• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

Bergman, film, mekân:

Bir ada yazısı

 “Bergman için Fårö adası güvenlik, sessizlik, iç diyalog demekti. Peki, İsveçli yönetmenin etkisiyle film sektörü bir adada alışılmışın dışında filizlenirken, bu durumdan film-mekân ilişkisine dair ne gibi düşünceler üretebiliriz?”

Bergman Island adlı filmden (Mia Hansen-Løve, 2021)

R. CAN YAMANOĞLU

@e-posta

SİNEMA-TİYATRO-TV

4 Aralık 2025

PAYLAŞ

Ingmar Bergman, 1960 yılında yeni filmi Through a Glass Darkly için Baltık Denizi’ndeki Fårö Adası’na ayak basar. Beş sene sonra adaya temelli taşınma kararı alır. Persona, Scenes from a Marriage ve Shame sırasıyla Bergman yönetmenliğinde Fårö’de çekilir. Bergman’ın mirası yaşamının ardından da devam eder. Yönetmen öldüğünde, arkasında filmlerin dışında, adada bir festival, birkaç film okulu, bir stüdyo ve filizlenmiş bir film sektörü bırakmıştır. Peki, İsveçli yönetmenin etkisiyle film sektörü bir adada alışılmışın dışında filizlenirken, bu durumdan film-mekân ilişkisine dair ne gibi düşünceler üretebiliriz?

Taşra, doğa temelli senaryo yazımı için çoğu zaman ilham verici bir mekân olmuştur. İç hesaplaşmalar yaşayan, kendine yönelen ve kendinden bir şey çıkarmak isteyen insanlar, yeni yolculuklara çıkmaya mecbur bırakılanlar ve şehirden kaçanlar hep taşraya sığınmıştır. Taşra ya güvenli bir liman ya da mecburi bir geri dönüştür. Şehrin ritmini, şehir olmayan bozar. Karakterler şehir olmayanda dönüşür, yenilenir ve daha farklı bir biçimde şehre döner ya da dönmez. Fakat her ne kadar bu hikâyelere yön verse de, taşra çoğunlukla sadece konudur veya bir şeylerin zıddıdır. Paydos verildiğinde terk edilir. Setler sökülür, taşra görüntüleri şehirlere birleştirilmek üzere götürülür. Taşraya kalıcı bir şey bırakılmaz; tekrar üretileceği zamana kadar unutulur o. Bu durum birçok bölge için geçerli olsa da, bazıları aradan sıyrılabiliyor. Gotland ve Fårö bu sıyrılanlardan birkaçı.

Ingmar Bergman, Through a Glass Darkly filminde görüntü yönetmeni Sven Nykvist ile birlikte. 1960.

Bu yazının ilk tohumları atıldığında, Mart 2023’te Ingmar Bergman’ın Gotland ve Fårö üzerindeki mirasını takip etmek üzere saha çalışmasındaydım. Şu an hostel olarak kullanılan eski Visby Hapishanesi’nde konaklıyordum. Turizm amaçlı hostele dönüştürülmüş bu hapishane hâlâ eski mimarisini korumakta, misafirlerini hücrelerde ve dikenli tellerin ardında konaklatmaktaydı. Kış sezonu olmasından mütevellit, hapishanede tek başına ve sessizlikte bir gece geçirirken, Bergman’ın burada ne bulduğunu ve sonra ne sunduğunu düşünüyordum. Elimde arşivlerden ve internetten topladığım notlar vardı. Bunun dışında Bergman gibi bir yabancıydım.

Bergman, Fårö’ye yeni filmi için izole bir lokasyon bulma umuduyla gelmişti. Sınırlı bütçe nedeniyle İskoçya’ya gidememiş, Gotland’a razı edilmişti. O zamanlar Stockholm merkezli çalışan yönetmen önce Gotland’a götürülmüş, ardından adanın daha kuzeyinde bir adacık olan Fårö’ye gitmişti. İlk karşılaşmadan itibaren yönetmende Fårö’ye karşı bir bağlılık, kendini tanımlama ve ev kavramının farklı boyutlarını buraya atfetme durumu ortaya çıkmıştı. Bergman için Fårö güvenlik, sessizlik, iç diyalog demekti (Bergman, 1988). Benim içinse burası umut ve belirsizlikti. Tezim için adada filizlenmiş bu sektörün doğasına ve insanların hayatlarına etkisine dair bir şeyler bulmayı umut ediyordum. Gözlemlemek, anlamak ve başarabilirsem yorumlamak istiyordum. Fakat bu isteklerim belirsizlikler içerisinde yüzeye çıkamıyordu. Notlarım adayı betimliyordu ve filizlenen bir film endüstrisi olduğuna dair işaretler taşıyordu. Geri kalan detaylar ise muğlaktı. Ada belirsizdi; gideceğim yol, yapacağım röportaj(lar) belirsizdi. Adayla bağım cılız ve bir denek kadar uzaktı. Durum böyleyken, bir yandan yönetmenin adayla kurduğu ilişkiyi düşünüyordum, diğer yandan da adanın film komisyonuyla yapacağım röportaj için hazırlanıyordum. Bir başka deyişle, kendimi kısa bir süreliğine de olsa, iki zaman dilimini aynı anda yaşarken buluyordum. Hem Bergman’ın ayak izlerini izliyordum hem de on altı saat süren tren, feribot ve otobüs yolculuklarından sonra “yabancı” bir yüksek lisans öğrencisi olarak adada film sektörüne dair her detayı yakalamaya çalışıyordum. Yolculuğun sonunda film sektörünün adada kümelendiği bölgeye varmıştım.

Bergman adadaki ilk yönetmen değildi. Ada daha önce Rus ve İsveçli sinemacılara ev sahipliği yapmıştı. Bergman son da değildi; Miyazaki ve niceleri dışında, yakın tarihte Mia Hansen-Løve da hikâyesine adayı dahil etti. Fakat Gotland ve Fårö’yü özel kılan, Bergman’la beraber var olabilmesiydi. Daha farklı bir şekilde düşünmemiz gerekirse; adadaki sinema sektörü Bergman’ı içine katarak, belki onun mirasıyla yükselerek, belki de ona çok değinmekten kaçınarak var oluyordu. İlk gözlemlerim bu yöndeydi. Adadaki stüdyoya vardığımda içeride öğrenciler görüntü ekipmanlarıyla çalışıyordu. Başka bir grup ise sonradan öğrendiğim kadarıyla hikâye anlatıcılığıyla ilgili çalışıyordu. İki tarafta da Bergman yoktu. Bergman hakkında kelamlar edilmiyor, yorumlar paylaşılmıyordu. Bense stüdyonun köşesindeki mutfaktan kahvemi alıp buluşacağım kişiyi beklemeye başladım.

Adadaki sinemacılara göre Gotland sahilleri, kaya formasyonları, ormanları, yani kısacası doğası, Bergman dahil birçok sinemacıya hikâye kurgulamada geniş bir yelpaze sunuyordu. Hayal edilen İskoçya, İskoçya’da değil, İsveç’in bir Baltık adasında var olabiliyordu. Ya da bilmediğimiz bir uzay mekânı, adanın başka bir köşesinde kendine yer buluyordu. Bu doğa aynı zamanda sinemanın farklı dallarında birçok kişiye iş olanağı sunuyordu. Mekânlar hayal ediliyor, bu hayallere karşılık gelen lokasyonlar bulunuyor ve çeşitli şekillerde yerel sermayeye katılıyordu. Yerel sermaye hem uzaya benzeyen mekânı hem de bu mekânı bilen kişiyi kapsıyordu. Hikâyeler adada birkaç kilometre aralıklarla anlatılabiliyor, teknik destek de stüdyoyu paylaşan diğer öğrenci ekiplerinden alınabiliyordu.

Adanın doğa temelli yerel sermayesi, adanın dışından gelen film ekipleriyle takas ediliyordu. Bu takas karşılığında yerel sinemacılar bazen iş bulabiliyor, bazen eğitim alıyor, bazen de sadece büyük prodüksiyon firmalarının adadaki varlığından yararlanıyorlardı. Bu durum, taşranın veya periferinin doğa ve sermaye takası temelli kaderiyle örtüşmekteydi. Doğanın kiralanması karşılığında kısa süreli işbirlikleri var olmakta ve ardından farklı yollara gidilmekteydi. Fakat yerel film ekipleri, kendi lokasyonlarının kullanımı dahilinde teknik bilgi ve iş imkânı isteyerek lokasyon bazlı sömürgeciliğe karşı çıkıyorlardı. Kullanışlı bir taşra olmak değil, işbirliği talebi. Aynı zamanda, teşviklerle görüntülerin ve seslerin şehirlere dönmesi yerine adada kalmasını ve orada kurgulanmasını istiyorlardı.

Bergman’ın etkisi her zaman görünmese de, adadakilerin hayatına dokunuşları yadsınamazdı. Bergman’ın filmini çektikten sonra adayı terk etmemesi ve diğer projelerini de adaya taşıması, kendinden sonra farklı imkânların doğmasına yol açtı. Her sene Bergman’ın mirasını kutlamak ve hatırlamak üzere düzenlenen film haftası, yerel sinemacılar için çeşitli imkânlar sunuyordu. Ya da Bergman’ın adadaki son yıllarında dönüşümüne önayak olduğu eski askerî hangar, şimdi film stüdyosu olarak yerel sinemacılar ve öğrenciler için eğitim ve yıl boyu üretim olanağı sağlıyordu. Bunlar önemli imkânlar olarak görünse de, adanın coğrafi ve ekonomik sınırları vardı. Bir haftalık festival ve “Bergman’ın Adası” imajı, hayatları idame ettirebilmek için genellikle yetersizdi. Projeler kısa süreliydi ve kimilerine göre azdı. Öğrenciler adada eğitim aldıktan sonra daha fazla iş bulmak için farklı coğrafyalara göç ediyordu. Yerel hikâyeler yeşeriyor ama adayı terk ediyordu. Sektör filizleniyor, ancak doğal sınırlarını aşamıyordu.

Hostel haline getirilen eski Visby Hapishanesi.

Röportajım bittiğinde stüdyo boşalmıştı. Hapishaneme giden otobüs bir saat sonra gelecekti. Yeteri kadar vakit vardı. Otobüs durağının yanında iskele bulunuyordu; Bergman’ın adasına giden feribot seferleri buradan yapılıyordu. Fakat bu küçük adaya giden feribot seferi yaz dönemine nazaran seyrekti. Açıkçası, büyülü bir yolculuğa da benzemiyordu. Otobüsü beklerken mekânın ve bu yazı özelinde adanın anlamsal paylaşımını düşündüm. Burası Bergman’a göre izolasyon mekânıydı, aynı yıllarda İsveç ordusu için talim mekânıydı. Yerel sinemacılara göre nostalji mekânı ya da sosyo-ekonomik ve ekolojik sorunların mekânsallaştığı bir yerdi. Yerel olmayan sinemacılara göreyse mekân benzerliği sayesinde dünyanın başka bir köşesinde hayal edilen hikâyelerin Gotland’da gerçekleştirildiği bir ada... Kimi zaman bukalemun kimliğine bürünmekte ve uzay gibi görünen bir yer isteyenleri tatmin etmekte, kimi zamansa birilerinin yaşamını durdurduğu ve kaydettiği bir yere dönüşmekteydi. Kısacası, zamanın Bergman’la durduğu değil, farklı yollarla sınandığı bir yerdi. Benim içinse ertesi ay daha hazırlıklı biçimde uğramak istediğim bir kaçış mekânı...

 

 

REFERANS

Ingmar Bergman, The Magic Lantern,  çev. J. Tate, Viking, 1988.

Yazarın Tüm Yazıları
  • Gotland
  • ingmar bergman
  • The Magic Lantern

Önceki Yazı

İNCELEME

Edebi metinlerin görünmezlerini görünür kılan

Hayali coğrafyalar

“Çok değil, bundan on yıl önce tek bir mekâna odaklanırken, bugün Edebiyat Coğrafyaları sayesinde zaman, uzam, hatta zihin haritaları oluşturmakta, bunların bile analizini yapabilmekteyiz.”

ZEYNEP RADE

Sonraki Yazı

PORTRE

Roy Jacobsen'in ardından:

Sessizliği inşa eden eksiltili anlatılar

“Önceki ay kaybettiğimiz Jacobsen'da anlatımın yalınlığı gerçekliğin ham, işlenmemiş biçimini taşımaya ve tartışmaya yöneliktir. Onun dili sessizliğin ta kendisidir. Bu sükûnet İskandinav doğasının soğuk ve dingin ritmini yansıtır.” 

NEDİM DERTLİ
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist