Çocuk seyirci ama çocukça olana karşı
“Çocuk seyirci, bugünün aktörü ve öznesi olarak değer görmeyi hak ediyor. Yetişkinler olarak korumacı davranmak yerine, çocuklara bir filmi nasıl anlamlandırmaları gerektiğini göstermek daha kıymetli.”
Die Abenteuer des Prinzen Achmed –Prens Achmed'in Maceraları (Lotte Reiniger, Carl Koch, 1926)
Sanatın en temel vaatlerinden biri özgürlükse, dijital platformlar çağında seçim yapma konusunu yeniden düşünmemiz gerekiyor. Bu sonsuz arşiv içinde, içerikleri tüketmektense daha çok biriktiriyoruz ve algoritmaların da varlığıyla, izleme alışkanlıklarımız giderek birbirine benziyor. Ancak seyir deneyimi yine de farklılıklar üzerinden inşa ediliyor. Neyi, kiminle, nerede, nasıl ve hangi koşullarda seyrettiğimiz, evde sinema deneyimiyle sinemaya gitmek arasındaki farklar, sinema salonunu eve taşıma ritüellerimiz ya da akıllı cihazlarımız yüzünden seyrederken sürekli bölündüğümüz, kesintili zamanlar… Aslında tümü ve fazlası, seyrettiğimiz şey aynı olsa bile seyir deneyimini biricik kılıyor. Dijital yerliler olarak dünyaya gelen çocuklarsa erken yaştan itibaren seçici olmayı öğreniyorlar ve neyi sevip sevmediklerine karar verebiliyorlar. Sonsuz görsel-işitsel ortamda fragman seyrederek ya da görselleri inceleyerek yönlerini buluyorlar. İstemedikleri şeyse, yetişkinlerin onlar adına neyin ilginç ya da izlenir olduğuna karar vermesi.
Dipnot kısmında anılan çalışmaları şöyle bir karıştırırsanız,[1] sinemaya ilişkin yaş kriterinin esnediğini, biyolojik gelişime bağlı dikkat süresinin ve uzun süre pasif alıcı olarak kabul edilen çocukların seyir deneyimine dair yerleşik kabullerin artık değiştiğini göreceksiniz. Bu yazı çocuk seyirciler üzerinde duruyor; hani şu, bir yetişkinin bilgisi ve gözetimi olmaksızın bir şey izlemesi sakıncalı bulunan, yeterli çoğunluğu sağlamasına rağmen bağımsız bir grup olarak dikkate alınmayan çocuk seyirciler.
Yetişkin seyirciliğin kökeni çocukluğa dayanıyorsa, çocuk seyircinin üzerinde durmaya değer bir grup olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Ancak bu, “çocuk seyirci, geleceğin yetişkinidir” anlamına gelmiyor. Çocuk seyirci, bugünün aktörü ve öznesi olarak değer görmeyi hak ediyor. Güncel çalışmalar, çocuğa ve çocuklara yönelik içeriklere yetişkin perspektifiyle yaklaşmanın, özellikle de çocukları filmden koruma anlayışının artık çağa ayak uydurmadığını gösteriyor. Yetişkinler olarak korumacı davranmak yerine, çocuklara bir filmi nasıl anlamlandırmaları gerektiğini göstermek daha kıymetli.
Alışılagelen çocuk gelişimi literatüründe gelişim dönemleri yaşlara göre kategorize edilirken,[2] sosyal ve kültürel parametrelerle biyolojik gelişimin birbirinden ayrı olduğu çoğunlukla göz ardı ediliyor. Çocuklar geleneksel çocuk sosyolojisi literatüründe, henüz büyüme aşamasında olan, deneyimsiz, olgunlaşmamış, akılcı düşünemeyen tabula rasalar olarak karakterize edilirdi.[3] Derken 1980 ve ‘90’larda yeni çocukluk paradigması belirginleşmeye başladı; örneğin 1979 yılı “Uluslararası Çocuk Yılı” kabul edildi, 1989’da Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi yürürlüğe girdi. Sonra İngiltere’de bir grup akademisyen ortaya çıkarak, “yeni çocukluk sosyolojisi” adı altında, birtakım çığır açıcı çalışmalar gerçekleştirdi. Artık vurgunun yaşta değil, çocuğun öznelliğinde ve yaratıcılığında olduğunun altına çizen bu çalışmalar, çocukların yaşam dünyalarını anlamayı amaçlıyor. Yeni çocukluk sosyolojisi yaklaşımına göre çocukluk sosyal ve kültürel bir inşa ve evrensel bir çocukluktan bahsedemeyiz.[4] Çocukluk zamana ve mekâna bağlı olarak inşa edilir, deneyim yaş ve gelişim aşamalarına indirgenemez ve çocuklar heterojen bir sosyal gruptur. Bu yaklaşıma göre seyirci olarak çocuk, çocukluğu kendine has, aktif karar alan, kendi deneyimini inşa eden, yetişkinden bağımsız özerk bir özne olarak konumlanır. Aynı küresel eğlence sistemi içinde doğup büyüyen çocuklar, nerede yaşarlarsa yaşasınlar, benzer içeriklerle karşılaşıp bunları benzer şekillerde tüketiyorlar; buna bir çeşit Disneylandlaşma diyebiliriz. Ancak yazının başına dönecek olursak; burada benzerlikten çok farklılıklar ve seçimler devreye giriyor, çünkü küresel eğlence sistemi, çocuklara izledikleri içerik üzerinde kontrol ve seçim özgürlüğü sunup sayısız seçenek sağlıyor. Her biri binlerce film ve dizi sunan dijital platformlara erişim, çocukların çok küçük yaşlardan itibaren ne sevdikleri ve neyi sevmedikleri konusunda seçici davranabilmelerine olanak tanıyor.
Korumacı yaklaşımdan vazgeçmemiz gerekiyor. Örneğin şiddet ve korku içeren filmleri çocuklara seyrettirmeme eğilimimiz, alandaki en kapsamlı çalışmalardan olan Children’s Films: History, Ideology, Pedagogy, Theory (2000) kitabında eleştiriliyor. Çünkü esas problem şiddetin ekrandaki varlığı değil, onu çocukla birlikte konuşmaktan ve anlamlandırmaktan kaçınmamız. Kitap şunu savunuyor: Şiddetin ödüllendirilmemesi de bir kazanımdır ve başlı başına şiddetin sorgulandığı pedagojik bir tartışma alanıdır. Dolayısıyla biz, bir arama motorundan her şeyin erişilebilir olduğu, algoritmalarla bir videonun ardından hangi güvensiz içeriğin geleceğini yönetemediğimiz bir dünyada, çocukları içerikten korumak yerine, farklı stratejiler geliştirmek zorundayız. Bir film ya da içerik hakkında konuşmak, karakterleri sorgulamak, iyi-kötü, adil-adil olmayan gibi kavramların, duyguların, farklılıkların ya da durumların neden böyle gösterildiğini sorgulatıp çocukla birlikte düşünebilmek en ideal senaryo olurdu. Ve tabii hepsinden önemlisi, neyin seyredileceğine çocukla birlikte karar vermek.
O halde çocuklarla birlikte ne seyretmeliyiz? “Aile filmi” dediğimiz kategoriyi hem yetişkinlere hem de çocuklara hitap eden, çocuk rollerinin yanında yetişkin yıldız oyuncuların da bulunduğu, aile vurgusunun ön planda olduğu, Hollywood/ABD film endüstrisinin pazarlama ve üretim anlayışıyla örtüşen yapımları içeren bir kategori olarak tanımlayabiliriz.[5] (Bu arada Cahiers du Cinéma dergisinde uzun yıllar editör ve genel yayın yönetmeni olarak çalışan ve okullarda film eğitimi konusunda alışılmadık bakış açısıyla öne çıkan Alain Bergala’ya göre, küreselleşmiş Hollywood sineması ve televizyon yayıncılığı çocuklar için kötü örnekleri oluşturuyor.) Evet, aile filmi deyince akla hemen Home Alone serisi, Beethoven’s 2nd (1993), Baby’s Day Out (1994), Mrs. Doubtfire (1993), The Parent Trap (1998) gibi eğlenceli, mesajı kuvvetli örnekler geliyor. Ancak kitap, herkese hitap etme iddiası taşıyan bu filmlerin yetişkin ahlakıyla örtüştüğünü, bu nedenle sonunda kazananın ebeveyn, devlet, erkek ya da adına her ne dersek, otorite olduğunu söylüyor. Evde yalnız kalınmamalıdır; gizli maceralar tehlikeli olabilir; annenin sözünü dinlemek iyidir ya da babanın sana söylediği gibi, aslında korkacak bir şey yoktur…
Kitap, “aile filmi” kategorisinin karşısına ise, daha olumlu değerleri yansıtan, alternatif pedagojik yaklaşım sunan, açık ders vermeyen, belirsizlik bırakan ve çocuğu düşünmeye iten Avrupa sinemasını yerleştiriyor. Ben bunu biraz daha genişletmeyi öneriyorum. Elbette aile filmleri de zararlı değil ama çocuklarla birlikte Billy Elliot (2000), The Spirit of the Beehive (1973), Where is the Friend’s House? (1987), The Cave of the Yellow Dog(2005), The Adventures of Prince Achmed (1926), The Red Balloon (1956) seyretmenin hayalini kurmak daha cazip. Eğer yeni çocukluk sosyolojisini ve çocukların taleplerini dikkate alacaksak; yaş kriterini, kategorileri ve türleri biraz esnetmemiz; her çocuğun algı seviyesinin, ilgi, dert, beklenti, ihtiyaç ve merakının yaş grubundan bağımsız, sosyal ve kültürel olarak farklılık gösterdiğini unutmamamız gerekiyor. Ve unutmamamız gereken bir şey daha: Çocuklar yetişkinlerden daha bilge olabilir.
Avrupa çocuk filmleri üzerine çalışmalar yapan KIDS Regio (2024: 85-90), 12 Avrupa ülkesinden 374 çocuğun görüşlerine dayanarak “Building Bridges – European Children’s Film in Focus” raporunu yayınladı. Rapora göre, 7-11 yaş aralığındaki çocukların sosyal ve içsel yaşamları her geçen yıl genişliyor; bu da tercihlerinin hızla gelişip değişmesine yol açıyor. Araştırma, yaş ve milliyet fark etmeksizin, çocukların kendileri için yapılmış içerikleri “çocukça” bularak reddettiğini gösteriyor. Çocuklar daha karmaşık anlatılar ve karakterler ararken, kendilerinden büyük yaşlara hitap eden içeriklere yöneliyorlar. Günümüzün çocukları geleneksel tür filmlerindense, komedi, aksiyon, macera, tarih gibi farklı türleri harmanlayan hikâyeleri tercih ediyorlar, çünkü zengin ve çok katmanlı bir seyir deneyiminde, bağ kurabilecekleri çok sayıda unsur bulabiliyorlar. Zorlukları aşan, yolculukta yeni beceriler kazanan, dönüşen ve gelişen karakterlerin varlığını önemsiyorlar. Duygusal olarak karmaşık karakterlerle daha güçlü bağ kuruyorlar ve onlara tanıdık gelen tüm bu karakterleri sıradışı bir dünya içinde seyretmek istiyorlar. Çok sevmesem de, Avatar serisinin çocukların tüm taleplerini karşıladığını fark ettim.
ECFA’nın 2022 yılında gerçekleştirdiği “The REALITIES” konferansında da dikkat çekildiği gibi, bir çocuk filmi her zaman çocuğu anlatmak zorunda değil. Çocuklar için yapılan filmler her konuyu ele alabilir. Çocuklar, yetişkin seyircilerden farklı olarak, çoğu zaman açık uçlu finalleri tercih ediyorlar. İtalyan radyo ve televizyon yapımcısı Davide Tosco, İtalya’nın kamu yayıncısı RAI için yaptığı çalışmalar hakkında şöyle diyor: “Çocuklar aptal değil; düşündüğümüzden çok daha zekiler. Uyarıcı ve zorlayıcı içerikleri hak ediyorlar.”
Duyduklarımızın aksine, çocukların dikkat süreleri kısa değil ve yoğunlaşma yetenekleri oldukça fazla.[6] Değişen şey ise ihtiyaçları. Akranlarına ve dünyaya daha önce hiçbir neslin olmadığı kadar bağlı olan çocuklar, karar alma süreçlerine dahil olmak, işbirliği yapmak, saygı görmek, kendi zamanlarının araçlarını kullanarak öğrenmek, kontrolü paylaşmak, görüşlerinin değerli olduğunu hissetmek istiyorlar. Çocuk seyirciye değer vermek, onu korumaktan önce ciddiye almakla başlıyor.
Çocuklarla neler seyredilebileceği konusunda uzman görüşlerini merak ederseniz, göz atabileceğiniz üç liste:
- ECFA’nın (European Children’s Film Association) aday ve kazanan filmler listesi, üstelik filmi seyrettikten sonra çocuklarla birlikte yapılabilecek çalışma önerileri de içeriyor.
- Çocukların medya karşısındaki konumunu iyileştirmeye katkıda bulunan içerikler üreten Hollanda merkezli Cinekid’in çocuk filmleri listesi.
- British Film Institute (BFI) tarafından film eğitmeni, yazar, öğretmen ve yapımcıların görüşlerinden hareketle hazırlanan “15 yaşına gelmeden seyredilecek filmler” listesi.
NOTLAR
[1] KIDS REGIO, “Building Bridges – European Children’s Film in Focus” (Çevrimiçi), 2024.
DIGILITEY, T.Y., "The digital literacy and multimodal practices of young children"(Çevrimiçi), 2025.
WOJCIK-ANDREWS, I., Children’s Films: History, Ideology, Pedagogy, Theory, Garland Publishing, Inc., 2000.
[2] PIAGET, J., Play, dreams and imitation in childhood, W. W. Norton & Company, 1962.
BRUNER, J.S., Process of Cognitive Growth: Infancy, Clark University Press, 1968.
GANDER, M. J., GARDINER, H. W., Çocuk ve ergen gelişimi (7. Baskı). Ankara: İmge, 2010.
[3] JENKS, C., Childhood. London: Routledge, 1996: 9.
[4] WELLS, K., Childhood in a Global Perspective, UK: Polity, 2009.
PROUT, A., Future of Childhood: Towards the interdisciplinary study of children, Routledge&Falmer, 2005.
JAMES, A., “Understanding Childhood from an Interdisciplinary Perspective”, Rethinking Childhood (P. B. Pufall, R. P. Unsworth Eds.), NJ: Rutgers University Press, 2004: 25-37.
[5] BAZALGETTE C., STAPLES, T., “Unshrinking the Kids: Children’s Cinema and the Family Film”, In Front of the Children: Screen Entertainment and Young Audiences, (C., Bazalgette & D. Buckingham Eds.), British Film Institute, 1995: 92-108.
[6] PRENSKY, M., “Teaching Digital Natives: Partnering for Real Learning”, CORWIN: A SAGE Company, 2010: 2.