• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Erkeklik payı

“Hamdi Koç’un roman kahramanları çok konuşur. Hele Murat, en az iki romanda karşınıza çıkacak, –ve o mutlaka uçakla seyahat edecektir– korkularıyla size yaka silkitecektir. Ölüme takıktır. Bakınız, romanın baskın sınıf kahramanının bir diğer korkusu, ölümünde cenazesinin geçiştirilmesidir.”

Hamdi Koç

NAGİHAN KORKUTATA

@e-posta

DENEME

28 Eylül 2023

PAYLAŞ

Hamdi Koç denince yüzüğü görmüş Gollum gibi olurum. Yazdığı her şeyin izini sürmeden duramam. Bazen beni sert kayaların soğuk avurtlarına çeker, bazen yolda tepetaklak bir haldeyken orda bırakır ve başının çaresine bak der, –ki genelde bunu yapar– bazen de tuhaf bir şekilde eşlikçim olmayı kabul eder. Böylece ellerimizde dayandığımız o sert çubuklarla tepe tırmanırken ilk yürüyüşümüzü yapmış oluruz. Hamdi Koç, “kendi sert erkeklik merceğini” kullanan yığınla erkeğin kahraman babası olduğu için, eşlikçim olduğu zamanlarda tuhaf bir heyecan duyarım. Bu kahramanlar, yaşadıkları olaylara kafalarında şekillendirdiği tasarılarla tepki veren, olayları kontrol etmeye ve yönlendirmeye meyilli, çevresindeki herkesin ne yapması gerektiğine karar verecek düzeyde kendi sert erkeklik merceğini kullanan erkeklerdir. Bunlarla yolculuk yapmak zordur, baştan belirteyim ama o yola çıkılmıştır artık. Milliyetçisiyle de, kafatasçısıyla da, hegemoniğiyle de, suç ortağıyla da mecburen yan yana oturulur. Hele bazıları, aman Allahım, çok tehlikelidir. Tehlikelilerle mutlaka tren yolculuğu yapılır. Bir failden, bir katilden bahsediyorum. Bir katil mutlaka tehlikeli olur. Üzerinde masum trençkotuyla bacağı durmadan kanayan bir adamın nefesini sürekli ensenizde hissettiğiniz bir tren yolculuğu hayal etsenize… Ama dedim ya, yola çıktım artık bir kere, ortada tren olmasa da inip çıkmak, kaçmak yok.

Hamdi Koç’un roman kahramanları çok konuşur. Hele Murat, en az iki romanda karşınıza çıkacak, –ve o mutlaka uçakla seyahat edecektir– korkularıyla size yaka silkitecektir. Seyahat boyunca o her zamanki presentable görüntüsüyle, ekonomik uçmamış olmanın rahatlığı içinde keyifle içkisini yudumlayıp korkak erkek duygularını örtbas etmeye çabalayacak, onları son derece belli edecek ve size, kaybetmekten korktuğu karısını genç âşığıyla görünce geçirdiği küçük ölümünden bahsedecektir. Ölüme takıktır. Bakınız, romanın baskın sınıf kahramanının bir diğer korkusu, ölümünde cenazesinin geçiştirilmesidir.

“Çıkınca ilk iş cenazemin ayrıntılarıyla ilgileneyim, dedim. Bir vakıf filan kurayım, birilerine maaş bağlayayım. Birileri kalsın arkamda, bana vicdanen ya da şeklen sahip çıkmak zorunda olacak, büyük bir kayıp olduğumu insanlara anlatmaya çalışacak.” (Koç, H. 2009, Bir Eski Kocanın Öğleden Sonrası, s. 38)

Ekonomik refah, erkekler arasındaki hiyerarşiyi yaşamın her alanında belirgin kıldığı gibi ölümlerinde de farklar yaratır. Erkek egemenliğinin erkekler arasında yarattığı sancıları dinlersiniz. Kulağınıza pamuk tıkamak istersiniz ama dinlersiniz.

“Cenazemi kaldıracak birileri olsun istiyorum. Ölünce muteber bir ölü olmamı sağlasınlar, ağlayacak, konuşma yapacak birilerini bulsunlar. Buraya geçen gelişimde aklıma geldi. Ölürsem ortada kalacağım. Bu sefer de baktım sık geliyorum, zamanıdır, dedim […] “Valla. Arkamda bana bir şeyler borçlu birileri kalsın istiyorum.” (s. 233)

Hegemonik bir erkek olduğunu anladığım Murat, ölümünün Hürriyet’e tam sayfa olarak ilan verilmesinin ve lacivert takım elbiseli meslektaşlarının cenazesini onurlandırmasının, erkekliğinin tehlikeden kurtuluşu anlamını taşıdığına inanıyor. Bu düşüncenin sebebinin yalnızlık olduğunu düşünüyorum. Ne kadar yalnız bir erkek böyle, diyorum. Tam yalnızlığını gösterişle örtmeye çalışan bu ıssız adama üzülmek istiyorum ki, karısını boynuzladığı hatunlar geliyor aklıma, susuyorum. Oh, sana müstahak! İnşallah karın seni asla affetmez diye içimden beddua ediyorum. Bunu yaparken yüzüne gülümsüyorum; neyse ki ben onun aklını okuyan kişiyim, aksi taktirde uçağın sağ kanadından aşağı süzülürken bu yazıyı noktalamak zorunda kalan kişi olacaktım. O da bana gülümsüyor. Murat’a doyuyorum.

Hamdi
Koç

Çiçekçi Nadir’i ziyarete gitmeye karar veriyorum. Çiçekçi beni şaşırtıyor. Bu kez seyahat etmekten yorulan kişi olduğum için bir serada karşılaşmak hoşuma gidiyor valla. Bir erkek çiçek yetiştiriyor. Onu, oymacılık sanatı için çalışma odasına kapanan Adnan Ziyagil’e benzetiyorum. “Oranın işyeri değil, bir tür fantezi merkezi, deney mahalli, müzikhol locası, neticede kişisel kuytu bir yer olduğunu, benim için de Türkiye için de ticari bir anlam ifade etmediğini, yazarkasası bile bulunmadığını, dolayısıyla iş hayatımın da getiri değil götürü, kazanç değil kayıp üzerine kurulu bir sistem olduğunu” söylüyor. (Koç, H. 2009, Çiçeklerin Tanrısı, s. 302)

Çok anlıyormuşum gibi dinliyorum. Özetle, bunlar çiçek profesörü gibi Afganistan, Pakistan, Tibet, Çin’e kadar gidip tohum aramışlar. Botanikçi kimlikleriyle özel izin almışlar. Bir şey bulamadan, tohum alamadan geri dönmüşler. Hakikaten Nadir adammışsın Nadir diyorum, duraklıyor. Adnan Ziyagil kahkahası atıyorum. Bilmeyenler için Nadir, “Aygen’e bakıcılık yapmak, çiçek yetiştirmek gibidir” diyen bir yalancı. Âşık erkek kimliği, Aygen’den alınan özel izinle kadını iyileştirmeden geri dönmek istemediğini söyletirken, hasta kadının çantasında prezervatif görünce kadının arkasından söylediklerini hatırlatıp sinirlendirmeyin şimdi beni. Özellikle de, “bu yaşta bir kadının” diye söze girmesi de ayrıca sinirlendiğim konular arasındadır. Nadir işte, hegemonik erkekliğin gerekliliklerini eksiksiz bir biçimde uygulamasa da, hegemonyadan kazanç elde etmeyi gerekli görmekten kaçmayan, ataerkil düzenin suç ortağı olan bir ikiyüzlü. Çiçeklerinle sana mutluluklar narsist Nadir, Lale’nin seni neden seçmediğini şimdi daha iyi anlıyorum. Ben Can Fedai Gümüş’ün görev yaptığı yere gidiyorum. Bir dağın tepesine. Önce bir kadının orda olmasını çokça yargılayan bakışlarla karşılaşıyorum. Bu erkeklere üzülüyorum. Geleneksel erkeklik kabulü almak için ellerinde tüfeklerle bekliyorlar. Erkeklik nöbeti bu kızım, sen anlamazsın diyorum gülümseyerek. “Biliyorum, okumuş etmiş adamların böyle saflıklar yapmayacağını, milliyetçilik ya da vatani görev ya da intikam gibi antik zaman tuzaklarına düşmeyeceğini düşünürsünüz; daha soğukkanlı olacağını, içindeki bireycilik içgüdüsünün onu o tür eğilimlerden uzak tutacağını, öyle kanlı ve haksız bir deneyimden sonra bile aklına mukayyet olup terhis edilme fırsatını değerlendireceğini, evine, eski hayatına dönüp işine gücüne sarılacağını düşünürsünüz.” (Koç, H., 2009, İyi Dilekler Ülkesi, s. 166)

Ama yanlış düşünmüşsünüz. Can öyle yapmamış. Taa Evropalara kadar gidip eğitim almış adam, askerliği bırakıp gitmemiş. Bu soğuk dağ başında erkeklik nöbeti tutuyor.

Tahakküm mekanizması olan askerlik, romanın erkek kahramanına birtakım erdemler atfetmiş. Bizimki de yemiş. Bu erdemlerin, erkekliğe üstünlük kazandırdığına inanıyor.

“Erkekliğe atfedilen ahlak, cesaret, irade, sadakat, fedakârlık, vazife bilinci gibi erdemler, ‘vatan sevgisi ve milli bilinç’ çatısı altında örülür. Bu tür üstünlük kodlarının ‘hegemonik/milliyetçi’ erkekliğe özgü kılınması, genellikle ideal beden inşasının tamamlanmasına işaret eder. Ayrıca idealize edilen erkek kahraman ideal bir bedene sahip olmasa bile, bu kodları taşıması onu toplumsal açıdan erkeklik konumuna ‘yükseltir’. Böyle bir kurgulamanın çıkış noktası yine milliyetçiliktir. Bu erdemleri taşıma ‘onuru’ erkek kahramanın ‘milli bilincinden’ kaynaklanır. Böylece, ikili karşıtlıklarda üstün olanın erkekliğe özgü olması gibi erdemlerin getirdiği üstünlük de erkeklik milliyetçilikle bağdaştırılır.” (Gür, 2019, s. 330)

Erkekliği milliyetçilikle bağdaştırmış. Askerlik hizmeti tamamlandığı halde ordudan ayrılmayarak, erkekliğinin üstünlük sürecini devam ettirdiğine inanmayı sürdürüyor. Ne zorsun be erkeklik! Dağ başında kendi kendinle burnundan soluyarak mücadele ederken, çevrende hava yapacak hiç kimse yokken bile zorsun.

 

KİTAPLAR:

  • Koç, Hamdi (2009), Bir Eski Kocanın Öğleden Sonrası, İstanbul, Doğan Kitap 
  • Koç, Hamdi (2009),  Çiçeklerin Tanrısı, İstanbul, Doğan Kitap 
  • Koç, Hamdi (2009) İyi Dilekler Ülkesi, İstanbul, Doğan Kitap 
  • Gür, Mehmet (2019) Türk Romanında Erkeklik ve Milliyetçilik (1908-1923). İstanbul, Kesit 
Yazarın Tüm Yazıları
  • hamdi koç

Önceki Yazı

SİNEMA-TİYATRO-TV

İki Kore’nin Birleşmesi:

Hayata dair fragmanlar

“İki Kore’nin Birleşmesi, merkezinde 'aşk' ve 'ayrılık' fikrinin yattığı, her aşkın nihayetinde bir ayrılık ile sınanacağı düşüncesi üzerine kurulu bir oyun. Oyun, Lacan öğretisinin üç temel unsuru olan 'gerçek', 'imgesel' ve 'simgesel' örgüsü üzerine kurulu olarak ilerler.”

ABDULLAH EZİK

Sonraki Yazı

ELEŞTİRİ

Beyaz Kale ve Taras Bulba’da alternatif tarih yazımı

“Gogol de Pamuk gibi tarihten, ele almak istediği bir mesele için arka plan olarak yararlanır. Yüzeyde Kazak ulusunun milli kimlik kazanma serüvenini anlatır ama çok fazla tarihsel bilgilerin yer almıyor oluşu Beyaz Kale gibi Taras Bulba’yı da klasik tarihsel roman çizgisinden ayrıştırır.”

YAHYA DOĞAN
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist