• HAKKINDA
  • YAZARLAR
  • YAZILAR
  • İLETİŞİM
  • DENEME
  • DOSYALAR
  • EDİTÖRDEN
  • ELEŞTİRİ
  • ENGLISH
  • HABERLER
  • HER ŞEY
  • İNCELEME
  • KİTAPLAR
  • PORTRE
  • SANAT
  • SİNEMA-TİYATRO-TV
  • SÖYLEŞİ
  • SORUŞTURMA
  • SPOR
  • TADIMLIK
  • TARTIŞMA
  • VİDEOLAR
  • EVVEL ZAMAN
  • VİTRİNDEKİLER

“Batmadan çıkmasını bilmemiz gerek.”

Yeni romanı Bata Çıka’da dış dünyayla bağı kopmuş bir gemide iktidar ve güç meselesinin insanları nasıl dönüştürebileceğini anlatan Fuat Sevimay'la iktidar ve edebiyat arasındaki ilişkiye dair konuştuk.

Fuat Sevimay

ABDULLAH EZİK

@e-posta

SÖYLEŞİ

15 Mayıs 2025

PAYLAŞ

Bata Çıka kendi içerisinde birçok meseleyi tartışmaya açan bir roman, ki günümüzle de birçok açıdan yakından ilişki kurduğu söylenebilir. Bu noktada çetrefilli, katmanlı bir durumdan/metinden söz ediyoruz. Öncelikle kitabın başlığına değinmek istiyorum. Bu başlık iniş çıkışlarıyla bütün bir hayatı, iktidar ilişkilerini, içerisinde bulunduğumuz durumu özetleyen, özünü içerisinde barındıran bir başlık gibi geliyor bana. Neden Bata Çıka?

Tam da bahsettiğiniz sebeplerle. Bireysel ya da toplumsal hayatlarımız iniş çıkışlarla dolu. Ne kapkara ne de güllük gülistanlık ve bu hayatın hem gerçeği hem de güzelliği. Ama gerek memlekette gerekse dünyada, son yıllarda pompalanan ruh halleriyle hayli karamsar bir hal aldık. Hep batıyormuşuz gibi. Evet, küresel erk mücadeleleri nedeniyle faşizmin normale dönüştüğü, saçma bir zaman dilimine denk geldik ama buradan çıkmak, eşitlikçi demokrasiyi yeniden hatırlamak da bizlerin elinde. Dayanışmayla, birbirimizi anlayarak ve faşizme karşı omuz omuza. Batmadan çıkmasını bilmemiz gerek.

İktidar, iktidarla kurulan ilişki ve muhalefet romanın en temel izleklerinden biri. İktidar olgusunu romanda bu kadar ön plana çıkaran ne oldu? İktidar meselesine siz nasıl yaklaştınız?

Fuat Sevimay
Bata Çıka
İthaki Yayınları
Mart 2025
112 s.

Romanda iktidarı temsil eden muhtelif karakter var. Öncelikle Kaptan. Görece adil ama yaklaşımı köhnemiş. Sonra Çarkçıbaşı; daha girişken gibi ama temeli zayıf. Ardından yelkenlisiyle çıkagelen kapitalist adam. Onun iktidarı bambaşka. Ve bunların hepsinin birbiriyle kesiştiği ve uzaklaştığı alanlar var. İktidar dediğimiz, eğer güçler ayrılığı, denetim gibi modern devletin önemli unsurları yoksa, toplum üzerinde baskıya dönüşen bir aparat olabilir. Her daim.

Devletlerin ya da gemilerin elbette yönetilmesi gerek. Ama yönetici tek adama dönüşüyor, iki dudağının arasından dökülecek sözler bir dolu insanın ya da tayfanın hayatını etkiliyorsa büyük bir arıza var demektir. Aslolan tabana yayılan yönetimdir ve bunun için de katılımcı demokrasi ve ekonomik demokrasi kavramlarının toplumun her katmanına yayılması gerek.

İktidarın gücünü korumak için her türlü hileye, yönteme, davranışa başvurması, birçok farklı örneği görülebileceği gibi romanda da işlenen konulardan biri. Kaptan’ın bu süreçteki girişimleri, kararları ve yöntemleri bize zaten minimal bir örnek sunuyor. Peki, Kaptan’ı iktidarını korumaya bunca hırslandıran ve gücün insan üzerindeki etkisini bunca perçinleyen ne oldu? Kaptan karakteri iktidarla ve güçle nasıl bir ilişki kurar da bu denli tiranlaşır?

Romanın Kaptan’ını tiran diye anmak istemem. Aslında belli ki zamanında babacan birisiymiş ama yöntemleri artık demode. Karşısındaki Çarkçıbaşı’nın tutumu da önemli. Onun bazı şeyler canına tak etmiş ama kriz ânında takındığı tutum, gemiye çöreklenme fikri ve sair de çok sakat. Asıl sorun, bu ikisinin ve diğerlerinin uzlaşıyı kaybettiği yerde geminin hiç kimseye yar olmaması ve kapitalist sömürüyü temsil eden adamın her şeyi kontrol altına alma hali. Ama onun da sonu malum. İşte eğer biz gemide kaptan köşkü kadar makine dairesinin, ambar kadar mutfağın da önemli olduğunu, geminin tüm bu kademelerden müteşekkil olduğunu, bunların hepsinin uyum içinde olması gerekliliğini unutur ve sadece dümenin kimde olduğuna odaklanırsak, yandı gülüm keten helva. O nedenle tekraren, güçler ayrılığı! Güçler ayrılığı!

Gemi bir metafor olarak bütün bir edebiyatın ve hatta insanlığın en önemli/arkaik unsurlarından biridir. Bata Çıka’da da geminin ve onun temsiliyetinin, bütün bir insanlığı kuşatışının önemli bir yeri var. Roman fikri gelişirken bu kurguya ve gemiye nasıl çalıştınız?

Denize, yelkene öteden beri büyük hevesim vardır ve o nedenle terminolojisine iyi kötü hâkimim. Bununla birlikte, yakın zamanda Moby Dick gibi okyanuslarda dolanan bir romanı çevirmem de dilimi çok besledi. Son olarak, bir arkadaşımın gemisinde uzunca bir gün geçirip kaptanından tayfasına bolca fikir aldım ve atmosferi koklama şansım oldu.

Kurguya gelince; ben kafamdaki taslağı oturtmadan yazmaya girişmeyenlerdenim. Ve bu hazırlık için bolca kitap da okudum ama iki eseri özellikle anmak isterim. Birincisi Vedat Milor’un Devleti Geri Getirmek kitabı, ikincisi de Tolga Karaçelik’in Sarmaşık filmi. Biri düşünsel boyutta, diğeri de imgesel boyutta Bata Çıka’yı çok beslemiştir. Duygu ve düşünce denize atılan taş gibi, izi halka halka yayılıyor. Umarım Bata Çıka vesilesiyle, demokratik devleti geri kazanma fikri okurların düşüncesinde de halka halka yayılır. Bu zor günlerde buna çok ihtiyacımız var.

Çarkçıbaşı ve çevresindekiler birçok açıdan birer devrimci, özgürlükçü, yenilikçi figür olarak belirir ve romanın karşı kutbunu temsil eder. Tam da bu noktadan sonra romanın alegorik bir yapı üzerinden hareket ettiği ifade edilebilir. Bu alegorik yapıyı kurarken nasıl bir düşünce dünyası üzerinden hareket ettiniz?

Aslında Çarkçıbaşı’nı devrimciden ziyade liberal diye anmak isterim. Ki liberalizmin siyasal İslam’dan bile boş bir düşünce olduğuna inanırım. Özgürlüğün elma şekeri gibi sunulduğu, toplumlara kof özgürlük alanlarının nakşedildiği, öte yanda ve esasen büsbütün neo-liberal küresel erke hizmet eden bir düşüncedir. Ve toplumun altını oyar. Çarkçıbaşı da bu fikrin kıyılarında. Madem devletler ortadan kalktı, biz borumuzu öttürelim derdinde.

Oysa gemide ve toplumda bizim ihtiyacımız düzgün işleyen bir sistem. Yani kimin hangi liyakatle ne yaptığının belli olduğu, insanların birbirlerine ve daha önemlisi, birbirleri arasındaki güvene ihtiyaç duyduğu bir yapı. Kaptan zaman içinde bu duygudan uzaklaşmış. Sorumluluk bilinci yüksek ama yöntemleri eski. Çarkçıbaşı ise bu duygunun kıyısında bile değil.

Bir önceki sorunun devamı olarak Çarkçıbaşı romanda Kaptan ve çevresindekilerle nasıl bir karşıtlık kurar? Bu karşıtlık romanın zeminini nasıl şekillendirir? İki taraf arasındaki safları bunca belirginleştiren temel mesele nedir?

Daha önce de belirttiğim gibi, Kaptan doğru ama eski, Çarkçıbaşı yanlış ama yeni söylem. Bu ikisi oturup biz nerede yanlış yaptık diye enine boyuna konuşabilseler ve kamplara ayırmak yerine geminin bütün mürettebatını oyuna katabilseler gemi belki de yüzecek. Bir de İkinci Kaptan var tabii. Aslında aklını en doğru kullanan o ama o da fazlasıyla teorik söylemde kalıyor, pratiğe geçemiyor. Tüm bu karakterlerin arasında umutlu olmamızı sağlayacak belki de tek bir kişi var ki, o da sadece romanın sonunda ortaya çıkıyor. Babaannesine “Devlet nedir?” diye soru soran çocuk. Bizim sorular sormamız, düşünceye ve yönetime her boyutuyla katılmamız gerek. Bugünlerde Saraçhane’ye akan gençlikten ve daha küçüklerinden umutluyum. Onlar tek bir safta, eşitlikçi demokrasi safında buluşuyor ve buluşacaklar.

Göç romanın arka planında işlenen başat sorunsallardan bir diğeri. Herkesin yaşamında bir şekilde yüzleştiği, kimi için doğrudan, kimi için dolaylı olarak ön plana çıkan bir konu. Peki Bata Çıka’da göç, iktidar meselesiyle nasıl oldu da bu denli iç içe geçti? Göç roman bağlamında kendisine nasıl bir karşılık buldu?

Fuat Sevimay

Romandaki yaklaşık dokuz karakterden biri göçmen. İkinci Kaptan. Sanırım göçmen deyince kafamızda canlanan prototipin dışında birisi. Bunun özellikle böyle olmasını istedim. Bir de iki Hintli tayfa var. En başından beri kayıplar ve romanın akışında biz onları unutuyoruz. Öldüler mi, kaldılar mı, belli değil. Dünyanın bugününe baktığımızda, ülkeler, kıtalar arasındaki ekonomik dengesizlik korkunç boyuta varmışken, çoğu insan göçmenleri sorun diye görüyor. Yerinden yurdundan edilen insanların topraklarının delice sömürülmesi sorun değil de, onların canlarını kurtarmaya çalışması sorun, öyle mi? Biz ‘80’lerde ‘90’larda Afrika’daki açlığı konuşurduk. Bugün şarlatan faşist Elon Musk uzay mekiğiyle Mars’a gidecek mi falan gibi yepyeni gündemlerimiz var. İnsanlıktan uzaklaştığımız, tuhaf zamanlar yaşıyoruz. Dünyada herkes doğduğu ülkede özgürce yaşasın. Ama memleketi yağmalanan biri varsa da kimse kusura bakmasın, ben o insandan yanayım ve nefretim, kızgınlığım göçmenlere değil, o küresel emperyalistlere, insan hayatını hiçe sayıp stratejik derinlik taslayan rezillere karşı.

Son olarak bütün bir romanın yolculuğu, bize bugüne, bugünün iktidar-muhalefet ilişkilerine, içinde bulunduğumuz ortama dair ne söyler? Edebiyat hayattan, gündelik yaşamdan nasıl ve ne derece beslenir? Kendisine nasıl bir alan inşa eder?

Romanı okuyanlardan ufak ufak “Bata Çıka distopya mı?” soruları gelmeye başladı ve ben ısrarla distopyayla hiçbir ilgisi olmadığını, büsbütün hayatın gerçeği olduğunu söylüyorum. Ayrıca distopyalardan da hiç hoşlanmıyorum. Bizi gerçek sorunlarımızdan, mücadele gücümüzden, umuttan uzaklaştıran, genelde boş işler. Neyse… Asıl mesele şu ki, ben Bata Çıka’yı yazarken kör topal bir demokrasimiz vardı ya da biz, bu ülkenin demokrasiye inanan düzgün vatandaşları varmış gibi davranıyorduk. Oysa bugün anayasa, demokrasi, devleti devlet yapan bir dolu şey ayaklar altında. Devlet fikrinin lağvedileceğini ben mi öngördüm, yoksa akış zaten oraya doğru muydu, bilmiyorum. Bu memleket biz edebiyatçıları hiç konusuz bırakmıyor. Gerçi kimi yazarcıklar dön dolaş kişisel bunalımlarından bahsediyor ama olsun.

Mesele siyasi boyutuyla iktidar değil. Muhalefet de değil. Romanda değindiğim bir kavram var; ekonomik demokrasi! Bu çok çok önemli. Dünyanın ve memleketin kaynakları var ve birileri iktidarı ele geçirip bunları sınırsızca tüketmek derdinde. Öte yanda milyonlarca genç asgari ücretle dahi iş bulamıyor ya da motosiklet üstünde can derdinde. Korkunç! Ve bir şey daha; bizim demokrasinin sandıkla, başkanla, oyla sınırlı olmadığını, yediğimizden içtiğimize varana dek hayatımızın her noktasında varlığını hissetmemiz gerektiğini hatırlamamız gerek. Yoksa battı balık yan gider.

 
Yazarın Tüm Yazıları
  • Bata Çıka
  • fuat sevimay

Önceki Yazı

ELEŞTİRİ

Demir kapılar ve

herkesin masum olduğu suçlar

“İncirlik Yazı, İncirlik Üssü’nün ve simgelediklerinin gerçekleştirdiği yavaş işgalin romanıdır. Siyasetten söz etmeden, çocuk masumiyeti ve doğallığıyla 'anti-emperyalist'tir roman.”

MEHMET ALİ ÇELİKEL

Sonraki Yazı

VİTRİNDEKİLER

Haftanın vitrini – 20

Yeni çıkan, yeni baskısı yapılan, yayınevlerince bize gönderilen, okumak ve üzerine yazmak için ayırdığımız bazı kitaplar: “Biz Erkekler” / Figüran / Hayat Dolmuşu / Hayatımızın En Uzun Kışı / Histeri Bugün / Kanca / Kömür Karası / Sabahattin Ali’nin Ankara’daki İzleri / Şikâyet! / Zihin Haritaları

K24
  • P24 Logo
  • Hakkında
  • İletişim
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

© Tüm hakları saklıdır.
Designed by Katalist