Haftanın vitrini – 16
Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Adlar Ağacı / Balkan Reconquista’sı / Beş Duyu ve Ötesi / Borges’le Yarım Asır / Ey Aşk, Ey Aşk! Mavi Yüzün Görünmüyor / İhlâl Sanatı / Kafamızı Karıştıran Resimler / Kuş Evi / Neyi Bilebiliriz? / Spinoza’yı Antroposen’de Okumak
Adlar Ağacı
Dipnot Yayınları
Nisan 2026
136 s.
Babaannemin sandığı mucizelerle doluydu. Ocağın ahşap ve tel karışımı tezgâhını saymazsak evin yegâne mobilyasıydı. Kim bilir hangi zamanlardan kalmaydı? Tek bildiğimiz, nefî zamanında öldürülen Ermeni bir hattatın hünerli ellerinden çıktığıydı. Erguvan rengi, onun ezgin bir geçmişinin olduğunu gösteriyordu; katliamı, talanı, kırımı, sürgünü, kanı görmüş olmalıydı. Üzerindeki çentiklerin her biri belki de bir acıyı temsil ediyordu. Bazı yerleri sonradan onarılmış olsa da onca yaşadıklarına rağmen hala dimdik ayaktaydı. Onu yaratan usta, starasını da üzerine nakşetmiş olmalıydı ki duruşu yeisliydi. Dili olmadığı için acılarını rengine vermişti.
Salih Erol’un öyküleri uzaktaki bir geçmişe bakıyor. Arada gözü bize ilişse de hep o geçmişi kovalıyor. Peşinden gidiyoruz. Ay, Helqîs Dağı’nın çatallı zirvesinde kendini belli edince karanlık gelip kapıya dayanıyor, tüm uzakları siliyor. Belirli belirsiz bir şey yüreğimizde usulca kıpırdanıp duruyor. Belki de uzak bir ormanın izbe köşesinde bir yaprak sallanmış, bir kuş havalanmış ya da bir tomurcuk patlamıştır. Kim bilir, belki de bir kurşun, karanlığı delip geçmiş, direnişin yankısını gökyüzüne taşımıştır.
Avrupa Resim Sanatında
Kafamızı Karıştıran Resimler
İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları
Nisan 2026
242 s., büyük boy, renkli
Avrupa resim sanatı, çok çeşitli konular ve tekniklerle geniş bir külliyattır. Bu büyük yığın içinden, ilgi alanlarına ve çalışma konularına göre çeşitli alt kategoriler oluşturmak mümkündür; bir deste oyun kâğıdını evirip çevirip kararak çeşitli şekillerde yeniden dizmek gibi… Üç-dört yüzyıl boyunca Avrupa’da, özellikle de dinî metinleri görsel alana aktaran sanatçıların hemen hepsi, yazılı kaynakları ve yaygın söylenceleri dikkate almış, özgünlüklerini ufak tefek ayrıntılarda, resmetme tekniklerinde ve üslup farklılıklarında öne çıkarmayı tercih etmişlerdir. Buna karşılık, bazı konuların görselleştirilmesi, kaynaklara sadakatle bağlı kalınmış olsa da, ilk kez bakan gözlere, hele de anlatılara aşina olmayanlara karmaşık gelebilir. Kafamızı Karıştıran Resimler, birbirine benzer konuların görsel alanda nasıl ayrıntılandırıldığını anlamak için bir ipucu arayışıdır. Metinlerde adı geçen, İmran, Zekeriya, Hanna, Meryem, İsa, Vaftizci Yahya, Holofernes, Goliat gibi, Hıristiyan anlatısının önemli şahsiyetlerinin nasıl doğdukları, nerelerde ve kimlerle yemek yedikleri, kimlerle buluşup görüştükleri ya da nasıl öldürüldükleri, yazılı metinlere bağlı kalınarak görsel alana nasıl aktarılmıştır? Bu aktarım sırasında ayrıntılar nasıl dikkate alınmıştır? Metinler bilinmediğinde izleyenlerin kafaları nasıl karışır? Bu karışıklıklar nasıl giderilir? Kafamızı Karıştran Resimler eğlenceli ve yararlı bir “el kitabı” olma isteğiyle yazıldı. Zerrin İren Boynudelik’in “Avrupa Resim Sanatında” üst başlığı altında hazırladığı bu dizi, Ovidius’un “Dönüşümler” Hikâyeleri, Kendi Dönemlerinde Ünlü Olanlar ve Muammalı Resimler ile devam edecek.
Balkan Reconquista'sı:
Türkiye'nin Unutulmuş Muhacir Krizi
çev. Gökçen Yılmazlı
Ketebe Yayınları
Nisan 2026
424 s.
Tarihin kenarına itilmiş, uzun süre sessizliğe mahkûm edilmiş bir büyük kırılmanın hikâyesi… Balkanlar’dan Anadolu’ya uzanan zorunlu göçün, yıkımın ve hafızaya kazın(a)mayan acıların izini süren çarpıcı bir anlatı…
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Rus ordusu, Kazak birlikleri ve yerel Bulgar unsurların dahil olduğu şiddet sarmalı, bugün etnik temizlik olarak adlandırılan bir felaket zincirine dönüştü. Balkanlar’da Hristiyanlar ile Müslümanlar arasındaki gerilim, kısa sürede büyük bir yıkıma evrildi; yüz binlerce Müslüman öldürüldü, saldırıya uğradı, köyleri yakılıp yıkılırken Bulgaristan’dan Türkiye’ye doğru hayatta kalma mücadelesine dönüşen bir göçe zorlandı.
William H. Holt, bu etkileyici çalışmasında yalnızca bir tarih anlatmıyor; aynı zamanda unutulmuş bir dünyanın hafızasını yeniden kuruyor. Modern Türk ve Balkan tarih yazımının çoğu kez gölgede bıraktığı bu büyük trajediyi görünür kılarken, “Neden hatırlanmıyor?” sorusunu da merkeze alıyor. Modern Türk devletinin kuruluş süreci, siyasi dönüşümler ve kolektif hafızanın seçici yapısı üzerinden bu sessizliğin izini sürüyor. Tanıklıklar, arşiv belgeleri ve bireysel hikâyelerle örülü kitap, Bulgaristan’dan başlayan kaçışın İstanbul’a, oradan da Anadolu’da yeniden kurulan hayata uzanan zorlu yolculuğunu bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor.
Bu kitap, yalnızca bir tarih çalışması olmanın ötesinde, hafızanın nasıl şekillendiğini, acının nasıl görünmez kılındığını ve bir halkın nasıl sessizce unutulabildiğini tüm açıklığıyla ortaya koyan sarsıcı bir yüzleşme. Okuru, unutulmuş bir tarihin tam ortasında, görmezden gelinmiş bir hakikatle baş başa bırakıyor.
Beş Duyu ve Ötesi:
Dünyayı Nasıl Algılıyoruz?
çev. Deniz Keskin
Metis Yayınları
Nisan 2026
304 s.
Gerçeklik nedir – veya daha geniş bir çerçeveden bakacak olursak, yaşıyor olmak ne anlama gelir? Bu soruyu nasıl yanıtlamaya çalışırsak çalışalım, en belagatli teşebbüslerimiz bile tuhaf, muhteşem ve mucizevi var olma deneyimini tam olarak tarif etmekte yetersiz kalır. Bütün bu mucizenin tam orta yerinde de duyularımız yer alır. İç benliklerimiz ile dış dünya arasındaki arayüzü duyularımız oluşturur. Büyük sanat eserlerindeki ve doğanın ihtişamındaki güzelliği algılamamızı ve buz gibi bir içecekten aldığımız yudumun, kahkaha seslerinin, sevgilimizin dokunuşunun tadına varmamızı onlar mümkün kılar. Kısacası duyular hayatı yaşanmaya değer kılar.
Peki varlığımızın bu kadar temel bir parçası olan duyularımızın önemini yeterince takdir ediyor muyuz? Biyolog Ashley Ward, dünyaya dair algımızı ilmek ilmek dokuyan duyularımızı keşfetmeye davet ediyor bizi. Nasıl duyumsadığımızın yanı sıra neden duyumsadığımıza ve her birimizin duyusal deneyimlerde birbirimizden –ve diğer bazı hayvanlardan– nasıl farklılaştığımıza dair ilginç soruların peşine düşüyor. Duyularımızın nasıl daima esnek bir işbirliği içinde olduğunu ve beynimizin bir duyusal girdi çorbasını nasıl algıya dönüştürdüğünü açıklıyor. Dahası, hepimizin aşina olduğu beş duyunun ötesinde, bizim için hayati önem taşımakla birlikte daha geri planda kalan –denge, içduyum ve özduyum gibi– duyulara bakış atıyor.
Duyularımızın işleyişini biyolojiden psikolojiye ve kültürel boyutlara uzanan geniş bir perspektiften ele alan Beş Duyu ve Ötesi’ni, öznel gerçekliğimizin nasıl kurulduğunu merak eden herkesin keyifle okuyacağına inanıyoruz.
Borges'le Yarım Asır
çev. Süleyman Doğru
Can Yayınları
Nisan 2026
96 s.
Borges'le Yarım Asır Nobel Ödüllü Perulu yazar Mario Vargas Llosa’nın, Jorge Luis Borges’le yarım yüzyılı aşan edebiyat, okurluk ve dostluk maceralarının izlerini taşıyor. Denemeler, söyleşiler ve anılar eşliğinde Borges’in edebiyatı, düşünce tarzı, alışkanlıkları ve dünyaya bakış açısı eşsiz bir samimiyetle aktarılıyor. Kaplanlardan labirentlere, siyasi tartışmalardan edebiyatın keskin sınırlarına dek uzanan sayfalar, hem Arjantinli yazar Borges’in hem de okuyucuların zihinlerinde açılan yolları ve labirentleri ortaya koyuyor.
Ey Aşk, Ey Aşk! Mavi Yüzün Görünmüyor
Hazırlayan ve çeviren: Cavit Mukaddes
Kırmızı Kedi Yayınevi
Nisan 2026
104 s.
Modern İran şiirinin en büyük ustalarından biri olan Ahmed Şamlu, yalnızca bir şair değil; aynı zamanda bir çağın vicdanıdır. Farsçanın kadim şiir geleneğini çağdaş bir dille yeniden kuran Şamlu, şiiri hem estetik hem de politik bir direniş alanına dönüştüren ender seslerden biridir. Onun dizeleri özgürlüğün, insan onurunun ve
hakikatin başka bir dilde yeniden söylenmesidir. Şamlu, şiirin biçimini kıran, kalıpları yıkan ve serbest şiire yeni bir soluk kazandıran öncü isimlerden biri olarak
modern İran edebiyatının kurucu figürleri arasında yer alır.
Bu seçkide yer alan şiirler, insanlığın ortak yarasından doğar. Şamlu’nun dünyasında aşk ile isyan, umut ile acı, bireysel duyarlık ile toplumsal sorumluluk birbirine karışır. Şairin dizeleri bazen karanlık bir çağın tanıklığı, bazen de geleceğe bırakılmış bir umut meselesidir.
Sürgünler, baskılar ve hapishanelerle çevrili bir hayat yaşayan Ahmed Şamlu, bütün bu karanlığın içinden insan onurunu savunan bir şiir dili kurar. Şiirleri bugün dünyanın birçok diline çevriliyorsa, bunun nedeni estetik gücünün yanı sıra insanı merkeze alan o evrensel vicdandır.
Ey Aşk, Ey Aşk! Mavi Yüzün Görünmüyor, Şamlu’nun şiir evrenine açılan güçlü bir kapı. Bu kitapta okur, büyük bir şairle birlikte şiiri hayatın en derin hakikatine dönüştüren
bir düşünürle karşılaşacak. Cavit Mukaddes’in Farsça’dan özenli çevirisiyle…
“Ne adaletli
ne de
güzeldi
dünya
biz sahneye çıkmadan ‘'evvel”
İhlâl Sanatı:
F-Tipi Hapishanelerde Gündelik Hayat
İletişim Yayınları
Nisan 2026
223 s.
Tecrit mimarîsinin sert bakışları, metal eşyaların ritmik sesi, yüksek teknolojiye dayalı gözetim ve bedensel denetim, içerideki yaşamın tümüyle sistemin kontrolüne teslim edildiği izlenimini üretir. Ne var ki bu mekanik düzen, kendi mutlaklığını kurarken, tam da denetimin yoğunlaştığı yerlerde küçük ama hayatî boşluklar yaratır. Mahpuslar, bu aralıklarda birbirleriyle kurdukları temaslar, sessiz anlaşmalar ve kırılgan dayanışma biçimleriyle hücreyi geçici de olsa yaratıcı bir şekilde dönüştürürler.
İhlâl Sanatı, mutlak kontrol altında tutulmak üzere kapatılan mahpusların, kontrol edilemeyen, “kapatılamayan” yaşam pratiklerini anlatıyor. Bu sanatın bazen leğenden basketbol potası yapmak, bazen buğulanmış cama iki kelime yazı yazmak gibi çok çeşitli yöntemlerle icra edildiğini gösteren Sibel Bekiroğlu, okuma sanatı, spor ve sağlıklı yaşam sanatı, iletişim sanatı, beslenme sanatları, elişi sanatları başlıklarıyla tasnif ediyor ihlâl sanatını.
Kitapta, Türkiye’de yüksek güvenlikli hapishaneler rejiminin tarihsel gelişme seyrine de tanıklık ediyoruz. Giderek daha katı bir tecride yönelen bu seyir karşısında, direnişin “duvarları çatlatan” enerjisi seriliyor önümüze. İhlâl Sanatı, sessiz, bazen göze bile görünmeyen gündelik direniş pratiklerine odaklanıyor.
Kuş Evi
çev. Gül Özlen
Sel Yayıncılık
Mart 2026
216 s.
Müziğin, bilimin ve doğanın iç içe geçtiği, özgürlüğe kanat çırpan bu lirik anlatı, kuşların dünyasından insanların kalbine uzanan sessiz bir devrim...
Pencere pervazında bir kuş.
Sonra bir başkası. Bir başkası daha...
İçeriye atılan ürkek bir adım giderek cesaretlenir, çoğalır. Bir süre sonra evin içi kanat sesleriyle dolmaya başlar.
Diğerlerinin aksine, kendilerine bu evin kapılarının, pencerelerinin ardına kadar açıldığını anlayan kuşlar giderek özgürce hareket ederler. Burası yalnızca bir yaşam alanı değil, karşılaşma ve birbirini tanıma olanağıdır artık. Onlar özgürleştikçe mülkiyetin ve insan merkezli bakışın yerini sezgi ve empatiye bırakan zihinlerimiz de özgürleşir. Fakat insan dünyasının sınırları doğayla kurulan böyle bir yakınlığı anlamakta zorlanır.
Kitapları yirmiden fazla dile çevrilen ödüllü yazar Eva Meijer, Kuş Evi'nde efsanevi doğa gözlemcisi Gwendolen "Len" Howard'ın yaşamöyküsünden yola çıkarak, doğayla kurulan o sarsılmaz ve derin dostluktan sarsıcı bir roman yaratıyor.
Bazen hayatın yönü, açık bırakılmış bir pencereyle değişir.
"Eva Meijer, gönüllü yalıtılmışlıkta bir tür lütuf ve mutlak özgürlük bulan bu kadının kaderini büyük bir incelikle yeniden çiziyor. Bu, dünyadan el etek çekme değil, dünyada olmanın başka bir yolu." –Le Monde
"Lirik ve derinlikli bir roman... Bilimin, hayvanların bireyselliğini görmemize engel olan o körleştirici bakışına karşı yükselen bir itiraz." –The Guardian
"Seçilmiş yalnızlık ve yerleşik kalıplar karşısında yükselen dişil reddedişin gücü üzerine sarsıcı bir sorgulama." –L'Express
Neyi Bilebiliriz?
çev. İlknur Özdemir
YKY
Mart 2026
296 s.
2014: Büyük İngiliz şair Francis Blundy, eşi Vivien’ın doğum günü için kaleme aldığı şiiri evinde bir davetli topluluğunun önünde okur. Blundy şiirin tek nüshasını Vivien’a verecek, hiçbir yerde yayımlanmayan şiir yıllar geçtikçe bir efsaneye dönüşecek, türlü türlü hayal, tahmin ve dedikodunun kaynağı haline gelecektir.
2119: İklim felaketi ve nükleer çatışmaların değiştirdiği dünyada, “1990-2030 dönemi edebiyatı” alanında çalışan Tom Metcalfe, geçmişe ilgi duymayan öfkeli öğrencilere mahkûm, hayalperest bir akademisyendir. Francis Blundy ve çevresinin yaşadığı döneme, o dünyanın artık tarihe karışmış zenginliğine tutkuyla bağlı olan Tom, Blundy’nin kayıp şiirinin peşine düşer. Yolculuğu onu sular altında kalmış bölgelere sürükleyecek, kimsenin okumadığı arşivlerdeki araştırmaları ise Vivien’ın gizli kalmış trajedisine götürecektir.
Neyi Bilebiliriz? günümüze geçmişte kalmış bir dönemmiş gibi bakan bir bilimkurgu, merkezinde kayıp bir şiirin olduğu bir dedektiflik öyküsü, iklim felaketinin yok ettiği doğaya bir ağıt, en yakınımızdaki insanları ne kadar tanıyabileceğimizi sorgulayan bir aşk romanı.
“McEwan, hiç görmeyeceği bir geleceğe adanmış anıtını yaratmakta olduğunun bilincindeki bir sanatkârın berrak zihniyle yazıyor.” –The New Republic
“İngiliz dilinin yaşayan en iyi romancılarının birinden felsefeyle yüklü bir yetenek gösterisi.” –Kirkus
Spinoza'yı Antroposen'de Okumak
çev. Ulus Sevdi
Ayrıntı Yayınları
Nisan 2026
208 s.
Akıl özü gereği doğa üzerinde egemenlik kuran bir yeti midir? İnsanın Doğa içindeki yerini yanlış kavrayışımızın sonuçlarından biri de aşkın bir Akıl yanılgısına böylesine sık kapılıyor olmamız olabilir mi?
Genevieve Lloyd, bu etkileyici çalışmasında Spinoza’nın Etika’sını iklim değişikliği çağının kaygıları ışığında yeniden okumaya davet ediyor. Felsefi düşünceyi günümüzün en yakıcı meselelerinden biriyle buluşturan Lloyd, yalnızca bir yorum sunmuyor, gezegen hakkındaki düşünme biçimimizi de ciddi bir eleştiriden geçiriyor.
Lloyd, Spinoza’nın Descartes’a yönelttiği eleştiriyi çağımıza taşıyor ve Kartezyen düşünce tarzının kolektif imgelemimizi hâlâ nasıl şekillendirdiğini gözler önüne seriyor. Böylece, insanın Doğa üzerindeki sözde üstünlüğü ile Aklın sözde egemenliği arasındaki görünmez bağı açığa çıkarıyor.
Spinoza’nın akıl, hayal gücü, duygu ve duygulanım arasındaki karmaşık ilişkileri ele alışını yeni bir perspektiften değerlendiren bu eser, onun katı bir rasyonalist olarak etiketlenmesine meydan okuyor ve çizdiği Spinoza portresiyle çağdaş gerçekliği hem anlama hem de dönüştürme kudretimizi besleyen bir temas alanı yaratıyor.
Spinoza’yı Antroposen’de Okumak, Spinoza’yı yalnızca yeniden okumakla yetinmeyip, onu, gezegenin geleceğine dair düşünmenin vazgeçilmez bir parçası kılmak isteyenler için bir davet.