• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Haftanın vitrini – 13

Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Çirkinlik / Etrüsk Gülümsemesi / Geride Kalanlar / Manzaranın Zamanı / Masa Mikrofonu / Mutluluk İmparatoru / Ölüler / Parlak Kariyerim / Poetik Çıkmaz / Statis Siyaseti

K24

@e-posta

VİTRİNDEKİLER

25 Mart 2026

PAYLAŞ

Moshtari Hilal
Çirkinlik
çev. Levent Tayla
Livera Yayınevi
Mart 2026
196 s.

Bedeni bir çatışma alanına çeviren estetik rejimlerin beden üzerinde yarattığı tahribatın izi sürülebilir mi?

Moshtari Hilal Çirkinlik’te yeni iletişim teknolojilerini kullanan kapitalist ve ataerkil sistemin bedenlerimiz üzerindeki oyununu gözler önüne serer. Bedene müdahale eden kuvvetlerin analizini soyut tartışmalarda kaybolmadan, özellikle sosyal medyanın yaydığı imajların izini sürerek yapar. Böylece tam da güzellik tutkusunun ve çirkinlik korkusunun gündelik yaşamda nasıl deneyimlendiğine odaklanır. Güzellik endüstrisinin, estetik cerrahinin ve sosyal medyanın bedenlerin yüzeyinde bıraktığı izlere odaklanan Hilal, bu izlerin haz ve acı olarak deneyimlendiğini, başka bir deyişle çirkinlikten kaçınmanın benliklerimiz üzerinde baskı yarattığını yüksek sesle haykırır.

Çirkinlik, estetik normların gündelik yaşamda bir eşitsizlik olarak deneyimlenen ayrım çizgilerini nasıl derinleştirdiğini detaylı olarak ve kendine has akıcı üslubuyla ortaya koyan sarsıcı bir eser.

José Luis Sampedro
Etrüsk Gülümsemesi
çev. Banu Karakaş
Paris Yayınları
Mart 2026
336 s.

“Bu kitabı ben yazmadım; Etrüsk Gülümsemesi, onu iki yaşındayken kulağıma fısıldayan torunuma aittir.”

— José Luis Sampedro

Sert mizacı, yakınlarını çileden çıkaran titiz gözlemciliği ve olur olmaz yerde kahramanlık günlerini yad etmesiyle tanınan ihtiyar Salvatore, inzivaya çekildiği Calabria’daki evini geride bırakıp tedavi görmek üzere Milano’ya, uzun süredir arasının açık olduğu oğlunun evine yerleşir. Konulan kanser teşhisinin zorlayıcı tesiri bir yana, onun için asıl yıkım; alışkın olmadığı bu kuzey kentinin kasvetli ritmine ayak uydurmak, sığıntılık hissiyle yüzleşmek, tüylerini diken diken eden geliniyle bir orta yol bulma çabasına girişmek, eski dava arkadaşlarının geçmişle gelecek arasında durmadan yer değiştiren gölgesinde şimdiyi tecrübe etmektir.

Ancak yeni doğmuş torunuyla kurduğu beklenmedik bağ sayesinde hayatı bambaşka bir yöne evrilir. Partizan yoldaşlarının ona seslendiği adla, Bruno ismini taşıyan torununun masumiyeti, günleri sayılı bu huysuz ihtiyara ölmeyi öğreten bir keşif unsuruna dönüşür. Milano müzesinde gördüğü Etrüsk lahdi üzerindeki o esrarengiz gülümseme (ölümle alay eder gibi duran, faniliği sükûnetle karşılayan o kadim ifade) bu yolculukta onun yegâne pusulasıdır.

“İspanya’nın en berrak ve en isyankâr yazarı.” —El Periódico de Catalunya

“Gürültü patırtıdan uzak; sade, yoğun ve parlak bir hazine — eski çelikler gibi.”

—El País

Nurcan Baysal
Geride Kalanlar:
Türkiye'nin Gömülü Sorunu ve Mayın Mağdurlarının Hikâyeleri
Doğan Kitap
Mart 2026
152 s.

Keşke bu dünya mayınsız bir yer olsaydı... Ama değil!

Burada hikâyesini okuyacağınız insanlar çoğu zaman günlük işlerini yaparken mayına yakalananlar; bir köy çeşmesinin yanında, okulun bahçesinde, kenger toplarken ya da odun kesmeye gittiğinde… Kimi zaman bir piknik dönüşünde, bazen yorgunlukla bir taşa oturduğunda, kimi zaman koyununun peşinde koşarken, bazen de arkadaşlarıyla oyuncak sandığı mayınla oynamaya çalışırken…

Mağdurların çoğu olay anını detaylı konuşmak istemiyor. O anla ilgili bazı detaylar ise hep akıllarında. Kiminin atı basıyor önce mayına, o korkuyla mayınlı alandan kaçmaya çalışırken kendisi de basıyor mayına, kimi “Süpermen gibi uçarsa” kurtulacağını sanıyor ama kurtulamıyor. 

Patlamadan sağ çıkmak ise hayatlarını geri dönülmez şekilde değiştiriyor.

Onlar bu korkunç patlamalardan geriye kalanlar, bir mağdurun dediği gibi: “Hayatları bir mayının altında kalanlar…”

Jacques Rancière
Estetik Devrimin Başlangıcında
Manzaranın Zamanı
çev. Aziz Ufuk Kılıç
Lemis Yayın
Mart 2026
92 s.

Manzaranın zamanından kastedilen, manzaranın özgül bir düşünme nesnesi olarak kendini kabul ettirdiği zamandır. Bu düşünme nesnesi, bahçe düzenlemesi hakkında münakaşalardan, antik Yunan tarzı tapınaklarla süslenmiş parkları ya da iddiasız orman patikalarını konu alan tasvirlerden, ıssız göllere ve dağlara yapılan seyahatlerin hikâyelerinden, mitolojik ya da rustik resimler hakkındaki rivayetlerden geçerek kurulmuş ve yerleşmiştir. Dolayısıyla bu kitap da bütün bu hikâyelerin ve münakaşaların somut kıvrımlarını takip edecek. Şu var ki böylelikle gözleri mest eden ya da ruhu yükselten türden manzaralara yönelik bir gusto oluşmakla kalmamış, duyumsanabilir çeşitliliğin deneyimlenmesinde yeni bir biçim meydana gelerek algılama kipleri ve düşünme nesnelerinin halihazırdaki diziliminde değişiklik yaratmıştır. Manzaranın zamanı, güzelliğin ölçütünün ve hatta sanat sözcüğünün anlamının, düzenlenmiş bahçelerin ahenkliliği kadar vahşi doğanın ahenksizliği tarafından da altüst edildiği zamandır. Bu altüst oluş temel nitelikte bir mefhum olan doğanın hem genel kullanımdaki hem de felsefi düşünüşteki anlamını etkileyen bir başka altüst oluşu beraberinde getirir. Şu da var ki doğadan söz ettiniz mi, onun yasalarına itaat ettiği varsayılan toplumdan da söz etmeniz kaçınılmazdır. Ve manzaranın zamanı, aynı zamanda, mutlu toplum örgütlenmesinin mecazlarını tarlaların, ormanların ya da akan suların ahenginden ödünç aldığı zamandır.

Murathan Mungan
Masa Mikrofonu
Metis Yayınları
Mart 2026
176 s.

Murathan Mungan’ın düzyazı ve söyleşilerini bir araya getirdiği Devam Ağacı ve Güne Söylediklerim kitaplarının izinden giden Masa Mikrofonu’nun içeriğini yazarın yakın tarihli bazı söyleşileri oluşturuyor. Kendisinden dinleyelim:

"Farklı kentlerde, dinleyicisi kısıtlı mekânlarda yapılan söyleşilerin daha geniş kitlelere ulaşması için bunları bir kitapta toplamayı, böylelikle yazılı tarihin belleğine emanet etmeyi her zaman önemsemiş, kendi açımdan daha güvenilir bulmuşumdur. Önceden hazırlanmış yazılı metne dayanan konuşmalarla, daha serbest düzen kotarılmış olan söyleşileri aynı dalga boyunda buluşturmaya çalıştım. Bu ikinci türdeki söyleşilerin doğaçlamalı ritmini, tınısını, tonunu, yerine göre alçalıp yükselen tansiyonunu koruyarak yazıya aktarmaya çalıştım.”

Ocean Vuong
Mutluluk İmparatoru
çev. Deniz Koç
Harfa Yayınları
Mart 2026
464 s.

Ocean Vuong; seçilmiş aileler, beklenmedik dostluklar ve hayatta kalabilmek için kendimize anlattığımız dokunaklı masallara dair sarsıcı güzellikte bir romanla geri dönüyor.
 
Connecticut’ın sanayi sonrası yorgun kasabası Doğu Gladness’ta, yazın son akşamlarından biri... On dokuz yaşındaki Hai, sağanak yağmurun altında bir köprünün eşiğinde durmuş, kendini boşluğa bırakmaya hazırdır. Tam o anda, nehrin karşı kıyısından bir ses yükselir. Bu ses, demansın pençesindeki yaşlı bir dul olan Grazina’ya aittir ve Hai’yı başka bir yol seçmeye ikna eder. Biçare oğlan kısa sürede Grazina’nın bakıcısı olur ve birlikte yaşamaya başlarlar. Birbirine tamamen yabancı bu ikili arasında bir yıl boyunca empatiyle, ruhsal hesaplaşmalarla ve kalp kırıklıklarıyla örülü, yaşamlarını sonsuza dek değiştirecek bir bağ kurulur. Bu bağ, hem Hai’ın hem de tıpkı kendisi gibi uçurumun kenarında olan çevresiyle ilişkisini kökten değiştirecektir.
 
Tarihin, belleğin ve zamanın döngülerini takip eden Mutluluk İmparatoru, sevginin, emeğin ve yalnızlığın Amerikan rüyasının temelini nasıl derinden sarstığını ve yeniden şekillendirdiğini gözler önüne seriyor. Romanın kalbinde toplumun uçlarında yaşamanın ve kolektif ruhumuza musallat olan yaralarla yüzleşmenin anlamına dair cesur bir destan yatıyor.

“Ocean Vuong, kaybın hem şefkatli hem de sancılı hislerini yakalamada eşsiz bir yetenek. Romanları duygu yüklü iplerle örülmüş, her sayfası yeni imkânlara açılan bir anlatı. Mutluluk İmparatoru da işte bunlardan biri.” —Chicago Review of Books
 
“Tıpkı önceki eserlerinde olduğu gibi, Vuong yine şefkatin ve birlik olmanın o muazzam ihtimallerini; hayatlarımız ve tutunduğumuz dallar parçalansa bile bu dünyaya hayranlık duymaya devam edebilme yetimizi gözler önüne seriyor. Mutluluk İmparatoru okuruna özel bir armağan sunuyor; bizi çevreleyen dünyaya ve etrafımızdaki insanlara daha dikkatli ve merhametli bir gözle bakmayı hatırlatıyor.”
—Poets & Writers
 
“İddialı... Mezbaha Beş ve Karamazov Kardeşler’e yapılan atıflar, Vuong’un savaş ve ahlakı irdelemeye dair ilgisini ortaya koyuyor, ancak bu romanı asıl çarpıcı kılan, söz konusu temaları eski usul bir gerçekçilik veya ‘savaş pornosu’na kaçabilecek bir üslubun ötesinde ele almaya çalışması... Şiddetin nesiller boyu aktarılmasının şaşırtıcı ve acımasız biçimlerine dair nev-i şahsına münhasır bir bakış.” —Kirkus

“Savaş ve emek konularını, bunların yarattığı sefaleti ve insanın haysiyeti üzerindeki etkilerini ele alan bu destansı roman, incelikle çizilmiş karakterleri aracılığıyla bize birlik olmanın, birbirini gözetmenin kıymetini
ve birbirlerinden başka kimsesi olmayanların aslında ne kadar da çok şeye sahip olduklarını bir kez daha hatırlatıyor.” —Booklist
 
“Güvencesizliğin ve acının ortak paydasında birbirine kenetlenmiş karakterlerin gitgide büyüyen yoldaşlık duygusu üzerinden çizilen keskin bir toplum panoraması.” —Observer
 
"Delici... Zaman Bir Anne'deki şiirler, bir anneyi kaybetmenin ne anlama geldiğinin karmaşıklığını anlatıyor. Vuong'un şefkatli ama gözü kara sözleriyle, sadece bir annenin vücudunda başka bir kalbi taşıyabileceğini hatırlıyoruz."
—Los Angeles Review of Books

Christian Kracht
Ölüler
çev. Tevfik Turan
Can Yayınları
Mart 2026
152 s.

Ölüler romanı okuru, Weimar Cumhuriyeti’nin son günlerine, Almanya’da belirsizliğin hâkim olduğu bir döneme götürüyor. İsviçreli yönetmen Emil Nägeli, çağının ruhunu bütünüyle yakalayacak bir film çekmek ister. Birlikte iş yaptıkları Japon yapımcı Amakasu ise bu film sayesinde büyük bir Alman-Japon ortaklığının kurulacağına ve Hollywood’un tekelinin kırılacağına inanır.

Gizemli üslubuyla bu roman, her şeyi görmüş olduğunu düşünen iki insanın hikâyesini anlatır. Yaşadıkları sarsıcı tecrübeler bu iki insanı adeta hayalete dönüştürmüştür; güzelliğe duydukları özlem ve şiddetin gizemine besledikleri tiksintiyle hayatın içinde sürüklenirler.

Christian Kracht, zayıfların ve kararsızların Nazi rejimi tarafından amansızca ezilip geçildiği bir zamanı anlatıyor. Aşk ve yasın iç içe geçtiği bu eserinde yer yer kamera kayıtlarını andıran anlatımıyla okuru etkisi altına alan bir dünya canlandırıyor.

Miles Franklin
Parlak Kariyerim
Dorlion Yayınları
Mart 2026
320 s.

Miles Franklin olarak bilinen, 1901 yılında Edinburgh'daki Blackwoods tarafından yayınlanan My Brilliant Career (Parlak Kariyerim) adlı romanıyla tanınan Avustralyalı bir yazar ve feminist. Hayatı boyunca yazmasına rağmen, diğer önemli edebi başarısı olan All That Swagger, 1936 yılına kadar yayınlanmadı.
 
Avustralya edebiyatının öncü kadın yazarlarından biri olan Miles Franklin, bu eserinde otobiyografik öğeleri ustalıkla işleyerek, 19. yüzyıl Avustralya kırsalının atmosferini, doğasının güzelliğini ve toplum yapısını çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Henry Lawson’ın övgüyle bahsettiği bu eser, Avustralya’nın en özgün ve samimi romanlarından biri olarak kabul ediliyor. Edebiyat tarihine iz bırakan Parlak Kariyerim, hayalleri için savaşan tüm kadınların hikâyesidir.
 
Dorlion Yayınları olarak 1901 yılında yayımlanan Avustralya edebiyatının öncü feminist romanını değerli okurlarımızla buluşturmaktan mutluyuz.

Orhan Kahyaoğlu
Poetik Çıkmaz
1960-1980 Arası Modern Şiir
YKY
Mart 2026
320 s.

Orhan Kahyaoğlu Modern Türkçe Şiir Antolojisi’nden sonra bu kez Poetik Çıkmaz kitabıyla 1960-1980 arasına odaklanıyor. Başlangıç ve bitiş yılları bile darbeleri işaretleyen tarihsel bir kesitte yaşanan siyasal ve toplumsal gerilimler, poetik sorunların devamlı ikinci plana itilmesine yol açmış, tam da bu nedenle dönemin şiirine ilişkin sonrasındaki araştırmalar hayli sınırlı kalmıştır.

Kahyaoğlu, Poetik Çıkmaz’da çok az çalışılmış bu dönemin şiirine odaklanırken yalnızca genç kuşağın şairlerini değil, bu zaman aralığında yazan neredeyse tüm şairleri ele alıyor. Bir yandan genç şairlerin diğer yandan önceki kuşakların akım ve eğilimlerinin bu süreçte nasıl bir değişim gösterdiğinin izini sürdüğü gibi 1980’lerden sonra kanonik hale gelecek İkinci Yeni’ye 1960-80 arasında gösterilen tepkileri de ayrıntılı biçimde inceliyor.

Yalçın Armağan’ın sunuşuyla yayımlanan kitapta, poetika-politika ikilemi üzerinde tartışılan sayısız şiir-içi sorun dönemin edebiyat tarihi gözetilerek tartışmaya açılıyor.

O yıllarda belirgin bir şiir, akım veya hareket oluşmadığı için burada özellikle yeni kuşak şairlerin eğilimlerini, yönelimlerini odağa almaya çalıştım. Bu eğilimlerin ağırlık noktası, kökleri 1930’lara kadar uzanan toplumcu-gerçekçi şiir oldu. Ayrıca Garip, İkinci Yeni gibi akımların içinden gelen, çoğu ustalaşmış şairlerin ürettikleri yeni şiiri anlamayı, sorgulamayı yeğledim. İkinci Yeni şairleri özellikle 1960’larda yeni ve iyi şiir üretmeyi sürdürerek ciddi biçimde ön plana çıktılar, dergiler yoluyla da şiir ortamını belirlediler.

Fatma Tütüncü, Koray Tütüncü
Stasis Siyaseti:
İsyan ve İktidar Üzerine Thomas Hobbescu Muhakemeler
İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları
Şubat 2026
362 s.

Thomas Hobbes, egemeni bir canavar olarak modern tahayyülümüze kazımıştır. Filozofun eşitlik ve özgürlükten yola çıkan külliyatını, “mutlak iktidar/mutlak itaat” alanına sıkıştıran yaygın görüş, onu otoriterliğin, hatta totaliterliğin günah keçisi olarak; onun insanını da bencillikle dolu yalpalamalar sonucu canını kurtarmak için boyunduruk altına giren, karamsar, korkak ve muhteris bir varlık olarak resmeder. Böylece karşımıza gücün hak doğurduğu, güçlünün her daim haklı olduğu mottoları çıkar, özünde “insan insanın kurdudur.” Başka bir deyişle, Hobbesçu muhakemeler, La Fontaine’in fabllarındaki “Kurtla Kuzu”ya, masum kuzunun kötücül kurda yem olduğu anlatıya döner.

Hobbes’u çağdaş incelemeler ışığında yeniden ele alan yazarlar, filozofun külliyatını devlet, egemen ve itaat odaklı indirgemeci bir okuma yerine “isyan ve iktidar” odaklı, “Stasis Siyaseti” adı verilen yeni bir okumayla sunuyorlar. Filozofun iki canavarı Leviathan ile Behemoth’u birlikte düşünmeyi gerektiren bu çaba, günümüzdeki siyasi ve toplumsal birliklerin neden Kant’ın öngördüğü gibi ebedi bir barışa erişemediklerini de açıklıyor. Onlara göre stasis aynı anda hem huşu halindeki ürkütücü dinginliği, hem de kan revan ve korku içindeki herkesin herkesle savaşını tınılar: Özgür ve eşit bir varlık olarak insandan yola çıktığımızda, keskin biçimde birbirinden ayrılmış bir savaşsızlık ve savaş hali; medeni ve buna karşı vahşi bir hal; bir toplum durumu ve bir doğa durumu; bir yanda insan hakları söylemi ile diğer yanda “orman kanunu” geçerli olamaz.

Bu kitap; Eski Ahit’teki Eyüp, antik tragedyalardaki Antigone, Yitirilen Cennet’in Şeytan’ı, Cervantes’in Don Kişot’u, Zeus’a diklenen Prometheus ve Mandeville’in Homurdanan Arıları dolayımıyla isyanın kaçınılmazlığını, düzenin kırılganlığını ve yaşamın belirsizliğini öne çıkarıyor. Siyaset ve ahlak kuramına, ayrıca edebiyata ve felsefeye ilgi duyan; güncel sorunlara kafa yorarken, insanın kimi zaman gülünç, kırılgan ve korkak, kimi zaman da cesur, isyankâr ve böbürlenen halini Hobbes’un bakışından görmek isteyen okurlar, Statis Siyaseti: İsyan ve İktidar Üzerine’yi keyifle okuyacaklardır.

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • Çirkinlik
  • Etrüsk Gülümsemesi
  • Geride Kalanlar
  • Manzaranın Zamanı
  • Masa Mikrofonu
  • Mutluluk İmparatoru
  • Ölüler
  • Parlak Kariyerim
  • Poetik Çıkmaz
  • Statis Siyaseti

Önceki Yazı

TARTIŞMA

Yeni teknolojilerin geleceğine dair sorular ve

Yapay zekânın Sobalı Ev ile imtihanı

Bu yazının amacı, bir Umut Sarıkaya karikatürü üzerinden yapay zekânın gündelik gerçeklikle ne kadar örtüştüğünü incelemek ve YZ üzerine bazı spekülasyonlara girişmek...

AHMET TURAN KÖKSAL

Sonraki Yazı

ELEŞTİRİ

Para Gürültüsü:

Hayatın ve estetiğin “büyük düzeltmesi”

“Roman, yoksulluğu dijital çağın tekinsiz sularına taşırken, okuru sadece bir metni okumaya değil, bir 'dilsel sabotaja' davet eder. Metnin ritmi ile paranın hızı arasındaki çatışma, dilsel bir sabotajdır.”

ASLI GÜNEŞ
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist