Haftanın vitrini – 12
Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Amerikan Şarkiyatçılığı / Boşanma / Cinler / Dünyaya Baudrillard'ın Penceresinden Bakmak / Eğitimde Eleştirel Perspektifler / Eleştiri ve Hakikat / Geçiş / Son Gün / Tiziano, Su Perisi ile Çoban / Utanç Devrimci Bir Duygudur
Amerikan Şarkiyatçılığı:
1945'ten Bugüne Amerika Birleşik Devletleri ve Ortadoğu
çev. Turgay Kaban
Ketebe Yayınları
Mart 2026
576 s.
ABD’nin 1945’ten günümüze Orta Doğu ile olan ilişkileri, yalnızca stratejik bir çıkar çatışması değil, aynı zamanda derin kültürel varsayımların ve ‘şarkiyatçı’ bir bakış açısının neticesidir. Douglas Little’ın kaleme aldığı bu kapsamlı çalışma, literatürde genellikle sadece petrol ve güvenlik ekseninde tartışılan Amerikan-Orta Doğu münasebetlerini, dış politikayı şekillendiren entelektüel ve kültürel kodları merkezine alarak yeniden yorumluyor.
Eser, Washington’un bölgeye yönelik yaklaşımını, 19. Yüzyılın popüler kültür imgelerinden Soğuk Savaş doktrinlerine uzanan geniş bir tarihî yelpazede analiz ediyor ve çok uluslu şirketlerin rolünden ABD-İsrail özel ilişkisinin inşasına, Nasır’ın devrimci milliyetçiliğinden modernleşme projelerinin toplumsal hayattaki başarısızlıklarına kadar pek çok kritik konuyu disiplinler arası bir yaklaşımla ele alıyor. Douglas Little, Truman’dan Bush’a kadar uzanan başkanlık dönemlerini incelerken, daktilo edilmiş diplomatik raporların, Hollywood filmlerinin ve National Geographic sayfalarının Amerikan dış politika yapımcılarının zihnindeki ‘Doğu’ imgesini nasıl kurguladığını gözler önüne seriyor.
Ayrıca eser, Vietnam Sendromu’ndan Körfez Savaşı’na uzanan askeri müdahaleleri ve 11 Eylül sonrası ‘Bush Doktrini’ ile değişen güvenlik mimarisini, ‘Amerikan tarzı şarkiyatçılığın’ süreğenliği üzerinden tartışıyor. Amerikan Şarkiyatçılığı, Orta Doğu’yu tarihî bir çatışma alanı olmanın ötesine taşıyarak, günümüz politikasındaki kalıcı etkilerini anlamak isteyenler için başucu olacak çapta bir çalışma.
Boşanma
çev. Ece Çitelbeg
Can Yayınları
Mart 2026
328 s.
Yalnızca rüyalar biter. Ve bu mantık doğrultusunda aşklar, oyunlar ve hikâyeler de tıpkı rüyalar gibidir; biterler.
Budapeşte’de doğan Sophie çocukluğunu orada geçirdikten sonra İkinci Dünya Savaşı öncesi babasıyla birlikte New York’a taşınır ve orada Ezra Blind’la evlenip anne olur. Zamanla eş, anne ve entelektüel kimlikleri arasında bölünen Sophie hayatı, ilişkileri ve inançları üzerine düşünürken evliliğin ondan neleri aldığını sorgulamaya başlar.
Boşanma aşk, inanç, beden ve özgürlük kavramlarını keskin bir dürüstlükle irdelerken toplumsal rollerin altında ezilen bir kadının yalnızca evliliğinden değil, kendisini tüketen her kalıptan kurtulma hikâyesini anlatıyor.
“Boşanma, sadece bir evliliğin bitişiyle ilgili değil. Belki de en çok, zekâsıyla var olmaya çalışan bir kadını yıldırabilen ve köreltebilen kadın düşmanlığıyla ilgili.”
–Deborah Levy
Cinler
çev. Olcay Mağden
İletişim Yayınları
Şubat 2026
278 s.
Der Spiegel dergisinin son 100 yılda Almanca yazılmış en iyi 100 roman seçkisinde yer alan Cinler özlemlerin, beklentilerin ve hayal kırıklıklarının iç içe geçtiği güçlü bir aile hikâyesi.
Her biri farklı duygusal yükler omuzlamış, sırların ve sessizliğin ayırdığı altı kişilik bir aile. Emine, Hüseyin, Sevda, Hakan, Peri ve Ümit’i birleştiren tek şey, belki de birbirleri tarafından anlaşılma ihtiyacı. Aile olmak, biraz da bu demek değil mi zaten? Fatma Aydemir gerilim ile şefkati şiirsel bir üslupla buluştururken, akıllardan ve kalplerden silinmeyecek bir büyük romana imza atıyor.
Belki de aile bundan başka bir şey değildir; hikâyelerden, hikâyelerden ve yine hikâyelerden oluşan bir yapı. Ama içlerindeki boşluklar, sessizlikler ne anlama geliyor? Sonunda tüm yapının çökmesine neden olacak olan bu boşluklar mıdır? Yoksa gerçek, tüm gerçek katlanılmaz olacağı için bu boşluklar, solumamız gereken hava mıdır?
Dünyaya Baudrillard'ın Penceresinden Bakmak:
Onu Bu Şekilde Düşünmeye İten Nedenleri Anlamak
çev. Oğuz Adanır
Doğu Batı Yayınları
Mart 2026
53 s.
Bir düşüncenin bütününü bir anda kavrayamazsınız… Durduk yerde “o düşüncenin “içine giremez/onu yakından tanıyamazsınız”, bunun için çaba harcamanız gerekir; tıpkı bir yere girebilmek için hareket edip, yer değiştirmenin gerekli olması gibi. “Théorie=Kuram” sözcüğünün birincil anlamı gezip “başka yerler” görmektir. (Antik Yunan’da “théoros” gezgin, Olimpiyat oyunları sırasında bir elçilik heyetini bir yerden alıp başka şehirlere götürmekle görevlendirilmiş kişi anlamına geliyordu.)
Baudrillard’ın metinleri bugün felsefeciler, imge uzmanları, iletişim kuramcıları, sayısal verilerle ilgilenenler, sanatçılar ya da sinemacılar açısından temel referanslara dönüşmüş durumdadır. Çünkü Baudrillard’ın düşünsel gezisi ve kehanetleri günümüz için çok fazla şey ifade etmektedir. Onun öngörülerine bire bir tanıklık eden bir zaman diliminden geçiyoruz şimdi.
Baudrillard’ın yakın çevresinden François L’Yvonnet, bu konferans metninde, çağımızın bu sıra dışı düşünürüyle ilginç bir yolculuğa çıkmaktadır. L’Yvonnet’nin rehberliği, Baudrillard’ın en temel kavramlarına nasıl yaklaşılması gerektiği konusunda bize sağlam ipuçları sunmaktadır.
“Şeylerin gerçeklikle olan ilişkisine bir son veren ve bizi mevcut kavramlardan kurtarmaya çalışan Baudrillard, her gerçek düşünür gibi mantıklı olanla-mantıklı olmayanın, akla uygun olanla-olmayanın, düşünce olarak kabul edilebilir olanla-olmayanın sınırlarında bir keşif devriyesi gibi geziyor.”
–Edgar Morin
Derleyenler: Duygun Göktürk, Eren Ağın
Katkılar: Eren Ağın, Fırat Berksun, Özgül Ekinci, Duygun Göktürk, Fulden İbrahimhakkıoğlu, Ayfer Karakaya-Stump, Tolga Esat Özkurt, Özgür Soysal, Nihan Soycan, Gayatri Chakravorty Spivak,
Ayrıntı Yayınları
Mart 2026
224 s.
Eğitimde Eleştirel Perspektifler, eğitime ve eğitim bilimine ilişkin teoriler sıralayıp onları aktarmak yerine, eğitim alanına müdahale edebilecek araçları, teori ve deneyimden birlikte yararlanarak bulmayı hedefliyor. Bu yönüyle eğitim-öğretim alanında gerek eğitmen olarak yer alanlar gerekse de eğitimin toplumsal dönüşümdeki yeri bakımından eleştirel perspektifleri tartışmayı arzulayanlar için bir başucu kitabı niteliği taşıyor.
Feminist pedogojiden postkolonyal eleştiriye, digital teknolojilerin yarattığı eğitim ortamındaki gelişmelerden nörobilimin katkılarına kadar geniş yelpazede konuların ele alındığı eser, öğretmenlik deneyimine ve öğretmen kimliğine ilişkin yeni formasyonların tartışılması için güçlü bir zemin sunuyor. Bilginin iktidarla ilişkisini, rıza üretiminde eğitimin rolünü de içeren metinler, çalışma boyunca eğitime ilişkin güçlendirici ve dönüştürücü olanakların aranmasına evriliyor.
Türkiye tarihinin son çeyrek yüzyılındaki eğitim alanında gerçekleşen neoliberal dönüşüm ve tahribatın sonucu olan tartışmalar bakımından, Eğitimde Eleştirel Perspektifler derlemesi, eğitime ilişkin düşünme ve eyleme biçimlerine yaratıcı müdahale imkânları sunuyor.
Eleştiri ve Hakikat:
Edebiyat Çalışmalarında Yöntem Üzerine
çev. İrem G. Şalvarcı
Vakıfbank Kültür Yayınları
Mart 2026
156 s.
Burada gözden kaçırılan şey, okuma dediğimiz uygulamanın açıklayıcı bir yöntem olduğudur. Bu yöntem, kelimenin tam anlamıyla bir zanaattır. Ellerle yapılan veya yaratılan bir şeydir ve dikkatlilik hâli ise bir çeşit maharettir. Bu “okuma” çoğunlukla daktilo edilir ya da nadiren el yazısıyla gerçekleştirilir. Bilgi, tıpkı gözlerden zihne geldiği gibi parmaklardan ekrana ya da sayfaya da akar. Bu yüzden, yakın okumayı bir yöntem olarak anlamak için modellememizi yoğun bir bakıştan, doğrudan uygulamanın dâhil olduğu bir deneyime çevirmemiz gerekebilir. Bu yaklaşım, eleştirmenlerin hem sahip olduğu hem de ürettiği bilgi türünü daha iyi anlamamızı sağlayabilir.
Yakın okuma yalnızca dikkatli bakmaktan mı ibarettir? Yoksa esas olarak parmaklardan sayfaya, bedenden dile akan yoğun bir üretim süreci midir? Doğru bilgi metnin içinde mi bekler, yoksa eleştirmenin yazma eylemiyle mi biçim kazanır?
Jonathan Kramncik, bu kitapta bu sorulara yanıt ararken eleştirel bilginin özetten değil performanstan, sonuçtan değil uygulamadan, temsilden değil yaratıcı etkileşimden doğduğunu ileri sürüyor. Kramnick’e göre eleştiri, metinlere dışarıdan bakan bir refleksiyon değil, onlarla aynı dilsel ortamda, onlara dokunarak ilerleyen bir yaratıcı yazma biçimidir.
Eleştiri ve Hakikat, edebiyat teorisi, hermenötik, yakın okuma ve eleştiri tarihiyle ilgilenen okurlar için yalnızca bir yöntem kitabı değil, eleştirinin ne olduğunu yeniden tanımlayan ve edebiyat eğitimi ve eleştirisinde güncel akademik sorunları da kapsayan düşünsel bir ifade alanı.
Geçiş
çev. Filiz Çakır
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Mart 2026
136 s.
Nella Larsen, Geçiş adlı romanında, ABD’de ırksal saflık arzusunun dayatıldığı 20. yüzyıl başlarında ırksal kimliğin karmaşıklığını ele alır. “Geçiş”, ten renginden siyahi kanı taşıdığı belli olmayanların, karma kökenlerini gizleyerek beyaz gibi davranmaları ve “ırksal sınırı” aşmaları anlamına gelir. Romanın bazı siyahi karakterleri kimi kolaylıklar; sözgelimi bir konser bileti alabilmek ya da bir restoranda yemek yiyebilmek için “geçer”; ancak bir yandan da siyahiler arasında yaşayıp ırksal kimliklerini kucaklarlar. Kimisi de beyazların arasında beyaz gibi yaşar ve köklerini bütünüyle reddeder ve gizler. Romanın ana karakterlerinden Clare, açık teni sayesinde ırkçı ve zengin bir beyazla evlenerek, beyaz bir kadın olarak yaşamanın ayrıcalıklarına ve servete kavuşmuş; bir yandan da ayrımcılıktan, dışlanmaktan ve ırksal şiddetten kurtulmuştur. Ancak bu durum ruhunda onulmaz yaralar açar.
Larsen, 1920’li ve 1930’lu yıllarda, New York’un Harlem bölgesinde ortaya çıkan; Afro-Amerikalıların edebiyat, müzik, sanat ve düşünce alanlarında kimliklerini güçlü bir biçimde ifade ettikleri kültürel uyanış hareketi Harlem Rönesansı’nın geleneklerini ve iddialarını da hicveder. Geçiş bugün akademik hayatta Afro-Amerikan çalışmaları ve kadın araştırmaları programlarının müfredatlarında yer alan bir yapıt haline gelmiştir.
Derleyen: Ozancan Demirışık
Öyküler: Abdullah Derin, Alican Saygı Ortanca, Aslıhan Kocabal, Beyza Güngör, Deniz Erbulak, Ekin Açıkgöz, Gökcan Şahin, Göktuğ Canbaba, Hakan Bıçakcı, Kadire Bozkurt, Mehmet Berk Yaltırık, Mercan Alper, Meryem Gültabak, Murat Başekim, Murat S. Dural, Ozancan Demirışık, Ömür İklim Demir, Selim Erdoğan, Zeynep Kaçar
Doğan Kitap
Mart 2026
256 s.
Zamanın yasası hiç şaşmaz: Başlangıcı olan her şeyin bir de sonu vardır.
Kum taneleri akar, yelkovan akrebi kovalar ve son gün gelip çatar. Son Gün gezegendeki son günü de anlatabilir, eldeki işin yetişmesi gereken günü de. Bir ülke yok olup giderken güneş bir başka mı doğar? En kuvvetli alkış, perde son kez kapanırken mi kopar? Biri son nefesini verirken kimler yas tutar, kimlerin yüzü güler? Son altın günü bir kıyamet mi sayılır?
Her son bir başlangıcı da içinde barındırmaz mı peki?
Edebiyatımızın parlak kalemlerinden çarpıcı ve zihin açıcı öyküler Son Gün’de bir arada.
Tiziano, Su Perisi ile Çoban
çev. Beril Eyüboğlu
Metis Yayınları
Mart 2026
112 s.
John, Tiziano hakkında ne düşünüyorum, biliyor musun? Bir kartpostala tek kelimeyle “ten” yazardım.
Sevgiyle, Katya
Venedik’te Tiziano sergisini gezen Katya Berger’ın babası John Berger’a yazdığı bu kısa not Tiziano hakkındaki yazışmalarını başlatıyor. Tartışmaları giderek perilerden köpeklere, saç, kıl, et ve tenden erkek ve kadın bedenine, cinselliğe, sanatlara yön veren tutkulara doğru yayılıyor, ressamın bütün repertuarını tarayan, hayata dair derinlikli bir diyalog ortaya çıkıyor.
Utanç Devrimci Bir Duygudur
çev. Olcay Kunal
YKY
Mart 2026
144 s.
Frédéric Gros İtaat Etmemek’in devamı niteliğindeki Utanç Devrimci Bir Duygudur’da, Kıta Avrupa felsefesine özgü zorlu kavramsallaştırmaların uzağında, dünyanın içinde bulunduğu duruma dair son derece sade ama etkili felsefi yorumlarda bulunuyor.
Karl Marx’ın utanç devrimci bir duygudur sözünden hareketle yeni mücadele yöntemlerine kapı aralayan bir utanç felsefesi inşa eden Gros, deyim (i bozmak) yerindeyse, sol gösterip sol vuruyor.
Utanç Devrimci Bir Duygudur, Annie Ernaux’dan Didier Eribon’a, Primo Levi’den Jacques Lacan’a pek çok ismin metinleriyle birlikte, toplumun bu önemli duyguyla ilişkisini tersyüz ederek yeniden tanımlıyor.