Can Göknil’in “Evrende Vals”i:
Gök kubbenin altında bir masal
“Evrende Vals, mit ile bilimi, efsane ile astronomiyi, yazı ile resmi aynı anlatı düzleminde buluşturan bir sergi.”
Akrep, 2025, tuval üzerine akrilik, 60 x 35 cm (solda) / Boğa, 2025, tuval üzerine akrilik, 60 x 35 cm (ortada) / Başak, 2024, tuval üzerine akrilik, 60 x 35 cm (sağda)
Can Göknil’in Bozlu Art Project’te gerçekleşen yeni kişisel sergisi “Evrende Vals”, sanatçının yarım asrı aşan üretim pratiğini merkezine alan, geliştirdiği bağlam ve açılımlarla ön plana çıkan bir anlatı evreni olarak görülebilir. 1970’li yıllardan itibaren sanat pratiğini mitoloji, masal, sözlü kültür ve farklı anlatı formları etrafında şekillendiren Göknil bu sergide yönünü gökyüzüne, astronomiye ve kozmik anlatılara çevirir. Söz konusu bu yönelim sanatçının hem bütün bir sanat yolculuğunu kendi içerisinde barındırır hem de onun dikkatinin hangi eksende nasıl şekillendiğini görünür kılar.
“Evrende Vals”, mit ile bilimi, efsane ile astronomiyi, yazı ile resmi aynı anlatı düzleminde buluşturan bir sergi. Evreni salt fiziksel bir sistem ve mekân olarak değil, aynı zamanda insan zihninin anlam üretme kapasitesiyle şekillenen kültürel bir alan olarak ele alan sergi, bu yaklaşımı Göknil’in sanat anlayışının temelini oluşturan anlatı fikrini kozmik ölçekte yeniden kurar. Hemen her sergisinde farklı düaliteleri iç içe geçiren, yıllar boyunca inşa ettiği anlatı evrenini farklı şekillerde genişletmeye çalışan sanatçı için bu tavır zaman içerisinde daha da anlamlı bir hal alır. Yarım asrı aşan bütün bu serüven de sergide kendisine yeni bir görünüm kazanır.
Can Göknil’in sanatında mitoloji tarihsel bir referans alanı olmanın ötesinde, insanın dünyayı anlamlandırma biçimlerinden biri olarak konumlanır. Antik Yunan ve Roma mitleri, Anadolu anlatıları, Osmanlı astrolojisi ve sanatçının kendi ürettiği masallar Göknil’in çalışmalarında birbirini dışlamayan, aksine birbirini besleyen katmanlar olarak varlık gösterir. Burada sanatçının inşa ettiği ve farklı kültürleri, anlatı dünyalarını, formları birleştiren çok yönlü dünya, nihayetinde ortaya çıkan üretimi evrensel kılan en önemli bileşenlerden de biri olarak belirir. Hemen her şeyi birbirine bağlayan mitler burada geçmişe ait bir anlatı değil, güncel deneyimle sürekli temas halinde olan bir düşünme biçimi olarak değerlenir.

“Evrende Vals” sergisinde mit; gezegenler ve gök cisimleri aracılığıyla yeniden biçimlenen özel bir başlık olarak belirir. Antik mitolojide tanrıların ve tanrıçaların isimlerini taşıyan gezegenler sanatçının resimlerinde hem astronomik hem de anlatısal figürler olarak yer alır ve böylelikle ortaya farklı dünyaları imleyen bir karakterler bütünü çıkarır. Bu figürler bilimsel bilgiden koparılmadan fakat bilimsel açıklamaya indirgenmeden ele alınır ve böylelikle salt maddesel gerçekliğin ötesine geçilir. Göknil’in yaklaşımı mitleri irrasyonel bir karşıtlık alanı olarak görmek yerine, kültürel anlatıların öncesinde ve sonrasında gelişen anlam dünyalarıyla birlikte ele alıp değerlendirmek üzerine kuruludur. Onun bu yaklaşımı sergiyi meydana getiren hemen her bir bileşene farklı şekillerde yansırken, nihayetinde ortaya çok boyutlu bir yapı çıkarır.
Serginin merkezinde yer alan astronomi temi, Göknil’in üretiminde alışıldık bir mitolojik zemin üzerine inşa edilir. Burada astronomi teknik bir disiplin olarak değil, hayal gücünü tetikleyen bir anlatı alanı olarak ön plana çıkar. Güneş Sistemi, Samanyolu, Andromeda Galaksisi, kuyrukluyıldızlar, asteroidler ve cüce gezegenler; bilimsel sınıflandırmaların ötesinde, anlatının başat aktörlerine dönüşür. Sanatçının burada yaptığı temel şey, aslında bütün bu maddi unsurları onları inşa eden anlam dünyalarıyla iç içe geçirerek bugünün izleyicisi için yeniden üretmektir. Aynı zamanda bir yazar olan Göknil bunu salt resimle değil, yazı aracılığıyla da yapar. Serginin bütününe yayılan metinler bu anlamda hem resimlerin hem de anlatıyı şekillendiren iniş çıkışların ayrıksı birer temsilcisi olarak belirir.
Kâinatın bir balo salonu olarak kurgulandığı/şekillendiği sergide temel kavramsal yaklaşım, bu düsturun yeniden ele alınışıyla değer kazanır. Gezegenlerin güneş etrafındaki hareketi, burçların gezegenlerle kurduğu ilişki, dünya ile ay arasındaki döngüsel bağ sergide bir vals koreografisi gibi düşünülür ve belirli hatlarla birbirlerine teyellenir. Kimi birbirinin içine geçen, kimi birbiriyle temas kuran, kimi birbirinden uzaklaşan bu gezegenler Göknil’in metinlerinde ve resimlerinde kendilerine ayrı anlam dünyaları inşa ederler. Böylelikle ortaya hem çok katmanlı bir kâinat tablosu çıkar hem de bu baloda hemen herkes kendisine uygun/denk bir şekilde görünüm kazanır. Böylelikle söz konusu bu metafor, evreni mekanik bir düzenek yerine ilişkisel ve ritmik bir yapı olarak kavramayı önerir. Bu bağlamda “Evrende Vals” kozmik düzeni temsil etmekten çok, izleyicileri kozmik ilişkileri düşünmeye davet eder. Sergideki eserler evrenin hareketini sabitlemez; aksine devinimi, döngüselliği ve sürekliliği vurgular. Bu yaklaşım Göknil’in anlatı merkezli sanat anlayışıyla örtüşür: Anlatı sabit bir anlam üretmez; sürekli yeniden kurulur.
Can Göknil’in sanat pratiğinin ayırt edici özelliklerinden biri görsel üretimle metinsel anlatı arasındaki sürekliliktir. “Evrende Vals” sergisinde bu ilişki belirgin bir biçimde görünürlük kazanır. Sergide yer alan eserler, sanatçının kaleminden çıkan kısa metinlerle ve anlatılarla birlikte düşünülür. Bu metinler görsel işleri açıklayan yardımcı unsurlar değildir, resimle eşdeğer anlatı katmanları oluştururlar.
Göknil için yazı ve resim farklı disiplinler değil, aynı anlatının farklı yüzleri olarak ön plana çıkar. Sergide yer alan kısa anlatılar gezegenleri ve gök cisimlerini kişileştirerek onları masalsı bir evrenin karakterlerine dönüştürür. Bu yaklaşım izleyicinin eserlerle kurduğu ilişkiyi genişletir: İzleme deneyimi aynı zamanda bir okuma ve düşünme pratiğine dönüşür. Sözgelimi Venüs için düşülen şu kayıt/not/metin bu yaklaşımın bir örneği olarak düşünülebilir:
VENÜS
Güneşe en yakın olan ikinci gezegenmiş.
Topladığı ışınları geceleri dünyamıza yansıttığı için biz ona Çoban Yıldızı deriz.
İşveli, cilveli aşk tanrıçası olduğu da söylenir.
Venüs gezegeninin bir günü, dünyamızın 243 gününe eşitmiş.
Öylelikle Afrodit’in çeşitli aşıklarla beraber olmaya, kanatlı erkek meleğiyle sohbet
etmeye,
Terazi ile Boğa burçlarının isteklerini karşılamaya bol bol zamanı kalırmış.
(Can Göknil, “Evrende Vals”, Bozlu Art Project)
Sergide yer alan Ressam Masalı kitabının orijinal çizimleri de bu metin-görsel ilişkisinin tarihsel sürekliliğini de görünür kılan bir başka örnek olarak değerlendirilebilir. Göknil’in erken dönemlerinden itibaren sürdürdüğü resimli kitap üretimi, onun sanat anlayışında anlatının merkezî rolünü pekiştirir. Böylelikle birçok farklı sanat disiplininde düşünen, üreten, verimkâr davranan bir sanatçının portresi belirir.
Can Göknil’in sanat pratiğindeki en önemli meselelerden biri sanatçının yıllar içerisinde oluşturduğu ifade dilidir. Gerek metinsel gerekse görsel olarak birbirlerini bütünleyen ve anlamlandıran bu durum nihayetinde ortaya sanatçı için ayrıksı bir yapı çıkarır. Onun sıklıkla tercih ettiği masalsı dil kendi içerisinde “bu topraklar”a ve dünyanın ortak kültürel mirasına dair derin bir yoğunluk içerir. Masal, epik, mitsel ve kozmik anlatılar onun üretiminde bilginin alternatif bir formu olarak belirir; sezgisel, sembolik ve çok katmanlı bir anlatı dilini beraberinde getirir. “Evrende Vals”te bu yaklaşım, astronomi gibi genellikle uzmanlık alanı olarak görülen bir disiplinin masalsı bir anlatıyla yeniden kurulmasıyla kendini gösterir. Bu durum, bilginin tekil ve hiyerarşik bir yapıdan ziyade, çoğul ve paylaşılabilir bir alan olarak düşünülmesini sağlar.
“Evrende Vals” sergisi mekânsal kurgusuyla da anlatı merkezli bir deneyim sunar. Eserlerin yerleşimi kronolojik veya tematik bir sıralamadan çok, bir masalın bölümleri gibi düşünülmüştür. İzleyici sergi alanında ilerledikçe farklı kozmik anlatılarla karşılaşır; gezegenler, galaksiler ve mitolojik göndermeler arasında dolaşır. Böylelikle bir anlamda kâinatta bir yolculuğa da çıkmış, evrenin bilinmezlerini sanatçıyla beraber adımlamış olur. Bu dolaşım öte taraftan izleyiciye doğrusal bir ilerleme de önermez. Tıpkı evrenin kendisi gibi sergi de döngüsel ve çok yönlü bir deneyimi beraberinde getirir. Bu yaklaşım Göknil’in anlatıya yüklediği açık uçlulukla örtüşür. Sergi kesin anlamlar üretmek yerine, izleyicinin kendi anlatısını kurmasına alan açar.
Can Göknil’in sanat pratiği Türkiye çağdaş sanat ortamında istikrarlı bir sürekliliği temsil eder. Göknil yüksek sesli söylemlerden ve dönemsel eğilimlerden uzak durarak, kendi anlatı evrenini inşa ederek, bunu bir süreklilik etrafında kurgulayarak ortaya yarım asrı aşan bir yapı çıkarır. Mitoloji, masal ve anlatının merkezini oluşturan hikâye anlatıcılığını odak nokta kabul etmesi, onu bugünlere ulaştıran en temel hattı meydana getirir. “Evrende Vals” de bu direncin kozmik bir açılımı olarak düşünülebilir.
Son olarak, sergi kapsamında erişime açılan çocuk kitapları ve Can Göknil kitaplığı söz konusu bütün bu yaklaşımın mekânsal karşılığını oluşturur. Sergi izleyiciyi yaşa göre ayırmaz; aksine, farklı yaş gruplarını ortak bir anlatı zemini etrafında buluşturur.
Önceki Yazı
Çiler İlhan:
“Karakter yaratırken inat etmiyorum. Onun beni yönlendirmesine izin veriyorum...”
“Aile, devletin neredeyse her aşamasını kontrol ettiği, üstünde hâkimiyet kurduğu bir mini iktidar alanı. O yüzden bu kadar korkuluyor değişmesinden; gelenekmiş, ahlakmış, bahane bunlar...”