Haftanın vitrini – 3
Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Dikey Devinim / Faydalı İşsizlik Hakkı / Güller Tepesinde / İnsanın Eskimişliği / Kürt Sağı / Modernizm Barikatlarda / Senin Ütopyan / Şüpheli Hal ve Hareketler / Toprağa ve Güneşe Saldırmak / Unutulmaz Süit
Dikey Devinim
çev. Aslı Solakoğlu
Everest Yayınları
Ocak 2026
160 s.
“Elimden geleni yaptım ama aslanın görüntüsünü zihnimde canlandıramadım.”
Çağdaş Çin edebiyatının en dikkat çekici ve yenilikçi isimlerinden Can Xue, Dikey Devinim’le ilk kez Türkçede. Rüya gibi atmosferlerde, gerçekle hayalin birbirine karıştığı, gündelik hayatın içinden olmasına karşın içinde bir nebze tuhaflık barındıran bu öykülerde yazarın doğayla kurduğu bağ da önemli bir yer tutuyor. Her yıl Nobel Edebiyat Ödülü için en güçlü adaylar arasında gösterilen Xue’nin öyküleri, zamanı, mekânı ve “normal”i bükebiliyor. Canlı yahut cansız her tür varlık bir Can Xue öyküsünün kahramanı olabilir.
Onun öykü evreninde herkesin ve her şeyin anlatılacak bir hikâyesi var.
Uyurgezer sahibinin uyurken gelen ziyaretçisinden endişe duyan bir kedi, yerin altında büyüyen güller yetiştiren bir çift, toprağın altında dikey ilerlemeye karar veren bir termit, amcasının havada süzülen evine ziyarete giden bir çocuk… Can Xue, yeraltından gökyüzüne her yerde hayranlık uyandırıcı bir hikâye anlatabiliyor.
“Can Xue, yüzyılın ortasındaki çalkantılardan bu yana Çin edebiyatında ortaya çıkan en özgün ses... Kısacası, aramızda yeni bir usta var ve adı Can Xue.”
–Robert Coover
“Eğer Çin’in bir Nobel ödülü kazanma ihtimali varsa, o ihtimal Can Xue’dir.”
–Susan Sontag
Faydalı İşsizlik Hakkı ve Bu Hakkın Profesyonel Düşmanları
çev. Ali Karatay
Ketebe Yayınları
Ocak 2026
88 s.
Endüstriyel büyümenin gölgesini üzerimize düşürdüğü her yerde, ücretli bir işle ya da tüketimle iştigal etmediğimiz sürece işe yarar insan sayılmayız” diyen Ivan Illich, Faydalı İşsizlik Hakkı’nda; profesyonellerin ve uzmanlar tiranlığının insanın özerkliğini nasıl adım adım elinden aldığını sarsıcı bir üslupla gözler önüne seriyor. Illich; Octavio Paz’ın hafızayı gerçeklikten kurtarma çağrısına benzer bir entelektüel çabaya girişerek Okulsuz Toplum, Şenlikli Toplum ve Sağlığın Gaspı gibi kült eserleriyle ördüğü eleştirel hattı burada daha da derinleştirip, her ihtiyacın bir uzman tarafından “reçete edildiği” ve faydalı olmanın ancak bir maaş çekiyle tescillendiği bir dünyada modernleşmiş yoksulluğun sinsi felcini teşhis ediyor.
Ivan Illich kendi evini inşa etme hürriyetinin bürokratik standartlara feda edilmesinden, doğumun ancak bir doktorun varlığıyla “meşru” kılınmasına; yerel müzik gruplarının sesinin hoparlörlerle bastırılmasından, hızın yürüme hürriyetini bir “yolcu miline” indirgemesine kadar pek çok örnekle “radikal tekellerin” yaşam enerjimizi nasıl sömürdüğünü ifşa ediyor. “Kötürümleştiren Meslekler Çağı”nın maskesini düşüren yazar, bizi piyasanın damgaladığı pasif “müşteriler” olmaktan vazgeçip, üretken yurttaşlığın en seçkin örneği olan “faydalı işsizliğin” getirdiği o özerk ve şenlikli hürriyeti yeniden kazanmaya davet ediyor.
Güller Tepesinde
çev. Rabia Bolat
Ocak 2026
88 s.
“Grabiński üst düzey bir öykü ustasıydı; Avrupalı çağdaşlarıyla boy ölçüşen, hatta yer yer onlarla aynı edebi zirveyi paylaşan bir kalemdi.” –Stanislaw Lem
Stefan Grabiński, psikoloji ile metafiziği korku anlatısının merkezine yerleştiren, karanlık fantazi türünün en erken örneklerini kaleme almış yazarlardan biri. Öykülerinde insan zihni, içinde bulunduğu mekânla birlikte çözülür; duyular keskinleşir, algı güvenilmez hâle gelir.
Güller Tepesinde, kapalı bahçeler, terk edilmiş evler ve tekinsiz iç mekânlar etrafında şekillenen öyküleri bir araya getiriyor. Güzelliğin yavaş yavaş bozulduğu, alışıldık olanın yabancılaştığı bu anlatılarda, mekânlar karakterlerin ruh hâllerini belirleyen etkin unsurlara dönüşüyor. Kokular, bakışlar ve sessizlik gibi ayrıntılar, olaylardan çok zihinsel gerilimleri ve içsel kırılmaları görünür kılıyor.
Güller Tepesinde, insan algılarının sessizce aşındığı, karanlık bir öykü seçkisi.
Çiçeklerin döküldüğü ağızdan şimdi kurtlar dökülüyor.
İnsanın Eskimişliği
çev. Herdem Belen, Hüseyin Ertürk
Alfa Yayınları
Ocak 2026
672 s.
İki cilt bir arada:
1.Cilt - İkinci Endüstri Devrimi Çağında İnsan Ruhu Üzerine
2.Cİlt- Üçüncü Endüstri Devrimi Çağında Yaşamın Tahribatı Üzerine
Heidegger, Husserl ve Cassirer’in öğrencisi, Hannah Arendt’in eşi, Walter Benjamin’in kuzeni olan Günther Anders, modern dünyaya dair keskin eleştirileriyle bugün yeniden keşfedilen bir filozof. Hans Jonas, Bertolt Brecht, Ernst Bloch ve Herbert Marcuse gibi isimlerle de yolları kesişen Anders, İnsanın Eskimişliği’nde, teknolojinin insanı nasıl “eskittiğini,” nükleer tehdit, tüketim kültürü ve insanın doğayla ilişkisindeki yabancılaşma gibi temalar üzerinden irdeliyor. Bu başyapıt, insanın kendi yarattığı teknolojik dünyada nasıl anlamını yitirdiğini, yok oluş tehdidiyle nasıl yüz yüze geldiğini çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Nükleer silahlardan iklim krizine, çevre sorunlarından yaşamlarımızın metalaşmasına kadar pek çok acil mesele, Anders’in öngörü dolu eleştirileriyle yeniden düşünmeye davet ediyor bizi.
“Dünyayı değiştirmek yetmez. Bunu zaten yapıyoruz. Hatta dünya büyük ölçüde bizim müdahalemiz olmadan değişiyor. Bu dönüşümü yorumlamamız da gerekiyor. Dahası, bu dönüşümün seyrini değiştirmek gibi bir amacımız olmalı ki dünya bizim dahlimiz olmadan dönüşmeye devam etmesin. Daha da önemlisi bizden arınmış bir dünyaya dönüşmesin.”
–Günther Anders
Gölgede Büyüyen Kimlik: Kürt Sağı
Fol Kitap
Ocak 2026
264 s.
Bu kitap, Türkiye’de Kürt siyasetinin az konuşulan bir yüzüne odaklanıyor: Kürt Sağı. Kürt kimliği ile İslami aidiyetin nasıl iç içe geçtiğini, nerelerde ayrıştığını ve bu ilişkinin zaman içinde nasıl yeniden kurulduğunu tarihsel ve toplumsal bir perspektifle tartışıyor.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte tarikatlar, medreseler ve dinî figürler yalnızca inanç alanını değil, siyasal ve toplumsal ilişkileri de şekillendirdi. Said-i Nursi ve Şeyh Said gibi isimler etrafında oluşan anlatılar, Kürt Sağı’nın kolektif hafızasında kurucu mitlere dönüşürken; ritüeller, semboller ve gündelik pratikler bu siyasal hattın sürekliliğini sağladı.
Bu çalışma, Kürt Sağı’nı yalnızca bir siyasal tercih olarak değil, aynı zamanda bir kimlik, aidiyet ve anlam dünyası olarak ele alıyor. Kürt meselesine tektip yaklaşımların ötesinden bakan kitap, Kürtler arasındaki ideolojik çeşitliliği görünür kılıyor ve siyaset, din ve kimlik arasındaki karmaşık ilişkilere yeni bir pencere açıyor.
Modernizm Barikatlarda: Estetik, Politika, Ütopya
çev. Ayşe Boren
İletişim Yayınları
Aralık 2025
280 s.
Sanatın Avrupa'da Kilise'nin ve aristokrasinin vesayetinden kurtulmasıyla kazandığı kamusallık, siyasetle arasında gerilimli bir ilişkinin ortaya çıkmasına yol açar. İlahiyatı ve kraliyeti ifade etme yükümlülüğünden kurtulan sanatçı, daha önce hayal edemeyeceği bir özgürlük kazanır. Eserlerinin halka açılmasıyla toplumsal çatışmaların, dolayısıyla siyasetin öznesi haline gelir. Fransız Devrimi ve 1848 devrimleri, “devrimci sanatçı” figürünü yaratır. Sanatın toplumsal dönüşüme ilham vermesiyle estetiğin kendi bünyesindeki “politika” keşfedilir. 1917 Rus Devrimi ve 1930’larda faşizmin yükselişi, sanatın siyasetle bağını estetiğin en temel tartışmalarından biri haline getirir.
Modernizm Barikatlarda, modernliğe tepki olarak 19. yüzyıl sonlarında gelişen estetik modernizmin, avangard sanatın “kültürel politika”sını inceliyor. Modernist avangardların ütopyalarını açıyor. Sanatçıların yaşadığı siyasal çelişkilerin kaynaklarını irdeliyor. “Barikatların karşıt taraflarında” yer aldıklarında bile modernistleri aynı saflarda buluşturan ortak düşmanlara ve ortak ideallere işaret ediyor.
Senin Ütopyan
çev. Sevda Kul
Can Yayınları
Ocak 2026
232 s.
Lanetli Tavşan’la uluslararası çapta büyük yankı uyandıran Bora Chung, Senin Ütopyan’da yine insan doğasının en kırılgan, en rahatsız edici yönlerini cesurca ortaya koyduğu öykülerinde hem distopik bir evrenin hem de vicdani bir muhasebenin kapısını aralıyor: duyguları öğrenmeye çalışan bir yapay zekâ, yıkımın ortasında anlam arayan bir toplum, kapitalizme direnerek her şeye rağmen hayatta kalmanın bir yolunu bulan doğa…
Soğukkanlı anlatısı, büyüleyici atmosferi, kara mizahı ve in- ce hüznüyle Senin Ütopyan, yalnızca insan olmanın anlamını yeniden şekillendiren bir öykü kitabı değil; çağımızın en büyük sorusuna yöneltilmiş güçlü bir bakış: Gerçek mutluluk, kurulan bir ütopyada mı saklıdır, yoksa ondan vazgeçme cesaretinde mi?
Şüpheli Hal ve Hareketler
çev. Burcu Uluçay
Siren Yayınları
Ocak 2026
168 s.
Kurgu nerede başlar, gerçeklik nerede biter? Bu soruya kafa yoran, sırlarla dolu bir Muriel Spark romanı: Şüpheli Hal ve Hareketler. 1940'ların sonunda, İngiltere’de ekmeğin aslanın ağzında olduğu zor koşullarda ilk romanı üzerinde çalışan Fleur Talbot, sekreterlik becerilerini sergileyeceği yeni bir iş bulduğunu zanneder fakat ondan beklenenler, hiç de göründüğü gibi değildir...
Esas görevi, Otobiyografi Birliği adı verilen tuhaf topluluğa üye birçok renkli insanın hayatının kaleme alındığı ham metinleri düzeltip okunaklı ve nitelikli hale getirmek, başka bir deyişle, otobiyografi editörlüğü yapmaktır. Zamanla kendi yazdığı roman ile üzerinde çalıştığı dosya, gizemli işvereninin hamleleriyle kesişecek, kurgu ile gerçek yaşam öyküleri enfes bir biçimde birbirine karışacaktır.
Kendine has üslubu, labirenti andıran olay örgüleri ve yazınsal dehasının göz kamaştırıcılığıyla tanınan Spark, en çok beğenilen eserlerinden biri olan Şüpheli Hal ve Hareketler'de, gerçek hayatın kilidini kurguyla açma ihtimallerini sorguluyor.
Toprağa ve Güneşe Saldırmak
çev. Süleyman Doğru
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Ocak 2026
112 s.
Seraphine, ailesiyle birlikte zorlu bir yolculuğun ardından Fransa hükümetinin vaat ettiği Cezayir topraklarına varır. Kuracakları tarım kolonisiyle daha iyi bir yaşam hayalinin peşinden sürüklenen tüm yerleşimciler gibi o da bu çetin Afrika toprağında yoksulluk, hastalık ve ölümden başka bir şey bulamayacaktır.
Bir yandan koloniciler kendi topluluklarını oluştururken diğer yanda yaşananlar, aldığı korkunç emirleri sorgusuz sualsiz yerine getiren işgalci bir Fransız askerinin gözünden en acımasız haliyle dile getirilir. Cezayir’e sözde “medeniyet” götürmekle görevlendirilmiş askerlerin köyleri yağmalayıp yaktığı, yerli halka zulmettiği bu sömürgeci savaşta insanlığın yavaş yavaş yitirilişine tanık oluruz.
Mathieu Belezi, bugün hâlâ yüzleşilmeyen, tarihin sessiz kalan o ânına, karanlık tarafa çekiyor okuru. Sömürgeleştirmenin ardındaki o büyük yıkımı, hem toprağa hem de insanlığa saldıran bir medeniyetin eleştirisini rahatsız edici gerçeklerle aktararak sanata dönüştürüyor.
“Kimse bana Cezayir’in sömürgeleştirilmesini bu şekilde anlatmamıştı.” –Frédéric Beigbeder
“Muhteşem bir dille yazılmış müthiş bir kitap.” –Tahar Ben Jelloun
Unutulmaz Süit
çev. Şirin Etik
YKY
Ocak 2026
168 s.
Hayır, hayat yeniden yaşanamaz… Aksine, bir kez yaşandı mı sonsuza dek yitirilir…
Akira Mizubayashi’den savaşın darmadağın edip müziğin birleştirdiği ruhlar üzerine olağanüstü bir hikâye.
Genç ve başarılı lutiye Pamina, İkinci Dünya Savaşı sırasında Japonya’da aynı mesleği icra eden büyükannesi Hortense Schmidt’in izinden gitmektedir. Paris’te ünlü bir ustanın atölyesinde çalışmaya başlayan Pamina’nın ellerine bir gün Matteo Goffriller işi bir çello emanet edilir. Enstrümanı onarırken içinde 1945 Nisanı’nda yazılmış bir mektup bulan bu müzik tutkunu kadının yolu, büyük bir aşkın öznesi ve tanığı olan insanların hayatlarıyla kesişecektir.
Unutulmaz Süit’te Mizubayashi’nin kahramanları, sınırları ve dönemleri aşan bir klasik müzik eserini andırırcasına sözcükleri notalara dönüştürüyor…