• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Esfel-i Safilînde bir tersine sülûk:

Galîz bir kahramanın sonsuz pespayeliği

“Bu anlatı, en 'pespaye' anti-kahramanla bile kadim tekâmül kalıplarını işleterek, Doğunun içsel haritası ile Batının mitsel şablonu arasındaki paralelliği tersten inşa edilmiş, muzip bir anıt gibi sergilemektedir.”

İhsan Oktay Anar. Fonda kitap kapağından ayrıntı.

BETÜL SİNSOYSAL

@e-posta

İNCELEME

30 Temmuz 2026

PAYLAŞ

Joseph Campbell, Kahramanın Sonsuz Yolculuğu adlı eserinde[1] bize evrensel bir tekâmül macerası sistemini anlatır: Kahraman çağrıyı alır, eşikleri/engelleri aşar, ejderhaları/devleri/canavarları öldürür, erginlenip ustalaşarak toplumu kurtaracak olan iksirle evine döner ve müstakbel kahraman adaylarına örnek teşkil eder. Doğunun seyr ü sülûk geleneği de benzer bir ruhsal olgunlaşma sürecini selamlar; salik (yolcu), nefs-i emmârenin (emredici nefsin) süfli basamağından başlayıp pek çok dünyevi engeli aşarak nefs-i kâmiliyyenin (olgunlaşmış nefsin) ulvi mertebesine ulaşır ve edindiği ilimle mürşit olup başka saliklere (müritlere) ışık tutar. İki yolculuk da insanın özündeki “iyileşme ve erginlenme” istidadı üzerine kuruludur. Peki ya bir kahraman “kötülük”te erginlenmeyi seçerse?

İhsan Oktay Anar’ın Galîz Kahraman romanında[2] monomit şablonu da, tasavvufi mertebeler de yapıbozuma uğramıştır. Romanın “menfi” başkişisi İdris Âmil Hazretleri, görünürde aştığı her mitsel eşikte toplumu/dünyayı kurtaracak o kutsal iksire ulaşmak yerine daha da “pespayeleşerek” adeta tersine bir erginlenme yaşar; ulvi bir menzile değil, tasavvufun esfel-i safilîn (aşağıların en aşağısı) dediği o süfli yere doğru tersine sülûk eder. Ancak onun bu absürt anti-kahraman kimliğiyle dahi bir “roman kahramanı” olabilmesi; yazarın ona bu arketipsel yolculuk aşamalarını tersyüz ederek de olsa uygulatmasından ileri gelir. Romanda İdris’in şahsında olumsuz bir figür üzerinden dahi evrensel şablonun gücü görünür kılınmıştır. Neticede bu anlatı, en “pespaye” anti-kahramanla bile kadim tekâmül kalıplarını işleterek, Doğunun içsel haritası ile Batının mitsel şablonu arasındaki paralelliği tersten inşa edilmiş, muzip bir anıt gibi sergilemektedir.

İki yolculuk sisteminin ana hatları: Monomit ve seyr ü sülûk

İhsan Oktay Anar’ın Galîz Kahraman’daki parodik oyunbazlığını kavrayabilmek için öncelikle Campbell’ın monomit şablonu ile Doğunun seyr ü sülûk haritasının teorik olarak nasıl üst üste bindiğini görmek gerekir. Her iki sistem de temelde insanın mevcut durumunu terk edip bir erginlenmeyle dönüşüm geçirerek olgunlaşmasını esas alır. Anar’ın Puslu Kıtalar Atlası’nda Bünyamin’e yaşattığı o bildiğimiz ulvi ve müspet sülûk deneyiminin[3] aksine, bu romanda her şey parodik bir zıtlıkla tersine dönecektir. Monomit şablonu ile tasavvufi sülûk geleneğinin bu teorik kıyası, ince detaylarla birlikte yoğun bir analiz içerse de –ki bu kıyasın kapsamlı teorik modellemesi, tarafımca hazırlanan doktora çalışmasında özgün bir yapı olarak sunulmuştur–[4] söz konusu paralellikler bu yazıda bizi ilgilendiren ana hatlarıyla şunlardır:

Sıradan dünya ve yola çıkış:
Campbell’ın kahramanı erginlenmek için sıradan dünyayı terk etmek zorundadır; bu durum salikin hayvani nefsin emrindeki yaşantısını yani nefs-i emmâre (emredici nefs) evresini geride bırakma zorunluğuna denk düşer. Kahramanın hayatında bir krizle belirenmaceraya çağrı ve kültürle kaplanmış bu öznede bazen görebileceğimiz çağrının reddi, yanlışın bilincine varıp nefsini kınayan ama yine de nefsine uymaya devam ettiği görülebilen nefs-i levvâme (kendini kınayan nefs) basamağının mitsel izdüşümüdür.

Özel Dünyaya geçiş ve erginlenme:
Kahramanın akıl hocasından destek aldığı doğaüstü yardım,evini terk edişini vurgulayan ilk eşiğin aşılması ve yeni kimliği için sembolik anlamda ölüp yeniden doğduğu balinanın karnı safhaları; tasavvufta salikin bir mürşide ihtiyaç duyduğu, şeytani ve rabbani ilhamlar arasında kalarak çile, halvet ve zikir gibi uygulamalarla nefsini tezkiye etmeye çalıştığı nefs-i mülhime (ilham ve keşfe nail olan nefs) evresiyle paraleldir. Kahramanın sınavlar yoluyla birlikte, dişil tanrıça ve eril baba figürlerine dair sınamalarla psikolojik bütünlüğe yaklaşıp erginlenerek kazandığı nihai ödül; tasavvufta beşerî vasıflardan sıyrılıp Hak’ta yok olma anlamına gelen ve henüz “ben ve Hak” şeklinde ikilik içeren ilk fenâ (Hak’ta yok oluş) haliyle, salikin o ilk dinginlik menzili olan nefs-i mutmainne (tatmin olmuş, emin kılınmış nefs) mertebesinde karşılık bulur.

Geri dönüş ve bütünleşme:
Yolculuğun son perdesinde kahramanın karşılaştığı dönüşün reddedilişive büyülü kaçış, sülûktaki salikin Hak’tan gelen her şeye razı olup sekr (sarhoşluk) haline girdiği, içinde meczuplaşma ve dünyevi âleme idraken dönmeme riskini barındıran nefs-i râziye (razı olan nefs) ruhunu taşır. Kahramanın dışarıdan gelen kurtuluş ve dönüş eşiğinin aşılması ile iki dünyanın ustası olması ise, salikin inayetle (Hak’tan gelen yardımla) sahv (idrak) haline geçerek halk ile Hak arasındaki ayrımı kavradığı ve tekrar âleme (sıradan dünyaya) döndüğü nefs-i marziye (kendisinden razı olunan nefs) makamıyla örtüşür. Monomitte, topluma iksir taşıyan iki dünya ustasının erdiği yaşama özgürlüğü ile tamamlanan yolculuk; sülûkta talipleri irşad edebilecek tam olgunluğa erişen mürşidin ulaştığı nefs-i kâmiliyye mertebesinde kemale erer.

İşte Anar, Galîz Kahraman’da sülûk haritasını parodileştirirken, bu kadim yapının monomit basamaklarıyla olan evrensel paralelliği sayesinde İdris Âmil’in yolculuğunu her iki sistemin sınırlarında dolaşan absürt bir deneye dönüştürür. Yazarın bu metinlerarası çarpışmayı bilinçli bir kurguyla yahut anlatı geleneğinin kolektif hafızasından süzülen bir sezgiyle kurmuş olması fark etmeksizin, karşımızda duran şey iki tekâmül haritasının da yapıbozuma uğradığı “galîz” bir tablodur.

Çağrısı kadın kız, mekânı Kasımpaşa zadegânlığı

Anlatıcı, romanın başında İdris Âmil’den mübalağalı bir övgüyle “Efendimiz” veya “Kasımpaşa Herkülü” diye bahseder. O, güya ressamların ve heykeltraşların etrafında döndüğü bir “kutup”tur; o kadar mükemmeldir ki, camide secde etmesine bile lüzum yoktur. Fakat bu parıldayan sıradan dünyanın arkasında, manevi açıdan bomboş; kibir, tamahkârlık, tembellik ve şehvet gibi nefs-i emmâre vasıflarıyla tıka basa dolu bir “süprüntü” gizlidir.

İhsan Oktay Anar
Galîz Kahraman
İletişim Yayınları
Ocak 2026, 4. baskı
181 s.

Monomitte macera kaderin kutsadığı bir krizle başlarken, İdris Âmil’in maceraya çağrısı tamamen şehvani ve gülünçtür: “Cins-i latif”in ona kul kurban olması için kendisinin bir sahada terakki etmesi ve “pişip parlaması” gerekmektedir. O da “kadını kızı ayağına getirmek” için yeraltı dünyasında makam kapmaya karar verir. Ancak bu menfi kahramanın yolunda kader, müspet kahramanlarda olduğu gibi destekleyici değildir. “Çıyanlık bakaloryası”yla yetinmeyen İdris Âmil, Rumeli külhanbeyi olan Yarma İskender’in huzuruna çıkıp onayını almak için Sultanahmet Cezaevi’ne girer. Burada “ciğer testi”nden geçemeyip korkudan altına kaçırınca Kasımpaşa zadegân camiasından def ve aforoz edilir. Bu “sözde kahraman”ın çağrısını bizzat kader reddeder. Sülûkta nefs-i levvâme aşamasına denk gelen bu noktada salik tarafından yaşanması gereken o samimi pişmanlık ise, İdris Âmil’in, dedesinin altınlarını harcayıp vicdanı sızlayınca “ileride dedesine şık bir mozole yaptırıp kul hakkını ödeme” kurnazlığıyla, yani sözde bir pişmanlıkla tersine döner. Şiir yazmak için bir kadını evine kadar takip eden İdris, bu davranışının sebebini de sanatçı ruhlu biri olmasına bağlayarak yolculuğundaki hiçbir menfi davranışından aslında zerre pişmanlık duymadığını her fırsatta bize gösterir.

Akılsızlık hocaları, Fingal Mağarası Çilehanesi ve namussuzluk inisiyasyonu

İdris Âmil’in yolculuğundaki akıl hocalarından biri olan Yarma İskender, İdris’e sözde hamilik yapar ve onun Anadolu külhanbeyi olan Remiz’in ikiz kız kardeşi Remziye’yle evlendirilmesine sebep olur. Bu evlilikle birlikte edebi ve sinematik hayalleri yıkılan İdris için Kasımpaşa’da gelecek kalmamıştır. Her kahramana ve salike yolculuğun selameti doğrultusunda yardım eden rehber figürü; buradaki “sözde kahraman”a yardım etmek bir yana dursun, kahramanın başına bela getirmiştir. Üstelik heybetli ismine rağmen bu akıl hocası, romanın sonlarında dilenci konumuna düşecek ve kendine bile yardım edemeyecektir.

İdris Âmil’in diğer akıl hocası, yolculuğun bir sonraki aşamasında karşısına çıkacak olan Muhtar’dır. Muhtar, kahramanımıza “kötülük” konusunda yetkinlik sağlayacak ve kahramanın özel dünyaya geçişini sağlarken, aynı zamanda hayallerini de çalacaktır. Bu aşamada İdris “balinanın karnı”na, yani hırsızlar kolonisinin gizemli sokağına adım atar. Muhtar, inisiyasyon niyetiyle Vaftizci Yahya gibi doğrulup İdris’in ayağına piyano pedalı gibi basınca, İdris’in kulağı Fingal Mağarası’nın o bitmek bilmeyen akustik senfonisiyle çınlar. Kelt mitolojisinde kahramanların erginlenme mekânı olan Fingal Mağarası metaforu, İdris’in hırsızlık âlemine giriş vizesidir. Hakiki bir insan sarrafı olan Muhtar, onun ruhunu okur ve teşhisi koyar: İdris Âmil, “On dört ayar insan, on sekiz ayar hırsız, yirmi dört ayar namussuz ruhuna sahip, som bir süprüntü”dür. İşte İdris Âmil, menfur yolculuğunun özel dünyasına bu “galîz” tescille kabul edilir.

Şeytani ilhamlar, tanrıçanın tokadı ve kötülük saçan kefaretle nihai çöküş

Sülûkun nefs-i mülhime (ilham alan nefs) basamağında salik, mürşidi sayesinde rabbani ilhamları ayırt etmeye başlayacakken, İdris Âmil sadece şeytani ilhamlar alır ve ona “mürşitlik” eden Muhtar tarafından hırsızlık/namussuzluk üzerine eğitilir. Yolculuğun tanrıça figürü, İdris’in edebiyatçı unvanıyla etkilemek istediği müteahhidin kızı Muallâ’dır. Ancak İdris, ince ruhlu ve naif rakibi Efgan Bakara’yı çekemez; onu sahte bir mektupla tuzağa düşürerek sefil bir hale getirir. Anlatıcı, İdris’in bu gaddarlığını övüp Efgan’ın naifliğini “sulu zırtlak hususlar” diyerek küçümsediğinde, mitsel aşamayı bir kez daha sembolik olarak tersine çevirir.

İhsan Oktay Anar

Campbell’ın babanın gönlünü alma/kefaret aşaması da romanda parodiye dönüşür. İdris Âmil’in evlenmek zorunda kaldığı bir başka kadın olan Dilara başkasına kaçınca, Dilara’nın babası İdris’e kızının namusunu temizlemesini emreder. İdris ise sorumluluk almak yerine, istemeyerek nişanlandığı bu kızdan kurtulduğu için gizlice sevinmektedir. Kötülüklerin kapatılması gereken bu aşamada, İdris Âmil Hazretleri bizzat kötülükleri artıran kişidir.

Nihai çöküş, tanrılaştırma ve yazgısına egemen olma aşamasında gelir. Paraya sıkışıp Muhtar’ın apartmanına giden İdris, yatak odasında bornozla gördüğü Muallâ’nın “Büyük Romancı” olan Muhtar’ı savunup ona siper olmasıyla iki büklüm olur. Aslen çalıntı olan “eser”lerini ve aşkını Muhtar’a kaptıran İdris’in içindeki bütün cafcaf, afi ve hayaller bir balon gibi sönüverir. Bir şair gibi hisli olup kendini vurmayı deneyecektir ama “galîz” bir kahramandan bunu beklemek haksızlıktır; çünkü onun ağırlığı “net değil, brüt”tür. Onun nihai ödülü, süfli bir “çağrı” ile çıktığı bu yolda elde ettiği büyük hüsran ve çözümsüzlüktür.

Üçüncü mevki vagonunda bir “Homo Innosens” ve “Kutup Yıldızı”

Dönüş yolunda İdris Âmil, Muhtar’dan aldığı paralar karşılığında işlemediği bir banka soygununu üstlenerek emniyete kurbanlık koyun gibi teslim olur; yani bu “kahraman”ın sıradan dünyaya dönüşü iradi değil, mecburidir. Nefs-i râziye (rızaya eren nefs) makamının o kaderi gönüllüce kucaklayan ve şuurlu bir rıza içeren ulvi “teslimiyet”i; İdris’te, tüm kapılar yüzüne kapanınca çaresizlikten pes etme ve arzularından vazgeçirilme şeklini alır. Üsküdar kabadayıları ona kol kanat germez; akıl hocası Yarma İskender sefil bir dilenciye dönüşmüştür. Dışarıdan gelen yegâne kurtuluş ise nefret ettiği karısı Remziye’nin, onu cezaevinde koynuna alacağını müjdeleyen tehditkâr sesidir.

İdris Âmil, eşik muhafızlarını yenerek dönmesi gereken dönüş eşiğini, bizzat eşik muhafızları (jandarmalar) eşliğinde elleri kelepçeli olarak geçer. Tıpkı daha önce küçümsediği Efgan Bakara gibi, Haydarpaşa Garı’ndaki üçüncü mevki bir vagonun penceresinden kar yağışını izlemektedir. Yolculuğu tamamen boşa gitmiştir, elinde sıradan dünyayı iyileştirecek hiçbir iksir yoktur, yaşama özgürlüğüyerine hapishane duvarlarına ulaşmıştır.

Yine de Anar, romanın sonunda İdris Âmil’i nefs-i marziye (inayete eren nefs) ve nefs-i kâmiliyye (kâmil olan nefs) basamaklarına ironik bir taht kurarak taşır. Trendeki bir antropolog, on bin kişinin fotoğrafını üst üste basarak ulaştığı “mükemmel insan” yani tüm insanlığın çan eğrisinin tam ortasındaki “Homo Innosens” türünün tek örneği olarak İdris Âmil’i adeta kutsar. O artık filozofların aradığı hakikat, her teoremin tek ispatıdır; pulsarlar onun adını tespih etmekte, galaksiler onun etrafında dönmektedir.

İdris Âmil Hazretleri, üçüncü mevki vagonun penceresinden gökkubbeye bakıp kendi emsali olan “Kutup Yıldızı”nı (insan-ı kâmilin mitsel sembolünü) görürken, Anar bize anlatıların o kusursuz tekâmül inancına dair muzip bir şerh düşer. Gökkubbede baki kalan şey, ne bir mürşid-i kâmilin ulaştığı hakikat ne de olgun bir kahramanın mesajıdır; sadece İdris’in bu menfur yolculuğunda ara sıra attığı o “galîz” ve “mübarek” nidasıdır:

“Hüüüüüüüüüüüüüüüp! Jjjjjjjjjjjjjjjjt! Nah-ha!”

 

 

NOTLAR

[1] Joseph Campbell, Kahramanın Sonsuz Yolculuğu, çev. Sabri Gürses, Kabalcı Yayınları, İstanbul, 2013.

[2] İhsan Oktay Anar, Galîz Kahraman, İletişim Yayınları, İstanbul, 2014.

[3] Betül Sinsoysal ve Nihayet Arslan, “İhsan Oktay Anar’ın Puslu Kıtalar Atlası Adlı Romanında Bünyamin’in Yolculuğunun Seyr ü Sülûk Bağlamında İncelenmesi”, IX. Yıldız Uluslararası Sosyal Bilimler Kongresi Bildiri Kitabı, 26-27 Aralık 2022, İstanbul.

[4] Betül Sinsoysal, “İhsan Oktay Anar’ın Romanlarında Kahramanın Sonsuz Yolculuğu ve Seyr ü Sülûk”, Doktora Tezi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ocak 2024.

Yazarın Tüm Yazıları
  • Galîz Kahraman
  • İhsan Oktay Anar
  • joseph campbell
  • Kahramanın Sonsuz Yolculuğu

Önceki Yazı

İNCELEME

Düşünceden önce davranan bir Beden’in karanlık romanı

“Szalay, sıradan insanın kendine ve başkalarına verebileceği zararı gündelik dokunun, alışkanlıkların ve rutinin içine sessizce yerleştirip adım adım büyütüyor.”

BARIŞ ÖZKUL

Sonraki Yazı

DENEME

Dillerin Hesabı:

Stereografi ya da yazınsal yarıküreler

“Bir metin, yazı nasıl müzikal olabilir ve dahası, bu niye gereklidir ve bunun anlamla, anlamlılıkla, yazıdan türetilebilir olası yeni bir anlamsallık alanıyla ne gibi bir ilgisi vardır?”

HASAN CEM ÇAL
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist