Haftanın kitapları – 35
K24'te haftanın vitrini: Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevleri tarafından bize gönderilen, dikkatimizi çeken; okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: Beni Hiç Göremezsin / Bir İnsan Yüreği / Deliler ve Delilik / Homeros'un Türkleri / İçiyorsam Sebebi Var / Kadına Karşı Ayrımcılık / Neticeler / Tesadüfen Zümrüdüanka / Türkiye’de Sanatın Tarihi: Müze / "Yürü Bir Gerçeğe"
Beni Hiç Göremezsin
Everest Yayınları
Ağustos 2023
(ilk baskı 2005, Ekin Yayınları)
104 s.
yukarıya doğru yürüdüm, epeydir böyle
otların içinden: Kekik, pıtrak, diken
kokuyor gece uzun uzun düşen çiy
güneş henüz yok, ıslak gün
nemli toprak bulaşıyor paçalarıma
aldırmıyorum nicedir uzaklaştığım yere
günlerce böyle dalgın kendi halimde, baktım
şimdi geldiğim yeri eskiden tasarlamayan kendime
hangimiz hangimize gölge ve dargın diye
eğildim kendime baktım
otların içinde biri pıtrak, biri diken
hangisi diğeriyle özdeşti, hangisi değil
biri geçmişti, diğeri onu diken
Bir İnsan Yüreği
çev. Yeşim Seber
Yedi Yayınları
Mayıs 2023
562 s.
Her yaşam hem sıradan hem de sıradışı unsurlar barındırır, ömrü 20. yüzyılın başından sonuna rastlayan Logan Mountstuart’ın yaşamında her ikisinden de bolca bulunuyor. İlhamını Paris ve Londra’da bulan bir yazar, savaşta ihanete uğrayan bir casus ve 1960’ların New York’unda bir sanat simsarı olan Logan, yüzyılın tüm çalkantılarını bizzat yaşıyor. Bir oğul, bir arkadaş, bir sevgili ve bir koca olarak ise her insanın yaşamında yaptığı hataları yapıyor. William Boyd Bir İnsan Yüreği’nde dolu dolu yaşanan bir hayatın hikâyesini Logan Mounstuart’ın mahrem günlükleri aracılığıyla anlatırken okuru oldukça insani bir yüreğin derinliklerine doğru yolculuğa çıkarıyor.
Bir anda meraka kapılıyorum: Acaba benim gibi bu yüzyılın başında doğmuş olmak ve yüzyılın sonunda genç olabilecek durumda bulunmamak benim açımdan bir şanssızlık mıdır? Bu çocuklara imrenen gözlerle bakıyorum ve yaşamakta oldukları –ve ileride yaşayacakları– hayatı aklımdan geçiriyorum ve onlar adına bir tür gelecek tasavvurunda bulunuyorum. Sonra, neredeyse aynı anda, bunun ne kadar beyhude bir pişmanlık olduğunu düşünüyorum. İnsanın kendisine verilmiş olan hayatı yaşaması gerekir. Altmış yıl zarfında bu oğlanlar ve kızlar yeterince şanslılarsa pırıl pırıl oğlanlarla kızlardan oluşan, yeni nesle bakan ve içlerinden zamanın uçup gitmemiş olması dileğini geçiren yaşlı erkekler ve kadınlar olacaklar.
Erken Modern Osmanlı'da Deliler ve Delilik
İletişim Yayınları
Ağustos 2023
180 s.
Hem merak hem korku uyandıran, psikiyatriden çeşitli sanat dallarına geniş bir yelpazenin konusu olmuş delilik ve delileri Rüya Kılıç, erken modern dönem Osmanlı’da inceliyor. Delilerin teşhis edilmesi, delilik alametleri, tedavi yöntemleri gibi tıbbın konuya yaklaşımının yanı sıra toplumun delilere bakış açısını da ihmal etmiyor. Osmanlı’da dinin, delilere muameledeki etkisini de siyasi iktidarın delilere olan tavrını da dikkate alıyor. Modern psikiyatri öncesiyle günümüzdeki delilik “tanımlarının” farklılığını da mercek altına alan Erken Modern Dönem Osmanlı’da Delilik ve Deliler, yazarının deyimiyle “bir sessizliği” deliyor, ilgi duyulan ancak üzerine çok çalışılmamış bir alana ışık tutuyor.
“[...] delilik bir kişi için sürgün gerekçesi daha sonra aynı kişi hakkında merhamet talebiyle affedilme gerekçesi olarak karşımıza çıkabiliyor. Kaldı ki sıklıkla vurgulanan merhamet sınırsız ve karşılıksız değildi. Kısaca ifade edecek olursak, yapılan, sadece Osmanlı’da deliler ve delilikle ilgili yüzeysel ve genelleyici yargılara varmak yerine bunları anlamaya ve anlatmaya yönelik sınırlı bir çabadan ibarettir.” – Rüya Kılıç
Homeros'un Türkleri:
Klasiklerin Şark İmgesine Etkisi
çev. Adnan Tonguç
Alfa Yayınları
Ağustos 2023
304 s.
Jerry Toner, Homeros’un Türkleri’nde İngilizlerin ve Batılıların tarih boyunca hem uykularını kaçırıp hem de rüyalarını süslemiş diyarlara dair inşa edilmiş imgelere odaklanıyor. İngiliz seyahatname yazarları ve tarihçilerin kendi uzak âlemlerini, Şarklarını oluştururken kadim zamanları ve klasiklerı nasıl kullandığını da ortaya koyuyor.
“Belgelere dayandırılmış, son derece ilginç ve aydınlatıcı bir kitap.” —Dimitri Gutas
“Toner bu çalışmayla yeni çağın septik yazarları arasında kendine bir yer edinmiş oluyor… Müthiş bir çalışma.” —Siddharth Singh
“Klasiklerin Doğu’ya bakışımızı yüzyıllar boyunca nasıl etkilediğine ve etkilemeye devam ettiğine kafa yoran Toner, tutkulu ve büyüleyici bir rehbere dönüşüyor.” —Madeline Miller
İçiyorsam Sebebi Var:
Muhabbetiyle Birlikte Vegan Rakı Mezeleri
Oğlak Yayınları
Ağustos 2023
168 s, büyük boy (64 sayfası renkli)
“Veganız, rakı da içeriz!
Bu kitap rakısever bir vegan tarafından, rakısever veganlar ve veganlık hakkında bilgi edinmek isteyen açık (ya da ileri) görüşlü naveganlar için yazıldı. Kitapta yalnızca meze tarifleri değil, seçilmiş bazı muhabbet konularıyla ilgili yazılar da var. Rakının ana mezesi muhabbettir diyerek giriştik bu işe. Biz memnun kaldık, sizin de seveceğinizi umuyorum.” — İ. Can Şiram
Vegan yazar i. Can şiram’dan, İçiyorsam Sebebi Var... Vegan rakı sofrası olur mu diyenlere, hem de en âlâsından olur... Rakı mezelerini bu kez muhabbetiyle birlikte sofranıza taşıyın...
Hukuk, Toplum, Devlet ve CEDAW
derleyenler: Sevinç Eryılmaz, Gökçeçiçek Ayata, Pınar Çağlı
Zoe Kitap
“Kadınlara karşı ayrımcılık” çok geniş kapsamlı ve disiplinlerarası bir kavram. Bu kitapta yer alan katkılar bu gerçeğin ışığında, kadına karşı ayrımcılık sorununa odaklanan incelemelerden oluşuyor. Ve bu yaklaşım, kadının insan haklarına ilişkin uluslararası temel normatif bir düzenleme olan Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (kısa adıyla CEDAW) bağlamında derinlemesine inceleniyor. Kadınlara karşı ayrımcılığın önlenmesine yönelik Sözleşme ile kurulan bu koruma rejiminin geliştirilerek inşa edilmesi, birkaç yıl sonra yarım yüzyıla varacak, iç devinimi çok yüksek olan bir süreci kapsıyor. Bu devinimin başlıca aktörleri elbette kadınlar, yerel ve uluslararası kadın hakları hareketi ve uluslararası örgütler bünyesinde gerçekleştirilen mücadele. Bu hakların korunması rejiminin ürettiği ve diğer disiplinler alanındaki gelişmeleri dikkate alarak geliştirdiği, kavramsal ve uygulamaya dair önemli bir hak standartları birikimi oluştu. Bu önemli gelişim, bu kitaba katkıda bulunan, uluslararası ve yerel kadın hakları çalışmaları ve hareketi alanında yetkin araştırmacıların farklı başlıklar altında, geniş bir çerçeveye yayılan çalışmalarıyla irdeleniyor. CEDAW hak koruma rejimi, CEDAW Komitesi’nin Genel Tavsiyeleri, Nihai Gözlem Raporları, Komite nezdinde bireysel şikâyet başvurusu ve soruşturma usulleri, bireysel başvurulara ilişkin Komite kararları; özen yükümlülüğü kavramı; geçici özel önlemler ve özel önlemler; toplumsal cinsiyet eşitliği; toplumsal cinsiyete dayalı şiddet; kesişimsellik; Türkiye ve CEDAW bağlarının kurulması ve gelişimi, Türkiye hukukunda CEDAW’a uyma yükümlülüğünün yapıtaşlarının eleştirel olarak değerlendirilmesi kitabın omurgasını oluşturan konular. Kitap, cinsiyete dayalı ayrımcılık konusunda, CEDAW deneyimini değerlendirme bağlamında, Türkçe literatüre önemli bir katkı sağlayacaktır. Bu kitap, İstanbul Bilgi Üniversitesi, İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi bünyesinde, uzman araştırmacılar Gökçeçiçek Ayata ve Sevinç Eryılmaz tarafından yürütülen, Federal Almanya Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu tarafından desteklenen “Hukukçular için CEDAW Okuryazarlığı” başlıklı proje kapsamında hazırlandı.
Neticeler
çev. Fatih Yiğitler
Livera Yayınevi
Ağustos 2023
208 s.
Neticeler günümüz Amerikan edebiyatının öne çıkan usta öykücülerinden Manuel Muñoz’un Türkçede yayımlanan ilk kitabı. Işıltılı Los Angeles’tan ve ileri teknolojiye liderlik eden San Francisco’nun Körfez Bölgesi’nden uzakta, bambaşka hayatların sürdürüldüğü California’nın Merkez Vadi’sindeki gündelik hayata odaklanan öyküler yazıyor Muñoz. En iyi bildiği şeyi, Meksikalı göçmenlerin yaşadığı California’nın Merkez Vadi’sindeki kırsal hayatı anlatıyor. Geçimini çiftçilik yaparak sağlayan bir aileden gelen Muñoz zorlu şartlarda fiziksel güç gerektiren işler yapan insanların gündelik hayatlarını gözler önüne sererek Amerikan edebiyatında öykülere fazla konu olmamış bir bölgeyi kâğıt üzerinde çarpıcı bir üslupla resmediyor. Muñoz, dokuz yıl gibi bir zaman dilimi içinde yazdığı toplam on öykünün yazım sürecinden bahsederken ağırlıklı olarak ailesinin deneyimlerinden yola çıktığını belirtse de, genç annelerden gey erkeklere, yaşlı çiftçilerden göçmen ailelere uzanarak John Steinbeck’in romanlarına ve Joan Didion’un denemelerine konu olmuş bir bölgeyi de öykülerinin ana karakteri kılmayı başarıyor. Merkez Vadi’deki Fresno’da doğup büyüyen ve bugüne değin üç kez O’Henry Öykü Ödülü’nü kazanan Muñoz Neticeler ile 2023 Joyce Carol Oates ödülüne de layık görülmüştür.
Tesadüfen Zümrüdüanka
YKY
Ağustos 2023
88 s.
Tesadüfen Zümrüdüanka rüzgâr ya da güneş, çivi ya da duvar, kendisi ya da bir başkası arasında hiyerarşi kurmadan akan öykülerden oluşuyor. Elif Erdoğan ikinci öykü kitabında dile ve anlatılarına kendine has bir nezaketle yaklaşan tutumunu sürdürüyor..
“Zamanın nasıl da genişlediğini tadıyorduk,yalan değil inan, tadıyorduk neymiş zaman,nasıl uzarmış, genişlermiş, katlanır çoğalırmış. Bıraktım kazma küreği, köstebekleri, yuvaları, bir yaprağın üzerine çıkıp oturduk, bir nilüferin, ılık tatlı bir rüzgâr esiyordu. Susuyorduk. Zaman bir neşeydi dilimizin ucunda.”
Derleyenler: Esra Aliçavuşoğlu, Ayşe H. Köksal
Tellekt
Ağustos 2023
360 s.
Türkiye’de sanatın tarihi ve yazımı belirli alanlara odaklanmış, birbiriyle bütünleşmeyen ve konuşmayan alanlara sıkışmıştır. Tartışmaların ve bunlara dayanan çapraz okumaların bulunduğu kapsamlı ve bütünlüklü bir sanat tarihi yazımı önerisi olarak düşünülen Türkiye’de Sanatın Tarihi dizisi, Türkiye’de sanatı şekillendiren ve sanatın kurumsallaşması tartışmasına temel olan konularıyla çok görüşlü bir sanat tarihi yazımına katkıda bulunacaktır.
Dizinin ilk kitabı olan Müze, bu kapsamda, sanat müzesine dair teorik ve eleştirel bakış açılarını farklı bağlamlarda tarihsel bir çerçevede tartışıyor. Kitap, sadece profesyonellere değil, amatörlere, sanatı yatırım aracı olarak gören ve bilgi sahibi olmak isteyen koleksiyonerlere, sanatın iletişim gücünü keşfetmiş sponsor ve kurumlara, sayısı giderek artan müze ve müze çalışanlarına, özetle çok geniş bir hedef kitleye ulaşmayı amaçlıyor.
“Yürü Bir Gerçeğe”: Hakikat Sonrası'nı Anlamak
Ayrıntı Yayınları
Ağustos 2023
240 s.
Bu çalışma, hakikat algımızdaki parçalanmanın yarattığı siyasi ve kültürel sonuçları, “kamusal alan”, “kamusallık” ve “kamusal tartışma” gibi kavramları merkezine alarak tartışıyor. Arendt’in, görünür olduğumuz ve birbirimizin gerçekliğine dokunduğumuz bir iletişim biçimi olarak betimlediği kamusallığın koşulları uzun zamandır yavaş yavaş ortadan kalkıyordu. Özçelik’in vurucu bir biçimde ifade ettiği gibi, şeylerin sahtesine ya da sanal olanına, kendisinden daha fazla değer atfedildiği günümüzde, kamusal bir iletişimin koşulları iyice sarsılmış ve hatta neredeyse yok olmuş durumda. Özçelik, böyle bir kamusal iletişimin olanaklarını zedeleyen yeni koşulları ince bir biçimde analiz ediyor. Artık neredeyse sıradan, gündelik bir gerçeklik haline dönüşen “alternatif hakikatler”, “sahte haberler”, “yalan bildirimler”, “uydurulmuş veriler” vb unsurların siyasetin dönüşümü ile bağlantısını göstermeye çalışıyor. Bir yandan siyasette gittikçe yükselen popülist liderler, öte yandan hakikat sonrası unsurların bombardımanına uğrayan zihinler… Özçelik, kitabında, bu ikisinin birbirini nasıl beslediğini örneklerle etkileyici bir biçimde ortaya koyuyor. İletişim ve internet teknolojisindeki yeni gelişmelerin, yarattığı yeni fırsatlar yanında, siyasette karşılıklı “körleşme” ve birbirine duyarsızlaşmayı nasıl körüklediğini; yalan haberin yayılmasını nasıl kolaylaştırdığını çarpıcı bir biçimde irdeliyor. Ortak meselelerimiz konusunda tartışmamızın olanağı olan kamusal mecraların, retoriği baş tacı eden demagoglar ile düzensiz veri yığını ve sahte bilgilerle dumura uğrayan kitlelerin “ilişkisi” içinde elimizden nasıl kayıp gittiğinin hikâyesini sunuyor.
Modern zihnin temel parametrelerinin kaybolduğu, parçalı ve kaotik bir gerçeklik kavrayışına adım attığımız, “herkesin kendine ait bir hakikati” olduğu zannına kapıldığı zamanımızda, Özçelik’in yapıtı, zihinlerimizi durulaştırmak, nedenler ve sonuçlar arasındaki bağlantıları kurabilmek, kavrayışımızı zenginleştirmek ve en önemlisi kötümser olmamak için ufuk açıcı bir katkı ortaya koyuyor.
Önceki Yazı
Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok:
Umutsuzluk balçığı
“Filme grimsi renkler hâkim. Çok gerçekçi ve inandırıcı görüntüler. Bir asker postalı düşmanının yüzünü çamurlu suya bastırırken, burnundan çıkan kabarcığa kadar detay çekmişler. İlgi merkezlerinden ve temadan hiç uzaklaşmıyor yönetmen. Kamera dili ve hareketleri yeterince işlevsel kullanılmış.”
Sonraki Yazı
Önce köy çocuğu sonra da mühendis:
Wilhelm Meister’in değil, Süleyman Demirel’in “çıraklık yılları”
“Özellikle Demirel’i Demirel yapan tenakuzlar patern’ini bir oraya bir buraya kıvrılarak ören bu 576 sayfalık, zamane deyimiyle mega eser bize böyle bir figürü bütün karmaşası içinde –ve/ama takip ettiği ana doğrultu hattında– sunuyor. Demirel gibi bir teşebbüs insanının belki her ânından hoşlanmayacağı ama karşısında meşhur şapkasını da çıkaracağı bir teşebbüs.”