyorlar?”
Zamanı Yakalamak, Zamana Tutunmak
İlkbahar 2025
Bağlam Yayınları
Temmuz 2025
279 s.
- Apres-coup: Çeviride Anlam Kaybı ya da Fazlası / Zehra Karaburçak Ünsal
- Zaman Bilmezlikten Zamanın Katline / André Green
- Ertelenmiş Eylem ve Zamanın Döngüselliği / Raşit Tükel
- Yeniden / Evrem Tilki
- Öznelleştirmenin Mantıksal Zamanları / Bernard Penot
- Bion'un Düşlemsel Belleği: Evrim ve Psikanalizin Zamanı / Nergis Aküzüm
- Bir Modern Zamanlar Miti Olarak Psikanaliz / Hüner Aydın
- Zamanın Ruhu: Yapay Zekâ'yı Psikanalitik Kuram Bağlamında Anlama Rehberi / Orçun Aykol
- Zaman Zarı / Efsane Ebcim
- Rüyalar ve Hatıralar Âleminden Sokaklara: Üç Orhan Pamuk Romanı / Harika Yücel Engindeniz
- Bursa'da Zaman / Ali Algın Köşkdere
- Uyku Eğitimleri ve Bebek Uykusu / İrem Gamze Arslan Yüksel
- Hatırlama, Yineleme ve Derinlemesine Çalışma / Sigmund Freud
- Bion'un İşlev Kavramının Freud Metninde Olası Karşılığına Dair Notlar / İlker Özyıldırım
- 25. Yılında Psikanaliz Yazıları'na Mektuplar / Göver Kazancıoğlu, Ayça Gürdal Küey, Elda Abrevaya, Raşit Tükel
Saat Yönünün Tersine
Bilgi Yayınevi
Haziran 2025
120 s.
Saat Yönün Tersine bir ilk kitap. İrem Üreten’in öykülerinde resimler, heykeller birer hikâye anlatıcısına dönüşürken yaşam alanları da tüm estetiğiyle anlatıya dahil oluyor. Bir tenis topunun peşi sıra gezen bir kamera, huzur evi yalnızlığı, kadın-erkek ilişkileri, annelik, belleğin yitişi, köklenme meselesi… Yarattığı atmosferde polisiye unsurları başarıyla kotaran Üreten, sahici karakterleriyle de bize daha evvel tanışmışız duygusu yüklüyor.
Saat Yönünün Tersine giderken kırılabilirsiniz fakat inat etmek bir yaşama belirtisidir.
"Derin bir nefesin ardından altıpatları şakağına dayadı. Metalin tenindeki soğukluğu. Ölüme giderken bedenini kuşatan en yoğun hissin bu olması tuhaf. Buraya ait olan bir şeyi, silahın dünyevi varlığını hiç olmadığı kadar kuvvetle duyumsamak, elinde, teninde yarattığı his. Hayattaki varoluşunun en belirgin, en güçlü olduğu saniyeler, ondan kopmaya en yakın olduğu an aynı zamanda. Kuvvetli bir bağlanma ve yok oluş. Patlamada silahın varlığı yavaşça mı kaybolacak, yoksa birdenbire mi? Şakağındaki soğuk dokunuşunun uzaklaşması kaç milisaniye sürecek?"
Yaşama Sırası Bizde
Bir Hayat Felsefesi
çev. Nursal Sezen Koçak
Pan Yayınları
Haziran 2025
136 s.
“Benim için tamamen yeni olan şey, bugün hayatta olan gerçek insanlara açık bir
mektup yazmak. Bu yazıyı yazdığım sırada hepiniz farklı yaşlardasınız. Birkaç
haftalıktan neredeyse on sekiz yaşına kadar, üç kız üç erkek... Ama hepinizin
ortak bir özelliği var ve bu sadece aynı büyükbabaya sahip olmanız değil. Hayır,
hayır, tamamen farklı ve çok daha önemli bir şeyden bahsediyorum: Hepiniz 21.
yüzyılda doğdunuz ve muhtemelen çoğunuz –belki de hepiniz– tüm 21. yüzyılı
yaşayacaksınız, yaşlılık yıllarınızda da 22. yüzyılı görebileceksiniz.”
Kitap Sofie’nin Dünyası’nın yazarı Jostein Gaarder’in torunlarına
yazdığı uzun bir mektup. Bu mektupta Gaarder çocukluğunu, gençliğini, karısıyla
nasıl tanıştığını, kitaplarını nasıl yazdığını anlatıyor ve dünya için, insanlık için
duyduğu endişeleri aktarıyor. Ömrünün cevapları duymasına yetmeyeceği
soruları soruyor:
Hayatta olmamız tuhaf değil mi? Bu dünya nereden geliyor?
İnsanlık birbirinden tamamen farklı aktörlerin öylesine bir araya gelmesi midir?
Grönland buz tabakası ne durumda?
Antarktika kıtasındaki buzlar eridi mi?
Deniz seviyesi ne kadar yükseldi?
Pasifik’teki adalardan kaçı terk edildi?
Hangi kıyı bölgeleri deniz tarafından yutuldu?
Önceki Yazı
Sarmaşığın diyeceği:
Toplanın gitmiyoruz!
“Roman üç ayrı anlatı düzleminde doğadan kopuşun bireysel ve toplumsal sonuçlarını işlerken, doğanın yalnızca bir mekân değil, bir varoluş tarzı olduğunu da hatırlatır. Ekolojik yıkım yalnızca çevresel bir felaket değil, ahlaki, duygusal ve bedensel bir çöküştür aynı zamanda.”