• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Çocukluk arkadaşım

“Selim yazdığı her şeyde Cumartesi Yalnızlığı’nı yazdı bana kalırsa. Başkalarının yaşamında bir yer aradı her zaman. Bir yer, ona sevgiyle, hesabı tutulmadan ayrılmış bir yer.”

Selim İleri

SIRMA KÖKSAL

@e-posta

PORTRE

15 Ocak 2025

PAYLAŞ

Onu tanıdığımda, kapkara kıvır kıvır saçları olan, yerinde duramaz bir delikanlıydı. Ben çocuktum, o ise ilk Cumartesi Yalnızlığı’nı yeni yayımlamıştı. Sürekli konuklarımızın en genciydi. Bana kocaman insanlar gibi görünürlerdi ama aslında konuklarımız da, annem babam da, hepsi gençti, ben çocuktum sadece. Selim en gençleriydi. “Çocukluk arkadaşım” demem o yüzden.

Elbette Cumartesi Yalnızlığı’nı o zaman okumadım. Kitap okumaya da bir merakım yoktu zaten. Ev kitap ve yazar doluydu, ben ise sıkılıyordum! Hâlâ da sıkılıyorum, hiç geçmedi, geçmeyecek de, biliyorum. Bunun da bir tür cumartesi yalnızlığı olduğunu sonraları öğrendim. Daha doğrusu Selim’in öyküleri öğretti.

Pazar günlerinin boğuntusu tanıdık bildik bir şeydir. Bir bayramın sonu gibi neşesiz, zoraki günlerdir pazarlar. Uzamışlık duygusu basar insanı. “Hadi” der insan, “hadi”. Sanki zaman boşa akıyor ve zaman aktıkça yaşam uzaklaşıyor gibi…

Ama cumartesiler öyle değildir. Yaşamın en cıvıl cıvıl olduğu günlerdir. Hiç kimse yabancı ve yalnız değilmişçesine sokaklar doludur. Herkesin bir amacı varmışcasına koşturmacalıdır. İnsan cumartesi günlerinin yalnızlığını zamanla anlar. Başkalarının yaşamlarında da, yaşamın kendisinde de kapladığımız yerin pek netameli olduğunu, aradan kayıp gittiğimizde geride bir boşluk kalmayacağını, sevgilerin eksikli, yakınlıkların mesafeli olduğunu, gürültülü kahkahaların yabancılığın üstünü örttüğünü… Daha doğrusu yaralı ve yalnız insanların her zaman belli belirsiz hissettiği –Selim’in yeğleyeceği sözcükle “duyumsadığı”– yersiz yurtsuzluğu, herkesin eninde sonunda kendi evine çekildiğinde dışarıda kalınacağı bilincini en iyi cumartesi günleri öğretir insana. Selim yazdığı her şeyde Cumartesi Yalnızlığı’nı yazdı bana kalırsa. Başkalarının yaşamında bir yer aradı her zaman. Bir yer, ona sevgiyle, hesabı tutulmadan ayrılmış bir yer.  Ama kim kimin en eski yaralarını, ya da ayrıklığını ve o ayrıklık üstünden örselenmiş kimliğini onarabilir ki? Kim kime kendini dışarıda bırakarak yetebilir ki? Her şey yalnızlıkla başlar ve yabancılıkla biter. En yakın dostluklarda bile kıramadığınız hüzün ve hırçınlık hep gözlerinin ardında gizlidir, kendine bile kırgın bir şeyler… Keyifli zamanlarında “hınzırlık” diye eğlenir gülerek…

Sanat bir yaşama uğraşıdır, bir inattır. Selim için de bir inattı. Doymak bilmez okurluğu da, birkaç ömre yetecek kadar üretken yazarlığı da, sanatın her alanına gösterdiği büyük ilgi de bir inattı. Her şey, herkes bir öykü, bir romanın bir bölümüydü.  Ancak böyle baş ediyordu. Onun baş etme yöntemi okurlarının yalnızlıklarında tutunacak bir dal oldu. O istediği yeri belki de en çok tutkulu okurlarının yaşamında ele geçirdi.

Çocukluk arkadaşımla, uzun ve dolambaçlı bir dostluğumuz oldu. Kimi zamanlar çok yakın kimi zamanlar uzun mesafeler… Henüz ortaokuldayken yazdığım uyduruk şeyleri sabırla okudu –neyse ki hiçbir zaman çok yazmadım– bana zaman içinde tutkuyla bağlandığım yeni yazarların kapısını açtı… Yıllar sonra ben onun editörü oldum, yazdıklarına burnumu soktum. Başlarda ürperir, korkardım, zamanla kaşlarının kalkıp kalkmadığını kontrol etmeye başladım. Sonunda tartışabilecek cesarete kavuştum. Kimi zaman kabul etti, kimi zaman etmedi doğallıkla. Çok gülerek, çok gezerek, çok yiyip içerek geçmiş nice anı çocukluk anılarımın yanında birikti. Ama en çok bunları özleyeceğimi söylemek yalan olur. Tabii ki bunları da özleyeceğim ama asıl yazdıklarına yeniden döndüğümde bulduğum o kendine özgü kırılganlığını özleyeceğim, o kırılganlıkla kırılacağım bu ölüme. Öyle geliyor. Kimse kimseyi onaramıyor, zaman zaman yoldaş oluyor bu hayatta.  

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • Cumartesi Yalnızlığı
  • selim ileri

Önceki Yazı

VİTRİNDEKİLER

Haftanın vitrini – 3

Bazılarımız Dostumuz Colby'yi Tehdit Ediyordu / Kadın Asker Olur mu? / Dostoyevski Üzerine Dersler / Filistin’i Görme Biçimleri / Güvenilir Kişi / İnşa Etmek ve Yaşamak / Krizler ve Duygular / 12 Eylül Döneminde Ermeniler / Yazın Yeşil Ağaç ve Çalıların Kışın Tanınması / Yoldan Çıkanlar

K24

Sonraki Yazı

PORTRE

Selim Bey, size minnettarım

“Siz bana insanın kötülüğünü, renklerin, çiçeklerin (örneğin limon küfü, ladin) çeşitliliğini, sözcüklerin önemini, arka balkonlardan görülen iç bahçelerin huzurunu, vefa ve sadakat duygularının değerini öğrettiniz; iç dünyamı zenginleştirdiniz.”

FERYAL SAYGILIGİL
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist