• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Derya Bengi ile 100. Yılında Cumhuriyet’in Popüler Kültür Haritası üzerine:

Geçmişi popüler kültüre başvurarak anlamlandırmak…

“Gündelik hayatın belleği zaten 100 yıldır gazete ve dergilere, romanlara, filmlere, şarkılara kazınmış. Bize düşen onları özenle derlemek, belli bir hikâye kurgusu ya da sinematografi içinde yerli yerine oturtmaktı.”

Derya Bengi

ESİN HAMAMCI

@e-posta

SÖYLEŞİ

22 Haziran 2023

PAYLAŞ

1923’ten başlayarak 2023’e kadar getirdiğiniz 100. Yılında Cumhuriyet’in Popüler Kültür Haritası üçlemesinin hikâyesi nasıl başladı?

Geçmişi araştırırken ya da anlamaya, anlamlandırmaya çalışırken popüler kültür öğelerine başvurmak gazetecilik faaliyetimiz içinde de kullandığımız bir yöntemdi. Roll dergisi ve Rakı Ansiklopedisi gibi yayınlarda bunun örnekleri görülebilir. Cumhuriyet’in bir asrı devirmesine birkaç yıl kala, 2019’da kolları sıvayarak üç ciltlik böyle bir ansiklopedi tasarladık. Gündelik hayatın belleği zaten 100 yıldır gazete ve dergilere, romanlara, filmlere, şarkılara kazınmış. Bize düşen onları özenle derlemek, belli bir hikâye kurgusu ya da sinematografi içinde yerli yerine oturtmaktı.

Üçlemenin ilk kitabı, 100. Yılında Cumhuriyet’in Popüler Kültür Haritası – 1 (1923 – 1950) / “Her Savaştan Bir Yara” diğer kitaplar gibi alfabetik olarak düzenlendi. Burada yer alan önemli maddelerin seçkisi –üç kitap için de geçerli olmak üzere– nasıl hazırlandı? Seçki nasıl yapıldı?

Derya Bengi 
Erdir Zat
100. Yılında Cumhuriyet’in Popüler Kültür Haritası – 1 (1923 – 1950) / “Her Savaştan Bir Yara”
YKY
Ocak 2023
400 s., büyük boy

Birinci vazifemiz elbette memleketin siyasi tarihiyle uyum içinde hareket etmekti. 20. yüzyılın da kendi içinde bir ilk çağı, yeni çağı, yakın çağı var. Cumhuriyet’in kurulması, çok partili demokrasinin işlerlik kazanması (1950) ve 12 Eylül darbesi (1980) kendiliğinden üç ciltlik bir form dayattı. Her birinde uzunlu kısalı 200’ü aşkın maddede Türkiye’nin nasıl bir toplumsal dönüşüm geçirdiği, nasıl bir dünya düşlediği, ne ararken ne bulduğu, sınıflar arası ve kuşaklar arası ilişkilerin nasıl kurulduğu, zıtlıkların nasıl oluştuğu mümkün olduğunca gözler önüne seriliyor. Tarih sadece siyasetin zirvesinde veya dehlizlerinde değil. Kanaat önderlerinin iki dudağının arasında da değil. Hayat çoğu zaman başka türlü akıyor. Bu yüzden ilk kitabın nabzı tarlalarda, ilk fabrikalarda, ilk apartmanlarda, ilk gecekondularda, cumbada, rumbada, Safiye Ayla şarkılarında, kapalı gişe oynayan Arap filmlerinde, radyodaki savaş haberlerinde, güzellik yarışmalarında, moda cereyanlarında, ekmek karnesinde, Varlık Vergisi’nde, kömür sergisinde atıyor.

Üçlemede yer alan maddeler için nasıl bir arşiv çalışması yürüttünüz? Görsellere, metinlere ve diğer materyallere nasıl ulaştınız?

Aslan payını kütüphanelerde ve kişisel arşivlerde yürüttüğümüz gazete ve dergi taramaları alıyor. Baş sayfadaki haberlerin ve temel tartışmaların yanında reklamlar, minik ilanlar da yüksek sesle çok şey söylüyor. Bazen mizah dergileri günü yakalamada siyasi ve aktüel dergileri alt ediyor. Kimi konularda romanlar, öyküler, edebiyat eserleri gündelik yaşantıyı gazetelerden daha sıkı kavrıyor. Hatıratlar, yakın tarih incelemeleri ve akademik tezler de elbette temel başvuru kaynaklarımız arasında. Her sinema filmi ve her plak birer sanat ve eğlence vasıtası olmasının yanı sıra bizim için birer belge niteliğinde.

İlk kitapta bazı kadın konulu başlıklar da göze çarpıyor. Bunlar arasında “Biçki, Dikiş”, “Daktilo Aranıyor”, “Flapper”, “Fahişe İstatistikleri”, “Haraşo”, “İpek Çorap Savaşı”, “İzdivaç”, “Nü” gibi maddeler var. Gündelik hayatın değişimi üzerine önemli olan bu maddeler için ne söylemek istersiniz?

Bu maddelerin tamamına yakını kadınların kapalı kapılar ardında ev ve aileyle sınırlı dar dünyadan sıyrılarak dışarı çıkmasının, toplumsal hayata, çalışma hayatına sızmasının öykülerini anlatıyor. Yine ilk kitapta “Cici Anne” maddesine dikkat çekmek isterim. “Cici Anne”ye 1930’lu yılların radikal “Güzin Abla”sı diyebiliriz. Bu madde Sabiha Sertel’in siyasi mücadelesinin izini sürerken, gelecekteki kadın hareketlerine de ışık tutuyor. Sertel’in yanı sıra kitabın sayfalarında Suat Derviş, Denizkızı Eftalya, Safiye Ayla, Keriman Halis Ece gibi öncülerin güçlü varlığı, cesareti her an hissediliyor.

Müzeyyen Senar, Sadettin Kaynak gibi isimlerden müzik tarihine bakıyoruz. İlk kitap 1923-50 yıllarını kapsıyor. Bu yıllar müzik tarihi adına önemli ve hızlı değişimlerin yaşandığı tarih sayılır aslında. Siz bu dönemi müzik adına nasıl değerlendiriyorsunuz?

O devirde gazinoların ve plak sanayiinin belli bir atılım içinde olduğu söylenebilir. Sadettin Kaynak, Selahattin Pınar gibi bestekârlar Osmanlı’nın divan edebiyatını değil, Cumhuriyet’in gündelik dilini, sokaktaki, evdeki, mektuplardaki, şiirlerdeki Türkçeyi besteleyerek ün kazanıyorlar. Onlarca operetin, yani tiyatronun müzikle evlenmesinin getirdiği yenilikten de bahsedilebilir. Ama o yılların Türkiye’nin en fakir yılları olduğunu, buhran ve savaş ekonomisi içinde debelendiğimizi unutmayalım. Asıl müzikal değişim 1950’lerde, radyoların neredeyse her eve girmesiyle, Zeki Müren gibi yeni yıldızların türemesiyle başlayacak. 1960’lardan itibaren Anadolu poptan aranjmanlara ve arabeske kadar yeni akımlar yeşerecek, müzik dünyasına büyük bir çeşitlilik hâkim olacak. 1930’lu yılların iki hit parçasının ikisinin de klasik müzik formasyonlu Cemal Reşit Rey imzasını taşıması çok ilginç bir gösterge. Biri “Onuncu Yıl Marşı”, diğeri “Lüküs Hayat”. Oysa aynı Cemal Reşit Rey 50 yıl sonra, 1983’te Eurovision’a şarkı gönderdiğinde, kimse onu umursamayacak, elemeleri bile geçemeyecek.

Moğollar imzalı bir manifesto ve Moğollar’ın 45’liği “Dağ ve Çocuk” yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Ajda Pekkan’ın “Her Yerde Kar Var” 45’lik plağı çıkıyor. Anadolu rock, rock müziği bu döneme nasıl etki ediyor?

Anadolu pop ‘60’ların ilk yarısında çeşitli dans orkestralarının türkü düzenlemeleriyle ve Tülay German’ın “Burçak Tarlası”yla yola koyuluyor, 1965’ten itibaren Altın Mikrofon yarışmasıyla olgunlaşıyor, bu yarışmaya da katılan Moğollar’ın manifestosuyla bir isim ediniyor. Beatles’ın, Rolling Stones’un açtığı evrensel bir yol bu. Dünyanın her yerinde yerel ezgilerle rock müziğini birleştiren akımlar aynı dönemde yayılıyor. Brezilya’da, Yunanistan’da, hem Avrupa ülkelerinde hem de Üçüncü Dünya’da… Kimileri buna kültür emperyalizmi falan diyebilir, bence kültür komünizmi, kültür enternasyonalizmi. Ruhi Su yeri gelince Bob Dylan şarkısı söylemedi mi? Bob Marley de Jamaica’nın Anadolu popçusu değil miydi? Bir süre sonra onun reggae’si yeni bir evrensellik yaratarak bütün dünyayı sarmalamadı mı?

Serinin ikinci cildi 100 Yılında Cumhuriyet’in Popüler Kültür Haritası 2 (1950-1980) / “Belki Duyulur Sesim”, 30 yıllık bir dönemi kapsıyor. Cumhuriyet tarihinin değişim sürecinin en hızlı yaşandığı dönemi kapsıyor aslında. Siyaset ağırlıklı bir dönem diyebiliriz. Örneğin sosyalizm kelimesini artık sıkça duymaya başlıyoruz. Sanat, edebiyat, müzik alanında kitabın başladığı dönemle bittiği dönem arasında büyük yenilikler görebileceğimiz bir kültür haritası çıkıyor. Siz bu dönemi nasıl değerlendirirsiniz?

Derya Bengi 
Erdir Zat
100. Yılında Cumhuriyet’in Popüler Kültür Haritası – 2 (1950 – 1980) / “Belki Duyulur Sesim”
YKY
Aralık 2021
396 s., büyük boy

‘60’lı ve ‘70’li yıllarda solun eşitlikçi söyleminin Türkiye’de büyük bir popülerlik kazandığı bir gerçek. Nâzım Hikmet’in şiirleri bile ‘64-‘65’lerde yeniden gün ışığına kavuşabildi. Ama şair bunu göremedi, duyamadı, ömrü vefa etmedi. Sol yayınlarda bir patlamadan söz edilebilir, ama bunun tersi de doğru; anti-komünist yayınlarda da büyük bir patlama oldu o devirde. Bugün hâlâ sahaflarda üç beş liraya satılan yığınla anti-komünist kitap var. Yeşilçam zihniyetine kafa tutan toplumcu filmlerin sayısı bu dönemde arttı. Yılmaz Güney gibi bir fenomen, ‘70’lerde sıradan vatandaşı sol fikirlerle tanıştırdı. Yaşar Kemal’in, Orhan Kemal’in, Köy Enstitülü yazarların kitapları büyük şehir aydınıyla Anadolu’yu barıştırıp buluşturdu. Anadolu popun mimarisinde Veysel’den Mahzuni’ye kadar farklı kuşaklardan Alevi ozanların payı büyüktür, hatta bu akıma neden Alevi pop veya Alevi rock demeyelim? Yine ‘60’larda Türkçe sözlü yabancı hafif şarkılar Ajda Pekkan’ın öncülüğünde yola koyuldu. Derken Timur Selçuk, Bora Ayanoğlu gibi besteciler ülkenin ilk özgün pop şarkılarını yazdı, ‘70’lerin pop şarkılarında ise bir başka solcu aydının, Şanar Yurdatapan’ın ağırlığı vardı. Arabesk ise kolayca sola doğru bükülebilen bir haykırış yarattı, hatta ‘80’lerdeki Ahmet Kaya’dan çok önce Hakkı Bulut ilk protestocu arabesk şarkıları yazıp söyledi.

Son cilt, Cumhuriyet’in Popüler Kültür Haritası 3 (1980-2023) / “Yollar Bize Memleket” 1980 yılından günümüze uzanıyor. Burada ilk karşılaştığımız maddelerden “Ansiklopedi” ancak günümüzde çok da kullanılmıyor. İnternet çağında gelişen “Vikipedi” sitesi için yeni ansiklopediler diyebiliriz. Bu madde 30 yıllık değişimi göstermesi açısından önemli. Siz bu son 30 yıla kitaptaki maddeler üzerinden nasıl bakıyorsunuz, nasıl değerlendiriyorsunuz?

Derya Bengi 
Erdir Zat
100. Yılında Cumhuriyet’in Popüler Kültür Haritası – 3 (1980 – 2023) / “Yollar Bize Memleket”
YKY
Aralık 2021
360 s., büyük boy

Meydan Larousse ansiklopedisi 1969’da ilk çıktığı günlerde fasiküller halinde gazete bayilerinde dergi gibi satılıyor ve ciltlenmek üzere biriktiriliyordu. Gazete reklamlarında “Eğer biriktirmeyecekseniz lütfen boşu boşuna almayınız” notuyla yayınevi resmen müstakbel okurlarına kendi ürününü almamayı öğütlüyordu. O dönemin kıt koşullarında belki gerçekçi bir tutumdu, ama bugünden bakıldığında çok enteresan duruyor. İthal ikâmeci, gümrük duvarları yüksek bir ekonomiden ‘80’lerden itibaren vahşi neo-liberalizme geçildiğinde bambaşka bir tablo çıktı ortaya: ‘90’lı yılların başında başta Meydan Larousse olmak üzere çeşitli ansiklopediler yeni ve ucuz baskılarla gazete kuponları karşılığında dağıtılırken, basın dünyasında birbirlerinin ansiklopedilerine kara çalma kampanyaları aldı yürüdü. Gazetecilik için sahiden bir utanç çağıydı o günler.

Öte yandan olaya ansiklopedilerin kendisi açısından bakarsak, ‘90’lardaki o furya içinde kültür kitleselleştikçe geriledi, yükseleceğine alçaldı. Cilt cilt ansiklopedi, evlerde bir salon süsü haline geldi. İki metre ötede televizyon ekranı capcanlıyken kimse ölü ansiklopedilerin sayfalarını çevirmeye tenezzül etmedi. Kapitalizmin anayasası belki değişmiyor ama her dönem yasa maddeleri yeniden gözden geçiriliyor, eskilerini aratan yeni kurallar konuyor. Bugün internet, Wikipedia, ekşisözlük, Spotify, sosyal medya çağında bilgiye ve kültüre erişim ve bilgi üretme hızına haklı övgüler düzebiliyoruz; ama bu abur cubur, fast food bilgiyi ve kültürü ne derece hazmediyoruz; nerede, hangi amaçla kullanıyoruz; kimlere kullandırtıyoruz; işin orası çok tartışma götürür.

Kitap milenyumun eşiğinden yola çıkarak bugüne ilerliyor. TV, internet, müzik, kitap, sanat… Bugünlerden ‘80’lere baktığımızda artık başka bir dünyada yaşıyoruz. Özellikle kültür-sanat alanındaki değişimleri nasıl değerlendirirsiniz?

Türkiye kuruldu kurulalı temel çelişkilerini en çok kültürel zeminde yaşıyor, kültürel zeminde birbiriyle kavga ediyor. Gelir bölüşümü veya sınıf çatışması teorilerini yaya bırakırcasına Doğu/Batı, köy/kent, dinci/laik, merkez/çevre, Türk/Kürt gibi kültür ve kimlik tabanlı ikilikler her zaman öne çıkıyor. Bazen de kasten öne çıkarılıyor. Bu geniş anlamlı kültür mübadelesini iyi kavramak için sanata, edebiyata daha fazla başvurmak, sığınmak gerekiyor bana kalırsa. 100 yılda okuduğumuz her romanda, seyrettiğimiz her filmde bu çelişkiler yumağının izleri görülebilir. Çeşitli dergi ve gazetelerde jüri oylarıyla veya halkoyuyla ve onayıyla seçilen en iyi romanlar, en iyi filmler listelerine sık sık göz atmalıyız. Bu eserler bu toplumsal ve evrensel çelişkileri ya bir şekilde yansıtıyordur ya da çözmeye çalışıyordur. Lafı müzikle bitireceksek, böyle hareketli, oynak, akışkan bir toplumsal tabloda öncelikle Âşık Veysel, Neşet Ertaş, hatta belki Barış Manço, belki Zeki Müren, Müzeyyen Senar gibi müteveffa figürlerin birleştirici gücünün sırrını araştırmak, onları yaşadıkları dönem koşulları çerçevesinde iyi analiz etmek şart. Elbette sanatçı illa birleştirici olacak, kalabalıkları avcunun içinde tutacak diye bir kanun yok. Yine de bu saydığım insanlara birer Cumhuriyet değeri olarak, Cumhuriyet kazanımı olarak daha yakından bakmamız çok yerinde olur. Herhalde böylesine çoğunluğa seslenebilen büyük yıldızlar bir daha gelmeyecek. Ama bugün kendi bağımsız küçük dünyasını, kendi modernini yaratmak isteyen her müzisyenin, ister rock’çı, ister rap’çi, ister türkücü olsun, sırtını yaslayacağı klasikler ebediyen var olacak.

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • 100. Yılında Cumhuriyet’in Popüler Kültür Haritası
  • derya bengi
  • Erdir Zat

Önceki Yazı

HER ŞEY

İTALİK ÖNERİLER – 7:

Matbaa mürekkebi, kitap kokusu...

Kitaplar Dünyaya Nasıl Gelir? / Görsel Baskı Öncesi Hazırlık ve Üretim Sözlüğü / Görsel Grafik Tasarım Sözlüğü / Elin Üstünde Gezsin: İlhan Berk'ten Memet Fuat'a Mektuplar / Okumadığınız İçin Teşekkürler / Biyografi ve Anı Yazarlığı / Bir Eser Nasıl Reddedilir? /  Matbaacılık Oyuncağı /  Tarihin Akışını Değiştiren Ortaçağ İcadı

SEVENGÜL SÖNMEZ

Sonraki Yazı

SÖYLEŞİ

Lucie Drechselová ile söyleşi:

“Demokrasi kadınlara 'yaramıyor' mu?”

Lucie Drechselová Türkiye’de Yerel Siyasette Kadınlar / Dışlanma Döngüleri kitabında farklı sosyo-politik özelliklere sahip illerde yaptığı saha çalışmasının zengin malzemesine dayanarak Türkiye’de kadınların yerel siyasette var olma mücadelesini enine boyuna inceliyor. Demokrasi kadınlara ‘yaramıyor’ mu?” gibi kışkırtıcı bir soru sormaktan çekinmeyen ve kadınların “değişim tahayyül etme kapasitesinin” kıymetini de tartışmaya açan Lucie Drechselová ile dışlanma döngüleri üzerine konuştuk...

AYNUR KULAK
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist