Anne Michaels ve Held:
Hikâyelerle örülü halüsinatif bir roman
“Held semboller, metaforlar, canlı imgeler ve şiirsel bir dille dolu bir romandır. Bu şiirsel yapı, kayıp, sessizlik, tarih ve kimlik gibi temalarla harmanlanır.”
Anne Michaels
Anne Michaels, Kanadalı bir yazar ve şairdir. Eserleri elliden fazla dile çevrilmiş ve dünya çapında birçok ödül kazanmıştır. Bu ödüller arasında Orange Prize, Guardian Fiction Prize ve Lannan Fiction Award yer almaktadır. Michaels 1996 yılında yayımlanan Fugitive Pieces adlı romanıyla büyük bir çıkış yapmış, bu eser pek çok ödül kazanmış ve sinemaya uyarlanmıştır. Sonraki eserleri arasında All We Saw, Infinite Gradation ve 1972 Booker Ödüllü John Berger ile yazdığı Railtracks sayılabilir. 2020 yılında Fugitive Pieces, BBC’nin “Dünyayı Şekillendiren 100 Roman” listesinde yer almıştır.
Michaels’ın eserleri katmanlı yapılarıyla tanınır; bir hikâye diğerinin içine ya da üzerine ustaca kıvrılabilir. Onun yazını geçmişin bazen beklenmedik şekillerde nasıl günümüze musallat olduğuna dair derinlemesine sorgulamalar yapar. Michaels’ın bir sözü yazın dünyasının tümüne dair ipuçları verir: “Tarih eşiktir, bildiğimiz ile bilemeyeceğimiz arasındaki eşiğin ta kendisidir.” Türkçeye Bölük Pörçük Yaşamlar adıyla çevrilen Fugitive Pieces’ta da bu tarih anlayışını ve belleğin önemini sorgular. Şiirsel, yoğun ve imgelerle zenginleşmiş bir dille yazılan Fugitive Pieces hafıza, kayıp, zaman ve tarih temalarını işlerken, doğayla insan arasındaki ilişkiyi keşfeder. Roman Holokost’tan sağ kurtulan bir çocuğun, Jakob Beer’ın yaşamına odaklanır. Jakob, Nazi işgali altındaki Polonya’da Yunan bir jeolog olan Athos tarafından kurtarılır. Ailesi ölmüş, kız kardeşi ise kaybolmuştur. Athos, Jakob’u Yunanistan’a, Zakynthos Adası’na götürür ve burada yavaşça iyileşir. Sonunda Toronto’ya yerleşen Jakob burada tanınmış bir şair ve çevirmen olur, Holokost’un karanlık mirasını keşfeder. Ölümünden sonra Jakob’un mirası yaşamaya devam eder.
Türkçeye Kış Mezarı adıyla çevrilen Michaels’ın ikinci romanı The Winter Vault (2009), Mısır’daki Abu Simbel Tapınağı’nın taşınması sırasında yaşananları anlatır. 1960’larda, Aswan Barajı’nın inşası sırasında, bir mühendis olan Avery ve eşi Jean’in hikâyesine odaklanır. Michaels tarihin kırılganlığını ve ötekileştirilen öznelerini sorgularken, yerinden yurdundan edilen farklı canlıların yaşam hakkını da teslim eder. Michaels’ın üçüncü ve son romanı Held ise 2024 Booker Ödülü kısa listesine seçilir ve ardından Kanada’nın prestijli Giller kurmaca Ödülü’nü kazanır.
Held’de savaş ve savaşın yarattığı travmalar romanın temelinde yer alır. Roman 1917’de Cambrai’de yaralı bir askerin karlar içinde yatan sahnesiyle başlar, ancak hikâye kronolojik ilerlemez. Held kısa paragraflardan oluşan ve her bölümün beyaz boşluklarla ayrıldığı, kesik kesik bir yapıya sahiptir. Bu parçalanmış anlatı, tarih, hafıza ve insanlık üzerine bir kolaj gibidir. Romanın dikkat çeken bir diğer özelliğiyse her bölümün bir su kenarında geçmesidir; bu anlatıya ve karakterlere süreklilik hissi verir.
Kadınların hikâyesi
Held dört güçlü, zeki ve dürüst kadından oluşan bir ailenin hikâyesini anlatır. Yetenekli fakat özgüvensiz bir sanatçı olan Helena, Birinci Dünya Savaşı’ndan yaralı dönen kocası John ile bir fotoğraf stüdyosu işletmektedir. Kızları Anna, Piedmont’tan gelen Marksist bir şapkacıyla evlidir. Ardından savaş alanlarında görev yapan doktor Mara ile tanışırız. Son olarak, Mara’nın kızı Anna aynı adı taşıyan annesinin izinden gider. Bu kadınlar sanattan siyasete ve toplumsal adalete kadar uzanan bir dizi konuda erkek egemen tarihe karşı kendi hikâyelerini yazarlar ve doğrusal tarih anlayışına meydan okurlar. Bu temalar onları tanınmış tarihî figürlerle de bağlar. Örneğin dokuzuncu bölümde fizikçi Ernest Rutherford’a ve kimyagerler Marie ve Pierre Curie’ye rastlarız. 1908’de Paris’te Curie’nin doktorasını kutlamak için bir araya gelirler; konu hızla dönemin ünlü medyumlarından Madame Palladino’ya kayar. Bu tartışma Held’in merkezindeki çatışmayı da yansıtır. Romanda bilimsel bakış açılarıyla hayatı şekillendiren, daha belirsiz, uçucu ruhsal güçler arasındaki geçirgenlik ve tekinsizlik ön plana çıkar. Michaels bu temayı işlerken Sırp-Amerikalı şair Charles Simic’in The Life of Images adlı eserindeki bir ilkeye de değinir. Simic, “tüm sanatların imkânsız bir durumu anlattığını” ve yazmanın “kelimesizlikten kelimelere yapılan kaba bir çeviri” olduğunu savunur. Held’in özünde dünyaya tam anlamıyla tanıklık etmenin imkânsızlığı yatar.
İmgeler ve şiire yakınlık
Fugitive Pieces’ta olduğu gibi Held de savaşın sonuçlarıyla mücadele eden bir genç erkek karakterle başlar. Roman 1917’de Fransa’daki Cambrai yakınlarındaki bir savaş alanında, John’un yanındaki ölü askerin boş gözleriyle birlikte karlar içinde yattığı sahneyle açılır. John’un zihni gerçek zamanlı gözlemlerle geçmişin karışık imgeleri arasında gidip gelir: Kuzey Denizi limanları, genç yaşta ölen denizci baba, kederli anne... Ancak en büyük rahatlama eşi Helena’ya dair anılarıdır: Bir kırsal handa tesadüfen karşılaşmaları, Helena’nın elbisesinin ipek dokusu... Michaels mekânı gerçekçi bir yıkım atmosferiyle tasvir ederken imgeler ve nesneler üzerinden duyguları uyandırır. Bu Washington Allston’ın 1840’ta ortaya koyduğu “objektif karşılık” (objective correlative) kavramını okura hatırlatır. Ancak Michaels sadece imgeler üretmekle kalmaz, aynı zamanda metnin derin düşünsel boyutlarını da ön plana çıkarır. Heldgeçmişin şimdiki zamanla iç içe geçişini ustaca işler; geçmiş her ânın içinde gizlidir. Helena’nın bilinç akışından süzülen imgeler John’un çevresindeki görsel arka plana entegre edilerek geçmiş ve şimdiki zamanın imgeleri birleştirilir.
Sonuç olarak Held semboller, metaforlar, canlı imgeler ve şiirsel bir dille dolu bir romandır. Bu şiirsel yapı, kayıp, sessizlik, tarih ve kimlik gibi temalarla harmanlanır. Karakterlerin içsel dünyalarının derinliklerinde Michaels’ın tarih ve bilim üzerine yaptığı araştırmalar da kendini gösterir; fakat bu, eserin bütünlüğünden asla ödün verdirmez. Michaels’ın bir tür akordeon yapısına benzer bir kurmaca yarattığını, bu kurmacanın ülkeler ve zaman dilimleri arasında geçiş yaparken uzayıp tekrar sıkıştığını söyleyebiliriz. Daha dikkatsiz ya da amatör bir yazarın elinde bu son derece kafa karıştırıcı olabilirdi, ancak Michaels her zamanki dil ustalığı ve metnin içine yerleştirdiği anımsatıcı öğelerle bizi yönlendirirken asla yolumuzu kaybetmemize asla izin vermez. Burada yazarın nazikliğiyle teknik ustalığın dengesi büyüleyicidir. Derinlikli bu roman tüm katmanlarını ortaya çıkarmak için yavaş ve dikkatli bir okuma gerektirecektir. Heldiçsel hayatlarımızın –neye ulaşmak istediğimizin, neyi değerli gördüğümüzün– tarihin bir ölçüsü olduğunu savunur. Roman bizi mevcut âna getiren güçleri anlamak isterken umudu son çare olarak değil, temel bir ilke olarak sunmak ister. Umut bir lüks değildir; o bizim direncimizdir.
Held’i okuyacaklar için Anne Michaels’ın kendi sözleriyle bitireyim:
“Yazdığım her şey bir tür tanıklıktır – savaşa, kayıtsızlığa, her türlü unutkanlığa karşı.”
Önceki Yazı
Aile mitleri
“Sadece kendi bireylerine eziyet edebilen bir kurum olarak değil, toplumsal bir suç aleti olarak aile: Narin Güran davası. Ve AKP Milletvekili Galip Ensarioğlu’nun, cinayete ilişkin, aile dostları olduğundan bilip de söylememesi gereken şeyler olduğunu alenen belirtmesi…”